Selim Tunçbilek

Selim Tunçbilek

Yazar
9.3/10
3 Kişi
·
11
Okunma
·
0
Beğeni
·
63
Gösterim
Adı:
Selim Tunçbilek
Unvan:
Şair
Doğum:
Yozgat, 1 Mart 1962
1.3.1962 Yozgat doğumludur. Çocukluk yılları Ankara ve Yozgat”ta geçti. 1970’li yıllarda taşındıkları Kayseri’de hayatını devam ettirmektedir. öğrenim hayatını, Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümünde tamamlayarak 1985 de mezun oldu ve iktisatçı olarak tamamladı.
Çeşitli özel ve kamu kurum ve kuruluşlarında orta ve üst düzeyde yöneticilikler de bulundu.
2007 yılında emekli oldu.
İlk şiirleri Kültür ve Sanat Dergisi’nde 1982 yılında yayınlandı.
Öncü Edebiyat Şiir Vakti ve Geçit Dergilerini çıkardı.
BERCESTE başta olmak üzere, çeşitli kültür,edebiyat ve sanat dergilerinde şiir ve makaleler yazmaktadır.
Kitapevi.Com,Şiir Vakti Yayınlarını kurdu.
Şiir vakti Yayınları ve Şiir Vakti Dergisi Yayın yönetmenidir.
İkisi hayatta üç çocuk babasıdır.
Umursamadığımız zaman içimizdeki canı kaybetmiş olmalıyız. Umursamak bana daha insanî gelen bir duygu. Bir olayı, bir durumu umursadıkça âdeta insan oluyoruz.
Tanrı gökyüzünün güzelliği için nasıl yıldızlar serpiştirmişse, yeryüzünün güzelliği için kadınları serpiştirmişti.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
"Yasa" nedir? Ya "yasak"? Sadece bir harf neleri değiştiriyor değil mi? Aslında yasa ve yasak birbiriyle öylesine iç içe geçmiş durumda ki ayırdına varamıyoruz çoğu zaman. Yazar Selim Tunçbilek'in "Davet" isimli romanını okurken ilk aklıma gelen düşünceler bunlar oldu.
Kitabın genelinde Kafka'nın Dava romanındaki Joseph K.'ya göndermeler var fakat Kafka'nın o puslu, soğuk, ağır ve kasvetli romanına inat hep iyimserliğe, geleceğe olan umuda, yaşananlar ne kadar acı olursa olsun yazılan yazgıya samimi bir teslimiyet hâkim Davet'te.
Özellikle tasvirleri çok beğendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Ve kitabın genelinde yazarın iç dünyasında, yazar ile birlikte ve karşılıklı sohbet ediyormuşcasına akıyor sayfalar birbiri ardına. Yasaların ve yasakların adliye koridorlarından çıkıp, yüreklerde ve bilinçlerde kilit altında tutulması gerek diye sesleniyor vicdanlarımıza yazar bu güzel eserinde.
96 syf.
·Puan vermedi
Kitabımız yazarımızın biyografisi ile başlıyor. Yazarımız kitabını ‘özlemi hiç bitmeyecek kızı Gizem Dilruba’ya ‘ ithaf etmiş. Ve Herakleitos’un “ Hayat hayat ismiyle anılır; ama gerçekte ölümdür o.” sözüyle bitiyor. Akıcı bir dille yazılmış, rahatlıkla okunup, bir nefeste bitiyor.
Arka kapak yazısını okurken bir anda 75 – 80lere, “Bizimkiler” dizisine gittim. Bunun sebebi ise arka kapaktaki “Sabri bey de adeta ‘yasa’ ve ‘yasak’ kelimelerini hatırlatırcasına kapının önünde ve eşiğin iki adım gerisinde bana bakıyordu.” cümlesi oldu. Bizimkiler dizisini hatırlayanlar bilirler Yönetici Sabri Bey ve duruşunu. ( )
Sonrasında okurken yazar <“Yasa” ve “Yasak”…İşte bu iki kelimeye bayılıyordum.> diyor ve bu konu ile ilgili görüşlerini, düşüncelerini anlatıyor. Ama “yasak” kelimesini okur okumaz benim gözümde 1985’te Devekuşu Kabare oyuncuları tarafından sahnelenen “Yasaklar” adlı oyun canlanıyor. Elindeki düdüğü öttüre öttüre dolaşan ve “Yassaakkk” diye bağıran Zeki Alasya unutulur mu?() Böylece ilk anda çok eğlenceli geldi ama kitap ilerledikçe konu maalesef bu kadar eğlenceli değildi.
Bir bölümde Adliye binasının karanlığından, kasvetinden bahsediliyor. (düşünce olarak doğru) Ama binalara baktığınızda; mesela Sultanahmet adliyesi, yere kadar cam duvarlar. Yeni yapılan adliye binalarının da dış cephesi cam ama ya içleri? Denildiği gibi karanlık, kasvet dolu, her yer ışıklandırıldığı halde aydınlık değil. Binalar değişse de, içinde yaşananlar değişmedikçe, zihniyet değişmedikçe bu karanlık, kasvet dağılmayacak.
Okumaya başlayınca davet geldikten sonra bana daha önce okuduklarımı çağrıştırdı. Sonra ki bölümlerde yazarda bahsetmiş Josep K. , Franz Kafka’nın “Dava” adlı kitabının baş kahramanı. Dava, bir sabah uyandığında kendisini sebebini anlamadığı bir suç nedeniyle dava edilmiş bulan Josef K. adlı kahramanın absürt durumunun anlatıldığı bir Franz Kafka romanıdır. Ama ben daha çok Albert Camus’nun “Yabancı”sına benzettim. ( tuhaflık bende herhalde ). Çünkü davet üzerine adliyeye gelen kahramanımız aynı Meursault gibi olaylara, mekanlara, olanlara yabancı.
Kısa bilgi: devamlı ismi geçen ‘gilaburu’yu merak ettim ve öğrendiklerimi paylaşıyorum; Gilaburu çalı şeklinde bodur bir ağaçtır. Genellikle İç Anadolu'da yetişir. Kırmızı salkım şeklinde yuvarlak meyvelidir. Bu meyveler sonbaharda toplanır. İlk toplandığında acı bir tadı vardır. Su içinde salamura yapılır. Yaklaşık bir ay sonra bu acılığını kaybeder. Bu şekilde (5-15 derecede) tazeliğini 1 yıl süreyle koruyabilir. Yüksek miktarda C vitamini ve antioksidan maddeler içerir. ( ne demişler; bilmemek değil öğrenmemek ayıp, biz de öğrendik )

Yazarın biyografisi

Adı:
Selim Tunçbilek
Unvan:
Şair
Doğum:
Yozgat, 1 Mart 1962
1.3.1962 Yozgat doğumludur. Çocukluk yılları Ankara ve Yozgat”ta geçti. 1970’li yıllarda taşındıkları Kayseri’de hayatını devam ettirmektedir. öğrenim hayatını, Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümünde tamamlayarak 1985 de mezun oldu ve iktisatçı olarak tamamladı.
Çeşitli özel ve kamu kurum ve kuruluşlarında orta ve üst düzeyde yöneticilikler de bulundu.
2007 yılında emekli oldu.
İlk şiirleri Kültür ve Sanat Dergisi’nde 1982 yılında yayınlandı.
Öncü Edebiyat Şiir Vakti ve Geçit Dergilerini çıkardı.
BERCESTE başta olmak üzere, çeşitli kültür,edebiyat ve sanat dergilerinde şiir ve makaleler yazmaktadır.
Kitapevi.Com,Şiir Vakti Yayınlarını kurdu.
Şiir vakti Yayınları ve Şiir Vakti Dergisi Yayın yönetmenidir.
İkisi hayatta üç çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur okudu.
  • 3 okur okuyacak.