Seda Çıngay

Seda Çıngay

Çevirmen
8.4/10
516 Kişi
·
1.689
Okunma
·
1
Beğeni
·
165
Gösterim
Adı:
Seda Çıngay
Tam adı:
Seda Çıngay Mellor
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1973
Seda Çıngay Mellor 1973 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi ve ODTÜ Ekonomi’yi bitirdikten sonra uzun yıllar İstanbul’da çeşitli şirketlerden çalıştı. 2008 yılında çevirmenliğe başladı. Geniş bir yelpazede 70’ten fazla çevirisi bulunan Mellor, İngiltere’nin Liverpool kentinde yaşamaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
248 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
“Kedilerle geçirilen zaman asla ziyan edilmiş olmaz” demiş Sigmund Freud ve kesinlikle de çok doğru bir söz söylemiş, hele ki o kediniz sabah akşam sırtının, kafasının kaşınmasını seven sevgi arsızı, sevgiye doyumsuz bir kedi ise. Çok kedim var ama başımda bir tane baş belası Bob var ki tek istediği kaşınmak diyebilirim ve bunun zevki ise kaşınırken filan mırlamalarını, pırrrfffff diye çıkardığı sesleri duymaktır.

James Bowen, bu kitabında sadık yoldaşı Bob ile birinci kitabının kaldığı yerden yaşadıklarını anlatıyor, gördüğü metadon tedavisinde artık sonlara geliyor, Bob ile Youtube üzerinde oldukları ilk şöhretin etkilerini görmeye başlıyorlar ve artık zaman geçtikçe de “The Big Issue” satışlarında bu ufak çaplı başlayan şöhretlerinin faydasını daha çok görmeye başlıyorlar. James biliyoruz ki fazlası ile çok büyük zorluklar yaşamış, her türlü talihsizliği yaşamış bir kaçış yolu olarak da kendini eroinde bulmuştur, kitap içinde kısa kısa o günlere gittiğimiz bölümlerde James’in bize aslında tek anlattığı şey eroinin pençeleri altındayken, “hasarlı mal” olduğu zamanlardaki görmezden gelinmeye alışmış biri olarak sadece yalvaran birisi olduğunu bizlere anlatıyor ama böyle biri de düzelmeye çalışırken düzelmesine ise en büyük desteği bir hayvandan görüyor, Bob tabii ki de geçip karşısına “Hey James eroini bırakmalısın bu seni hızlı bir şekilde ölüme götürüyor” demiyor, görmezden gelinen James’i görmezden gelenlerin aksine görüyor, çoğu kişi James’ten kaçarken Bob ise James’e yaklaşıyor ve onu sevdiğini onunla beraber yaşamak istediğini James’e hissettiriyor. Bob’un bu tavırları ise James’in daha mantıklı şekilde düşünmesine katkı sağlıyor, beni seven biri var ve benim ona bakmam da lazım düşüncesinde olduğu için ve onun üstünde olan sorumluluklarının farkında oluyor. Bu durumu kitap içinde James de bize çok güzel anlatıyor. Uyuşturucu batağında ve dik kafalı bir genç iken anne ve babasının “ebeveynlerin çocuklarını ne derece önemsediklerini, merak ettiklerini bilmiyor musun” tarzındaki yakarışlarına o zamanlarda hiç önemsemeyip sadece dik başlılık ile cevap veren James hayatına Bob girdikten sonra ise kendisini artık bir ebeveyn olarak görüp, belki de annesinin babasının kendisini düşündüklerinden daha çok Bob'u düşünür oluyor ve hayatını birçok noktada da düzene koyuyor. Bob’un James’a ihtiyacı varken James’in ise Bob’a daha fazla ihtiyacı vardı, bu karşılaşmaları ise ikisinin hayatını her bakımdan olumlu yönde geliştirmiştir ama her bir gelişime giderken de bir o kadar zorluk çekmeleri de kaçınılmazdı ve bu zorluğun en büyüğü de açlıktı. Açlık mücadelesi aslında kesinlikle bu serinin ana konusu da diyebiliriz.

James bu sefer ilk kitaba göre kedilerin o manyak hareketlerine, şapşallıklarına daha fazla yer vermiş, günümün çoğunu kedilerle geçiren ben ve kedilerin o hareketlerine hasta olan ben Bob’un yaptıklarını James’in güzel yazımı ile okudukça bazı yerlerde gerçekten de kahkaha attım, herhangi bir durum karşısında Bob’un bakışlarını cümlelendirmesi ise kitabın en keyifli yerleriydi. Kitap içindeki güzel sahnelerin de resimlendirilmesi ve çizimler çok başarılıydı. Kitabı okudukça Youtube üzerinden videolarını izlemek, Bob’un imza günlerinde patisinin kitaplara basılmasını izlemek ise kitabın ayrı bir güzelliğini oluşturuyor, bir kitap, bir biyografi okuyorsunuz, o kişileri çok seviyorsunuz ve onları izleyebiliyorsunuz çok güzel bence. Her okuyanın dediği gibi kesinlikle okuyanın içini ısıtacak bir hikâye. Okuması ise son derece kolay olan, 10 dakika içinde filan çok rahat bir şekilde en az 20 sayfanın okunabildiği bir dili var yani kimse edebi bir eser beklemesin kitaptan zaten kimse de bu kitabı edebi bir eser olarak satmıyor ama birçok edebi esere göre içinde daha çok alınması gereken mesajların olduğu da bir gerçek. Kitabı yazar hayatını evsizlere ve zor durumdaki hayvanlara yardımcı olmaya adamış bütün insanlara ithaf etmiş ve bu kimselerin arasında olmak çok güzel bir duygu. Kitabı ise yazarın doğum gününde, kitabın ise içindeki konu gereği gerçekte bittiği bir tarihte bitirmek de güzel bir his ama maalesef bir gün gecikmeli oldu ben de bu his.

“İnsanı kediyle melezlemek mümkün olsaydı, insan gelişir ama kedi bozulurdu” Mark Twain
408 syf.
·Beğendi·9/10
Zamanında iş bankası yayınlarından Homeros,İlyada eseri bir şekilde elime ulaşmış ve aslında mitoloji ile bu şekilde tanışmıştım. Dolayısıyla biraz aşinalık, biraz kulak dolgunluğu, biraz da araştırma ile tanrılar ve titanlar hakkında bilgim evvelden vardı. Odysseia isimli efsanevi İthake Kralı’nın öyküsünü ve Troya savaşını okumak o zaman beni inanılmaz büyülemişti. Olympos’lu tanrılardan Apollon, Artemis ve Zeus’u biliyordum buraya kadar bir sorun yoktu. Neyse aradan yıllar geçti ve karşıma Kirke çıktı. Kirke; Yüce Helios ve Nympha Perseis’in kızı.
Öyle ilmek ilmek işlenmiş, öyle efsanevi bir hikaye çıktı ki karşıma ben aslında hiçbirşey bilmiyormuşum. Kitabın her bir satırında ilk kez duyduğum tanrı isimleri, titanlar, ölümlülerin isimleri ve canavar isimleri vardı. Bir ara korktum ve kitabı kapattım ama bu sadece üç saat sürdü, tekrar elime aldığım da kitaba başladığım andan çok daha heyecanlıydım. Satırlar arasında Kirke’nin büyüsüne kapıldım ve masalsı anlatımıyla kaybolup gittim. Kirke’yi buradaki satırlara dökemeyecek kadar özümsedim, öyle taşıyor ki içimden buradaki harf karakteri çok yetersiz. Hani bitmesin istersiniz ya hah o bile yetersiz. 9.5/10
Not: Kitabı okuyup yorumlayan kıymetli bir arkadaşımın anekdotuna katılıyorum (O kendini bilir) Bilmeyenler için okuması zor bir kitap. Gelişigüzel ya da sırf okumuş olmak için okunacak bir kitap değil. Arka kapak paylaşıp Şöyle güzeldi böyle iyiydi diyenlere itibar etmeyin derim.
160 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
3 kitaplık seri şimdilik bitti, bitti ama bittikten sonra James’ten ve Bob’dan ayrılmak, onların dostluklarından ayrılmak içimde buruk duygular oluşturdu.

Kitap içeriğinden önce üç kitapta da fazlası ile duyduğumuz, James’in belki de Bob’tan sonra hayatının olumlu yöndeki değişmesine en çok katkıyı sağlayan “The Big Issue” isimli dergiden bahsetmek istiyorum (derginin etkili olmasında da en büyük faktör tabii ki de Bob). The Big Issue kelime manasından da anlaşılacağı üzere birçok insan için büyük bir mesele, evsizlerin, düşmüşlerin, uyuşturucudan, alkolden ve daha birçok insanı yaralayan hadiselerden etkilenen, yaşamları hızla düşüşe geçen ve hayatını düzene sokmak isteyenler, mücadele etmek isteyenler için bir yardım kuruluşu aslında parayla satın alabileceğimiz bir dergi. Saydığım sınıflara giren insanlara yardım amaçlı kurulan bir dergi ama edilen yardım insanlara yattıkları yerden herhangi bir mücadele göstermeden ellerine verilmiyor, dergiye satıcı olarak kayıt oluyorsunuz ve ilk gün size sermaye olarak 10 adet dergi veriliyor ve koordinatörler tarafından sadece size gösterilen yerde, sokakta dergiyi satabiliyorsunuz, başka bir The Big Issue satıcısının bölgesinde, sokağında dergi satamazsınız, başkasının bölgesine hiçbir şekilde satış amaçlı giremezsiniz. Böyle bir hatayı yaparsanız eğer ilk cezanız 1 ay dergi alamamak (haliyle satamamak), ikinci kez aynı hatayı yaparsanız 6 ay dergi alamamak ve bir sonraki hatada ise belki de hiç dergi alamamak. İlk gün size verilen 10 adet dergiyi sattıktan sonra kazandığınız para ile artık yeni dergileri kuruluştan satın alıp ve üstüne kâr koyarak satmanız gerekmekte ama bunda da şöyle bir durum var ki alacağınız dergi sayısını iyi ayarlamanız lazım; yani fazladan alıp satamadığınız dergileri geri iade edemiyorsunuz, az alıp da müşteriniz çok ise ya müşterinizi boş olarak geri çevirirsiniz ya da yeni dergi alma sürecinde sattığınız bölgede bir satıcı olarak bulunamaz ve belki de kendinizi tanıtabilme imkânını kaybedersiniz, aynı gerçek bir ticareti ufak rakamlı paralar ile The Big Issue artık yaşamları için mücadele edenlere yaptırıyor; yani The Big Issue düşmüş sınıfa bedavadan yardım etmiyor onları doğru bir şekilde çalışmaya yönlendiriyor üzerlerine sorumluluk veriyor. The Big Issue satıcılarının hikâyeleri genellikle aynı temaların biraz farklı şekilde çeşitlenmiş hali, bağımlılık, dağılmış yuvalar, kötü çocukluklar ve bilinen diğer birçok üzücü şeyler. Keşke ülkemizde de buna benzer çalışmalar olsa, olsa ama hayırsever ülkemizde acaba kaç kişi bir evsizin sattığı dergiden alır, o dergiyi açar okur? Bu durum merak ettiğim bir soru oldu kitapları okurken…

James’in yoldaşı ile beraber dergi satarken ki resmi: https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/...21de515318ca3598.jpg

3 kitabı okurken James’in (kesinlikle James, James Bowen değil çünkü kitabı James ile arkadaş havasında okuyoruz) sokaklardan kurtulma süresi, metadon tedavisi, Bob’la tanışması ve Bob’un hayatını değiştirmesindeki etkisi ile The Big Issue satmaya başlamaları, ve müşterilerden Bob’un tüm ilgiyi üzerine çekmesi ile beraber satış yaparken ki hem para kazanmadaki yükselişlerinde hem de artık internette, sosyal medyada Bob’un en başta verdiği mükemmel pozlar sayesinde olan yükselişlerini okurken son kitapta ise artık daha çok James’in küçüklüğüne gidiyoruz. Küçüklüğü ile beraber uyuşturucu batağına düşmesindeki etkenleri görüyoruz. James her zaman kitaplar süresince kendini suçluyor hatta babasına kitap yazacağını haber verdiği zamanda bile babasının, “avukata ihtiyacım var mı” sorusuna ise tüm alçakgönüllülüğü ile “hayır, kitap içinde tek bir suçlu var, o da benim” diyerek de cevap veriyordu; ama bu kitapta anne ve babasını gerçek manada, açık açık suçlamasa da en azından suçluluğun kendisine nasıl geldiğine, içinde nasıl oluştuğunu bizlere anlatıyor, örnek olarak: #14533939 Çocukluğu boyunca ayrılmış anne ile babanın arasında kalmasını, babanın yanında olan üvey anneyi, annenin yanında olan üvey babanın etkisini James cümlelerin arkasına, kelimelerin aralarına gizliden gizliye mesaj olarak veriyor. Tek isteği olan ilginin ve sevginin, güzel bir ailenin eksikliğini görmesinin sonucunun nerelere gittiğini en açık şekilde anlatan bir kitap serisi. Eroin Güncesi kitabından sonra eroin bağımlılarının halini okuduğum zamandaki yaşıma rağmen daha iyi anlamışken şimdi James ile daha iyi anlar oldum ve onlara karşı duyarlılığım daha da arttı, kitabın zaten en büyük amacı da evsizlere, bağımlılara ve sokak hayvanlarına bakış açısını biraz olsun değiştirebilmek, farkındalık sağlayabilmek. Bob ve James'in filmini de izledim ve çok çok başarılıydı, kitabın havası tamamen filmde de hissediliyor ve aynı şekilde şarkıları da çok başarılıydı. Kitaplar gibi hem izlerken güldürüyor, hem düşündürüyor hem de hüzünlendiriyor.

3 kitap boyunca ilgi ve sevgi azlığının sonucunun nerelere gittiğini gördüğümüz kadar yine 3 kitap boyunca da aslında bir sevginin, dostluğun, hayvan sevgisinin, kedi sevgisinin sonucunun da nerelere gittiğini, bir hayatı nasıl değiştirdiğini görüyoruz. İşte bu da Bob’un Armağanı oluyor.

https://www.youtube.com/watch?v=bstDt950eAs
408 syf.
·10/10
O kadar güzeldi ki. Çok severek okudum, bittiği için de çok üzgünüm. Kirke, sen harika bir karakterdin. Mitolojiyle dolu ama bir o kadar da hayatın içinden bir kitaptı. Bir kere daha okurum sanırım.
404 syf.
·10/10
Sevgili Will hikayenle birlikte bir duygu yolcuğuna çıktım, bazen mutluluk genellikle hüzün durağındaydım. Hayatta başına gelen en güzel şey Oakley'in yanına gitmen kesinlikle. Her şeye rağmen hayata tutunma çaban benim en büyük hayat derslerimden biri oldu.
Oakley senin kalbinin hazinelerini görmek dünyanın en güzel hazinesiydi.
Carrie senin okuma azmini öyle yürekten okudum ki iyi ki çabaladın. İçinde bulunduğum durum için bazen geçmişte çok fazla çaba sarf edildiğini unutuyorum sayende hatırladım.
Zach senin için Shakespeare okuyacağım, sadece senin için!

Kendimi okuduğum için özel hissettiğim ender kitaplardan.
64 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
:)) İçerisinde küçük büyük hemen hemen çoğu insanın bildiği çocuk klasiklerini barındıran bu mini mini hikaye kitabı totalde 45 dakikanızı almayacak kadar kısa , hani olur da çocukluğumun masallarına döneyim derseniz zamanınızı geçirmek için oldukça ideal. :))
360 syf.
·1 günde·Beğendi·5/10
Kitap, kendi aşk maceranızı yaratabileceğiniz 3 farklı erkek yer alıyor. Hepsinin birbirinden tamamen farklı özellikleri ve ilgi alanları var........
Konusu basit, kurgusu basit, sizi yok "şu sayfaya git, eğer böyleyse bu sayfaya git" deyip dönme dolap gibi döndürüyor. Kitap okuma zevkine bu kitapla varamadım. Maalesef......
Kısacası; bu kitabı sevecek insanların olduğuna eminim fakat maalesef bana hitap edemedi. En azından edebi yönden biraz daha zengin olmasını beklerdim ki olmayınca epey hayal kırıklığına uğradım.
Bu tarz yazılan kitaplara ne denir bilmiyorum ama bana göre değil!........... Hem de kesinlikle değil!............
172 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kitabı ilk gördüğümde sonucunu ve komayı göze almıştım aslında..arka kapak yazısı herşeyi anlatıyordu oysa..
Giden gerçekten gider mi?,giderken ne hisseder?,ruh hali nasıldır?,nelerden korkar?, ne düşünür?,hastalık sadece hasta olanımı hasta eder?
Kendi kaybımın,kendi gidenimin ardından bütün bu sorulara cevap bulmayı,gidenimi ve giderken ne yaşadığını anlamaktı amacım..
Dün akşamüstü başlayıp bi solukta bitirdim ve aynı acılı kaybediş sürecini tekrar tekrar yaşadım Andrés'le..babamı ve babamın sonsuza giderken neler hissettiğini daha iyi anladim diyebilirim..hastaligi hakkında hiç konuşmadım ve ne hissediyosun diye hiç sormadım mesela..okurken hissettiklerim ve yaşadığım duygu firtinalari gece 4'e kadar ağlama koması geçirmeme sebep oldu.
Ve anladim ki,gidenler giderken daha çok mutlu olmak,sevildiklerini daha çok hissetmek,yalnız olmadıklarını bilmek istiyolar..
"Hayatın salt şanstan ibaret olduğunu kabullenmekte neden bu kadar zorlanırız?",diyor yazar..Bu cümleden yola çıkarak,sadece hayatımız degil sevdiklerimiz de apayrı bi şans bizim için..ve sanırım sırf bu yüzden hayatımızdaki insanlara "Seni seviyorum,benim için değerlisin" demenin, "biz" olabilmenin ne demek olduğunu,güzelliğini anlatmanin tam zamanı..yoksa bir babanın son sözü bu kadar acı vermez..
"Konuş benimle.Sessizlik içinde ölmeme izin verme."
404 syf.
Bay tom kitap içinde belki çok az cümle kuruyor konuşuyor ama sevgisi ile bir çocuğu iyileştiriyor. Eğitimcilerin anne babaların okuması gereken bir kitap. Maceralı sürükleyici sahneler beklemeyin ama burun direklerinizin sızlamasına hazır olun
408 syf.
·Puan vermedi
Ilk büyümü nefretten değil aşkımdan yapmıştım...
En etkilendiģim kitaplardan biri bu oldu.
Olağan hayatlar nasıl rayından çıkıyor,yazar bununen akıcı şekilde yansıtmış.
Güzeldi çok keyifliydi...

Yazarın biyografisi

Adı:
Seda Çıngay
Tam adı:
Seda Çıngay Mellor
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1973
Seda Çıngay Mellor 1973 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi ve ODTÜ Ekonomi’yi bitirdikten sonra uzun yıllar İstanbul’da çeşitli şirketlerden çalıştı. 2008 yılında çevirmenliğe başladı. Geniş bir yelpazede 70’ten fazla çevirisi bulunan Mellor, İngiltere’nin Liverpool kentinde yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 1.689 okur okudu.
  • 102 okur okuyor.
  • 1.162 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.