Selim Ferruh Adalı

Selim Ferruh Adalı

Çevirmen
7.8/10
143 Kişi
·
448
Okunma
·
1
Beğeni
·
79
Gösterim
Adı:
Selim Ferruh Adalı
Tam adı:
Doç. Dr. Selim Ferruh Adalı
Unvan:
Çevirmen, Akademisyen
Sydney Üniversitesi’nde Klasik ve Eski Çağ öğrenimi görmüştür. Mezopotamya edebiyatı, dini metinler ve Asur İmparatorluğu hakkında bilimsel çalışmalar yürütmekte; Bâbilce, Sümerce, Hititçe, Eski İbranice ve Eski Yunanca dersleri vermektedir. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
120 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
#35626739 nolu Gılgamış Destanı incelemesinde Sümerlerden az da olsa bahsetmiştik. Şimdi ise biraz daha derine inip Sümerlerin Türkler ile alakasını ilişkilendirmeye çalışalım. Bunun en basit ve okur kısmından bakacak olursak Dede Korkut Hikâyeleri ve Gılgamış Destanı’ndaki benzerlikten söz etmemiz mümkündür. Ayrıca yine işi yazı ve dil olarak ele alacaksak Sümerlerin dili ile Türklerin dili arasındaki benzerliklerinde epey çok olduğunu vurgulamak gerekebilir. Mümkün olabilir mi? Neden olmasın… Bu yakınlık sadece dil akrabalığı değil, kan akrabalığından da gelmesi gayet mümkün gözükmektedir.

“Adamin” Sümerlerde geçen bir atışma türüdür. Bizdeki karşılığına bakarsak eğer Âşık Edebiyatı’nda gördüğümüz atışma/yarışma sazlı söz edebiyatını örnek gösterebiliriz. Bizim edebiyatımızda atışan “Âşıklar” olurken Sümerlerde ise “Krallardır.” Kitap içerisinde ise çokça geçmektedir. Bizde kaybeden çekilir sazından olur Sümerlerde ise şehrin anahtarını teslim eder gibi bir manası vardır.

Anzud Kuşu Sümer Mitolojisinde geçen ve bazı Sümer kabartmalarında gözüken bir kuştur. Doğruluğu tabi ki de tartışma konusu olmaktadır. Lakin Sümer kabartmalarına baktığımız zaman aklın ve hayalin dahi tasavvur edemeyeceği kabartmalarla karşılaşmaktayız. Özellikle takipçisi olduğum Şanlıurfa ilinde bulunan Göbekli Tepe arkeoloji çalışmalarında da benzer özellikler görülmektedir. Keza en ilginci ise bana göre kabart timsah figürleridir. Yine o bölgede asla olmayacak bir vahşi hayvan türüdür. En yakın kısmı Nil’dir ve Göbekli Tepe ile en az 2000 kilometre mesafesi vardır. Görmeden hayal etmek, hele ki o devirlerde imkânsız olduğu kadar da şaşırtıcı gelmektedir.

Kitap birbiriyle bağlantılı dört bölümden oluşmaktadır. Sümerlilerin bir kenti olan Uruk Kralı Enmerkar’ın – Güneşin Oğlu - Aratta Krallarıyla olan münakaşalarını konu etmektedir. Bulunan kil tabletlerin tasviri ve Sümerce aslından güzelce çevirisi ise okunabilirliği arttırmaktadır. Eksik ve okunmayacak durumda olan tabletler kaynaklara başvurularak, parantezler dâhilinde açıklanmaya çalışılmıştır. Genel olarak başarılı bulduğum bir çeviri olmuştur.

Destanların okunabilirliğinden ziyadesi onların aslında dinlenebilir olmasıdır. Bu sebeple içeriğe baktığınız zaman yavan bir kurgulama/hikâyeleme okuyabilirsiniz. Lakin en eski yapıtlar olduğunu aklınızdan çıkarmamanız gerekmektedir. Bundan dolayı işin bu kısmında bir okuyucu değil de bir dinleyici olarak ele alırsanız, muhtemelen kazanacağınız güzel bir hikâyeleme ile karşılaşabilirsiniz.

Birinci bölüm Uruk Kralı’nın Aratta kralına ulak göndermesi ve isteklerinin yerine getirilmesini içeriyor. Bölümde geçen betimlemeler okurda tebessüm ettirecek kalitededir. Özellikle “adamin” ile savaşsız sorun çözmeleri ise o devre göre gerçekten harika bir durum. Gılgamış Destanı’nda geçen “Anzu Kuşu” yine bir Sümer Mitolojisi olan Sümer Kral Destanlarında da geçmektedir.

İkinci bölümde yine Uruk Kralı Enmerkar ile Ensuhkesdana’nın “adamin” oyunu yer almaktadır. Bu sefer işe büyücülerde dâhil olmaktadır. Birinci bölüme göre kısadır, lakin aynı okunabilirliği devam ettirmektedir.

Üçüncü bölümde savaşa giden kralın yedi askerinden biri olan Lugalbanda sefer sırasında rahatsızlanır ve kardeşleri onu bir dağ mağarasına bırakırlar. Lugalbanda’nın Kutsal Güneş tanrısına ve diğer tanrılara yakarışlarıyla hastalıktan kurtulmak ister, devamında ise Lugalbanda ile tanrıların aralarında geçen diyaloglar damgasını vurur.

Dördüncü bölüm kitabı okumama sebep olan bölümdü. Burada Lugalbanda ve Anzud Kuşu arasındaki diyaloglar yazılmıştır. Anzud kuşunun tarifini merak ettiğim için, özellikle burayı merak ediyordum. Keza beklediğim gibi bir tarifle karşılaştım.

Genel olarak ilkyazım yapıtları olmasına rağmen, eğlenceli bir dille yazılmış, bol mitoloji içeren, bir dünya tanrı barındıran güzel bir eserdi. Özellikle hoşuma giden sadece çıplak doğa ile yapılan betimlemeler ise gerçekten hoş bir okuma heyecanı yarattı.

“Ey Ulak, Aratta kralına de ki;
[Arattalıları şehirden] kovarsam ağacından edinmiş kuş gibi kalırlar,
Yuvasından kaçırtılmış kuş gibi olurlar,
Adi bir mal gibi üzerlerine fiyat biçersem,
[Şehri] yerle bir edip toz duman içerisinde bırakırsam,
Enki'nin bir şehri lanetlediği zaman gibi,
Bütünüyle yok ederim orayı, yok ederim.” Sayfa 7

“Hangi tahılı yiyeceğini şaşırmış eşek gibi dolanıyordu...” Sayfa 17

…gibi sayısız betimleme ile karşılaşmanız mümkündür.

Sözün özü; benim için türünde normal, ancak keyifli bir kitaptı. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
120 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Sümer Kral Destanları, efsanevi Uruk kralları Enmerkar ile Lugalbanda'nın destanlarını anlatan eserdir. M.Ö. 22. ve 17. yüzyıllarda yaşamış oldukları düşünülen efsanevi kralların başından geçen maceralar ve düşmanlarına karşı giriştikleri mücadeleler anlatılmaktadır. Tanrıların soyundan olan bu kralların Tanrıların yardımı ile ülkelerini korumaları ve refah içinde yaşatmaları okuyucuya aktarılmaktadır.
Tanrı, tanrıça ve kralların yaşamları, olağanüstü yetenekler atfedilerek anlatılmış olduğu bu efsanelerin yazım sebebi, okunmaktan çok seslendirilmek içindir. Bir çeşit şiir tarzında yazılmış olan eser, kulağa hoş gelen sesler içeren sözcüklerle yazılmıştır.
Sümer Kral Destanları, dönemin krallıklarının yaşam tarzını, neyle geçindiklerini, dini yaşantılarını, dinin yaşamları üzerindeki etkilerini, sahip oldukları tarım ürünleri ve hayvan çeşitlerini dolaylı yollardan bize aktardığından okunmaya değer bir eser olarak görülmelidir...
104 syf.
·Beğendi·9/10
BABİL YARATILIŞ DESTANI
.....
Milattan önce 7.binyıldan itibaren yerleşik hayata geçmiş olmalarına rağmen pekçok Mezopotamya halkının yazısı yoktu.
Mezopotamya dini mitolojisi ve geleneği yüzyıllarca kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılmıştı .
Resim yazı (proto çivi yazısı) İlk kez yaklaşık milattan önce 3300/3100 yılları arasında Urugtaki Tanrıça İnanna Tapınağı olan Eanna'da kullanıldı.Yazıda daha çok dönemin hakim dili Sümerce ile logogram kullanılıyordu.
Milattan önce 24.yüzyıl ortalarında askeri deha Sargon Mezopotamya'yı fethetti,ve siyasi birliği sağladı. Sami dili konuşan Akkad Hanedanı, ilk defa devletin asli unsuru oldu. Bu sayede resmi dil olarak Akkadça kullanılmaya başlandı.
.....
Milattan önce 1790 /1750 arası hüküm süren Kral Hammurabi, karmaşık ve uzun yıllar süren siyasi ve askeri mücadele'den sonra
Mezopotamya'da egemenlik kurmuş, kent devletten "kendi aşan toprak "anlayışına dayalı devlete geçişin temellerini atmıştır.
Hammurabi'nin genişlettiği Babil Hanedanı'nın siyasi gücü yayıldıkça çivi yazı kültürü Mezopotamya'da yaygınlaştı ve şekil değiştirdi.
....
Babil Kralı Yazıtları'nda,Marduk'un baş Tanrı olduğu ve evreni yönettiği vurgulanır.
Babil de Tanrı Marduk ait önemli tapınak Esagil'di.
"Enuma Eliş "(Babil'in Yaratılış Destanı)Babillilerin baş tanrıları olan Marduk'u yüceltmek için Amuri ve eski Sümer -Akkad kavram ve metinletinden yararlanarak yazdıkları kapsayıcı bir dini metin bir mittir.
...
"Enuma Eliş" metni 7 bölüme ayrılır. Her bir bölüme" tablet "adı verilir.
Birinci tablet ,evrenin yaratılışını anlatır .
İkinci tablet tanrıların çaresizliğini anlatır.
İkinci, üçüncü ve dördüncü tabletler Marduk'un düşmanlarını yenmesi ve yüceltilmesi hakkındadır.
Beşinci tablet ,gökyüzünün yaratılışını anlatır.
Altıncı tablete insanın yaratılışı anlatılır.
Yedinci tablette ise Tanrı Marduk'un elli adı söylenir ve ona övgülerle "EA"adı verilir.
....
104 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Babil Yaratılış Destanı -Enuma Eliş- metni yedi bölümden oluşuyor. Her bir bölüme tablet denir ve bu tabletler adlarını ilk dizeden alır. Adın verildiği kısma da kolofon denir.

Asur ve Babil kataloglarında eser, birinci dizesinin enuma eliş ("henüz yukarıya") olan ilk iki sözcüğüne dayanarak kaydedilmiş. Birinci tablet, evrenin yaratılışını anlatmakla başlar. Bu özelliğinden dolayı uzmanlar esere Babil Yaratılış Destanı adını da vermiştir.

Kitabın baş sayfalarında birinci tabletin ön ve arka yüzünün resmi paylaşılmış. Bunları görünce çok şaşırdım. Dil bilimciler o şekillerden nasıl anlamlı yazılar çıkardı insan hayret ediyor.

Biraz da içerikten bahsedeyim.

Dünya yokken tatlı ve tuzlu sular Apsû ve Tiāmat vardı. Birbirine âşık bu iki kozmik varlığın birbirine karışmasının ardından suların içinde tanrılar Lahmu ve Lahamu yaratılır. Sonra Ansar ve Kisar yaratılır. Onlardan doğan oğulu Anu ise Ea'yı yaratır. Ea ile eşi Damkina'dan da oğlu Marduk doğar ve büyür. Tanrıların sayısı arttıkça aralarında çatışmalar başlar. Birinci tablette bunlardan bahseder.

İkinci, üçüncü ve dördüncü tabletler tanrıların çaresizliği ve Marduk'un düşmanlarını yenmesi ve ardından yüceltilmesi hakkındadır. Tanrılar onu kral ilan eder ardından Marduk bütün evreni yeniden yaratır ve günümüz dünyası oluşur.

Beşinci tablet gökyüzünün yaratılışı ile başlar ancak bu tabletin doruk noktası, Babil kentinin kurulması ve tanrıların Marduk'u kral olarak sonsuza dek kabul etmeleridir.

Son iki tablette insanın yaratılışı anlatılır. Son satırlarda ise Tanrılar Marduk'un 50 adını zikreder ve ardından ona övgülerle Ea adı da verilir. Enuma Eliş, insanlar arasında okunması ve bilinmesi talimatıyla sona erer.

Herkese keyifli okumalar.
160 syf.
·Beğendi·9/10
Aslında yazacak o kadar çok şey var ki inanın tüm kitabı yazsam yine de eksik kalırdı.. beni bilenler bu tür öykü masal mitolojik ve fantastik anlatım tarzını severim o yüzden bu tür eserleri iki üç kez okurum..

Gılgamış Destanı, sonradan Akad diline çevrilmiş olan bir Sümer şiiridir ve ilk kez, destanın konusu olan Uruk kralının hükümdarlığından 700-1000 yıl sonra yazılmıştır. Şiir, asıl olarak Şa-nekba-imru (Derinleri Gören) olarak veya Şutur-eli-şam (Tüm Krallardan Üstün Olan) olarak biliniyordu. Destanın ana karakteri, büyük bir kahraman ve yarı-tanrı, tanrıça İnanna'nın kardeşi ve güçlü bir savaşçı olarak daha önceki Sümer edebiyatında geliştirilmişti ama bu destanda, insanın ölümle ve varoluşun anlamsızlığıyla savaşının vücut bulmuş haline dönüştü.

Gılgamış Destanı'na göre, halkına karşı zalim ve kibirli olan kral, tanrılardan garip bir hediye alır: Gılgamış'ın gücüne meydan okuyan ve belki de ona alçak gönüllülüğü öğreten, vahşi adam Enkidu.

Hiçbir kanuna tabi olmayan ve ormanlarda vahşi bir hayat süren Enkidu, tapınak fahişesi Şamhat tarafından baştan çıkarılır ve böylece ehlileştirilerek Uruk'a getirilir. Enkidu, kendisinden beklenildiği gibi, Gılgamış'a meydan okur. Enkidu'nun yenik düştüğü çetin mücadele sonrasında ikili, ebedi dostluk yemini eder ve Gılgamış'ın annesi Ninsun, Enkidu'yu kendi çocuğu olarak kabul eder.

İkilinin, Sedir Ormanı'nın koruyucusu olan korkunç Humbaba'yı ve Gökyüzünün Boğası'nı (Cennetin Boğası) öldürmesinin ardından tanrılar, bu haddini bilmezlikler için birinin kan bedeli ödemesi gerektiğini söyler ve Enkidu'nun ölümüne karar verir. Enkidu'nun ölmesiyle Gılgamış, kendisinin de bir gün öleceği gerçeğini düşünmeye başlar ve bunun bilincinde olmak ona azap verir.
160 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitaptaki hikayeler Gılgamış Destanı var olmadan önce Mezopotamya'da yaygın olan birbirinden farklı, kısa Sümerce metinlerle aktarılmış Gılgamış hikayelerinden oluşmaktadır.

Bu kitap arkeolojik bir eser. Yani kazılar sonucu bulunan tabletlerin üzerindeki yazılar dil bilimciler tarafından çözümlenmiş ve insanlığa kazandırılmıştır.

Kitabı okurken okuduklarımın 4 bin yıl önce yazılmış olması çok heyecan verici. Bu kitabı bir edebi eseri eleştirir gibi puan vermek ve o şekilde bir inceleme yazmak istemiyorum. Çünkü bu yazılar bize 4 bin yıl önce insanların nasıl yaşadığına dair ipuçları veriyor. Önemli olan da bu zaten.

Kitap çevirmenin hazırladığı sunuş bölümüyle başlıyor. Bu bölümde tabletlere nasıl ulaşıldığı, nasıl çevrildiği ve de içerikle alakalı bilgiler verilmiştir. Kitabın ne zorluklarla ve ne uğraşlarla dilimize kazandırıldığını anlamış oluyoruz.

Sonra hikayelere geçiyoruz. Gılgamış ile Agga, Gılgamış ile Enkidu ve Öte Dünya, Gılgamış ile Huwawa, Gılgamış ile Gök Boğası, Gılgamış'ın Ölümü ve Gılgamış'ın Mektubu olmak üzere 6 adet bölümden oluşuyor hikayelerimiz.

İlk üç hikayede konu bütünlüğü sağlanmış diyebiliriz yani anlaşılıyor. Ancak son üç hikaye tam anlaşılmıyor çünkü çok fazla kırık tablet varmış. Ama kırık tablet çok olsa da olanları okuyabilmek bile çok iyi hissettiriyor.

Bu kitap okunmalı ancak bir edebi eseri eleştirir gibi eleştirilmemeli. Herkese keyifli okumalar.
104 syf.
·2 günde·1/10
Evrenin, dünyanın, kozmik bölgelerin ve insanın yaratılışı, ardından da tüm bunları yaratan Bâbil tanrısı Marduk’un diğer tanrılar tarafından zikredilişini içeren bu destan, Gılgamış Destanı ve Bâbil Hemeroloji Serisi’nden sonra en iyi bilinen Mezopotamya eserleri arasında yer alır. Bu destan okullarda, tapınaklarda, yılın belli günlerinde belli ayinlerde okutulan kutsal bir kitap, edebi bir yapıt aynı zamanda da bir kültür hazinesi olarak Bâbil’de, Bâbil Devleti’nin Tanrı Marduk’u temel alan dini, kültürel ve siyasi mirası sayesinde de tüm Mezopotamya’da büyük saygı görmüştür. Bâbilceden Türkçeye ilk kez çevrilen Bâbil Yaratılış Destanı Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde.
104 syf.
·Puan vermedi
Evrenin, dünyanın, kozmik bölgelerin ve insanın yaratılışı, ardından da tüm bunları yaratan Bâbil tanrısı Marduk'un diğer tanrılar tarafından zikredilişini içeren bu destan, Gılgamış Destanı ve Bâbil Hemeroloji Serisi'nden sonra en iyi bilinen Mezopotamya eserleri arasında yer alır. Bu destan okullarda, tapınaklarda, yılın belli günlerinde belli ayinlerde okutulan kutsal bir kitap, edebi bir yapıt aynı zamanda da bir kültür hazinesi olarak Bâbil'de, Bâbil Devleti'nin Tanrı Marduk'u temel alan dini, kültürel ve siyasi mirası sayesinde de tüm Mezopotamya'da büyük saygı görmüştür. Bâbilceden Türkçeye ilk kez çevrilen Bâbil Yaratılış Destanı Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nde.
104 syf.
·1 günde·7/10
Bir arkadaşımızın yaptığı incelemede dediği gibi ismi değişik ama nihayetinde ortadoğuda geçen bir hikaye. Tanırlar bir sebepten kavga ediyor. Biri diğerini öldürüyor. Sonra da savaşa neden olan tanrıyı yakalayıp ondan insanı yaratıyor kazanan tanrı. "insan tanrıların iş yükünü üstlendi, tanrılar özgür oldu. Tanrılara ağır gelen, onların özgürlüğünü kısıtlayan şeyleri insana vermişler. İlginç.... Yaratırken de güya fitneci bir tanrıyı öldürüp insanı yaratıyorlar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Selim Ferruh Adalı
Tam adı:
Doç. Dr. Selim Ferruh Adalı
Unvan:
Çevirmen, Akademisyen
Sydney Üniversitesi’nde Klasik ve Eski Çağ öğrenimi görmüştür. Mezopotamya edebiyatı, dini metinler ve Asur İmparatorluğu hakkında bilimsel çalışmalar yürütmekte; Bâbilce, Sümerce, Hititçe, Eski İbranice ve Eski Yunanca dersleri vermektedir. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 448 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 281 okur okuyacak.