Selahattin Özpalabıyıklar

Selahattin Özpalabıyıklar

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.0/10
761 Kişi
·
2.531
Okunma
·
7
Beğeni
·
483
Gösterim
Adı:
Selahattin Özpalabıyıklar
Tam adı:
Mehmet Selahattin Özpalabıyıklar
Unvan:
Türk Yazar ve Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 6 Temmuz 1955
Tam adı Mehmet Selahattin Özpalabıyıklar. Ürünlerinde Ahmed İrfan, Asım Prizren, M. S. Özpalabıyıklar ve Özkan Karpatlıgil imzalarını da kullandı. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. "Evet" gazetesinde muhabir ve redaktör, "Bilgilik Webster" ve "Temel Britannica" ansiklopedilerinde yazar, çevirmen ve redaktör olarak çalıştı. Yazı, şiir ve çevirileri, 1989’dan itibaren "Sombahar, Yedi İklim, Varlık" ve "Kitap-lık" gibi dergilerde yayımlandı.

Jorge Luis Borges (Altın ve Gölge, şiir), Anna Kavan (Buz, roman, YKY), Emily Dickinson (Emily Dickinson, şiir) ve William Blake’ten (Masumiyet Şarkıları, şiir) yaptığı çeviriler kitaplaştı. Özpalabıyıklar, ayrıca Türkiye Şiirleri (Richard McKane, YKY, 1994), İlkgençlik Çağına Dünya Öyküleri (YKY, 1995, 1997), İlk Aşk’ın On Öyküsü (YKY, 1997), John Ashbery / Profil (YKY, 1998) ve From Istanbul / İstanbul’dan (Sidney Wade, şiir, YKY, 1998) gibi derleme ve seçkilerde çevirmen olarak yer aldı.
Öğretmenler, yaşama biçiminin ustalarıdır. Taklit edilirler. Onun için de öğretmenin sorumluluğu ağırdır. Öğrettiklerinizle yaşamınız arasındaki paralelliği sınarlar.
Selahattin Özpalabıyıklar
Sayfa 126 - YKY - Doğan Hızlan - Çok Şey Borçluyuz
Herkes önüne bakar, ben içime bakarım:
benim işim yalnız kendimledir:
hep kendimi gözden geçiririm, kendimi yoklarım.
Selahattin Özpalabıyıklar
Sayfa 41 - YKY - Suut Kemal Yetkin - Montaigne
Bilirim, herkes, çaresiz, kendi şekil ve çehresinin bir tesellisini bulur,
kimi "Çirkinim ama sevimliyim!",
kimi "Ağzım büyük amma bıyıklarım örtüyor!", kimi "Boyum pek küçük ama yürüyüşüm şanlı!"...
Selahattin Özpalabıyıklar
Sayfa 20 - YKY - Refik Halit Karay - Kendime Dair
Hiçbir renk, lamı cimi yok, tek başına güzel değildir. Alengirli bir kırmızının yanı başında alengirli bir mavi ya da kıvıl kıvıl bir yeşil bulunmalıdır.
Selahattin Özpalabıyıklar
Sayfa 77 - YKY - Salâh Birsel - Kolyeli Yeşil Papağan - Miller
168 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
O kadar mutluyum ki, iyi insanlarla karşılaşmanın şükrü ile dolu içim.

Kötülük diken gibi olduğu için gözümüze batar, bu yüzdendir onu daha kolay fark edişimiz. Halbuki gözümüzü bu bakışla dolu yöneltirsek dünyaya, iyilik de kendini gösterir. Perde bizim gözümüzde, kaldıracak güç ise içimizdedir. İyilik zariftir, yumuşaktır, ipektir. Bu yüzden belki fark edilişine nankörlük. William Blake, bir erkeğin ne kadar zarif ve temiz olabileceğini gösterircesine yazmış olmalı şiirlerini. O kadar iyi niyetli ki, kalbim yumuşadı okurken. Doğaya, insana, iyiliğe olan düşkünlüğü ve yaklaşımı, hepimizin örnek alması ve belki nasiplenmesi gereken bir düzeyde. Beyefendi ve hanımefendi insanlara bayılıyorum. Bu satırlar gerçek bir beyefendiye ait olabilir ancak.

Şu satırlardaki iyi yürekliliğe bakar mısınız? İnsanda sarılma isteği uyandırıyor:
"Başkasının derdini görürüm de,
Durabilir miyim dertlenmeden ben de.
Kederini görüp de başka birinin,
Teselli aramadan yapabilir miyim."

İngilizceden daha iyi anlamak isterdim. Kitapta şiirlerin hem özgün hâli hem tercümesi yer almakta. Eğer daha iyi anlayabiliyor olsaydım, teknik olarak da fark ettiğimden daha başarılı bir sanatta yazıldığını bilirdim. Çatpat İngilizcemle ancak kendime yetecek kadar takdir edebiliyorum. Kafiyeli, ahenkli ve bazen tekerlemevâri yazmış. Bu şiirlerin bir kısmı bestelenmiş olmalı. Çocuklara okumak için tabi (İngilizce bilenleri kastediyorum) oldukça ideal. Hemen ezberlerler.

Uzun uzun yazma devrim bitti sanırım. Artık ancak bu kadar üç beş satır. Bir gün Gulliver'in Gezileri ile sahaya ineceğim. Şimdilik bununla yetiniyorum. Sevgiler. :)
500 syf.
·13 günde·9/10 puan
Elf leyle ve leyle...

Bu kült eserin tarihine, içeriğine ve çevirilerine dair rehber arayanlara:

https://youtu.be/-lILi0gM1lg

İnsanlık tarihinin en meşhur edebî ürünlerinden biri... 72 milletin bildiği, bilmese dahi duyduğu, duyduğundan haberdar olmasa dahi bir yerlerde izlediği, izlediğini bilmese dahi ezgilerini dinlediği, dinlediğini unutmuş olsa dahi başka bir kitapta adına rast geldiği o ünlü kitap: Binbir Gece Masalları


Borges onun için, “Önce Hindistan’da sonra İran’da, sonra da Anadolu’da anlatıldı; son olarak Arapça kaydedilip Kâhire’de derlendi. Ve bu birleşimden Binbir Gece Masalları doğdu.” diyor.

Bir toplum geçmişinden kaçamaz ve o geçmiş en şeffaf hâliyle masallarda gün yüzüne çıkar. Satır aralarında yatan toplumsal hafıza çağları aşan anlatılarla kuşaktan kuşağa aktarılır.
Çin topraklarından Kuzey Afrika semalarına uzanan geniş bir coğrafyanın hafızası olan bu masallar okuru şaşkına çevirir ve okura hiç beklemediği enterasan olay örgüleri ile örneği olmayan bir deneyim yaşatır.

Birçok elyazması bulunan bu masallar özellikle Fransızca’ya yapılan ilk çevirisi sayesinde dünya çapında tanınan bir eser haline gelmiştir. Opera, bale, film, roman, resim gibi birçok sanat eserinde bu masalların izini sürmek mümkün.

Çoğu usta yazarın hayal ettiği “zirve üslup” özelliklerine sahip olan Binbir Gece Masalları özellikle postmodern edebiyat için de dipsiz bir kuyu gibidir.

Homeros’un destanları Batı edebiyatının kaçınılmaz şekilde sığındığı bir çınar gölgesidir. Aynı şekilde bu masallar da hem Doğu hem de Batı edebiyatı için kadim bir çınar vazifesi görür. Onun gölgesi bir şekilde her dönem kendini hissettirir.

Ünlü yazar Stendhal “Her yıl unutmak ve aynı keyifle yeniden okumak istediğim iki kitaptan biri...” diyor bu masallar için ve karşısına Don Kişot’u yerleştiriyor. Ne muazzam bir ikili.

Kaynağı İran masal derlemesi olan “Hezâr Efsane” eserine dayanan Binbir Gece Masalları, aynı zamanda Hint masal geleneğinden de beslenir. Özellikle “Pançatantra” eserinden üslup olarak çerçeve anlatı geleneğini alan bu masallar Arap sosuna bandırılmış şekliyle son hâlini alır.

Şah Şehriyar tarafından öldürülmemek için 1001 gece boyunca 264 masal anlatan Şehrazad’ın bu eşsiz masalları her kitap kurdu için doyumsuz bir okuma zevkinin kapısını aralayacaktır.

18+ özellikleri olan bu dünyadan her okur aynı keyfi almayacaktır belki de ama okumayan her okur aynı kuşkuyu ve pişmanlığı mutlaka yaşayacaktır.

Orhan Pamuk bu masallar için “tamamını kimsenin okuyamadığı ancak okuyanların da öldüğü” söylentisini dile getirerek masallara ayrı bir gerilim dozu katmıştır.

Hadi bakalım el mi yaman bey mi yaman!
80 syf.
·2 günde·10/10 puan
Yeni bir şiir akımı...
Hiç abartısız Cemal Süreya bu akımı karnında taşımış ve doğurmuştur. Bu kitap doğum sancıları barındırır. Enis Batur " Cemal Süraya şiirinin körüğü en fazla zorladığı, soluğunu en fazla açabildiği" diye nitelenen döneme ait şiirler içermektir.

Gelip yüreğinizin ortasına koca bir taş oturuyor. Bütün gün aklımda kelimeler mısralar. Susturamıyorsun. Tekrar tekrar çalan şarkı gibi ezberlemeye aç. Bir de kokusu var inanın yağmur sonrası toprak gibi. Burnumda bu koku elimde kahve sonra Cemal Süreya diyor ki;

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni...

Dipnot: Murat Bardakçı'nın iddiasi umurumda bile değil! Ben bu şiiri Cemal Süreya çok yakıştırdım...
80 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Anne özlemi ile büyümek, her kadında anne sevgisi ve şefkati aramak böyle bir şey.

Annem çok küçükken öldü
Beni öp, sonra doğur beni.


Okunulası güzel bir şiir kitabı...
500 syf.
·9 günde·Puan vermedi
https://youtu.be/-lILi0gM1lg

Herkese merhaba efendim. Sayın Serkan Hocamızın Telegramdaki #doğuyukeşfet maratonunda okuduk serinin ilk kitabını. Serkan Hocamızın da dediği gibi +18 yaş için masalların anlatıldığı bu kitabın okuma rehberini linkte bulabilirsiniz. Çok keyifli bir okuma olduğunu söyleyebilirim.#iyikitapkurtlamalar Kitap Dünyam
500 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Binbir Gece Masalları Hikayeler, Şehriyar ve Şahzaman adlı iki hükümdarın -bunlar aynı zamanda kardeştirler- eşleri tarafından aldatılmalarını öğrenmeleri ile başlar. Şehriyar –küçük kardeş-, bu duruma çok içerlenir ve eşininin ve yengesinin hatasını ülkedeki tüm kadınlardan çıkararak onlardan intikam almaya karar verir. Planı ise evlendiği kadınları düğün akşamının sabahı idam ettirmektir. Gel zaman git zaman bu durum artık çığrından çıkınca Vezir bu durumu kızına anlatarak onunla dertleşir. Vezirin zeki kızı Şehrazad da bir şeyler düşünerek padişaha ders vermeye ve bu hatasından vazgeçirmeye karar verir. Bu tehlikeli yolda Şehrazad babasını dinlemeyecektir. Akıllıca planı kocasını masal içinde masal anlatarak oyalamak, onu merak duygusu içerisinde bırakmak ve idamdan kurtulmaktır.
Binbir Gece Masalları ortaçağda kaleme alınmış ve orta doğu kökenli, yazarı bilinmeyen anonim bir eserdir. Şehrazad’ın kocasına anlattığı masallardan oluşur. Eser 264 masaldan oluşur ve bu masallar 1001 gece sürer. Masallar birbirinin çerçevesinde masal içinde masal olarak anlatıcı ağız ve kaynak olarak bir oluşturulmuştur. Eserde ortaçağ insanının kadına bakış açısı gözümüze sert bir şekilde çarpar. Masal dendiği zaman aklımıza büyükanne ve dedelerimizin anlattığı destansı ve mistik ögelerle dolu, periler, devler, prens, prenses ve sarayların olduğu masallar gelir ama bu eserde durum bundan uzaktır. Masallar erotizm, cinsellik ve entrikalar ile doludur. Kadınların sadakatsiz oldukları ve dolayısıyla hep cezalandırılması gereken varlıklar olduğu üzerinde durulur. Kadına bir değer atfedilmez çünkü o hep dizginlenmesi gereken taraftır(!). Bu yüzden kadınlara sadece kadın oldukları için hak etmedikleri cezalar verilir. Masallar akıcı şekilde ilerliyor fakat kadınlar üzerinde yapılan göndermeler ve bu göndermelerin acımasızlığı ve eziciliği beni bir kadın olarak rahatsız etmedi diyemem. Durum böyle tabii fakat üzerinde durmadan geçemeyeceğim bir gerçek var ki o da eserlerin yazıldığı döneme göre tasnif edilmesi gerektiğidir. O zamanki sosyal yapı ataerkil düzen üzerine oluşturulmuştu ve o zamanın normali buydu. Ben severek okudum tavsiye ederim.
#kitapdünyambirlikteokuyor
178 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Seneler evvel üniversitede, ayaküstü bit sohbet sırasında bir arkadaşım tezini James Baldwin üzerine yazdığını söyledi. Daha önce hiç bilmediğim bu modern Amerikan yazar oldukça ilgimi çekmişti ama bir türlü okuma fırsatım olmamıştı. Şimdi ne kadar geç kaldığıma üzülüyorum.

James Baldwin siyahi ve eşcinsel bir yazar , oyun yazarı, şair ve aktivisttir. Kitaplarında ırkçılık, cinsellik,toplumsal ve psikolojik baskılar gibi konulara yer vermiştir. Özellikle 1956 yılında, henüz Amerika'da Cinsel Devrim bile gerçekleşmemişken yazdığı Giovanni'nin Odası kitabı oldukça cüretkar ve eşcinsel edebiyat için önemli bir eserdir.

"Au revoir,Giovanni."
"Au revoir,mon cher."

diye bitiyor David ve Giovann'nin hikayesi. Arka kapakta aşk üçgeni yazdığına bakmayın. Son sözlerden de anlaşılacağı üzere tek aşık olan Giovanni'dir. David ise sadece kendi gerçeğini bulma ve kabul etme sorunlarıyla boğuşma içindedir.

İlk gençliğinden itibaren eşcinsel duygularını anlamaya başlayan David bunları bastırmak için çok çaba harcar. Kendini bulmak ya da kendinden kaçmak amacıyla Paris'e gider ama kaçtığı şeyin tam ortasına düşer. Giovanni ile tanışır, mutluluk ve azap dolu günler başlar.

David mutludur çünkü Giovanni ile beraberken rahat ve kendisi gibidir. Ona dokunmak,onunla sabahlara kadar konuşmak rüya gibidir. Azap içindedir çünkü toplumun ve cinsiyetine atfedilen "normal"kalıplarının dışındadır. Farklı olmak zordur, yorucudur. David ise bunu göze alamaz ve "normal"in rahatlığını ve tasasızlığını özler. "Normal" olmak mutlu olmaktan kolaydır. Giovanni'den bile bazen nefret eder onu değiştirdiği ve artık eskisi gibi olamadığı için.

Kitapta bana göre sarsıcı olan şey David'in bu kadar özgürlüğün içinde hala daha kendisi olamamasıdır. Ailesinden,akrabalarından,çevresinden uzakta, kız arkadaşıyla ilişkisi yeni bitmiş, çevresinde eşcinsel insanlar varken yani kendisini ayıplayacak,kınayacak, engelleyecek kimse yokken bile David yaptığının yanlış olduğunu, böyle bir yaşantısı olmaması gerektiğini düşünür. Bazı fikirler kafamıza öyle bir işleniyor ki ne kadar kaçarsak kaçalım özgür olamıyoruz.

Kitabın ismi Giovanni'nin odası ancak kitapta birçok farklı odadan bahsediliyor. Giovanni'nin odası, Joey'in odası, Guillaume'nin odası, otel odası vs. Bunlar içinde en önemlisi tabii ki Giovanni'nin odası. Küçük,basık,dar, dağınık, kirli, havasız, berbat bir odadır burası. David bu oda için şunları söyler: " Giovanni'nin odasını nasıl tanımlayacağımı bilemiyorum. O bir şekilde şimdiye kadar attığım her oda kadar benimdi. Şimdiden sonra da içinde bulunacağım her oda da bir şekilde bana bu odayı anımsatacak." Bir bakıma David ve onun gibi eşcinsel olan herkesin içinde bulunduğu ve bulunacağı ruh halini betimler bu sözler. Her zaman kapana kısılmış, bastırılmış, nefesi kesilmiş, pisliğe bulanmış... Giovanni'nin odayı David için güzelleştirme çabalarına rağmen David ilk gördüğü andan itibaren bu odadan kaçmak istemiştir ama gidebileceği tek yer başka bir odadan ibarettir.

Okuma zevkinizi kaçırmamak adına burda bahsetmediğim birçok olay ve nokta var. Çok samimi bulduğum ve keyifle okuduğum bir kitap oldu. Baldwin'in diğer eserlerini de kesinlikle okuyacağım.

Herkese iyi okumalar :)
%57 (266/470)
·Puan vermedi
( OKUMADAN ÖNCE )

Uzun sürecek bir yolculuk ... (16 kitap)

Orhan pamuk'un onsozunu yazdigi
tümünü okuyan insanın öleceğine inanılan
küçükken bir kaç masallını okudugum toplu masallar kitabı...

Binbir gece masalları nerden gelmiştir ?
>>
Masalların iki önemli kahramanı baş vezirin kızı Şehrazat ve ülkeyi yöneten sultan Şehriyar'dır. Şehriyar zalim bir hükümdardır. Her gün bir genç kızla evlenip ertesi sabah onu öldürmektedir. Akıllı ve zeki bir kız olan Şehrazat, buna bir çare düşünür. Şehriyar ile evlenir ve ama her gece bir masal anlatır. Ama masalı hep en ilginç noktasında keserek sultanı merak içinde bırakır. Sultan da masalın devamını dinleyebilmek için her gecenin sonunda Şehrazat'ın bir gün daha yaşamasına izin verir. Şehrazat'ın masalları "bin bir gece" sürer. Sonunda Şehriyar, Şehrazat'ı öldürmekten vazgeçer ve ikisi mutlu bir yaşam sürerler

Binbir gece masalları neden yasaklanmak istenmiştir ?
>>
Kendilerine ‘sınırsız avukatlar’ (Lawyers without restrictions) diyen bir grup avukat- ki bu aldatıcı bir isimdir- Mısır Kültür Sanat Genel Kurumu'nun çıkardığı ‘kutsal eserler' dizisinden bazıları hakkında 'edebi bozdukları' gerekçesiyle soruşturma açılmasını istedi! Bu avukatlara göre bazı eserlerde, 'ürkütücü derecede cinsel ifadeler, ahlaksızlık ve sefahate davet ile müstehcenlik ve dine iftira var.
Bu avukatların bahsettiği eser 1001 Gece Masalları ve bu saydıkları gerekçeler yüzünden bu kitabın toplatılmasını istiyorlar

( OKUDUKTAN SONRA )

...
112 syf.
·Beğendi·8/10 puan
‘Seyirci sıralarında oturuyoruz, hala. Sessizlik, bizi ıskalayan mermi gibi, dönerek uçuyor havada.’
.
Duymadığımız için mi konuşmuyoruz?
Konuşmadığımız için mi duymuyoruz?
Önümüzde ve arkamızda neler olduğunu bildiğimiz, hatta ve hatta gördüğümüz halde bu sessizlik neden?
Kim suskunluğumuzla besliyor kılcal damarlarını? Kim etimizi parçalara ayırıp da afiyetle sunuyor kendi şölen sofralarında?
Ilya Kaminsky de biliyor, bir cumhuriyeti sağırlaştırıyor.
İpe diziyor.
Bunu bir tiyatro sahnesi gibi kurguluyor, kuklaların iplerini öyle şeffaf yapıyor ki gerçeğinden ayırmıyoruz hayali.
.
Sağır Cumhuriyet ne şiir, ne oyun ne de düzyazı idi benim için. Bir manifesto belki.
Okumaya başlarken bu kadar etkileneceğimi ise bilmiyordum. Kitabı elime aldım ve bitene kadar bırakmadım..
.
Zorlu olduğu bariz olan bu eserin çevirisinde Selahattin Özpalabıyıklar yer alıyor. Kitabın sonunda yer alan ‘çevirmenin notu’nu da ayrıca sevdiğimi söylemeliyim. Hem Kaminsky hem çeviriye dair açıklayıcı, içten notlar~
.
Özer Yalçınkaya’nın pek beğendiğim kapak tasarımıyla ~
168 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
“Children of the future Age,
Reading this indignant page;
Know that in a former time,
Love! sweet Love! was thought a crime.”
.
İki ruh, iki bölüm: Masumiyet ve Tecrübe. Ancak bu iki kol birbirini kesmiyor,biri diğerini yok etmiyor. Besliyor. Çünkü ortaya biriktirdikleri hazne, hayat. Baştan sona her şiir bu haznenin derinliklerine iniyor. Karşısına kaybolan çocuklar çıkıyor, kaplanlar, kuzular..ve nicesi..
.
Altın çağın döküklüğünü de anlatıyor Blake, hala kırıntıları ile beslendiği umuda dair şarkılar da mırıldanıyor. Sadece dilindeki ahenk bile yeter bu sayfaları çevirmenize. Aslı ile Selahattin Özpalabıyıklar çevirisinin birlikte olması da güzel bir ayrıntı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Selahattin Özpalabıyıklar
Tam adı:
Mehmet Selahattin Özpalabıyıklar
Unvan:
Türk Yazar ve Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 6 Temmuz 1955
Tam adı Mehmet Selahattin Özpalabıyıklar. Ürünlerinde Ahmed İrfan, Asım Prizren, M. S. Özpalabıyıklar ve Özkan Karpatlıgil imzalarını da kullandı. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. "Evet" gazetesinde muhabir ve redaktör, "Bilgilik Webster" ve "Temel Britannica" ansiklopedilerinde yazar, çevirmen ve redaktör olarak çalıştı. Yazı, şiir ve çevirileri, 1989’dan itibaren "Sombahar, Yedi İklim, Varlık" ve "Kitap-lık" gibi dergilerde yayımlandı.

Jorge Luis Borges (Altın ve Gölge, şiir), Anna Kavan (Buz, roman, YKY), Emily Dickinson (Emily Dickinson, şiir) ve William Blake’ten (Masumiyet Şarkıları, şiir) yaptığı çeviriler kitaplaştı. Özpalabıyıklar, ayrıca Türkiye Şiirleri (Richard McKane, YKY, 1994), İlkgençlik Çağına Dünya Öyküleri (YKY, 1995, 1997), İlk Aşk’ın On Öyküsü (YKY, 1997), John Ashbery / Profil (YKY, 1998) ve From Istanbul / İstanbul’dan (Sidney Wade, şiir, YKY, 1998) gibi derleme ve seçkilerde çevirmen olarak yer aldı.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 2.531 okur okudu.
  • 42 okur okuyor.
  • 1.319 okur okuyacak.
  • 17 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları