Selahattin Özpalabıyıklar

Selahattin Özpalabıyıklar

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.1/10
271 Kişi
·
1.074
Okunma
·
2
Beğeni
·
315
Gösterim
Adı:
Selahattin Özpalabıyıklar
Tam adı:
Mehmet Selahattin Özpalabıyıklar
Unvan:
Türk Yazar ve Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 6 Temmuz 1955
Tam adı Mehmet Selahattin Özpalabıyıklar. Ürünlerinde Ahmed İrfan, Asım Prizren, M. S. Özpalabıyıklar ve Özkan Karpatlıgil imzalarını da kullandı. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. "Evet" gazetesinde muhabir ve redaktör, "Bilgilik Webster" ve "Temel Britannica" ansiklopedilerinde yazar, çevirmen ve redaktör olarak çalıştı. Yazı, şiir ve çevirileri, 1989’dan itibaren "Sombahar, Yedi İklim, Varlık" ve "Kitap-lık" gibi dergilerde yayımlandı.

Jorge Luis Borges (Altın ve Gölge, şiir), Anna Kavan (Buz, roman, YKY), Emily Dickinson (Emily Dickinson, şiir) ve William Blake’ten (Masumiyet Şarkıları, şiir) yaptığı çeviriler kitaplaştı. Özpalabıyıklar, ayrıca Türkiye Şiirleri (Richard McKane, YKY, 1994), İlkgençlik Çağına Dünya Öyküleri (YKY, 1995, 1997), İlk Aşk’ın On Öyküsü (YKY, 1997), John Ashbery / Profil (YKY, 1998) ve From Istanbul / İstanbul’dan (Sidney Wade, şiir, YKY, 1998) gibi derleme ve seçkilerde çevirmen olarak yer aldı.
Cumhuriyet şiiri Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Nazım Hikmet demektir. Topu topu üç çizgidir yani. Orhan Veli ve arkadaşlarıyla bir dördüncü çizgi gündeme girmiştir. İyice bakılırsa İkinci Yeni'nin bir beşinci çizgi olduğu görünecektir.(1981'deki söyleşisinden)
Sanki çocuk olmamışım ben ... Çocukluğunu yaşamış olanlarla benim aramdaki ayrım nedir? Öyle sanıyorum ki benim çocukluğum olmadı derken, babamı, bir onu düşünüyorum da böyle diyorum. Aslında "Benim babam olmadı, ben baba nedir bilmiyorum" demek yerine, "Çocukluğum olmadı benim” diyorum. Nedir çocuklukta anımsanan hem? Bu dünya değil de nedir? Ama en çok baba olmalı. Çocukluk asıl babayla başlıyor.
İlhan Berk için en "şık" şiiri o mu söylemiştir:

70.000 aşk ve 90.000.000 dize:
Ünlü şair İlhan Berk burada yatıyor!
N'olur yolcu,sevaptır,sakın üşenme,
Yukarıdaki sayıya bir sıfır da sen ekle.

Şiir,"Mezar Çiçekleri"nin ilki olarak Temmuz 1979'da Yusufçuk'ta çıkmıştır.Besbelli daha eski bir elyazısı versiyonunda "7000 aşk" ve "7.000.000 dize" geçer.Dörtlüğün,Aydınlık'taki "İzdüşümler"in İlhan Berk'e ayrılmış 15 Ocak 1989 tarihlisinin sonundaki biçiminde ise "1.000.000 aşk ve 980.000 dize" söz konusudur.
Anlaşılan, Cemal Süreya,(belki artık onun da istemediği şiirleri atıp "dize"leri azaltmıştır ama) "aşk" sayısını çoğaltarak "yolcu"dan dilediğini önce kendisi yerine getirmiştir-hem de fazlasıyla!
Selahattin Özpalabıyıklar
Sayfa 17 - Yapı Kredi Yayınları
168 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
O kadar mutluyum ki, iyi insanlarla karşılaşmanın şükrü ile dolu içim.

Kötülük diken gibi olduğu için gözümüze batar, bu yüzdendir onu daha kolay fark edişimiz. Halbuki gözümüzü bu bakışla dolu yöneltirsek dünyaya, iyilik de kendini gösterir. Perde bizim gözümüzde, kaldıracak güç ise içimizdedir. İyilik zariftir, yumuşaktır, ipektir. Bu yüzden belki fark edilişine nankörlük. William Blake, bir erkeğin ne kadar zarif ve temiz olabileceğini gösterircesine yazmış olmalı şiirlerini. O kadar iyi niyetli ki, kalbim yumuşadı okurken. Doğaya, insana, iyiliğe olan düşkünlüğü ve yaklaşımı, hepimizin örnek alması ve belki nasiplenmesi gereken bir düzeyde. Beyefendi ve hanımefendi insanlara bayılıyorum. Bu satırlar gerçek bir beyefendiye ait olabilir ancak.

Şu satırlardaki iyi yürekliliğe bakar mısınız? İnsanda sarılma isteği uyandırıyor:
"Başkasının derdini görürüm de,
Durabilir miyim dertlenmeden ben de.
Kederini görüp de başka birinin,
Teselli aramadan yapabilir miyim."

İngilizceden daha iyi anlamak isterdim. Kitapta şiirlerin hem özgün hâli hem tercümesi yer almakta. Eğer daha iyi anlayabiliyor olsaydım, teknik olarak da fark ettiğimden daha başarılı bir sanatta yazıldığını bilirdim. Çatpat İngilizcemle ancak kendime yetecek kadar takdir edebiliyorum. Kafiyeli, ahenkli ve bazen tekerlemevâri yazmış. Bu şiirlerin bir kısmı bestelenmiş olmalı. Çocuklara okumak için tabi (İngilizce bilenleri kastediyorum) oldukça ideal. Hemen ezberlerler.

Uzun uzun yazma devrim bitti sanırım. Artık ancak bu kadar üç beş satır. Bir gün Gulliver'in Gezileri ile sahaya ineceğim. Şimdilik bununla yetiniyorum. Sevgiler. :)
80 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Anne özlemi ile büyümek, her kadında anne sevgisi ve şefkati aramak böyle bir şey.

Annem çok küçükken öldü
Beni öp, sonra doğur beni.


Okunulası güzel bir şiir kitabı...
80 syf.
·Beğendi·9/10
Ne kadar naif ne kadar güzel cümle...
Şiirler, sözler tam manasıyla Cemal Süreya'ydı.
Dünya Cemal Süreya gibi güzel bir insanı tanıdığı için çok şanslı.
582 syf.
·7 günde·8/10
Yaşadığı dönemde gazetelerde köşe yazıları yazan, dergiler çıkartan, kitaplarını arkadaşlarından peşin para toplayarak bastıran, sonraları bir yayınevi kuran ama hep yalnız, bohem, hovarda ve ailesiz yaşam süren Cumhuriyet dönemi şairlerimizdendir Celâl Sılay.

Cemil Meriç, -Bu Ülke- kitabında 'Celâl, Türkiye'nin Oscar Wilde'dıdır.’ diye yazar ama edebiyat çevresi aynı fikirde değildir.

Yazının devamında; “bu büyük kabiliyeti köksüz ve idealsiz bir topluluğun alkışları mahvetmişti, erken şöhret canına okumuştu Celâl’in” der ve kısmen bu fikir ayrılığının sebebini de anlatmış olur bize.. Sılay’ın fazilete, asalete susuzluğundan, irfana hürmetinden bahseder..

Toplu şiirlerinin bulunduğu Hüsran Filizleri kitabı “onun unutulup gitmesine gönlü razı olmayan” Doğan Hızlan ve İhsan Yılmaz öncülüğünde hazırlanmış ve “unutulup gitmesine razı olan” YKY yayınları tarafından 2. ve son baskı olarak 14 yıl önce basılmış.. Merak edip, bir sahaftan arayıp bulduğum ilk kitap oldu.

Felsefeye yöneldikten sonra yazdığı şiirler daha çok zıtlıklarla süslenmiş kelime oyunlarıydı diyebilirim ancak üstünde düşününce güzel de gelmiyor değildi. İlk dönem yazdıkları daha çok cezbetti beni.

Küçücük bir alıntıyla bitiriyorum:

“Sesi her şarkıya uyanların
Yok kendi şarkıları ..”

Keyifli okumalar
178 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Seneler evvel üniversitede, ayaküstü bit sohbet sırasında bir arkadaşım tezini James Baldwin üzerine yazdığını söyledi. Daha önce hiç bilmediğim bu modern Amerikan yazar oldukça ilgimi çekmişti ama bir türlü okuma fırsatım olmamıştı. Şimdi ne kadar geç kaldığıma üzülüyorum.

James Baldwin siyahi ve eşcinsel bir yazar , oyun yazarı, şair ve aktivisttir. Kitaplarında ırkçılık, cinsellik,toplumsal ve psikolojik baskılar gibi konulara yer vermiştir. Özellikle 1956 yılında, henüz Amerika'da Cinsel Devrim bile gerçekleşmemişken yazdığı Giovanni'nin Odası kitabı oldukça cüretkar ve eşcinsel edebiyat için önemli bir eserdir.

"Au revoir,Giovanni."
"Au revoir,mon cher."

diye bitiyor David ve Giovann'nin hikayesi. Arka kapakta aşk üçgeni yazdığına bakmayın. Son sözlerden de anlaşılacağı üzere tek aşık olan Giovanni'dir. David ise sadece kendi gerçeğini bulma ve kabul etme sorunlarıyla boğuşma içindedir.

İlk gençliğinden itibaren eşcinsel duygularını anlamaya başlayan David bunları bastırmak için çok çaba harcar. Kendini bulmak ya da kendinden kaçmak amacıyla Paris'e gider ama kaçtığı şeyin tam ortasına düşer. Giovanni ile tanışır, mutluluk ve azap dolu günler başlar.

David mutludur çünkü Giovanni ile beraberken rahat ve kendisi gibidir. Ona dokunmak,onunla sabahlara kadar konuşmak rüya gibidir. Azap içindedir çünkü toplumun ve cinsiyetine atfedilen "normal"kalıplarının dışındadır. Farklı olmak zordur, yorucudur. David ise bunu göze alamaz ve "normal"in rahatlığını ve tasasızlığını özler. "Normal" olmak mutlu olmaktan kolaydır. Giovanni'den bile bazen nefret eder onu değiştirdiği ve artık eskisi gibi olamadığı için.

Kitapta bana göre sarsıcı olan şey David'in bu kadar özgürlüğün içinde hala daha kendisi olamamasıdır. Ailesinden,akrabalarından,çevresinden uzakta, kız arkadaşıyla ilişkisi yeni bitmiş, çevresinde eşcinsel insanlar varken yani kendisini ayıplayacak,kınayacak, engelleyecek kimse yokken bile David yaptığının yanlış olduğunu, böyle bir yaşantısı olmaması gerektiğini düşünür. Bazı fikirler kafamıza öyle bir işleniyor ki ne kadar kaçarsak kaçalım özgür olamıyoruz.

Kitabın ismi Giovanni'nin odası ancak kitapta birçok farklı odadan bahsediliyor. Giovanni'nin odası, Joey'in odası, Guillaume'nin odası, otel odası vs. Bunlar içinde en önemlisi tabii ki Giovanni'nin odası. Küçük,basık,dar, dağınık, kirli, havasız, berbat bir odadır burası. David bu oda için şunları söyler: " Giovanni'nin odasını nasıl tanımlayacağımı bilemiyorum. O bir şekilde şimdiye kadar attığım her oda kadar benimdi. Şimdiden sonra da içinde bulunacağım her oda da bir şekilde bana bu odayı anımsatacak." Bir bakıma David ve onun gibi eşcinsel olan herkesin içinde bulunduğu ve bulunacağı ruh halini betimler bu sözler. Her zaman kapana kısılmış, bastırılmış, nefesi kesilmiş, pisliğe bulanmış... Giovanni'nin odayı David için güzelleştirme çabalarına rağmen David ilk gördüğü andan itibaren bu odadan kaçmak istemiştir ama gidebileceği tek yer başka bir odadan ibarettir.

Okuma zevkinizi kaçırmamak adına burda bahsetmediğim birçok olay ve nokta var. Çok samimi bulduğum ve keyifle okuduğum bir kitap oldu. Baldwin'in diğer eserlerini de kesinlikle okuyacağım.

Herkese iyi okumalar :)
88 syf.
·1 günde·Puan vermedi
#day8
Dickinson’ın ilk bölümünü izledikten sonra oluşan aşırı istekle okudum. Şiirlerdeki melankolik havayı kalbimde hissetim. İngilizce - Türkçe olduğu için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Ama yine de hayal ettiğim kadar güzel değildi.
168 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
“Children of the future Age,
Reading this indignant page;
Know that in a former time,
Love! sweet Love! was thought a crime.”
.
İki ruh, iki bölüm: Masumiyet ve Tecrübe. Ancak bu iki kol birbirini kesmiyor,biri diğerini yok etmiyor. Besliyor. Çünkü ortaya biriktirdikleri hazne, hayat. Baştan sona her şiir bu haznenin derinliklerine iniyor. Karşısına kaybolan çocuklar çıkıyor, kaplanlar, kuzular..ve nicesi..
.
Altın çağın döküklüğünü de anlatıyor Blake, hala kırıntıları ile beslendiği umuda dair şarkılar da mırıldanıyor. Sadece dilindeki ahenk bile yeter bu sayfaları çevirmenize. Aslı ile Selahattin Özpalabıyıklar çevirisinin birlikte olması da güzel bir ayrıntı.
80 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Cemal Süreya annesiz büyüdüğü için, sevdiği her kadında annesini aramış. Onlardan annelik de beklemiş.

*Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni*

İkinci yeninin mutena eserlerinden biridir.
23 syf.
·9/10
Fazlasiyla kisa,fazlasiyla uzun. Hayal gucunun zaferini ve pratik zekanin carpiciligini gözler onune seren ilginc bir siir kitabi. Pablo Neruda iyi ki gelmis bu Dunya'ya.

Yazarın biyografisi

Adı:
Selahattin Özpalabıyıklar
Tam adı:
Mehmet Selahattin Özpalabıyıklar
Unvan:
Türk Yazar ve Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 6 Temmuz 1955
Tam adı Mehmet Selahattin Özpalabıyıklar. Ürünlerinde Ahmed İrfan, Asım Prizren, M. S. Özpalabıyıklar ve Özkan Karpatlıgil imzalarını da kullandı. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. "Evet" gazetesinde muhabir ve redaktör, "Bilgilik Webster" ve "Temel Britannica" ansiklopedilerinde yazar, çevirmen ve redaktör olarak çalıştı. Yazı, şiir ve çevirileri, 1989’dan itibaren "Sombahar, Yedi İklim, Varlık" ve "Kitap-lık" gibi dergilerde yayımlandı.

Jorge Luis Borges (Altın ve Gölge, şiir), Anna Kavan (Buz, roman, YKY), Emily Dickinson (Emily Dickinson, şiir) ve William Blake’ten (Masumiyet Şarkıları, şiir) yaptığı çeviriler kitaplaştı. Özpalabıyıklar, ayrıca Türkiye Şiirleri (Richard McKane, YKY, 1994), İlkgençlik Çağına Dünya Öyküleri (YKY, 1995, 1997), İlk Aşk’ın On Öyküsü (YKY, 1997), John Ashbery / Profil (YKY, 1998) ve From Istanbul / İstanbul’dan (Sidney Wade, şiir, YKY, 1998) gibi derleme ve seçkilerde çevirmen olarak yer aldı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 1.074 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 627 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.