Şerife B. Gülseçgin

Şerife B. Gülseçgin

Yazar
9.3/10
10 Kişi
·
13
Okunma
·
0
Beğeni
·
61
Gösterim
Adı:
Şerife B. Gülseçgin
Unvan:
Yazar
Her geçen gün askerler arasındaki aşırı üşütmeden doğan hastalık ve ölümler artış gösteriyordu..Boylarını aşan karların içine gömülüp gidiyorlardı..
"Hey Allahuekber Dağları.Donduran soğuğunu çok duymuştum,lakin bu soğukta buralara cıkmak nasip olmamisti.Demek bugüneymiş kismet.."diye mırıldandı..
Seni yüce Rabbim'e emanet ediyorum evladım.Şanlı vatanımızı cesur yüreğin, güçlü bileğin ile koru.yolun açık olsun evladim.
Ezurum'dan çıktık yola,
Düşmanla boğuşmaya,
Ah anam ,o ne tipiydi,o ne fırtına..

Ayaz geceler uzun,her yer buz her yer ıssız,
Düşmanla savaşmak kolay, zemheriyle imkansiz.
Ah anam bu dağlar pek zalim,pek acımasız..

Memedin kar'da yatar anam olmus donuk,
Memedin ölüme,ölüm Memedine konuk.
Zemheride yer gök buz,benimse bağrım yanık...

Memedin inler,daglar inler,
Allahu ekber Allahu ekber,
Üzülme anam,sil gözyaşlarını,
Memedin sarıkamış'a, Mevla'sına gider....
Dün gece onu rüyamda gördüm,Fatma.Donuyordu yavrum.Dişleri vuruyordu birbirine. Üstünde başında birsey yoktu yavrumun.kar yagmıstı kaşlarına.Allaaaahhhh,yardım et evlatlarımıza ne olur..
416 syf.
·7306 günde·Beğendi·10/10 puan
Ay ben bu kitaba bayıldım bayıldım.Tarih,aşk,acı bu kadar güzel anlatılırdı.Çoğu yerde çok üzen ama yaşanan aşk ve tutku sayesinde de gözleri ışıl ışıl eden bir hikaye.Tarihin kokusu, aşkın tadı ile dolu bir kitap.Kesinlikle tavsiye ediyorum okumanızı.Yazarımızın okuduğum üçüncü kitabı.Üç kitabından da ayrı ayrı zevk aldım.Emeğiniz için çok teşekkür ederim hocam Şerife Gülseçgin
Gelelim özetimize :

Plevne Kalesi her yandan kuşatılmış, bütün imkansızlıklara rağmen de 5 aydır direniyor.Osman Paşa bu kaleyi ele geçirmiş,savunmak için de elinden gelen her şeyi yapıyordu.Rus ve Romen askerlerden oluşan bir ordu Plevne kalesini kuşatmış,şehrin dışarıya olan bağlantısını kesmişlerdi.Bu yüzden eldeki teçhizatlar bitmek üzere olduğu için Osmanlı Devleti'nden yardım istemişlerdi ama dışarıya bağlantı kesildiği için gelen yardımlar da kaleye ulaşmıyor,yağmalanıyordu.Osman Paşa tek çarelerinin Yarma Harekâtı olduğunu düşünüyordu.Ya bu uğurda mücadele edip şehit olacaklar ya da boyun eğip yok olacaklardı.Karşı taraf her bakımdan üstündü ama mecburlardı.

Sıcak demir ustası Arif Efendi ve oğlu Yusuf,Plevne Kalesi'ni dışarıdaki düşmanlara karşı savunma amaçlı olarak savaş malzemesi yapıyorlardı.Malzemeler azalmasına rağmen demire dair ne bulurlarsa alıp savaş malzemesine dönüştürüyorlardı.Yusuf,güzeller güzeli Zeliha ile evliydi.Büyük bir aşkla,zorlukları atlatarak evlenmişlerdi.Veeee bebek bekliyorlardı.

Kale kızgın yağlar,sular ne bulurlarsa savunuluyordu.Bir yandan da yaralılar tedavi ediliyordu ama malzemeler çok az kalmıştı.Arif Efendi'nin eşi Havva Kadın,şehrin "Derman Anası"ydı.Doğadaki bitkilerden ilaçlar hazırlıyordu.Savaş,yokluk derken bir de Kolera baş göstermişti.Bu da ölüm demekti.

Osman Paşa planını tüm paşaları toplayarak hayata geçirdi.Başta planları işlerken sonradan kendilerinden üstün olan taraf yine öne geçmişti.Bu yüzden de geri çekilmek durumunda kaldılar.Artık tek çare teslim olup yurtlarını terketmekti.Osman Paşa'nın halkına zarar gelmeden şehri boşaltacaklarına dair aldığı söz ile şehir boşaltılmaya başlandı.Halk bir mucize bekliyordu ama malesef olmadı.Arif Efendi yolda eşkıyalara rastlanır diye yaptığı çarıkların içine altınları saklamıştı.Birkaç kendilerini korumak için de ne bulduysa bulunamayacak yerlere saklayıp yola Aralık ayı olduğu için hava çok soğuktu.Göçerler artık çok yorulmuşlardı.Mola verdiler kısa süreliğine.Yemekler yendi,namazlar kılındı ve tekrar yola çıkıldı.Derken eşkıyalar yolu kesip alacaklarını gaspedip gitmişlerdi.Hava daha da soğumuş insanlar battaniyelere sarılmışlardı.Hava kararmıştı ve tekrar mola verip ateş yaktılar.Geceyi bir geçireceklerdi,her yarım saatte bir nöbetleşerek.Derken bir çığlık kıyamet koptu.Bir annenin bebeği bu zulme dayanamayıp hayata gözlerini yummuştu.Üç haftadır yoldalardı ve insanlar açlık ve soğuk nedeniyle birçok yakınını kaybetmişlerdi.Birden kızıl kıyamet koptu.Çok büyük bir eşkıya grubu yine saldırmıştı.Ne var ne yok gaspettiler.Yetmedi aralarında güzel ve hamile olmayan tüm kadın ve kızları alıp götürdüler.Bunlar arasında Yusuf'un eşi Zeliha'da vardı.Yusuf kahrolmuştu.Atına atladı. anne ve babasının iknalarına rağmen dinlemedi Zeliha'nın ardından gitti.Babası Arif Efendi de oğlunun pesinden gitti.Yusuf eşkıya grubunu buldu ama elinde saldırabileceği ne bir silah ne de yanında güç olacak insan vardı.O sırada babasının geldiğini görünce büyük bir sevinç yaşadı.Babası ile iş başına geçti ama o sırada gözcü eşkıyalardan birine denk gelince aralarında arbede oldu ve Yusuf yaralandı.Arif Efendi ile Yusuf oradan ayrılmak zorunda kaldı.

Zeliha mı? Zeliha büyük acı içinde kaderine mahkum oldu.Gebe kadın getirildi ve herkesin kontrol edilmesini istedi.Hamile olanların çocuklarının düşürülmesi istendi.O sırada zaten midesi bulanan Zeliha kusunca hamile olduğu anlaşıldı.Zlata isimli ebe kadın ona bitki çayı yaptı midesi için ve biranda çok yakın oldular.Onun da Yusuf adında bir sevdiği olduğunu öğrenince de daha da bağlandılar birbirlerine ve Zeliha'ya bebeğin Sırp bir askerin tecavüzü sonucunda olduğunu söylemesini istedi.Derken Zeliha Rodop Dağları'nda bulunan eşkıya grubunun başı Ratko ile görüşmek üzere götürülür ve bebeğin nasıl olduğunu anlatır,ikna eder.Sonra mı sonra ise Zeliha'ya Ratko zorla sahip olur.Zeliha bu acılara dayanamaz birkaç kere intihar ve kaçma girişiminde bulunmasına rağmen her seferinde yakalanır ve cezalandırılır.Zehra'nın bebeği doğmuştur ve Ratko zorla evlendirmek ister Zeliha'yı.Zlatadan aldığı akıl ile karın kısmına bir bıçak darbesi atar ve Zlata Zeliha'nın artık hamile kalamayacağını söyleyerek Ratko'yu kandırmaya çalışırlar.Ratko buna inanır ve Ratko'nun hayatını iki defa kurtaran ama daha sonra bir kaza sonucu sakat kalan Javor ile evlendirir.Zeliha Javor'a hizmet etmekle görevlendirilmişti.

Yusuf ise annesinin evlendirme ısrarlarına dayanamayıp kız istemeye giderler fakat Yusuf hala Zeliha diye yanıp tutuşur.Bunun üzerine gönüllü askerliğe gizlice gider.Orda eğitimi tamamlanınca bir haber gelir ve tam da Zeliha'nın götürüldüğü yerde eşkıyalara bir baskın düzenlerler.Çatışmalar sonucu iki eşkıya sağ olarak ele geçirilir.Onlardan bulundukları yeri öğrenirler.Baskın yapmak için hazırlanırlar ve silah sıka sıka girerler bulundukları yere.O anda Ratko ne olduğunu anlayınca telaşa kapılır,gizli geçitten kaçar gider,tüm kadın ve çocukları da kaçırırlar.Tek bir kişi hariç o da Javor.Yusuf hemen Zeliha'yı aramaya koyulur.Javor'un olduğu yere gelince adamın yakasına yapışır ve Zeliha'nın nerde olduğunu sorar.Javor durumu anlamıştır ama ses etmez.Yusuf dolapta Zeliha'nın çarıklarını görünce çılgına döner ve Javor başlar anlatmaya.Yusuf'u hep çok sevdiğini,başka kimseyi kabul etmediğini söyler.Tek farkla Zeliha'nın bebeği doğurduktan sonra uçurumdan atlayıp öldüğünü söyler.Yusuf yıkılır.Peki şimdi ne olacaktı? Zeliha ve bebeği yaşıyordu.Yusuf ile Zeliha kavuşacaklar mıydı?
Gerisi size kalmış canlar.Daha neler oluyor neler.Çok etkilendiğim bir kitap oldu.

Herkese mutlu yıllaaaaaarrr
780 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Namusum ve Şerefim Üzerine And İçerim-1-Kurtuluş Savaşı

Yazar: Şerife B. Gülseçgin

kitap sayısı:393
Mondros Mütarekesi gereği İstanbul İngilizlerce işgal edilmiş, sıra, güzel İzmir’e gelmiştir. Çanakkale Arslanlarından Binbaşı Tevfik ve cephe arkadaşları İzmir’de vazifelendirilmişlerdir. Görevleri, Yunanlılar tarafından İzmir işgal edilirken oluşabilecek tepkilere karşı halkı sakinleştirmek ve işgalin hiç bir sorun yaşanmadan yapılmasına yardımcı olmaktır.
Tevfik ve arkadaşları İzmir’e gelirler. Vatanına sevdalı bu insanlar kat’i emri uygulayabilecekler midir acaba ?
Gelibolu’da emsalsiz bir direniş gösteren Türk askeri; elbette ki aynı direnişi, vatan toprağını ahtapot gibi sarmaya başlayan işgalcilere karşı da gösterecektir. Yine canını hiçe sayacak, yine düşman ordusu üzerine yürüyecek; hoyrat çizmeleri kovmaya, çiçek kokulu topraklarını barut kokularından arındırmaya and içecektir.

Ey, Şehr-i İstanbul. Ey, kainatın en güzel diyarı… Sen değil misin dünyayı cazibedarına sürükleyen… Sen değil misin uğruna nice kanlar dökülen… Ne var ki; sen, Sultanahmed-i Ayasofya’ya sevdalısın ezelinden. Süleymaniye’yi şahit tutmuşsun bu sonsuz aşkına, Mihrimah’ın sırrına ererken. Bak, uykusuz gecelere mahkum ettiğin Fatih selam veriyor, sen şiirlerini okurken…

(Tanıtım Bülteninden)

kitap yorumum: Soğuk Mavi Kırmızı Toprak eserinin devamı niteliğinde olan bu eserde Binbaşı Tevfik ile Maviş'in evliliği mutluluk ile sürmektedir. Bahire ile Faik çok anlaşamasalar da onlarda bir şekilde düzen kurmu
şlardır kendilerine. Fitnat kocasına fazla güvenmenin bedelini maalesef yuvasının sarsılması ile ödeyecektir. Herkesin anası Hatice hemşire ve Maviş İzmir'e işgalden sonra giderek yaralılara müdahale ederek destek olacaklardır. Ama işler bekledikleri gibi gitmez ve onlar başka şehire oradan da Ankara'ya binbir zorluk ile giderler. Artik onlara vatan haini gözüyle bakılmaktadır. O büyük konakta adeta okurken yaşıyorsunuz. Fitnat'ın birdenbire kaybettiği enerjisini, Maviş'in özlemlerini, Hatçe'nin umut dolu aşkını. Devamı serinin Namusum ve Şerefim Üzerine And İçerim-2-Kurtuluş Savaşı eserinde okuyabilirsiniz.
DUYGU SONGÜL KAHRAMAN
Namusum ve Şerefim Üzerine And İçerim 1-2
KİTAP SAYISI : 378

Yazar: Şerife B. Gülseçgin
Ağlıyordu o mis kokulu toprak. Üzerinde bin bir çeşit nimetin yeşerdiği, rüzgarla oynaştığı o huzurlu günler neredeydi? Oynayan çocukların neşeli seslerini bıçak gibi kesen, o tazecik fidanları ezen bu merhametsiz çizmeler kimlere aitti? Bereketli bedenini parçalayan o bombaları kimler atıyordu? Feryat-ı figanını duyan yok muydu?
Toprak içli içli ağlarken, sakin bir mırıltı duydu yanı başında… Sanki birisi sarılıyordu kanlı bedenine. Kimdi bu? “Korkma”, dedi o ses. “Benim, ben. Mehmet. O Mehmet… Bedir’deki, Gelibolu’daki, Sakarya’daki Mehmet… Bak, yine koştum sana. Gözyaşlarını silmek, yaralarını sarmak için. Yolunda ölmek için koştum sana… Haydi, sil gözyaşlarını artık.”
Aşık ile maşuk vuslata ererken, toprak onu sevgiyle bağrına basıyor, Mehmetçik de bütün bedeni ile örtüyordu toprağı. Biliyordu ki aşk, “benim” diyebilmek, yar yoluna baş koyabilmektir. Korumadığı, sarmalamadığı, siper olamadığı sevgiliye “yar” diyebilir miydi hiç?
Ey, Şehr-i İstanbul. Ey, kainatın en güzel diyarı… Sen değil misin dünyayı cazibedarına sürükleyen… Sen değil misin uğruna nice kanlar dökülen… Ne var ki; sen, Sultanahmed-i Ayasofya’ya sevdalısın ezelinden. Süleymaniye’yi şahit tutmuşsun bu sonsuz aşkına, Mihrimah’ın sırrına ererken. Bak, uykusuz gecelere mahkum ettiğin Fatih selam veriyor, sen şiirlerini okurken…

(Tanıtım Bülteninden)


kitap yorumum: Bu vatanın ne kadar kıymetli ve paha biçilemez olduğunu okurken bir kez daha anlıyor ve tüyleriniz diken diken oluyor. Ölüme koşan askerler, yaşabilirlerse Hatice ananın, Banu hemşirenin ve nice beyaz gönüllü meleklerin eşliğinde hayata dönmeye çalışıyorlar. onların tek derdi tekrar cepheye koşup düşmanı kovmak. Bu bölümde Faik'i çok farklı bir karaktere bürünmüş görüyoruz. Faik artık abisinin yanında cephede gönüllü savaşanlardan birisi. Yaralansa bile artık onun amacı vatanını tekrardan işgalden kurtarıp özgür olduğu günlere dönebilmek. Vatan aşkı öyle bir şey çünkü hiç bir nedene bağlanmadan kadın erkek demeden savaşmak. Rabbim şehitlerimize rahmet eylesin diyorum.
Yıllar sonra evlerine dönebilen Faik ve Tevfik artık 2 çocuk babası kişilerdir. Maviş ile mutluluğu devam eden Tevfik, Bahire ile yeniden tanışmış gibi evliliklerine şans tanıyan faik, Hatice hemşire ile eşi ve kızları, Fitnat ile 2. baharını yaşayan eşi, Banu ile tekrardan hayata dönen yeni eşi ve bir çokları içinizi ısıtıyor.
Yediğimiz her lokma ölmeyi severek kabul eden şehitlerimizin sayesinde. Böyle güzel duyguları anlatan eserleri çok seviyorum. İşgalden kurtulan ülkemizin o zaman dilimindeki ruhlarını hissederken şükretmemizin önemi bir kez daha önem kazandı. Tarih severlere mutlaka tavsiyemdir.
DUYGU SONGÜL KAHRAMAN
416 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Okumayı çok istediğim bir kitaptı. Balkan Dramını konu ediniyor. Gerçeklerden esinlenerek kurgulanmış lâkin çokta güzel yazmış yazar. .
.
.
Plevne Kalesi düşünce orada bulanan halk göç etmek zorunda kalıyor. Dağ eşkıyaları da bu göçleri fırsat bilip konvoya saldırıyorlar. Gebe kadınları öldürüyorlar, altınları çalıyorlar, genç ve güzel kızları da alıyorlar. Yusuf Efendi'nin hamile eşi de bu baskın sonucu kaçırılıyor. Sonrasında Yusuf karısını bulabilmek için eşkıyaların peşine düşer.
.
.
.
Eşkıyaların asıl amacı Müslüman Türkleri Balkan topraklarından sürmek ve Bulgaristan'ın tam bağımsızlığını ilân ettirmektir. Ama bu amaç uğrunda çoluk çocuk, genç yaşlı, hamile demeden herkesi kırıp geçiriyorlar. .
.
.
Zeliha'nın durumuna çok üzüldüm. Onca acıya rağmen umudunu kaybetmiyor. Bir kadının böyle bir direniş göstermesi, oğlu uğruna bütün acılara göğüs germesi takdire şayan. .
.
.
Yazarın kalemini başarılı buldum. Dili oldukça sade ve akıcı. Okurken insanı sıkmıyor. Tavsiye edebileceğim güzel bir kitap daha.
352 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
*SARIKAMIŞ ALLAHÜ EKBER DAĞLARI* ŞERİFE BALKAŞ GÜLSEÇGİN*

SARIKAMIŞ ALLAHU EKBER DAĞLARI
Konusu : Boran, henüz çok küçükken ailesini Van isyanında kaybetmiştir. Bir Türk albayı olan İhsan Bey tarafından cesetler arasında ağlarken farkedilerek Bursa’ya götürülmüştür. Burada, çocukları olmayan Kaymakam Saadettin Bey ve eşi kendisini evlat edinirler. Boran asla geçmişindeki acı hatıraları unutamaz ve sık sık kabuslar görür. Çocukluk aşkı Elif, Van isyanında katledilmiştir ve Boran o an yanında olamadığı ve yardım edemediği için kendini suçlamaktadır. Boran, zaman içinde büyür ve yiğit bir delikanlı olur. Askeriyede okumuş ve artık yüzbaşı çıkmıştır. Elif’e benzettiği için gönül verdiği Albay İhsan Bey’in güzeller güzeli kızı Mahinur ile nişanlıdırlar.
Yüzbaşı Boran, düğünlerine az bir vakit kala Sarıkamış için savaşta görevlendirilir. Ekibiyle birlikte, Sarıkamış’a, Allahüekber Dağları’ndan ulaşmaları emredilir. Muharip yiğitlerin gözü yaşlı bekleyenleri vardır geride. Allahuekber dağları ise duyduklarından ve sandıklarından kat be kat daha çetindir. Geçit vermez kolay kolay. Önce dağları yenmek gerekmektedir. Aksi taktirde düşmana göğsünü siper etmek mümkün değildir…

KİTAP YORUMUM
Kitabı okurken kanınız donacak şekilde şehit olan askerlerin hazin öyküsü anlatılıyor.
Kimisi, nişanlıydı,kimisi evli baba olacaktı. Kimisi zaten ailesini kaybetmiş iken güzel insanların eline geçmesi ile yeni bir aileye ve aşka kavuştu. Sahi kavuşmak neydi? Ölünce mi öldüklerine kavuşmaktı yoksa yaşarken mi bekleyenlere kavuşmak.
Savaşın kötü yüzü Sarıkamış savaşında toplanan savaşa gönderilen gençlerin hazin ölümlerini hatta açlıklarını, üşümelerini, hayatlarını anlatıyor.
-40 derece soğukta yiyecek ve kıyafetin, silahın savunma güçlerinin yeteri kadar olmadığı şartlarda savaşmaya çalışan vatan aşkı ile dolu yürekler bir gün çoğunun dönemeyeceğini vedalaşırken aslında hepsi biliyordu. Son defa kucaklaşmak, son defa bakmak sevgiliye, anne babaya, hatta oğula, evlada.
kitap tahmin ettiğiniz gibi gerçekten okurken çok üzülüyorsunuz. Öğretileri çok fazla. Özlediğimiz aşkları okumayı seviyorum ben galiba. Bir kere seviyorlar.Vatan aşkı, sevdalarının önüne geçiyor. Allah için savaşıyorlar ölümüne. Şehitlik mertebesinin ne olduğunu bilincinde olarak.
Kitabın öğretileri çok fazla, çok değerli bir eser kesinlikle. Ben zaten yazarımızın kalemini çok sevdim.

Kitaptan öğrendiğim en önemli ders ise; aşkın ne zaman geleceğini kimse bilemez. En umutsuz an da bile ve en alakasız birine aşık olabilirsiniz. Aynı dili konuşamazsanız da aşkın evrensel dili sizi anlaştırır. En duygulandığım hayatlardan bir tanesiydi.
Birine anne babalık yapmak için ise, kan bağının önemi yoktur. Yeter ki emek olsun o bağ gelişecektir.
Tarihi günümüze taşıyan eserler değerli benim için yazarımızı kutluyorum.

DUYGU SONGÜL KAHRAMAN
496 syf.
·1 günde·10/10 puan
*SOĞUK MAVİ KIRMIZI TOPRAK GELİBOLU MÜDAFAASI *
*ŞERİFE BALKAŞ GÜLSEÇGİN*
SOĞUK MAVİ KIRMIZI TOPRAK
(Gelibolu Müdafaası)
Konusu :ClariceCamilton 25 yaşında, ateist düşünceli, hırçın ve zaptedilmez bir İngiliz kızıdır.Gazetecidir. Kitaplardan okuyarak, kulakdan dolma bilgilerle tanıdığı Türkler’den nefret etmektedir. Nişanlısı Süveyş Kanalı savaşında Türkler tarafından öldürülünce hepten çılgına döner ve onlara “kurşun sıkabilmek” için gazeteci kimliği ile babasının komutasında Anadolu topraklarına girer.Babası James Camilton, Akdeniz Kuvvetler Komutanı olarak aynı yerde “Çanakkale’yi geçmek, İstanbul’u ele geçirmek” amacıyla görevlendirilmiştir.
Binbaşı Tevfik; yakışıklı, dürüst, mert, cesur ve vatan aşkından başka hiçbir şeyi gözü görmeyen bir genç subaydır. Gelibolu Savunması için görevlendirilmiştir. Burada çok zor şartlarda askerleri ile savunma yaparken hiç beklemediği bir olayla karşılaşır. Bir İngiliz gazeteci kız Türk topraklarında silah kullanırken yakalanmış ve Binbaşı Tevfik’in huzuruna getirilmiştir. Kızın Türkler’e nefret dolu tavrına çok üzülen Binbaşı Tevfik, bu konuda bir şeyler yapmanın çok gerekli olduğunu düşünür.
KİTAP YORUMUM
Çanakkale Savaşında Türklerin ülkelerini korumak adına tüm imkansızlıklar varken o zorlu şartlarda bile aç, susuz, kıyafetsiz, uykusuz hem ibadetlerini aksatmadan hem de ölümüne savaşmaları, ölümden korkmamaları düşmanlarını ürkütmüş ve geri çekilmeye mecbur bırakmıştır.
Allahın müslümanlara yardım ettiği olağandışı olayların olmasında anlıyoruz. Kitap bence mucizeler ile dolu. Tarihe ışık tutması ayrı bir lezzet katıyor.
Kitap anladığınız üzere gerçekten çok üzücü sahnelere tanıklık ediyorsunuz. Kaldı ki o insanlar bizzat yaşadılar ve ben sadece okurken bile tüylerim diken diken oldu. Rabbim bu vatanı canı, kanı pahasına koruyanlardan bin kat Razı olsun. Yaşları küçüktü ama imanları büyüktü. Allaha sığınan bu küçük bedenler genç yaşta olgunlaşmak, büyümek zorunda kaldılar.
İşte bu kadar imkansızlıklar içinde yaşanan tertemiz bir aşka şahitlik edeceksiniz. Türklere nefret besleyen, kulaktan dolma bilgiler ile barbar diye nitelendiren İngiliz kızı acaba Binbaşı Tevfik'e duyduğu aşk ile gerçekleri görebilecek mi?
Kitabın yine öğretileri çok fazla.
- Eğer ortada gerçek bir aşk varsa şartların ne kadar ağır olursa olsun güzel şeyler olabilir. Ama kavuşmak demek sadece kavuşmak değildir bazen. Emektir aşk, bir yoldan, diğer yola düşmektir.
-En önemli görev yine burada kadınlara düştüğü çok net anlatılmış. Eğer ortada bir evlilik varsa kadınların eşlerine nasıl davranmaları gerektiği, erkeğinde aynı şekilde eşine nasıl davranması gerektiği anlatılmış.
- Bir şey daha dikkatimi çekti ki, eskiden bu kadar çok belki de okul olmamasına rağmen eğitim daha düzgünmüş. Gelinlerini bile yetiştirmek ve bir konak nasıl yönetilir öğretmek kayınvalidelere düşüyordu. eğitilen gelin de saygı da asla kusur etmeden, öf demeden dinliyorlardı. Oysa şimdi modern yaşam adı altında kimse, kimseyi dinlemiyor. Belki de boşanmalar bu yüzden arttı diye düşünüyorum ben bu değerli eserleri okudukça. Birde Kayınvalidelerin egoları yokmuş o zamanlar. Gerçekten öğretmek adına bir şeyler gelinlerine anlatıyorlardı ve onlarda öğreniyorlarmış. Bu yıllarca devam etmiş.
Kitabın devamı KURTULUŞ SAVAŞINI anlatan AND isimli roman ile aynı kadroda devam edecekmiş. Ama henüz piyasada olmadığı için acayip meraktayım şuan. Aklımda sürekli senaryo yazdım. Binbaşı Tevfik yine savaşa gidecek tabi ki. Acaba eşinin gazetecilik yapmasına izin verir mi ? diye aklımda deli sorular. Bir an önce piyasaya çıkmasını diliyorum.
Bu yazarımızın okuduğum 3. kitabı ve kalemini çok sevdim. Bir kere gerçekler anlatılıyor en önemlisi bu. O şartlarda bile umut aşılayan eserler olması beni ayrı mutlu etti.
Diğer eserleri ise;
-SARIKAMIŞ ALLAHUEKBER DAĞLARI
-MAVİ BONCUKLU ÇARIKLAR BALKAN DRAMI


DUYGU SONGÜL KAHRAMAN
352 syf.
·18 günde·9/10 puan
Kitabı yutkunarak okudum..Hepimiz Sarıkamışta yaşanan bu talihsizliği biliyoruz,fakat icine girdikçe ,ayrıntıları öğrendikçe anlıyorsunuz.Vicdan azabınız artıyor.İmkansızlıklar icinde imkan yaratmanın ne demek olduguna sahitlik ediyorsunuz. Gurur,iman,cesaret, yigitlik,soğuk,karakış,aclık ,sefalet,ihmalkarliklar..Haklarını ödeyemeyiz,ruhları şaad olsun.Konu olarak herkesin okuması gerektiğine inandıgım bir kitap..
416 syf.
·Beğendi·10/10 puan
* MAVİ BONCUKLU ÇARIKLAR * ŞERİFE B. GÜLSEÇGİN *

Mavi Boncuklu Çarıklar; Tarihe “93 Harbi” olarak geçmiş olan Osmanlı-Rus Savaşı’nın milliyetçilik akımları ile büyük acılara sahne oluşunu, parçalanmış aileleri, yarım kalmış aşkları, imkansızlıklar içindeki kahramanlıkları anlatır.
Plevne düşmüş, halk, yıllarca huzur içinde yaşadıkları kaleyi terketmeye başlamıştır. Kara kışın ortasında her türlü imkansızlık içinde yol almaktadırlar. Herkes ölesiye kahırlıdır. Plevne Halkının kaleyi terkettiğini haber alan dağ eşkıyaları hemen işe koyulurlar ve göç konvoyuna saldırırlar. Katliam sonrası değerli ne bulurlarsa çalarlar. Çaldıklarının arasında, kahramanlarımızdan Yusuf’un aşık olarak evlendiği güzeller güzeli hamile eşi de bulunmaktadır. Yusuf, gözlerinin önünde kaçırılan karısı için bir şeyler yapmaya çalışır. Başaramayınca deliye döner ve karısını kurtarabilmek eşkıyaların peşine düşer. Yusuf’un güzel ve hamile eşi Zeliha ise, diğer kaçırılan kadın kölelerle birlikte Rodop Dağları’ndaki eşkıya köyüne götürülür. Zeliha’yı burada büyük bir keder beklemektedir. Kocasından kalan tek hatıra mavi boncuklu çarıklarıdır ve onu bağrına basar. Yusuf ise hiç yılmadan karısını aramaya devam eder.
Rodop eşkıyaları aslında ciddi bir amaca hizmet etmektedirler. Müslüman Türk’leri Balkan topraklarından sürebilmek için korkunç bir zulüm uygulamakta, Bulgaristan’ın tam bağımsızlığı adına Rusya ile işbirliği yapmaktadırlar. Balkan topraklarındaki Türkler çaresizce bu zulüme karşı durmaya çalışmaktadırlar.


KİTAP YORUMU
Müslümanları Balkan topraklarından sürerken eşkiyalarca kaçırılan hamile müslüman bayanlar acaba nasıl ayakta kalacaklardır. Binlerce hikayenin içinden sadece bir tanesi olan güzeller güzeli Zeliha ile Yusuf'un çaresizliğini iliklerinize kadar hissedeceksiniz . Savaşın kanlı hali, insanların insanlıktan çıkması, açlık, fakirlik, yaşadıkları topraklarından olması yetmemiş gibi bir de eşkiyaların müslümanların mallarına, canlarına ve namuslarına göz koymaları, dağdaki kendi kurdukları haremlerine, kendi adalet anlayışlarına göre Kaçırılan müslüman kadınların zorla tecavüz edildikten sonra evlendirilmesi ve kendilerinden olanların çoğaltılmaya çalışılmasını okurken iliklerinize kadar donacaksınız.
Kendisi ile kaçırılan bir çok kadın kaderine razı olup onlardan biri ile evlenip çoluk çocuğa karışırken Zeliha'yı güçlü kılan, boyun eğdirmeyen Yusuf'a olan aşkıydı.
Kitaptan öğrendğim der ise;
- Savaşın kimseye asla faydası olmadığı, her zamanki gibi sivil halk ve kadın-çocukların etkilendiği,
-Maneviyatın önemi, Allaha koşulsuz sığınmak, ona güvenmek,
-Şartlar ne kadar kötü olursa olsun eğer inanırsa bir insan her zaman umut vardır.
Yusuf ile acaba Zeliha tekrardan kavuşacak mı? Doğan çocuğunu acaba o kadar acımasız eşkiyanın içinde sağlıklı şekilde büyütebilecek mi? Yoksa onların kanunlarına boyun eğip çocuğunu bir eşkiya gibi Türk düşmanı olarak mı büyütecek? Zeliha'nın başına gelen bu büyük sınavı okurken çok hüzünleneceksiniz.
Yazarımızın okuduğum ilk romanı ve kalemi oldukça akıcı. Çok başarılı bulduğum bir eser. Başarılarının devamını diliyorum.
Piyasada olan diğer eserleri ise;
-SOĞUK MAVİ KIRMIZI TOPRAK
(Gelibolu Müdafaası)
-SARIKAMIŞ ALLAHÜ EKBER DAĞLARI



DUYGU SONGÜL KAHRAMAN
780 syf.
·Beğendi·10/10 puan
NAMUSUM VE ŞEREFİM ÜZERİNE AND İÇERİM 1

Okuduğum en etkileyici kitaptı.Çok ama çok etkilendim ve iyiki bu kitabı okumaya karar vermişim dedim.Gelelim kısa bir bilgilendirmeye.Aslında nasıl yorum yapacağımı bilmiyorum.Hani bazı kitaplara yorum yapılamaz ya o durumdayım.Bir kere vatan sevgisini bolca hissedeceğiniz,o anları içinizde yaşaya yaşaya okuyacağınız bir kitap.Kurtuluş Savaşı'ndan esinlenerek yazılmış ve kitabımızın 2'si de var.Yakında onun yorumunu da yapacağım
Kitabımızda ilk olarak kahramanlar hakkında bilgi veriliyor.Bende bunlardan ikisini tanıtmayla başlayacağım.

Romanın baş kahramanı Yarbay Tevfik; Nusrettin Paşa Konağı'nın yakışıklı, vatansever torunu.Ülkesini işgalden kurtarmak için hayatını ortaya koymuştur.

Maviş; Yarbay Tevfik'in İngiliz asıllı eşidir.

.
.
.

Birçok kişi bulunmakta tabiki hepsiyle ilgili bilgi vermeyeceğim

Maviş daha önce Türklere karşı doldurulmuş bir gazeteci kadın.Bir konu nedeniyle de intikam almak için babasının yardımıyla Anadolu topraklarına gelir.İntikam için adım adım giderken gördükleri karşısında yumuşar ve zamanla kulaktan dolma fikirlerden kurtulur.Tabi bu sırada Yarbay Tevfik'in nazik ve yardımsever davranışları nedeniyle ona aşık olur.Bu aşk karşılıklıdır.Derken bizim bu kızımız gitmek zorunda kalır ve uzun bir süre sonra tam da Tevfik evlenme yolunda adımlar atarken birden çıkagelir.Tüm dengeler alt üst olur veeeeee bu iki çiftimiz evlenir

İngilizler topraklarımıza adım atmışlar ve böyle zafer kazanmış gibi halkın içinde yürüdükleri anda 30 yaşlarında bir genç adam atlar önlerine ve haykıra haykıra bağırır.Bizim topraklarımız burası.Defolun topraklarımızdan diye ama İngilizler duymamazlıktan gelir.Ama daha sonra bu genç adamı linç ederler.O sırada askerlerin yanına bir adam gelir ve yalvar yakar çocuğu alıp kaçırır oradan.Kahveye gidene kadar söylenip durur.Birgün kendini öldüreceğinden korkar.Kahvedeki çocuklara arka tarafta yaptırmalarını söyler.Ve garip Halil gider yatar.Ama kahvede neler olduğunu merak eden kişilere garip Halil'i anlatır.Oysa Halil ne büyük acılar çekmiş.Balkan Harbi'nde evi basılmış ve keferelerle çarpışmış.Çarpışma sırasında vurulmuş çoğu yerinden ve bayılmış.Bu baygınken de iki küçük oğlunu ve severek evlendiği eşini öldürmüşler.Sonra uyandığında gerçeği öğrenmiş ve aklını biraz yitirmiş.Sonra Gelibolu'ya katılmış ama içinin yangınına çare bulamamış.En sonda işte bu Recep Baba'nın kahvesine kadar aç,susuz gelmiş.Recep baba da haline acıyıp yanına almış.

Tabiki kitabın gerisi sizde
Topraklarımızda neler yaşanmış acaba?
Ne mücadeleler verilmiş?

NAMUSUM VE ŞEREFİM ÜZERİNE AND İÇERİM 2

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi gereği ilk kitapta İngilizler yurdumuza girmişti ve halk çok rahatsızdı.Ardından gelen Yunan işgali de daha beter yaptı durumu.Herkes tedirginlik içinde olacakları beklemekte.Halk bir yandan hükümetin eline bakıyor,bir yandan bazıları Amerika'nın dost olduğunu söylüyor,bir yandan da İngilizler'in dost olduğunu söylüyor.Tam bir kaos...

Diğer taraftan da Faik,Olivya,Dimitri ve Arap Hayri arasındaki çıkmaz.Dimitri Olivya'nın kardeşi.Hapse düşmüş ve Olivya kardeşini kurtaramadığı için çok üzülür derken Arap Hayri çıkagelir.Kendisine kardeşini hemen çıkarabileceğini ama karşılığında kendisinin kadını olmasını ister.Olivya ise Faik'i seviyordur.Bu teklif karşısında şaşırır kalır.Daha sonra ise iğrenç direktiflerine devam eder.Bir yere çıkmak yok,kimseyi görmek yok,beni bekleyeceksin vs.Olivya'nın bu sözler karşısında midesi bulansa kardeşi için boyun eğip kabul etmek zorunda kalır.Arap Hayri dediği gibi ertesi gün kardeşini kurtarır Olivya'nın.Birgün Arap Hayri Olivya'nın evinden çıkarken Faik görür ve Arap Hayri gittikten sonra hiddetle Olivya'nın kapısını çalar ama kapı kendiliğinden açılır.Olivya'yı bitik bir vaziyette görür.Ne olduğunu sorduğunda ise tüm gerçekleri öğrenir ve oradan sessizce ayrılır.Uzun bir süre sonra Faik bir yerde otururken aldığı bir gazete manşetinde Dimitri'nin Arap Hayri'yi ablasına işkence yaptığı için öldürdüğüyle ilgili bir yazı okur.Faik ne yapacağını bilemez.Sizce ne yapmıştır ?

İlk kitapta olduğu gibi ikinci kitapta mükemmeldi.Zaten ikinci kitap birinci kitabın devamı.Yazarın kalemi çok güçlü.Emeklerine sağlık yazarımız Şerife B. Gülseçgin'in.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şerife B. Gülseçgin
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 13 okur okudu.
  • 4 okur okuyacak.