Şerafettin Turan

Şerafettin Turan

Yazar
9.0/10
34 Kişi
·
120
Okunma
·
12
Beğeni
·
652
Gösterim
Adı:
Şerafettin Turan
Unvan:
Türk bilim insanı, tarihçi, yazar, Dil Derneği Onursal Başkanı, Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'nun son başkanı.
Doğum:
1925 Erciş, Van
Ölüm:
15 Ekim 2015
İlkokulu Bitlis'te, ortaokulu Muş'ta, liseyi Erzurum'da okudu. Gazi Eğitim Enstitüsü'nü bitirdi (1946). Enstitüde (1946-1948) ve Ankara Etnoğrafya Müzesi'nde (1948-1952) asistan olarak çalıştı. Bu arada Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ndeki öğrenimini sürdürerek, 1951'de bitirdi. 1952'de Türk Tarihi asistanlığına atandı. 1954'de tez ile doktor oldu. 1956'da doçent ve 1964'de, profesör oldu. 1969-1972 arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi dekanlığı yaptı. 1973'te "Yakın Çağ Tarihi Ana Bilim Dalı" Başkanlığı'na getirildi.

1972-1978 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. 1978-1979'da Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı yaptı. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu üyesi olan Turan, 1977'de Türk Dil Kurumu Başkanlığı'na seçildi. 1983 yılında Türk Dil Kurumu kapatılıp devletleştirilinceye dek görevini sürdürdü.

1983'te Cunta yönetiminin TDK Başkanlığı görevinden istifa etmesini ve yönetimi devretmesini istemesi üzerine şu tarihsel sözleri söylemiştir: "Türk Dil Kurumu’nu size devretmiyoruz, siz teslim alıyorsunuz!"

1987 yılında eski TDK üyeleri ile beraber Dil Derneği'nin kurucu üyeleri arasında, '80 dönemi dernek yasakları nedeniyle yer alamamıştır ancak daha sonradan üye olmuş ve yönetim kuruluna seçilmiştir. Dilbilimci olmadan Türk Dil Kurumuna Başkan olan tek kişidir.

Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Tarih Araştırmaları, Türk tarih Kurumu Belleteni, Türk Tarih Kurumu Belgeler, Türk Dili dergilerinde ve İslâm Ansiklopedisi’nde Türk Tarihi ve kültürü üzerine bilim yazıları yayınladı.
Yurtta yabancı işgaller sürerken İstanbul'da da küçümsenemeyecek değişme ve gelişmeler birbirini izliyordu.
...
Mütareke döneminde başkentte iç yönetim bakımından ilk büyük değişiklik,İttihat ve Terakki kongresinde partinin kapatılması kararının alınması olmuştu.
''Barışın çabuk gelmeyeceğini biliyordum. Barışa kadar çok bunalımlı durumlar karşısında kalacaktık...'' (19 Mayıs,5)
Avrupa'nın güçlü devletleri Osmanlı ülkelerini içlerinden birinin arzusuna göre değil de, aralarında anlaşarak parçalamak, bölüşmek yöntemini yeğlemişlerdi.
''Burasının (İstanbul) Türkler tarafından yönetilmesine son vermek için şimdiki koşullardan yararlanılmazsa çok yazık olacak... Bu şehri,herhangi bir yönetim altında görmeye hazırım, yeter ki bu, Türk yönetimi olmasın!'' (Sonyel,s.11)

(İstanbul İngiliz Yüksek Komiser Vekili Tom Hohler'in İstanbul işgali için hükümetine yazdığı not.)
''Ey bahtsız Türk!
Wilson Prensipleri denen insancıl bir san altında senin hakların elinden alınıyor ve namusun yırtılıyor (hetk ediliyor).
Buralarda Rumun çok olduğu ve Türklerin Yunan'a katılmasını memnuniyetle kabul edeceği söylendi ve bunun neticesi olarak güzel memleket Yunan'a verildi.
Şimdi sana soruyoruz: Rum senden daha mı çoktur? Yunan egemenliğini kabule taraftar mısın?
Artık kendini göster. Bütün kardeşlerin Maşatlık'tadır. Orada yüzbinlerle toplan ve çok üstün olan çoğunluğunu bütün dünyaya göster; ilan ve ispat et. Burada zengin,fakir,âlim,cahil yok. Fakat Yunan egemenliğini istemeyen çok büyük kütle var.
Bu sana düşen en büyük görevdir. Geri kalma. Hüsran ve talihsizlik(nekbet) fayda vermez. Binlerle, yüzbinlerle Maşatlığa koş ve Milli Heyet'in emrine itaat et!''

( Musatafa Necati ile Moralızade Halit ve Ragıp Nurettin'in ortaklaşa yazdığı bildiri/ İzmir'in İşgali)
Değişik ulusları ortak ve genel bir ad altında toplamak ve bu değişik ulus topluluklarını eşit haklar ve koşullar altında bulundurarak güçlü bir devlet kurmak,parlak ve çekici bir siyasal görüştür.Ama altadıcıtır.Dahası,hiçbir sınır tanımıyarak dünyadaki bütün Türkleri de bir devlet olarak birleştirmek bir amaçtır. Bu,yüzyılların ve yüzyıllarca yaşamakta olan insanların bu amaçı gerçekleştirmek için çok acı,çok kanlı olaylar ile ortaya koyduğu bir gayedir"
Bu savaş süresince toplam nüfusları 1.170.735.000'i bulan ülkelerden 66.038.810 kişilik ordular karşı karşıya gelmişti. Bu kuvvetlerin 22.850.000'ini bağlaşma devletlerine, 43.188.810'u da anlaşma devletlerine aitti.
Mehmet S.
Mehmet S. Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar'ı inceledi.
74 syf.
·Beğendi·10/10
Mustafa Kemal Atatürk'ün düşünce sistemini oluştururken yararlandığı isimleri anlatan şahane bir eser. Şerafettin Turan sadece bu isimleri verip geçmiyor. Karşılaştırıyor, Mustafa Kemal Atatürk'ün de olaylardaki bakışını, okuduğu kitapları yazarları olduğu gibi kabul etmeyip ne şekilde kabul ettiğini anlatıyor.
Burak CAN
Burak CAN Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar'ı inceledi.
74 syf.
·1 günde
Şerafettin Turan gibi bir yazar için oldukça basit çaplı bir kitap gibi gözükse de bu alanda çalışma yapacak kişiler için muazzam bir yol gösterici eserdir. Kafa karışıklığı yaratmadan hangi düşüncelerin nerede aranacağını gösterip detayların araştırılmasını size bırakan kısa ama etkileyici bir eser. Tarih alanında ve özellikle de Mustafa Kemal Paşa'nın Cumhuriyet İlanından sonra yaptığı yeniliklerin kökenini bilmek isteyenlere öneridir.
354 syf.
·17 günde·9/10
7 kitaptan oluşan serinin 1. kitabı 20. yy başlarında Osmanlı Devleti’nin durumundan, kongrelerin sonuna kadar geliyor. Bu seri inkılap tarihi için müthiş bir kaynak. Okurken bilmediğim çok şey öğrendim. Şaşırdığım çok fazla nokta oldu. Bazı konular o kadar derinlemesine işlenmiş ki kendimi olayın geçtiği dönemde hissettim adeta. Herkese tavsiye edebilirim. Olaylar her detayına kadar işlenmeye çalışılmış.
Enes Akil AKBALIK
Enes Akil AKBALIK Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar'ı inceledi.
74 syf.
Yaşadığı yüzyılın dehası kabul edilen mükemmel bir komutan, eşsiz bir devlet adamı ve her daim yenilikçi bir birey olan Mustafa Kemal Atatürk'ün engin düşünce dünyası da bir anda oluşmamıştır. Her düşüncenin, fikrin, idealin şekillenmesi ve oluşması çeşitli kaynakların esintileriyle mümkün olur. Olmaz denileni başarıp her alanda fikri mücadeleyi geliştiren Atatürk'ün bu güçlü fikriyatı nasıl oluştu sorusunun cevabı bu kitapta. Bireyi ve toplumu yüceltmeye yönelik özgürlük ve çağdaşlık ekseni etrafında gelişen Atatürkçü düşünce temellerinin hangi akıllara ve kaynaklara dayandığını göreceksiniz. Askerî alanlardan siyasete, sosyal bilimlerden fen bilimlerine, tarihten dil araştırmalarına kadar her alanda kendini geliştiren bir liderin düşüncelerini ne denli derin araştırmalar sonucu somutlaştırdığını göreceksiniz. En önemlisi öğrenme, araştorma ve okumanın son anlarına kadar hayatının merkezinde olduğunu göreceksiniz. Mutlaka herkes okumalı.
Derin Millet
Derin Millet Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar'ı inceledi.
74 syf.
·Beğendi·9/10
türk tarih kurumu tarafından ilk baskısı 1982'de çıkarılan 90 sayfalık şerafettin turan (1925-2015) kitabı.

kitap fuarlarında türk tarih kurumu, türk dil kurumu, diyanet yayınları gibi kurumları mutlaka ziyaret eder, tamamı çok düşük fiyata satılan çok sayıda eseri mutlaka incelerim.

bu da atatürk'ün fikriyatının temellerini anlamak konusunda gerçekten faydalı ve çok uygun fiyatlı eserlerden biri.

atatürk, gençliğinden itibaren görev yaptığı her yerde, hatta cephelerde bile çok sayıda türkçe ve fransızca kitaplar okumuş, bunlar üzerinde notlar almış, kitapların kısa özetlerini çıkarıp el yazısıyla not etmiş. bu orjinal el yazmaları ilgili müze veya kütüphanelerde mevcut.

genel olarak 2.000 kitaplık, tarih, siyaset, kültür ağırlıklı bir koleksiyondan söz ediliyor. bunlar epey miktarda elle yazılmış notlar ve karalamalar içeriyor. yani belki bu kadar veya buna yakın sayıda kitap okumuş olması da mümkün.

zaten lise döneminde dahi okumayı sevdiği biliniyor. nitekim o dönem gençler için yapılan bir gazete bilgi yarışmasına katılanlar arasında mustafa kemal ismi geçiyor. bu yarışmada gençlere sade bir dil öğretmek amaçlanmış.

atatürk'ün etkilendiği isimler arasında genel olarak şu isimler göze çarpıyor: ziya gökalp, şehbenderzade filibeli ahmet hilmi, namık kemal, tevfik fikret, j.j. ruousseau, h.g. wells...

* * *

fransız ihtilali sonrası avrupa ülkelerinin yaptığı işgallerin hat safhada olduğu, sömürü yoluyla zenginleşip güçlendikleri bir dönemde yaşamış atatürk. nitekim 1914 yılında afrika'daki 38 ülkenin 36'sı 7 haydut avrupa devleti (7 düvel) tarafından barbarca işgal ve talan edilmiş. sanki o kıtada yaşayanların hiç kıymeti harbiyesi yokmuş gibi her tarafı ele geçirmişler, yetmemiş birinin işgal ettiği yeri, öbürü bunun elinden almak için tekrar işgal etmiş.

ve dahi bu işgallerin temelinde bir yandan evrim inancı da var. bu barbar haydutlar kendilerinden olmayanları, türkleri bile barbar, az gelişmiş, evrimini tamamlayamamış diye niteleyip, ülkeleri yağmalamış, çoluk çocuk demeden katletmişler. hele ingilizlerin üstümüze sürdüğü yunanlıların ve fransızlar birlikte çalışan ermeni çetelerin yüz binlerce sivil insanlarımızı ve çocuklarımızı nasıl canavarca katlettikleri tarihimizin kanlı sayfalarında mevcut.

bu bağlamda batılıların çarpık düşünce sistemlerinde yerleşik bulunan, sözde üstün ırk ve üstün medeniyet anlayışına karşı, atatürk tarihten bu yana türklerin de üstün bir medeniyet olduklarını göstermek istemiştir. bunun için de türkleri müslümanlıktan ayrı tutarak değerlendirmiştir.

avrupalılar kendilerini nasıl üstün görüyorsa, fransızlar nasıl üstün bir medeniyet ise, elbette bizim de onlardan aşağı kalır yanımız olamazdı!

mu kıtası, güneş dil teorisi gibi araştırmaları, hep türklerin geçmişte de üstün bir medeniyet olduğuna dair tezlerini güçlendirmek içindi. türkler 1400 sene önceki muhammed'in diniyle değil, binlerce yıllık kendi üstün medeniyetleriyle, dil ve kültürleriyle değerlendirilmeliydi.

atatürk'ü bu konularda etkileyen çok sayıda olaydan ikisi kavmi necib ve fes olaylarıdır.

bir gün şam'daki garnizonda bir türk ve arap er kavga edince, subay olayın aslını araştırmadan türk ere "sen nasıl oluyor da kavm-i necipden [soylu kavim] olan birine hakaret ediyorsun" der.

diğeri 1910 yılında avrupa'daki bir tatbikata giderken yanındaki arkadaşı binbaşı selahattin ile belgrad tren istasyonunda fes taktığı için alay edilmesidir. bu olay ii. mahmut döneminde 'zorla' giydirilmiş olan fese karşı kendisinde olumsuz bir tutum yaratmış ve sonradan şapka giydirilmesinin psikolojik temellerinden biri olmuştur.

tabi şahsen bu durumda şapka zorunluğunu getirmenin, giymeyip karşı çıkanları da vatana isyan ve ihanet etmiş kabul edip asmanın, öncekinden daha iyi bir davranış olduğunu sanmıyorum!

* * *

atatürk'ün okulda aldığı eğitim ve okuduğu eserler genellikle dinden uzak idi.

tarih konusunda ağırlıklı olarak yabancı eserleri okudu. bunlar islamiyeti ve hz. muhammed'i doğru kabul etmeyen, peygamberimizi sadece tarihi bir kişilik olarak alan, okuma bilmediği halde dünyadaki milyarlarca insanı etkilediği için üstün karakterli ve başarılı bir lider kabul eden seküler kaynaklardı.

atatürk eleştirel okurdu ve her yazılanı kabul etmezdi. ama islam'a bakışını kendi dünyevi inancına uygun olarak bu kaynaklara uygun şekilde geliştirdi.

komisyonla birlikte yazdığı tarih ii ortazamanlar kitabında bu temelleri görmek mümkündür. orada islam'ın kabul etmediği epey kısım vardır ve kitaba konulan bazı kısımlar bu kaynaklardan alıntıdır denebilir.

bu durumu atatürk'ün din düşmanlığı şeklinde değerlendirmek yanlış olur. zira atatürk'e islam düşmanı değil, islam dışı demek daha doğru olur. yani düşmanlık beslemiyordu, zira atatürk'e göre islam insan yapımı bir fikriyat ve kültürdü ve buna düşmanlık beslemekle bunun dışında ve karşıtı olmak farklı şeylerdi. bununla birlikte çok kereler cuma namazları kıldığı, mevlitlere katıldığı belgelerle sabittir.

bunu da halkın fikri değerlerini paylaşmak adına yapmış olması mümkündür. tabi bazı dönemler gerçekten samimi bir müslümanlık yaşamış mı bilemiyorum.

armstrong'un bozkurt kitabındaki iddialara cevap vermek için akşam gazetesinden necmeddin sadık'a yazdırdığı bir haftalık yazı dizisinde de belirttiği üzere, içki içtiğini de gizlemiyordu.

cephede askerlerin şehadet inancını da paylaşmıyordu ama o insanlara bir şekilde saygı duyuyordu. cepheden sürekli görüştüğü, istanbul'daki madam corinne'ye yazdığı fransızca mektuplarda muhammed'in müslüman erkekleri hurilerle kandırdığını, fakat kadınlara böyle bir ödül vermediğini tuhaf bulduğunu yazıyordu:

"erkeklere o kadar huri ve başka hoş eğlenceler vaad eden muhammed'in kadınlar için hiçbir taahhütte bulunmaması pek tuhaf. demek ki, ölümden sonra erkekler cennet kadınlarına mâlik olmanın keyfini çıkarırken, kadınlar tahammül edilmez bir hâlde bulunacaklar! değil mi ya? görüyorsunuz ya, hanımefendi, insan, dağdağalı ve kan revan içinde geçen bir hayata alıştıktan sonra dahi cennet ve cehennemden bahsetmek ve hatta bizzat Allah’ı tenkid etmek için kâfi vakit bulabiliyor."

her şeye rağmen atatürk'ün ilginç bir özgürlük anlayışı vardı. ülkenin ve milletin kurtuluşu için özgürlük ve bağımsızlık istiyordu. ama bir kültür olarak kabul ettiği dini bireysel özgürlük alanından çıkarıp, kendi kurguladığı toplumsal özgürlük anlayışına göre şekillendirmek istemesi de bana göre tuhaftır.

bazı dönemlerde arkadaşları ile siyasi konularda konuşurken toplumun dini yaşantısını şekillendirmeyi tartışmıştır.

islam'ı peşinen dünyevi olarak kabul ettiğiniz durumda, bir erk olduğunuz zaman doğal olarak onu şekillendirme hakkını da kendinizde bulmanız mümkün. böylelikle atatürk dini bir fikriyat gibi değerlendirerek, halkın "islam" fikriyatını bir şekilde ulusun milli menfaatleri adına kendince şekillendirmek istemiş, karşı çıkanları bu psikolojiyle cezalandırmakta beis görmemiş.

birkaç yıl boyunca çanakkale'de, ortadoğu'da, güneydoğu'daki cephelerde, ingiliz fransız italyan rus yunan ermenilerle bilfiil savaşmış, savaş bittikten sonra sarayı ve ülkeyi yöneten kurumları işgal eden düşmanla siyasi olarak da mücadele etmiş, on binlerce düşman askerini öldürtüp, on binlerce türk'ün ölümüne de şahit olmuş, avrupa'daki rusya'daki ihtilallerden de etkilenmiş bir askerin psikolojisi.

sonuç olarak benim okuduğum kronolojilere göre de değerlendirdiğimde, atatürk islam'dan uzak olmakla birlikte, kendine özgü bir gerçekçilik ve özgürlük anlayışı geliştirmiş, milli ve vatansever bir askerdi. fakat bu durum, milletin dinini ve dilini kendi ürettiği anlayışa göre kökten değiştirmesinin, bunu yaparken 'devrimciliği' kutsayıp radikal yöntemler kullanmasının haklı gerekçesi olmaktan çok uzaktır...
354 syf.
·8/10
Tarih öğrencilerine ışık tutacak nitelikte bir kitaptır. Çok güzel bir araştırma kitabıdır. Benim eğitimimde çok yardımcı olmuştur. Alınması gereken bir kitap tarih öğrencileri kesin almalı.
M. Sadık
M. Sadık Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar'ı inceledi.
74 syf.
·1 günde·8/10
Fransız Devrimi, öğretmenleri, dünya yazarları, yerli yazarlar, okul arkadaşları Atatürk'ün düşünce yapısını etkilemiş. Her türden kitaplar okuyup analizler yaparak kendine bir şeyler katmış Atatürk. Kitapla ilgili önemli notlar aldım, daha sonra sizlerle paylaşacağım. Uzun bir kitap olsaydı daha çok beğenirdim. Kitapta bolca kaynak var.
720 syf.
·Beğendi·10/10
Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşamı ile ilgili yazılmış en güzel kitaplardan biri.Doğumundan ölümüne kadar yaşadıkları,okuduğu okullar,katıldığı savaşlar,yaptığı devrimler belgelere dayandırılarak çok güzel anlatılmış.
enver ç.
enver ç. Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar'ı inceledi.
74 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Her Türk gencinin kendi yarari için bu kitabi okumasi gerektiğini düşunuyorum.Atatürk'ün hangi yazar veya düşünürlerden etkilendiğini bilmek ve istenirse bunun üzerine okumalar yapmak için oldukça önemli bir kaynak.
Fatih Beyazkaya
Fatih Beyazkaya Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar'ı inceledi.
74 syf.
·Beğendi·8/10
Atatürk'ün ilk öğretiminden son dönemlerine kadar etkilendiği yazarlar ve düşünce yapılarını ele alan bir solukta okunacak tadımlık bir eser. Mustafa Kemal'i Mustafa Kemal yapan zaman dilimlerini ele alıp, bu dilimlerde kimlerin ya da hangi yazıların etkili olduğunu anlatıyor. Bazı yerlerde ise yaşamış olduğu olayların etkisi altınada kalarak Cumhuriyeti kurduktan sonra, onun üzerinde büyük etkiler bırakmış yanlış olayların silinmesini sağlamak adına bazı devrimleri yapıyor. Bunlardan biri de Şapka Kanunu'dur. 1910'da Picardie manevralarına giderken, başında kırmızı fes bulunan arkadaşı Bnb. Selahattin'le Belgrad istasyonunda alay edilmesi, M. Kemal'de, ulusal hiçbir yönü olmayıp II. Mahmut döneminde zorla giydirilmiş olan fes'e karşı olumsuz bir tutum yaratmış ve Cumhuriyet döneminde şapka giyilmesinin psikolojik temelini oluşturmuştur. Bir başka olayda, Şam'daki garnizonda basit bir nedenle kavga eden biri Türk diğeri Arab kökenli iki eri karşısına alan nöbetçi subayın, kimin haksız olduğunu bile araştırmadan, " Sen kim oluyorsun da, kavm-i necibden olan birisine hakaret ediyorsun ?" Diye Türk erini suçlaması ve aşağılaması, Mustafa Kemal'de, İmparatorluk içersindeki üstün kavim anlayışına karşı büyük bir tepki doğurmuş, Türklük duygularını kamçılamıştır...

Yazarın biyografisi

Adı:
Şerafettin Turan
Unvan:
Türk bilim insanı, tarihçi, yazar, Dil Derneği Onursal Başkanı, Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'nun son başkanı.
Doğum:
1925 Erciş, Van
Ölüm:
15 Ekim 2015
İlkokulu Bitlis'te, ortaokulu Muş'ta, liseyi Erzurum'da okudu. Gazi Eğitim Enstitüsü'nü bitirdi (1946). Enstitüde (1946-1948) ve Ankara Etnoğrafya Müzesi'nde (1948-1952) asistan olarak çalıştı. Bu arada Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ndeki öğrenimini sürdürerek, 1951'de bitirdi. 1952'de Türk Tarihi asistanlığına atandı. 1954'de tez ile doktor oldu. 1956'da doçent ve 1964'de, profesör oldu. 1969-1972 arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi dekanlığı yaptı. 1973'te "Yakın Çağ Tarihi Ana Bilim Dalı" Başkanlığı'na getirildi.

1972-1978 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. 1978-1979'da Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı yaptı. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu üyesi olan Turan, 1977'de Türk Dil Kurumu Başkanlığı'na seçildi. 1983 yılında Türk Dil Kurumu kapatılıp devletleştirilinceye dek görevini sürdürdü.

1983'te Cunta yönetiminin TDK Başkanlığı görevinden istifa etmesini ve yönetimi devretmesini istemesi üzerine şu tarihsel sözleri söylemiştir: "Türk Dil Kurumu’nu size devretmiyoruz, siz teslim alıyorsunuz!"

1987 yılında eski TDK üyeleri ile beraber Dil Derneği'nin kurucu üyeleri arasında, '80 dönemi dernek yasakları nedeniyle yer alamamıştır ancak daha sonradan üye olmuş ve yönetim kuruluna seçilmiştir. Dilbilimci olmadan Türk Dil Kurumuna Başkan olan tek kişidir.

Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Tarih Araştırmaları, Türk tarih Kurumu Belleteni, Türk Tarih Kurumu Belgeler, Türk Dili dergilerinde ve İslâm Ansiklopedisi’nde Türk Tarihi ve kültürü üzerine bilim yazıları yayınladı.

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 120 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 84 okur okuyacak.