Selim Naci Karaarslan

Selim Naci Karaarslan

Çevirmen
8.4/10
39 Kişi
·
85
Okunma
·
0
Beğeni
·
27
Gösterim
Adı:
Selim Naci Karaarslan
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
200 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Yine Ali Şeriati'nin sorgulayıcı, düşündürücü üslubuyla insanın "kendini bilme ve" istihmar" kısa kısa anlatımlarıyla soru ve cevap şeklinde dile getirmiş.
95 syf.
·3 günde
Aksiyon adamı Şeriati den;

Kitaba geçmeden önce şeriatı ile ilgili birkaç cümle belirtmek isterim hepinizin bildiği gibi şeriatı herkesi rahatsız etmeye gelen bir şahsiyettir, insanların gidişatına, tekdüzeliği ne dur diyebilen, onların sistemine ,düzenine çomak sokan bir sosyolog'tur. Şeriatı İran devriminden 2 yıl önce savak tarafından öldürülmüştür.....
insanların ufkunu açan bir insan olduğunu düşünüyorum.
Doğruyu söyleyenler nedense hiç sevilmiyor...:))
İran'da bir kitapçıya girdiğimde şeriati'nin kitaplarının ne tarafta olduğunu sorduğumda gözlük üstünden bana bakan satıcı onun kitaplarının orada bulunmadığını söylemişti, yazık.....
onca değişik fikirlere sahip bir sürü dindar dinsiz yazar varken ve onların kitaplarına yer verilirken şeriati'nin kitaplarını yer vermemişlerdi hem de Kendi ülkesinde:) Hoş ben de oradan bir daha kitap almadım ( kendi çapımda protesto) sjshsjsjs

Kitaba gelince;Hüseyniyeyi İrşad da yapmış olduğu konferanslardan derlemedir... Rum ve Enbiya surelerini incelemiş yazar.
Rum suresi Kuran'ın canlı olduğu esasını kanıtlayan belirtilerden bir tanesi olduğuna değinmiş.
""Nice az olanlarin çok olan topluluklarına galebe çaldıklarını gör"".....
muhataplarına zalim ve sömürgeci güçlerin etkisi altında kalmamalarını tavsiye ediyor adeta..
Haykırdığı sözlerden bir kesit;
“Sen, sağlam dine, batıldan Hakk’a, kudretin kaynağına, dünyaya hâkim olan düzene, yaratılış felsefesine, zamana, toplumlara, maddi ve tabii varlıklara hâkim olan değişmez kanunlara, Allah’ın her şeyi gerçekle yarattığına ve başlattığına, her gücün sonu olduğuna, her zulmün ölümle yüzleşeceğine yönel. Bütün dünyayı ve bütün zamanı dolaş. Bunlardan daha sömürgeci olan nice güçlerin hepsinin yok olduğunu, zalimlerin size ibret olması için yeryüzünde nice harabe bıraktıklarını gör. Nice az olanların çok olan topluluklara, nice güçsüzlerin güçlü topluluklara galebe çaldıklarını gör. Ondan sonra kendine, ilahi fıtratına dön. Kendinde ümit ve iman hâsıl et.”
#79313953
#79314344
#79319113
#79407426
Keyifli okumalar....
426 syf.
Kendini bilmek!

Burada kişisel bilgiden kültürel bilgiye kadar uzanan bir düşünceyi her zamanki gibi coşkulu bir anlatımla anlatır Ai Şeriati. Kendisini tanımlayan tiradı ile:

Sizi rahatsız etmeye geldim!

Özellikle katil çocuklarıyız dediğinde ciddi bir rahatsızlık ve farkındalıklarla düşüncelere daldığım oldu. Rahatsız etti. Kendini bil derken zaten bize gülle gelmesini beklemiyorduk, ama öyle bir çıkış ile insanın sarsılmaması elde değildir.

“...Biz hepimiz Kabil’in çocuklarıyız; çünkü Habil evlenmeden, mutlu olamadan ölmüştür.”

Evet, biz Kabil’in çocuklarıyız. Hırslı, öfkeli, bencil, kendisinden kısmayı sevmeyen, katil… Ne çok benzemişiz tek bir özelliğini atlamadan. Bunu üzerinden bir anlatımla başlar konuşmasına. Zaten kitapların çoşkusu buradan gelir, seminerlerinin toplamıdır eserleri. Öyle uzun uzadıya işlediği konularla değil, sohbet sohbeti açar gibi ana konu aynı ama örneklemler çoğaltılarak tarih, sosyoloji ve bugün üzerine uzun uzun anlatımlar yapar.

“Kabil insanlık tarihinde daima yaşamaktadır. Çünkü Habil ölmüştür. Kabil de, Kabili sistem, ekonomik ve maddi hayatın özel bir topluluğa tekelleştirilmesi ve bu özel sınıf için çoğunluğun köleleştirilmesi biçiminde bir düzen kurmuştur. Bu düzen, Tevrat’ta İncil’de ve Kuran’da var olan yüzlerce belirtiye göre, bütün dönemlerde insanlık tarihini yönetmektedir. İnsan toplumları, insanlığın aşamaları, bütün zamanlarda bu şekildedir.”

Kabil karakteriyle bir süre kaldım. Düşündüm, düşündüm… İlk kan, ilk katil.. Şimdi ne çok insan var kendi canından olana el uzatan, hayatını elinden alan. Katil anneler görüyoruz, katil babalar, eşler, çocuklar… aynı evde yaşayan yabancılaşmış insanların yansımalarını izliyoruz. Daha dün hapisten çıkan sözde baba çocuğunu döverek öldürdü. Katiller evlerden eksilmiyor. Ali Şeriati bu konu için Habil ve Kabil kıssasını anlatır, ama benim içinde bulunduğumuz zamandan kaynaklı genel odak konum oldu.

Her kitabında bir kültür, istirham ve alim, aydın kesimler için uzun uzun fikirlerinin anlatır. Burada da genel hatlı bir kültür serüveni çizer. Çünkü kültür bir toplumun mihenk taşıdır. Onu var eden millet ve milletin yol göstericileri bu durumu daha iyi ya da kötüye çekebilir.

Kültür denilince ne anlamalıyız?
Bu konuda çok fazla tanım yapılabilir. Bunu kısaca belirtmek gerekirse, bir soysal grubun , bir halkın, bir milletin, kendine özgü ve kendisini diğer halk ve gruplardan ayıran inanç, düşünce ve davranışlarının mimari, müzik, yeme alışkanlıkları, adab-ı muaşeret kuralları, sosyal hayatını oluşturan sevinç, üzüntü, ölüm , mezar, ticaret,… ve daha birçok toplum temelli geleceğe miras bırakılan her şeydir.

Bunun en önemli temeli ise tabii ki eğitimdir. Ki bu kısım kitabında temelidir. Eğitimin topluma kazandırdığı aydınlar. Ne yazık ki bu konuda özellikle son 200 yılda Ortadoğu ülkelerinin en büyük derdini oluşturmaktadır. Okumuş kesimin düşüncelerindeki bakış, duygu ve davranışları kendi ülkelerine göre değil, yabancı ülkelerin yaşam tarzına göredir. Burada Batı’dan alınan eğitimin yanlış olduğu kanısı oluşmasın, durum bu değildir. Durum aydınların doğup yaşadıkları topraklardan kopup gittikleri alemde kendi halkları ile yabancılaşmalarıdır. Aydın ve halk arasında görülen salık bir uçurum vardır. Ki bizim ülkemizde Tanzimat sonrasında Avrupai yaşam tarzı ve etkileri aydınların yazılarına kadar nüks etmişti. Tanzimat bir nebze serveti fünun halk ve aydınlar arasında uçurum olmuştu. Eğitimin kullanım şekli ve aks etme muhtevası bu bağlamda önemini göstermektedir. Kültürel çatışmalar için en kısa anlatımlı eser Ömer Seyfettin’in Harem eseriyken, uzun soluklu roman aynı zamanda Batılı tekniğe uygun ilk roman olarak Halit Ziya’nın Aşk-I Memnu eseri vardır. Eserlere ve topluma ilim ve bilimden önce Batının ahlakı geldi. Ki Ali Şeriati Batı’nın özgür cinsel yaşam için örnek alındığı vurgusunu yapar.

Şu hususta bir nebze haklı olsa da gerçekte Ortadoğu toplumunun bilimi dine düşman görmesi aydınlara Avrupa yolunu tutturmuştur. Orda başka toplumun etkisi ile yaşanan değişimin nedeni ise kendi kültüründen uzak olmaktır yani bilinmemezliktir. Ortadoğu toplumunun yaşamında örnek gösterilen hususlara göz atalım. Sosyolojinin en ateşli savunucusu ki Ali Şeriati’nin en sevdiği sahabelerden olan Ebuzer imanı itikadı olan bir sahabedir. Kur’an ayaetlerini bir tapınma değil, sosyal hayatta yansıyan yönleri ile görmek istemektedir. Çünkü inandığı Kur’an hükümleri eşitlik savunucusudur. Bir insan hakları beyannamesidir. Sadece mazlum halka indirilmiş bir kitap değildir. Nedense hep zayıf inanır algısı vardır. Tıpkı oruç gibi bir ibadeti hemen hemen her insanın fakirin halinden anlayalım diye verilmiş bir ibadettir diye tasvir etmesi gibi. Evet, bu böyledir, akla açlık gelir. Oysa oruç kalbe, oruç dile, oruç göze, oruç nefsedir. Eğer sadece açlık terbiyesi olsaydı oruç zengine farz olurdu. Fakir zaten açtır kimin halinden anlayacaktır ki.

Bu konuda sosyoloji temeli demişken yine ashabın göz bebeği biir sahabeden de Kur’an ahlakı ile yapılan bir fiili örnek gösterebiliriz.
Hz. Ali, arkadaşlarından Meysen'in hurma satarken, hurmaları iyi ve kötü olarak ayırıp iki ayrı fiyata sattığını görür, ona hiddetle şöyle der: "Niçin insanları, Allah'ın kullarını sınıflara göre ayırıyorsun?" Sonra eliyle hurmaları birbirine karıştırır ve hepsini aynı fiyata, orta bir değerle sat" der.
Bunlar da alim ki devrinin cahiliyesinde tanımaya çalıştıkları muhatap oldukları Kur’an ile yaşayan alimler. Tanıyanlar.

Bu noktada Ali Şeriati şöyle der.

“Bugün biz inanıp inanmamaya değil, tanımaya mecburuz, tanımaya muhtacız. Çünkü çoğunlukla, bilgisiz bir dinin hiçbir değeri olmadığına inanmaktayız. Bugün biz dini öğrenmeye ve tanımaya muhtacız. Bilimi, toplumu, tarihi, kişiliğimizi tanımaya ihtiyacımız var, inanmaya değil. Bunca inanç bilgi ile iç içe olmadığı zaman zararlıdır da. Çünkü insani bütün enerjiler sömürmekte, almaktadır. İmana değer katan bilgidir. Ali’ye tapmanın Hz. Muhammed’e tapmanın hiçbir değeri yoktur ve bazen bunlar bir kavimin olumsuzluk ve donukluk sebebi olmaktadır. Tanımadığınız bir Ali tanımadığınız bir Rüstem bir başka kimse gibidir. Bunu birbirinden ayırmak yalnız tanımakla mümkündür. “

Evet, burada dine bir eleştiri yok, burada kendini bilmeyen her ferde eleştiri var. Çünkü insan en çok bilmediğine düşmandır. Kur’an ayetlerini sadece Arapça okumak ve evimizde en üst yerde muhafaza etmekle olmuyor. Gerçi öyle bir hal aldı ki bu iş bir evde Kur’an isteyecek olsak hangi komidine koyduğunu unutmuş insanlar var. Artık kitabı en yükseğe kaldırmayı Burak’ın insanlar nereye koyduğunu unutacak kadar uzaklaştı.

Bu konuda bir anım var. İlkokul 6. sınıfta din dersinde ki o zamanlar öyle kolay değil kitaba kitaptır demek. Arapça herhangi bir yazı gören onu öper başına koyar böyle bir dönem. Hocamız Kur’an’ı biraz sert bir şekilde masaya bıraktı, ve dedi ki: Bu kitabı okuyup anlamazsanız, hayatınızdan parçalarla birleştirmezseniz bunun bir anlamı yok. Altın kaplama bir kur’an’ı evinize asıp karşısında ailenizle tartışıp, içki içip, kötü söz söyleyip, kalp kırıp, hak yiyerek siz ona değer vermiş olmazsınız. Ve bizden ayetleri ezberlememizi bil hassa anlamalarını ezberlememizi isterdi. Kafirun suresini ezberleyeceğimiz zaman kulaktan kulağa yanlış olursak kafir oluruz söylemleri çıktı. Hocamız bunu duyunca siz okuyun, ezberleyin varsa günahı boynuma siz ilimden uzak olmayı günah sayın demişti. Anlamaya çok önem veriyordu. Allah ondan razı olsun, o yüzden her okuduğumu hep merak ettim. Ki kafirin anlamını öğrenince bir dil sürçmesi ile olunamayacağını korku dini ve ekildiğini tanımadığımızı daha iyi anladım. Kafir; örtmek, saklamak demek. Hatta çiftçiler tohum ekince yani toprak altında tohumu saklayınca kafir de denildiğini duymuştum. Dinen kafir ise bir ilahı imanı yok saymak, inkar etmektir.


Kur’an ahlak, eşitlik, sosyolojik olarak insandan hareket bekliyor. Bu bağlamada günümüzde siyer çalışması yapan Muhammed Emin Yıldırım güzel çalışmalar yapmaktadır. Kur’an ayetleri ve onları yaşan sahabeler üzerinden anlatımlarla bu işin fiil boyutuna dikkat çekmektedir. Ayrıca Kuran’ın inen ilk 27 ayetinin özeti de bize fiili vurgular. Emirler ayetlerle sıralanır.

Oku!
Yaz!
Kalk!
Düşünerek oku!
Hatırla!
Yönel!
Uyar!
Yücelt!
Temizle!
Uzaklaş!
Verdiğini çok görme!

Yani bunlar neyin işareti. İlim olmadan iman olmaz. Zaten Peygamber efendimiz (sav) hadiste buyurur; bir saatlik tefekkür 60 yıllık ibadete eşdeğerdir. İlim insanoğlunun ki Ali Şeriati’nin ey çamur dediği insanın aklının ibadetidir. Akıl ve ruh olmazsa evet, insan bir çamurdur.


Bir de sömürgecilik üzerine durur. Nedenleri ve yapılması gerekenler üzerinden konuşur. Bu gücün kaynağını alanların kendilerini nasıl yeryüzünün tanrıları yaptıklarından söz eder. Bunu bir alıntı ile açıklamaya geçersek:

“...Kuran’da sürekli yinelenen üç tane tipleme vardır. Bu üçü, Tevrat’ta da vardır. Birisi kudret sembolü olan Firavun’dur. İkincisi zenginlik, sermaye ve ekonomi sembolü olan Karun’dur. Üçüncüsü, dini elinde bulunduran bir ruhani olan Bel’am-i Baur’dur. Bu üçü, Kabili sınıfın sembolüdür.”

Evet, bu tipler yani yeryüzünün tanrıları olarak kendini ilan edenler gökyüzünün tanrılarını oluştururlar. Yani toplumsal özdeşlik, dini zihniyeti yaratır. Aşikar olan güç, Kudret, sömürü, köleliği anlatır.


Afrika’da Fransız şarabı için çalışan halkın tadını bilmediği şeyi üretimini anlatır. İktidar gücünü anlatır. Afrika’da ki bu benim aklımda olan bir bilgidir. Elmas madeninde çalışan halkın çıkışta mideleri röntgenle kontrol edilir. Yeryüzü kudreti bazılarına cirit alma hakkı vermiştir. Oysa yeryüzü bir ırkın ya da insanın değil tüm inananlarındır. Köleliğin olmaması gerektiği gibi var olan tüm kaynakların tüketimi israfa girer bu da Allah’ın kitabında yapılan her israfın gelecek nesillerin hakkından yemek olduğu vurgusu ile anlatılır. Ama gelin görün ki bir gelecek değil herkes şimdinin sömürgeciliği peşinde koşmaktadır.


Genel olarak kitabın özü bunlar üzerinden gider. Bu sefer din alimlerini pek anmadı aydın kesimin üzerinde durdu. Zaten din alimlerini anlatış şekli ve onları eleştirmesi aklıma hep kendisiyle aynı şartlardan dolayı ülkesini terk etmiş Sadık Hidayet’in Hacı Ağa’sını getirir. Bu iki yazar ülkelerindeki durumları dışarı böyle arz ederler.

Kitap ilk insan Adem’den başlar ve dünya düzeninde insan ve insanın varlığı, kendini bulma çabası ve asıl olduğu, değişebilirliği ve değişemezliği, ilke edineceği şeyler gibi bir çok konuyu barındırır. En son bölümde öğrencileri ile bir soru cevap şekli ile son verilir. Burada öğrencilerde ülkelerini ve dünya devlerinin durumunu merak eder. Sorular ülkenin gidişatı ile ilgilidir. Tavsiye kitap listesinde hatırı sayılır bir sıralama alacak kitaplardan biridir. Bir uğrağın. Kimiz? Neyiz? Ne olmuşuz? Farklı bir pencereden bakalım. Ali Şeriati eğitimi olarakta sağlam temellere dayalı bir eğitim almıştır. Önyargılı olmayı tanımaya bırakın. Zaten kendisi de diyor ya tanıyın. Tanıyın şu adamı! Tanıyın da derdi ne bilin! Her şeye katılmak zorunda değilsiniz, ki bende katılmıyorum her şeyine katılsam nakliyeci olmaktan öteye gidemeyeceğim ki.Eleştirin, ölçün, tartın ve siz karar verin.



Keyifli okumalar!
200 syf.
İnsan olarak “ben”in, toplum olarak “biz”in kaderi üzerinde söz sahibi olmak, ancak insanî özbilince ve toplumsal bilince sahip olmakla mümkündür. Bu ise her-şeyden önce, bu iki bilinci tahrif eden, bireyi ve toplumu bunlardan mahrum bırakan her etkeni, “istihmar” aracı olarak bilmeyi ve onlarla mücadele etmeyi gerektirmektedir. Müslüman toplumlar için, istihmarın belki de en tehlikeli aracı “din ” olmaktadır. Elbette ki bu, bozulmuş hakikatten ayrılmış, taşlaşmış, geçmişin kalıntılarından öte bir anlam taşımayan “din”dir. Sadece hesabı değil, tüm sorumlulukları da ölümden sonrasına aktaran(!) bu din anlayışı, insanî ve toplumsal bilinci de kör etmektedir. Tüm bu engelleri aşabilmek ve istihmardan kurtulabilmek; ne filozof , ne entellektüel, ne sanatçı ve ne de bilim adamı olmayı gerektirmektedir. Allah’ın elçileri de bunlardan herhangi biri değildi. Halkın içinden ve ümmi kimselerdi. Ama tarihin akışına yön veren de onlar oldu. Öyleyse mesele —her kim olursa olsun— şunu, bunu okumak, yazmak, araştırmak değil, “kendini bilmek” ve “özbilinç”e sahip olmaktır.

Bu kitapta merhum Ali Şeriatı, kendine özgü coşkun ve sorgulayıcı üslubuyla “kendini bilme’-‘yi ve “istihmar”ı ele alıyor. Dünya görüşünün ne olduğunu, nasıl geliştiğini, insanların tevhidden alıkonup nasıl istihmar edildiğini ve tüm bu sorunların muhatabının ve sorumlularının kim olduğunu ortaya koyuyor. Kitabın son bölümü ise, öğrencilerinin konuyla ilgili sorularından ve cevaplarından oluşuyor. Kesinlikle Okumanızı Tavsiye Ederim.
200 syf.
Şüphesiz insanlık kendini tanımak için büyük bir gayret göstermiştir. Kendini ve hayatı anlama çabası farklı yaşambiçimlerini, birbirinden farklı araçlarla sürdürülen dönemleri oluşturmuştur. Ancak bu insanın yalnızca belirli şeylere yoğunlaşması, kendisini bütün olarak değil parça olarak ele almış olmasının bir sonucudur. Bu nedenle denilebilir ki insanın kendisine dair cehaleti büyüktür.

Kendini bilmek, bu cehalettin bilincinde olan Ali Şeriati'nin kendini bilmenin önemini ele aldığı eseridir. Eser yazarın birçok eserinde olduğu gibi bir eleştiri niteliğindedir. Özbilinç ve toplumsal bilinç olarak ifade ettiği kendini bilmekle, kör inançların ve taassubun karşısında yer almaktadır.
Insanın sindirilmesinin, asimile edilmesinin temel sebebini toplumsal bilinçten mahrum kalmış olmakla ifade eder. Bu aynı zamanda insanın kendisine yabancılaşması demektir, Ali Şeriati burada kendisine özel bir ifade kullanmaktadır. Istihmar edilme ( eşekleştirilme, yabancılaştırılma). Arapça da yer alan bir ifade olmasada Şeriati'nin anlatmak istediği şeyler hususunda öz bir ifadedir.

Dinin, geleneklerin, geçmişin, modern yaşama uyma usullerinin birer ıstihmar biçimleri olduklarını sebepleriyle ifade etmektedir.
Ali Şeriati' ye yöneltilen bütün eleştiriler kaynağını bu görüşlerden almaktadır. Çünkü Şeriati düşünceden uzak, geleneksel herşeyin karşısındadır. Insanı hareketten alıkoyan zühd gibi, haksızlık karşısında dua etmeyi yeterli bulan, bozguncu dinin musibetleri de buna dahildir.

Toplumda vuku bulan çatışmaların sebeplerinin sorgulanması gerektiği, bunların özbilince mi ait olduğu yoksa boş şeyler mi olduğu kanaatini taşır. Çünkü burada asıl meseleleri gizlemek için ortaya atılan yan meseleler olduğunu, bir şeylerin imaj olduğunu savunur..

Bireysel özgürlük, cinsel özgürlük, kadın özgürlüğü gibi ifadelerin yaygınlık kazanmasının sebebi olarak toplumun dikkatini asıl meselerden uzaklaştırmak adına birer araç oldukları iddiasındadır.

Yazarın asıl arzusunun düşünsel, sosyal, ekonomik saldırılar karşısında yapılması gerekenleri göstermek şeklinde anlaşılabilmektedir
200 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Kitabı okumaya başlar başlamaz gelen ilk tepkiler o bir Şii, dikkat et. Yanlış düşüncelere kapılma. Gibi cümleler oldu. Ali şeriati yi bu kadar tehlikeli gösteren olgu nedir bilmiyorum. Ve eminim ki bu sert cümleleri kuranlar ali şeriati yi hiç okumadıkları için dile getiriyorlar. Bir insanın Şii olması doğru bilgilerden, yaratıcı fikirlerden uzak olması gerektiği kanaati mi okumalı. o kadar avrupa i uzak doğu kültürü, veya helen uygarlığı eserleri okuyoruz bir sorun yok. kendi içimizden bir kültürü okuyunca mı sıkıntı Oluyor.kitabı okumanızı tavsiye ederim. aydın nedir alim ile farklı nelerdir. gerçek aydının görev ve sorumlulukları üzerinde durulmuş. yapılan yanlışların nedenleri açıklanmıştır. iyi okumalar
200 syf.
·99 günde·Puan vermedi
İslam dünyasının tartışmalı isimlerinden İranlı sosyolog, aktivist, düşünür, yazar Ali Şeriati’nin kitaplarından birisi: Kendini Bilmek...
Din sosyolojisi ve çağdaş İslam düşüncesi üzerine deneme kitabı...

Ali Şeriati,
Sünnilere göre Şia olmasından mütevellit şaibeli bir isim, hatta ‘kafir’ diyenler çok fazla...
Şiaya göre sünnileşmiş ve İslam’dan uzaklaşmış bir isim, mürted...
1977 yılında şah zamanının İran istihbarat örgütü (savak) tarafından İngiltere’de öldürüldüğü iddia ediliyor.

Fransa’da Sorbon Üniversitesi’nde doktorasını yapmış. Marksizm üzerine çalışmış ve kitaplarında bu görüşlere yer vermiştir. Bu yönüyle de belli çevrelerin reddiyelerine maruz kalmış. İslam’a bilim gözlüğüyle bakmış ve tetkik etmiş bir isimdir.

Avrupalı ya da Amerikalı ya da Antik Yunan yazarlarını okumakta tereddüt etmeyenlerin Ali Şeriati’yi okumaları, İslam dini adına da insanı ve toplumları tanıma adına da çok faydası olacaktır. Kitaplarında insanı, düşünceye sevkeden, alışılagelmişin dışında bakış açıları mevcut.

Kitaptan bazı alıntılar:

“...Biz hepimiz Kabil’in çocuklarıyız; çünkü Habil evlenmeden, mutlu olamadan ölmüştür.”

“Kabil insanlık tarihinde daima yaşamaktadır. Çünkü Habil ölmüştür. Kabil de, Kabili sistem, ekonomik ve maddi hayatın özel bir topluluğa tekelleştirilmesi ve bu özel sınıf için çoğunluğun köleleştirilmesi biçiminde bir düzen kurmuştur. Bu düzen, Tevrat’ta İncil’de ve Kuran’da var olan yüzlerce belirtiye göre, bütün dönemlerde insanlık tarihini yönetmektedir. İnsan toplumları, insanlığın aşamaları, bütün zamanlarda bu şekildedir.”

“...Kuran’da sürekli yinelenen üç tane tipleme vardır. Bu üçü, Tevrat’ta da vardır. Birisi kudret sembolü olan Firavun’dur. İkincisi zenginlik, sermaye ve ekonomi sembolü olan Karun’dur. Üçüncüsü, dini elinde bulunduran bir ruhani olan Bel’am-i Baur’dur. Bu üçü, Kabili sınıfın sembolüdür.”
200 syf.
·33 günde·Beğendi·10/10 puan
"İnsana anlam kazandıran ya da en azından insanın aramakta olduğu üç anlam, üç ana ilke yani 'gerçek, güzellik ve iyilik' pılısını pırtısını topladı ve yeni insanın ticaret ve burjuva kültüründe anlam verdiği üç yeni ilke 'gerçeklik, güç ve tüketim' hayata, ruha, akla, varlık felsefesine, yeni toplumun bireyi üzerine postu serdi."
"Dünya ve içindeki herşey, hiçlik içinde hiçtir, öyleyse zamanı ganimet say" *Hafız-ı Şirazi
"Bugün biz inanıp inanmamaya değil, tanımaya, bilmeye muhtacız. Çünkü çoğunlukla bilgisiz bir dinin hiçbir değeri olmadığına inanmaktayız."

Yazarın biyografisi

Adı:
Selim Naci Karaarslan

Yazar istatistikleri

  • 85 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 98 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.