Samuel Taylor Coleridge

Samuel Taylor Coleridge

8.9/10
11 Kişi
·
29
Okunma
·
8
Beğeni
·
641
Gösterim
Adı:
Samuel Taylor Coleridge
Unvan:
İngiliz Şair, Eleştirmen, Filozof
Doğum:
Birleşik Krallık, 21 Ekim 1772
Ölüm:
Birleşik Krallık, 25 Temmuz 1834
Samuel Taylor Coleridge (d. 21 Ekim 1772 - ö. 25 Temmuz 1834) İngiliz bir şair, eleştirmen ve filozoftu. Arkadaşı William Wordsworth ile beraber, İngiltere'deki Romantizm hareketinin kurucuları arasında gösterildi. Kubla Khan en önemli eseriydi, ancak Biographia Literia en fazla saygı görülen eseri olarak gösterildi. Coleridge'ın, eserlerini çoğunlukla uyuşturucu aldıktan sonra gördüğü halisünasyonların etkisinde yazdığı (bkz.: Kubla Khan) bilinmektedir. Kubla Khan'da, uyuşturucu aldıktan sonra gördüğü halisünasyonları, Kubilay Han'ın sarayı gibi tasvir etmiştir
O let me be awake, my God!
Or let me sleep alway..


Rüya olmasın, uyanık olayım, Tanrım!
Ya da uyuyayım sonsuza dek..
Kainattaki gözle görülemez Alemlerin sayısının, gözle görülebilir olanlardan daha çok olduğuna kolayca inanırım.
Yüzünü gördüğüm anda anlarım,
Beni dinleyecek kimseyi tanırım:
Bu hikâye hemen ona anlatılır.
Samuel Taylor Coleridge
Sayfa 153 - İletişim Yayınları, epub
Gelin salona attı adımını
Bir gül kadar kızarmıştı
Önünden gidiyordu o şen şakrak çalgıcılar
Sallayarak başlarını
Tırmandı öyle göğe gezgin Ay,
Durup kalmadan bir an hiçbir yerde;
Tırmandı yükseklere yavaş yavaş,
Bir iki yıldızla beraberinde.
Alay edercesine o boğucu denizle
Kırağı gibi yayıldı her yere ışığı,
Ama geminin dev gölgesinde
Değişmedi bir an için bile
Büyülü suyun korkunç kızıllığı.
Samuel Taylor Coleridge
Sayfa 75 - İletişim Yayınları, epub
O gün bugündür, beklenmedik bir anda
Başlar gene o büyük acı bende
Ve anlatana dek bu korkunç hikâyeyi
Yanıp tutuşur yüreğim içimde.
Samuel Taylor Coleridge
Sayfa 133 - İletişim Yayınları, epub
Sis, bulut demedi, direğe tünedi,
Geldi dokuz akşam geminin peşinden
Ve gece boyu, sis varken koyu,
Bembeyaz ışıdı Ay, beyaz sisin içinden
Samuel Taylor Coleridge
Sayfa 48 - Şavkar Altınel
Day after day, day after day,
We stuck, nor breath nor motion;
As idle as a painted ship
Upon a painted ocean

Günler günleri izledi böyle,
Durduk orada hiç kıpırdamadan
Ressam elinden çıkmış bir gemi gibi,
Ressam elinden çıkmış bir denizde duran
Gece gibi ülkeden ülkeye geçerim;
Garip bir söz gücüm vardır;
Yüzünü gördüğüm anda anlarım,
Beni dinleyecek kimseyi tanırım:
Bu hikaye hemen ona anlatılır.
Doré’nin harika tasarımlarıyla süslü, İngilizce metnin de eklendiği bir kitap. İngilizceden okununca ayrı bir lezzetli oluyor. Yaşlı bir gemicinin ağzından anlatılan olaylar dizini sanki biraz da metafiziksel illüstrasyonlar içeriyor. Tek söyleyeceğim şey şiiri orjinal dilinden okumanızdır. Çünkü şiirde maalesef kafiye düzenini korumak için orjinal metinde oynamalar olabiliyor. Okurken bir klasik müzik açarak istifadenizi arttırabilirsiniz. Saygılarımla...
"...
Water, water, everywhere,
Nor any drop to drink."
Bu dizeleri ilk duydugumda universite birinci sınıf öğrencisiydim. Garip bir yanılsamayla F.Drake ile ilişkilendirdim. Yıllar sonra kitabı okuyunca bu aptallığıma gülümsedim. illüstrasyonlara goz atinca basit bir eser oldugunu dusunerek esere haksizlik etmisim biraz. cocuk kitabi gorunumlu bu manzume hayati kutsal bir donguyle anlatan antik bir Sisifos soyleni. nedir bu kadar abarttigin derseniz kisaca bahsedeyim. yasli bir gemicinin siradisi yolculugu aslinda bizim siradan hayatlarimizin ozeti. kitap anlatici ve dinleyen arasinda geciyor. kararsiz bir dugun konuguna hikayesini aktaran denizcinin agzindan dinliyoruz yasami. Ve denizden dogar oyku.

“Rıhtımdan uğurlandık, sefere yollandık,
Çıkıp limandan açtık yelkenleri,
Ardımızda kaldı kiliseyle tepe,
Ardımızda kaldı deniz feneri.

Güneş doğdu sol yanımızdan,
Doğdu içinden denizin;
Işıdı var gücüyle ve ateşten yüzüyle
Battı sağda içine denizin.

Tırmandı daha yükseğe her gün,
Ta ki öğle vakti geldiğinde - ”

Bir muddet sonra bir kuş misafir dahil olur sefere: albatros. Getirdigi ruzgarlarla tayfalarin gonlunu kazanip kutsallastirilir.

"Gemiciler onu çağırdığında.

Sis, bulut demedi, direğe tünedi,
Geldi dokuz akşam geminin peşinden
Ve gece boyu, sis varken koyu,
Bembeyaz ışıdı Ay, beyaz sisin içinden"

ancak nedendir bilinmez yasli gemici olduruverir kusu ansizin.“Kaptım oklu tüfeği, çektim hemen tetiği /Aldım albotrosun canını." Bu olay pek cok ugursuz hadiseye yol acar. Peki gemici albatrosu neden oldurdu? İlk aklimizda kivilcimlanan soru bu olur. Velakin kitabi bitirdikten sonra albatrosa donusup kosar adim beni katletmeye calisan ic sesimden kacan ben şu soruyu düşünmeye başladım: gemici albatrosu neden öldürmesin ki?edebiyatın her alanında yer edinen kuşlar özgürlüğü ve insanı aşan pek çok duyguyu simgeler. Yazdıgım dönemlerde alegorik bir hikayemde ben de faydalanmıştım kuşlardan. "..kuşu öldürdüler içinden avuç avuç kanat fışkırdı." diyerek saçmalamıştım biraz. :) peki gerçekten kuşun niyeti uçmak mıydı insancıl olmayan göklerde? Cemil Kavukçu bir hikayesinde kuşlar için; "Şairlere, yazarlara, bestekarlara, senin gibi duygusallara ilham veren o kuşlar hiç de masum değil. Denizlerde balık mı kaldı? Ne bulsa yiyor canavarlar. Onlara kefen giymiş çöplük kargaları diyorum." der. Gene insaflı olup masum görelim onları ama er ya da geç albatros öldürülmeli ve kendi elimizden olmalı ölümü. Kuşu göğüs kafesimize alarak tekrar soralım ; icinde suruklendigimiz adina beden dedigimiz bu gemide bir anda karsimiza bizden daha yuce bir dalgalanmayla cirpinan bir yaratik cikiyor ve onu bogazliyoruz. Ne canice değil mi? Oysa hikayenin aslı bu değil. Kuşcağıza saygı gösterip avucumuzda besleriz güzelliğini. O tombul kuş güçlendikçe bağrımızda zehirli bir ok saplanmaz mı her kanat çırpışında. Tüylerindeki çiğ aydınlıktan sarhoş olmakla gecen ömrümüz dingin bir hayaldir artik. Peki ya bu devingen saadetin arkası? Boşlukta süzülen bu kuşu zifiri karanlığa yollamanın vakti degil midir? Albatrosun katran karasına bulanmış tüylerinden kendi esaretimizi söküp almalıyız. Bu bir kıyım ritüelinden çok sonsuzluğa dumen krma denemesi. yasamda olumu, olumde yasami kanatlandirabilmek adina. gemicimiz de bu asamadan sonra tanik oldugu hadsiz tehlikede bunu yasama huzuru bulur. simdi adamin basina gelmeyen kalmadi neresi guzel bunun diyeceksiniz talihsiz okuyucu. ancak oku ceken sonsuzluga tesne el durtmustu gemiciyi, beni ve sizi de.

"Ah, Düğün Konuğu, bil ki ruhum
Yalnızdı uçsuz bucaksız bir denizde;
Öyle ıssız bir yerdi ki orası
Yoktu neredeyse Tanrı bile."

Gemici, ruhunun issizliginda yureginde gunahinin agirligi boynunda hac misali sallanan kurbaniyla kimi zaman olumle karsilasir, kimi zaman icindeki seslerle. Gokyuzu ve denizin ortasinda dunya denen gokkusagina dahil olmusur. Bu onun icin bir ayrilis degil kesiftir. Albatrosunu uzanip gogsune hapsetmis arayisini heybesine atmistir.

"Su, su, nereye baksan yalnızca su,
Ama hiçbir yerde yok içecek bir damla"

Bu dize arayisin ve ruhun derinliklerine seruvenin gerekliligini niteler. Gemicinin yolculugu ruhani boyutta ulasir ve hepimiz gibi bu sefere cikmaya can atar.
"Güç bulamadan gülmeye, feryat etmeye
Kaldık o kuraklıkta sesimiz çıkmadan.
Isırıp kolumu emdim oradan kan,
Haykırdım ‘Gemi geliyor!’ diye."

Olumun ziyaretinden sonra vuku bulan olaylar katatonik tayfalar, mekanik calisma ilkeleriyle hareket eden bedenler ve digerleri Sisifosun kayasini tasimaya ilk elden gonullu olanlar. Kusu oldurdugu icin gemici bu cezadan azat mi edilmistir? Hayir, onun yükü daha ağırdır. Ölümle kucaklaşmış bir ruhta çürümüş bir hikayeyi taşımak.
"Korkuyorum o kor gibi gözlerinden,
Korkuyorum o sıska, boz elinden de.”
“Korkma, Düğün Konuğu, korkma hiç;
Bil ki ölmedi bu gördüğün gövde.

Yalnızdım, yalnızdım, yapayalnızdım
Uçsuz bucaksız bir denizde
Ve işkence içindeki ruhuma
Merhamet etmedi çıkıp bir aziz de.
...
Gece gibi ülkeden ülkeye geçerim;
Garip bir söz gücüm vardır;
Yüzünü gördüğüm anda anlarım,
Beni dinleyecek kimseyi tanırım:
Bu hikâye hemen ona anlatılır."

Evet bu manzume ilk çağ hikaye anlatıcıları kadınların eğirdikleri ip gibi döner dolaşır tinden tine. Gemicinin dediği gibi garip bir ağla avlar bizi. Belki bir albatrosla. Dikkatimi çekenler üzerinde durdum daha çok ancak yetkin bir göz alegorik numayisleri goz onune alirsa okunacak daha cok sey var eserde. simdilik albatrosumu avlamakla yetinecegim. bir sonraki okumada pesine takilma firsati bulurum belki.
Anlaşılmayan kitaba anlaşılır bir inceleme yazmayı isterdim ama pek olmadı galiba.

Kitap, bir geminin sürüklendiği girdabı, yaşanan garip şeyleri ve yaşlı gemicinin ülkesine dönüşünü anlatıyor..

Kitabın destansı bir havası var, nasıl anlatsam şiir ama roman gibi bir şiir..

Yaşlı Gemici ”nin bu kadar sevilmesinin, İngiliz dilinin ölmez eserlerinden biri olmasının nedeni, yalnız şiirin çocuksu basitliği ve güzelliği değil, içindeki pek çok şeyin ne anlama geldiğinin kesin olmaması, yoruma ve yeniden okumaya hep açık olmasıdır.

Anlatıldığı kadar anlaşılmaz bir kitap, yaşlı gemici, ALBATROSUN canını alıyor ama neden aldığı bilinmiyor.

Anlatacaklarım bu kadardı okumak isteyenlere keyifli okumalar...
Ölümsüz Coleridge'in ölümsüz eseri... Gustave Dore'un resimleriyle ve Tiger Lillies'in bu şiiri dark caberet yaptığı albümüyle birliktte keyifle okudum. Sadeliğin içinde yoğun ve çok katmanlı imgelemler, beni çok etkiledi. Şiirin bu yoğunluğunun başına Orhan Pamuk'un önsözü ve sonuna Şavkar Altınel'in sonsözü de eklenince çok güzel bir kitap ortaya çıkmış.
Kitaba yazdığı önsöze Orhan Pamuk “Kar” romanında Şair Ka ile Coleridge arasında kurduğu bağlantıyı hatırlatarak başlar ve yazıda iki husustan bahseder: Coleridge sevgisi ile şiir ve roman.

Coleridge, Pamuk için Dostoyevski ya da Borges gibi dönüp dönüp okuduğu, tüketemediği ve hakkında yazılmış bütün kitapları edindiği bir isimdir. Coleridge’in Edebi Biyografi’sini, not defterlerini arada bir gelişigüzel bir yerinden okumayı çok sever. Bitmek tükenmek bilmez bir entelektüel enerjisi vardır Coleridge’in: çok okur, durmadan okur, en tuhaf, en ilgisiz, en ücra konularda. Eline ne geçerse okuyan tiplerdendir. Bu okuma merakı dünyayı bilip anlamaya yöneliktir. Kitap okuyarak, düşünerek, tek başımıza yaratıcı bir şekilde ve özgürce kafamızı kullanarak dünyayı kavrayabileceğimize ilişkin iyimser inanç, modern edebiyatın ve bireysel özgürlük duygusunun da başlangıcıdır.
Yazımın tamamı için: https://karakugublog.wordpress.com/2016/09/08/yasligemici/
Şiirin estetiği ile hazin bir hikayenin buluştuğu kitap...
Rüya olmasın, uyanık olayım, Tanrım,
Ya da uyuyayım sonsuza kadar....
Herkese iyi pazarlar, kitap okumanız bol olsun dostlar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Samuel Taylor Coleridge
Unvan:
İngiliz Şair, Eleştirmen, Filozof
Doğum:
Birleşik Krallık, 21 Ekim 1772
Ölüm:
Birleşik Krallık, 25 Temmuz 1834
Samuel Taylor Coleridge (d. 21 Ekim 1772 - ö. 25 Temmuz 1834) İngiliz bir şair, eleştirmen ve filozoftu. Arkadaşı William Wordsworth ile beraber, İngiltere'deki Romantizm hareketinin kurucuları arasında gösterildi. Kubla Khan en önemli eseriydi, ancak Biographia Literia en fazla saygı görülen eseri olarak gösterildi. Coleridge'ın, eserlerini çoğunlukla uyuşturucu aldıktan sonra gördüğü halisünasyonların etkisinde yazdığı (bkz.: Kubla Khan) bilinmektedir. Kubla Khan'da, uyuşturucu aldıktan sonra gördüğü halisünasyonları, Kubilay Han'ın sarayı gibi tasvir etmiştir

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 29 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 29 okur okuyacak.