Savaş Ş. Barkçin

Savaş Ş. Barkçin

Yazar
9.3/10
81 Kişi
·
179
Okunma
·
67
Beğeni
·
2552
Gösterim
Adı:
Savaş Ş. Barkçin
Tam adı:
Savaş Şafak Barkçin
Unvan:
Şair, Siyaset Bilimci, Bürokrat, Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1966
1966’da Ankara’da doğdu. Boğaziçi Ü. Siyaset Bilimi Bölümü’nden mezun oldu (1989). Washington’da Johns Hopkins Üniversitesi, SAIS okulundan master derecesi (1996), Bilkent Üniversitesi’nden siyaset felsefesi doktorası aldı (2001). 1989’da Devlet Planlama Teşkilatı’na girdi. 2003’te TİKA başkanlığına atandı. TÜBİTAK’ta Başkan Danışmanı olarak görev yaptı (2004-2007). 2009’da Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başmüşavirliğine atandı. Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte onun Başdanışmanı oldu. Uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi ve medeniyet konularında pek çok konferans ve dersler vermiştir, aynı zamanda profesyonel bir moderatördür. Müzik, tarih, şiir, tasavvuf ve edebiyat Dr. Barkçin’in başlıca ilgi alanlarıdır. Bu alanlarda pek çok yazıları, kitapları, üniversite dersleri, tercümeleri, televizyon programları ve konferansları vardır. Aralık 2013’te klasik bir divan olan “Dîvân-ı Zerefşân”ı yayınlamıştır. Serbest ve hece ölçülü şiirleri vardır.
Bir sabah Japon NHK World televizyonunu seyrederken işittim. Bir Japon bilim adamına ömrü boyunca öğrendiği en önemli dersin ne olduğu sorulunca şu cevabı verdi: '' Ne yapman gerektiği, ne yapmak istediğin ve şu anda ne yaptığın aynı ise mutlusun demektir.''
Savaş Ş. Barkçin
Sayfa 14 - İnsan Yayınları
Hiçbir şey bilmeyen ve daha da kötüsü bilme ihtiyacı hissetmeyen kişilerin torbaları hazır fetvalar, yargılar ve ön yargılarla doludur.
Savaş Ş. Barkçin
Sayfa 36 - İnsan Yayınları
Madem gönül Allah-ı Teâlâ'nın nazargâhıdır, o zaman sen asla yalnız olamazsın. Allah seninledir. Şeyh Gâlip Dede'nin söylediği: "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen" diyor. Bu Hazreti Ali Efendimizin bir sözünün şerhidir. "İnsanoğlu, kâinatın bir özetidir" der Hazreti Ali Efendimiz. Onun için kendini küçük görmeyeceksin. Kalbin bir aklı vardır, aklında bir kalbi vardır.
Başkası olmak için çabalarken, kendimizi unuttuk. Yerimizi, yolumuzu, yurdumuzu, halimizi, mazimizi. istikbalimizi unuttuk.
Savaş Ş. Barkçin
Sayfa 102 - İnsan Yayınları
Mesela coca cola, 2003 te Amerikan Çocuk Dişçiliği Derneğine 1 milyon dolar bağış yaptı. Aynı yıl bu "bilimsel" dernek "çocukların diş hastalıklarında kolalı içeceklerin rol oynadığına dair kesin bir bulguya rastlanmadığını" açıklayıverdi.
Aynı şeyi cep telefonlarıyla ilgili araştırmalarda da görüyoruz.
Bizim televizyonlarda reklamlarda "bilmem ne" derneğince onaylanmıştır ibaresi gördüğünüz ürünler de aynı şekilde...
Böyle reklamlar görünce anlayın ki o firma o bilimsel derneğe yüklü bir bağış yapmıştır, ayıbını örtmek için...
...Batılılar bir Sezai Karakoç’un , bir Cemil Meriç’in, bir Kemal Tahir’in neden tercümesini yapmazlar, onlara ödül vermezler? Çünkü onlar millidir, yerlidir...
Savaş Ş. Barkçin
Sayfa 174 - mostar (Düşünce Serisi)
''Kendi'' olmadığı yerde dünyanın, hayatın,işin,fikrin,ilmin sanatın anlamını sadece başkaları belirler. Kendisizliktir asıl gaybûbet.
Savaş Ş. Barkçin
Sayfa 99 - İnsan Yayınları
Kendine "usta" diyene Neşet Ertaş şöyle der:
Estağfirullah, usta Allah'tır. Ben yaratıldım...
322 syf.
·59 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle bu kitabın bu kadar az okunmasının beni üzüyor olmasından başlamak istiyorum. Gerçekten okuduğunuz zaman size hiçbir düşünce kapısı açmayan, ufkunuzu genişletmeyen, bakışınıza bir katman daha eklemeyen, sadece arzu edilene göre tasarlanmış, yazılmak için yazılmış onca eser çoksatanlarda kendine yer buluyor. Fakat bu kitabın okunma sayısı burada yirmiyi bulmamış. İnsan üzülüyor. Çünkü bu kitabı lise gençlerinin tamamı okumalı, hatta okulda bir dersi olmalı. Haftada 2 saat bu kitapta anlatılanlara ayrılmalı. Çünkü gerçekten unutmuşuz, kendimize yabancı olmuşuz. Bizim dediğimiz birçok şey bizi şaşırtır olmuş.
Bu kitap ne yapıyor biliyor musunuz? Dünyanın hangi çarklar etrafında, hangi dişlilerle döndüğünü çok net bir şekilde önünüze seriyor. Dişlerini geçirmek için gizliden an kollayan Avrupalı, çağdaş, batılı insanın nasıl ikinci bir yüzü bünyesinde barındırdığını size örneklerle çok net bir şekilde gösteriyor. Kitabın en güzel kısmı zaten verdiği örnekleri. Pek çoğunuz düşünce kitabı okumuşsunuzdur. Birçok düşünce kitabında düşünceler felsefi bir altyapıyla verilirken bu kitapta düşünceler çok net, hayatın içinden ve anahtar kilit uyumu şeklinde tasarlanmış örneklerle veriliyor. Sürprizi bozmak istemediğimden bu örnekleri uzun uzun burada anlatmak istemiyorum. Tabii ki her düşünceye birebir katıldığım söylenemez. Fakat bu kitabın okunması lazım yav. Gerçekten okuyun, önerin, paylaşın ama en başta siz, uyanmak için okuyun. Kitabı bitirdiğinizde gerçekten bana hak vereceksiniz.
Bir alıntı ile bitirmek isterim.

"Vakit nakittir," sözü batılıların "Time is money," sözünden tercümedir. Kapitalist mantığın her şeyi parasallaştıran çarpık zihniyetine göre bu doğru bir sözdür. Ama bize göre çok yanlıştır, çünkü bizim medeniyetimizde vakit nakit değil, bir değerdir."
384 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
biz batılı değiliz olmayacağız da. uzun süredir bu kadar severek bu kadar katılarak her cümlesinde kaybolarak okuduğum bir kitap olmamıştı, yazarın kalemine sağlık. kitabı şuur kazanmak ve bilinç arttırmak adına mutlaka okumalısınız, kültür seviyesinde de çok büyük etkisi olacağını düşünüyorum. üslubu biraz ağır ama akıcı ilerliyor ve sürekli okumak istedim, biraz konsantre gerektiriyor. elimde olsa çizdiğim her satırı burada paylaşırım. kitabın okunmasını o kadar çok istiyorum ki, sevdiklerime bu kitaptan hediye etmekten başlayacağım.
384 syf.
·36 günde·Puan vermedi
“… gönlünün farkında ol. Karşındakinde de gönül var, o farkında olmasa da sen ol. Sen ne kadar mutebersen, o da o kadar muteber. Ona göre davran ona göre hürmet et. Senin kalbin kırılsın ama sen kırma. İncinsen de incitme.”

Bazı kitaplara nasıl yorum yapacağımı bilemiyorum, nedeniyse kafamın karışıklığı. Kütüphanemi oluştururken seveceğimi düşündüğüm, uzun yıllar kitaplığımda bulunmasını ileride çocuklarıma, torunlarıma okutmak istediğim kitapları satın alıyor hatta altını çizerek, notlar alarak okuyorum ki gelecekte okuyana benden mesajlar iletsin. Kalbin Aklı’nı da aldığım ilk anda hevesle kitaplığıma yerleştirmiş okunacağı güne dair de güzel kapağıyla bakışmıştık.

Aslında sevmekle sevmemek arasında gidip geldiğim, pek de sevemediğim kitaplara da genelde yorum yapmamayı tercih ediyorum. Kalbin Aklı da onlardan biri oldu, nedenlerini de ayrıntıyla yazacağım. Gelenekten Geleceğe programı ile tanıdığım Savaş Barkçin’in okuduğum ilk kitabı Kalbin Aklı. Hem adına hem de kapağının zarafetine vurularak geçen yıl fuardan almıştım, okumak şimdiye nasipmiş. Uzun sayılabilecek bir zaman diliminde yavaş yavaş ara vererek okudum.

Kitapta kalp ile akıl arasına sıkışmış olan günümüz insanına medeniyeti hatırlatmak medeniyetten de önce kendi içindeki özü hatırlatmak, özümüzdeki güzelliği göstermek adına kaleme alınmış kırk yazı, altı tane de mülakat yer almakta. Yazıların bazıları kitap için özel olarak yazılmış bazıları ise muhtelif dergilerde daha önce yayımlanmış. Yazıların ortak noktası Türk insanı olarak kendi özümüzü, kökümüzü, tarihimizi, edebiyatımızı, müziğimizi bilinç ve idrâkle bilmemiz ve bu bilgiyle Batı’ya ve ne Batılı ne de Doğulu olabilen, bir o yana bir bu yana yalpalayan su yosunu gibi yönünü kestiremeyen ve ortada sıkışıp kalan, sıkışıp kaldığı gibi de size sürekli serzenişlerde bulunan, istemediğiniz halde akıl vermeye çalışan kendisini “entelektüel” olarak görüp de kendine toz kondurmayan ama çevresini, milletini küçümseyen insan tipine karşı kendimizi, güzeli, iyi olanı önce içimizde olan özle sonra da kökümüzün sağlamlığıyla savunmak ve kendimizi bu bilginin, bilincin ışığıyla ileriye taşımak.

Yazıların temelini oluşturan bu düşünceyi beğendim, bunun yanı sıra yazar, kitap içerisinde çeşitli kelimelerin kökenine de değinerek sözcükler hakkında da bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Yazar kültürel birikimi yüksek olan, tarihimizin, müziğimizin, köklerimizin farkında olan biri yazılarından bunu rahatlıkla fark ediyorsunuz.

Ne kadar güzel bir içeriği varmış Mine, sen kitabı niçin sevip sevmemek arasında kaldığını söylüyorsun, dediğinizi duyar gibiyim. Şimdi ise sevemediğim bölümüne geliyorum, yazıların temel düşüncesi takdire şayan, doğru ama maalesef ki yazılar arasında tutarsızlıklar vardı kitapta. Örneğin; yazar 44. Sayfada benim altını çizdiğim şu sözü yazmış:
“Kendimiz olmak için dâvâmız olmalı. Çünkü dâvâsı olmayanın iddiası olmaz.”
Sonra 374. Sayfaya geliyoruz aynı yazar şu cümleleri söylüyor (söylüyor çünkü bu kısım mülakat):
“Kişinin davası olması iyi bir şey ama iddiası olması iyi bir şey değildir. İddia, hâşâ yaratıcılık imâ eden bir şeydir.”
Bu iki cümle arasındaki tezatlık insanın kafasını karıştırıyor.

Sonra yukarıda yazdığım: “Senin kalbin kırılsın ama sen kırma. İncinsen de incitme.” gibi mütevazı bir cümle kuran yazar, kitabın 301. Sayfasında: “Kibirliye karşı tevazu değil, kibir göstermek edebdir.” yazıyor. Okurun da yine kafası karışıyor ayrıca o son cümleye asla katılmıyorum. Kibirli bir kişiye karşı biz de kibir gösterirsek farkımız ne olur? Bu nasıl edep olur? Sırf bu cümle için bile sayfalarca yazı yazarım ama yorumum zaten uzun daha fazla uzatıp okuyan arkadaşları sıkmak istemiyorum. Kitabın neredeyse her sayfasında Mevlana’dan alıntı varken yazara “Ne olursan ol yine gel” cümlesini cümlenin felsefesine vararak okumasını tavsiye ederdim çünkü ben en çok kibirli bir insan olmaktan korkarım (bir de kin tutmaktan) karşımda başlangıçta kibirle davranan bazı öğrencilerimin de onlara olan yaklaşımımla yavaş yavaş tevazu kazanmalarını izliyorum zaman zaman. “Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir!” diyen peygamber ümmetindeniz elhamdülillâh. Özümüzdeki güzellikte kimseye karşı kibir yoktur benim görüşümce.

Beğenmediğim bir başka yeri ise kaynak kullanılmayışı. Kitapta tarih ve edebiyat üzerine birçok anlatı var ve bunların hangi kaynaklara hangi belgelere dayalı olarak yazıldığına dair hiçbir kaynak yok. Kitap bir kurgu kitabı değil içinde belirtilen yerler de devletler de insanlar da gerçekte varlar, var olmuşlar ve bir şey yazılıyorsa aynı cümleleri okuduğumuz başka kaynakların da varlığını bilmek biz okurları çok daha memnun edecektir.

Farkındayım ki uzun bir yorum oldu bana kalsa daha da yazarım da neyse, gerçekten sonuna kadar okuyan arkadaşlardan haklarını helâl etmelerini dilerim. :)
560 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Osmanlıyı tamamen inkâr edip, geçmişini yok sayan kabul etmeyen grup ile, Osmanlıya körkütük aşık gibi davranıp onu anlamaya çalışmadan hayran olan iki ayrı grubunda nasıl bir yanlış düşüncede olduğunu anlatan harika bir kitap.
Osmanlının kuruluşundan yıkılışına nasıl bir yol izlediğini, nasıl bir akıl haritası ortaya koyduğunu çok temiz bir dille ortaya koymuş yazar.
Siyaset ve tarih bilgimin yetmeyip aklımda bir çok soru işareti bırakan konuları anlamamda çok yardımcı oldu bu kitap bana . Umarım okuyacak olanlarda kendi sorularının yanıtlarını bulurlar. Israrla tavsiyedir.
322 syf.
·29 günde·Beğendi·10/10
Bu kitapta toplumumuzun en büyük sıkıntılarının temelinde olan "kendi olabilmek" meselesi çok iyi bir şekilde işlenmiş. Kitabı okurken "evet, aynen öyle, ne kadar da doğru" dediğim çok yer oldu. Bakış açımı değiştiren, daha doğrusu geliştiren ve genişleten, okuduğum nadir kitaplardan biriydi. Inanın ilk okul öğrencilerine hayat bilgisi kitabi yerine bu kitap okutulsaydı çok daha faydalı olurdu. Kitap çok sade, akıcı ve sohbet havasında seyrediyor. Bolca görsel kullanılmış ve tarihsel olaylar ile kitabın vermek istediği mesaj sağlam temeller üzerine atılmış. Kitabın temel amacı çevrenize bir nebze olsun farklı bir göz ile bakıp bazı şeylerin farkına varmanızı sağlamaktır. Neden müslüman kimliğimizden , Türk kimliğimizden utanıyoruz? Neden diğer insanların bizim için çizmiş oldukları yoldan bir kukla gibi gidiyoruz? Gibi sorularla karşılaşacağınız bu kitapta özellikle kavramların ne kadar etkin kullanıldığını ve insanların bu kavramlar ile nasıl beyinlerinin feth edildiğini bulabilirsiniz. Uzun lafın kısası Eğer bu kitabın farkına vardıysanız mutlaka okuyun derim; hatta aileniz dahil herkese okutun derim.
322 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
"Kısacası 'kimlik' kelimesini bir sorudan türetmiş olmamız bile bizim kendi kimliğimiz konusunda ne kadar kafa karışıklığı içinde olduğumuzu gösteriyor."

Kitabın hemen hemen başlarında, aslında kitap boyunca değinilecek bir konu hakkında yapılan bir tespit bu şekilde.

Böyle bir tespit ile başlayan Savaş Barkçin'in bu kafa karışıklığını gidermeye bir katkı sunarak, medeniyet kavramı çevresindeki bilgileri ilişkilendirmesiyle inşa ettiği, yoğunlaştırılmış birçok geniş kapsamlı bilgiyi konuların akıcılığında örerek açıklığa kavuşturmaya çalıştığı kitabı, Medeniyet Aklı, derli toplu, özlü biçimde, şaşırarak okunabilecek ve genel kültüre önemli katkılar sağlayacak çok faydalı bilgiler veriyor.

Kendinden emin, tavizsiz ve cesur bir üslup ile yazılması güzel fakat bu durum bazen çıkarımları etraflıca yapmaya engel olmuş gibi. Buna rağmen çoğunlukla itiraz edilemeyecek kadar net yorumlar, bağlantılar ve açık bir özet sunmuş Savaş Barkçin. Somut, havada kalmayan bir toplam çerçeve var kitapta. İyi bir kitap, arkadaşlık edilebilecek bir kitap olmuş.

Özgün düşünen, bağlantıları iyi kuran, her seviyeye hitap etmeye çalışan, özet bir tablo çıkaran, tarihle, medeniyetle, kültürle, sanatla, kendimizi ve ötekini tanımakla da ilgilenen bir kitap aranıyorsa, o kitaplardan biri işte bu. Belki de o kitap bu.
384 syf.
·8/10
Kitapta tekrara düşme durumuyla sıkça karşılaşılsa da doyurucu bilgiler, insaflı yorumlar var. Zaman zaman yapılan eleştirilerin fazla sert görünmesi mümkün olsa da tek cepheden bakmayan fakat bununla beraber kendine ait görüşten de taviz vermeyen bir üslup hissediliyor.

Yaşadığını yaşadığı gibi aktarmayı başarmak az bir şey değildir sanırım. Doğu Batı kıyaslamaları, akıl kavramı, medeniyet, adam olmak, bilmek-kılmak-olmak, şiire dair görüşler vb. anlatılırken toplumsal aidiyet üzerinden bir kesimi ön plana çıkarmayan, eleştirisini geniş tutan ve bununla beraber önceliğini Müslümanca görüşler oluşturmaya veren Savaş Ş. Barkçin, çok yönlü bakış açıları geliştirmiş. Okuduğuma memnun olduğum, ayırdığım vakte değen bir kitaptı.
322 syf.
·Puan vermedi
Medeniyetimizin nasıl batılı devletler tarafından ayaklarımiz altına bizi uyutarak yapildiginin çok anlamlı olarak anlatılmıştır.
Bir toplum geçmişini bilmezse gelecek ile ilgili plan yapamaz o sebeple okunması gereken kitaplarin başında gelecek bi eser
210 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Tarikatlar nedir? Nasıl yapılır? Kolları nedir? Sorularını soranlara rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir kitap. Hafif dili - ki ben ağır olur diye tahmin etmiştim, yanıldım - edebi anlatımı, yakın ifadeleri en önemlisi tarikatların çeşitli kolları hakkındaki objektif bakışı, benim kitabı çok beğenmemi sağladı. Kitap yukarıda sorduğum sorulara cevap oluyor. Eğer tarikatlara kısmen de olsa aşinasanız, bu kitap size iyi gelecek. Değerlerimizi iyi bilmek adına. Ön yargılardan sıyrılıp, İslâm’ın özüne dönmek adına tavsiye ediyorum.
322 syf.
·Beğendi
İnsana kendini hatırlatan bir kitap: Medeniyet Aklı. Tanzimat'tan veya Mustafa Reşit Paşa'dan beri süregelen Batılılaşma maceramız maalesef bizim aslında köksüzleşme tarihimizdir. Tanzimatla başlayan bizi kendimizden koparma arayışları maalesef hızlı bir şekilde devam etti.. Biz kendimizi, tarihimizi, özümüzü unutarak medeniyet anlayışımızı kaybettik. Medeniyet Aklı kitabının da önemi burada saklı. Medeniyetimizi bizlere yeniden hatırlatan kaç kitap var? Bunlardan biri Savaş Hocanın Medeniyet Aklı kitabıdır. Selçuklu-Osmanlı her zaman hangi ürünü, eşyayı, binayı vs yaparsa yapsın İslam Medeniyeti'nin özünü yansıtmıştı. Yani bilgiyi, fikri, teknolojiyi İslamlaştırmıştı. Fakat maalesef Tanzimatla başlayan ve sonrasında Cumhuriyet tarihimizle devam eden batıya hayranlığımız, aşağılık komleksimiz yüzünden kendi medeniyetimizi yansıtamayacak hâle gelmiş bulunmaktayız. Artık Batı ve İslâm medeniyetinin anlayış farkını
yeniden ve belki de en baştan kavrayıp ilerlememiz gerekiyor. Örneğin; biz batı teknolojisini bile batıdan kopyalarak almaya başladık. Halbuki en son teknonojiye bakarak; o gelişmeyi İslamlaştırarak, kendi medeniyet anlayışımızı ona katarak yeni-farklı-özgün şeyler yapmamız gerekmektedir. Bunun için de yapılnası gereken belki yegane şey: Kendimizi, tarihimizi bilip onu geleceğe yön verecek şekilde kullanmamızdır. Müslüman olduğumuz için Batılılar gibi yaşamayı unutmalı ve Yunan-Roma medeniyetinden farkımızı ortaya koymalıyız. Biz aslanız, ceylanı yeyince niçin ceylanlaşalım? Aslan olarak kalmak mümkün! Kısaca Müslümanca duyarlılığa sahip olması gereken herkesin okumasını tavsiye ederim bu kitabı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Savaş Ş. Barkçin
Tam adı:
Savaş Şafak Barkçin
Unvan:
Şair, Siyaset Bilimci, Bürokrat, Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1966
1966’da Ankara’da doğdu. Boğaziçi Ü. Siyaset Bilimi Bölümü’nden mezun oldu (1989). Washington’da Johns Hopkins Üniversitesi, SAIS okulundan master derecesi (1996), Bilkent Üniversitesi’nden siyaset felsefesi doktorası aldı (2001). 1989’da Devlet Planlama Teşkilatı’na girdi. 2003’te TİKA başkanlığına atandı. TÜBİTAK’ta Başkan Danışmanı olarak görev yaptı (2004-2007). 2009’da Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başmüşavirliğine atandı. Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte onun Başdanışmanı oldu. Uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi ve medeniyet konularında pek çok konferans ve dersler vermiştir, aynı zamanda profesyonel bir moderatördür. Müzik, tarih, şiir, tasavvuf ve edebiyat Dr. Barkçin’in başlıca ilgi alanlarıdır. Bu alanlarda pek çok yazıları, kitapları, üniversite dersleri, tercümeleri, televizyon programları ve konferansları vardır. Aralık 2013’te klasik bir divan olan “Dîvân-ı Zerefşân”ı yayınlamıştır. Serbest ve hece ölçülü şiirleri vardır.

Yazar istatistikleri

  • 67 okur beğendi.
  • 179 okur okudu.
  • 27 okur okuyor.
  • 244 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları