Serkan Göktaş

Serkan Göktaş

Çevirmen
8.2/10
867 Kişi
·
2.322
Okunma
·
0
Beğeni
·
214
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
450 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
▪ İlgi çekici bir konu, mükemmel bir kurgu... Kız Kardeşim İçin, duygu yüklü bir kitap. Okuma listesi oluştururken tesadüfen karşıma çıkan kitap, konusu ve yapılan yorumlar itibariyle bende büyük bir merak uyandırmıştı. Romanın beklentilerimi fazlasıyla karşıladığını, okuduğum en iyi kitaplardan biri olduğunu kesinlikle söyleyebilirim.

▪ Küçük kahramanımız Anna, lösemi hastası olan ablası Kate'in yaşam savaşını kazanabilmesi için birçok operasyon, nakil geçirmiştir. Anna, uygun bir donör bulunamamasının ardından Kate ile tam doku uyumunun sağlanabilmesi için dünyaya getirilmiş son derece özel bir çocuktur. Ailesi tarafından yedek parça muamelesi görmeye başladığını düşünen Anna'nın yaşadığı iç çekişme, içinde bulunduğu psikolojik durum ve aile üyelerinin tüm bu yaşananlara verdiği tepkiler anlatılıyor kitapta. Jodi Picoult kitabında olayları tek tek aile bireylerinin ağzından anlatıyor.

▪ Kız Kardeşim İçin son derece dramatik bir kitap. Henüz bu kitabı okumamış olanlara gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Ayrıca kitap 2009 yılında "Kız Kardeşimin Hikayesi" ismiyle sinemaya uyarlanmış. Cameron Diaz, Alec Baldwin gibi isimleri kadrosunda bulunduran filmi de en kısa zamanda izlemeyi planlıyorum.
450 syf.
·Beğendi·7/10
Kitab`ı Esengül`ün sayesinde keşfettiğimi belirtmek isterim ilk önce. :)
Kitap, kız kardeşi hasta olduğu için dünyaya getirilmek zorunda kalınan diğer kız kardeş- Anna`nın hep ikinci olma, sırtına yüklenen " hayat kurtarma " zorunluluğundan bahsediyor.

Kate, daha 3 yaşındayken ona lösemi teşhisi koyuluyor. Tek çare ilik nakli ve buna uygun tek aday erkek kardeşi vardır. Ama erkek kardeşin iliği Kate uymayacaktır. Bunun içinse doktor yeni kardeşin dünyaya getirilmesini önerir. Ebeveyinler, tüp bebek yöntemiyle yeni " kurtarıcı " bebeğe sahip olurlar. Tüp bebek olduğu için, bebeğin cinsiyyeti, iliği, kan değerleri kendileri tarafından seçilir. Anna daha dünyaya geldiği ilk saniyelerden ablasını kurtarmak için görevlendirilir.

Ne acı değil mi?

Bedeniniz üzerinde hiçbir söz hakkınız yoktur. Aslında siz bir amaç için doğdunuz : kız kardeşinizi kurtarmak! Küçük yaşta daha bebeklerle oynayacakken kordonlarla boğuştunuz...

Yazar, karekterleri ( Kate`den başka ) tek tek konuşturmuş. Ayrı ayrı bölümlerden oluşan kitap`da her karektere yer ayrılmış. Benim en çok dikkatimi çeken karekter Sara ( anne).
Onu anlamağa çalıştım aslında. Çocuğu hasta. Yıllardır tek amacı onu kurtarmak. Başka bir amacı yok. Gülmeyi bile kendine yasaklamış. Gülerse vicdan azabı çekiyor adeta. Çocuklarını ( diğer ) ihmal ediyor. Onların eğlencesini, büyümesini, triplerini, iç çekişmelerini göremiyor. Kendinden, çocuklarından uzaklaşıyor haberi yok. Tek sorunu Kate ve hastalığı... Kate`nin kurtulması için ne gerekirse yapabilir. Doktor, iki çocuğunu getir karşında keselim Kate iyileşecek dese, hiç şübhem yok kabulederdi belki de. Buna bir misal; Anna daha 13 yaşındayken ondan Kate için böbreğini istiyor. Üstelik Kate bu ameliyyatı olursa bile değişen bir şey yok. Anna bunun için ailesine tıbbi dava açıyor. Olaylar zaten bundan sonra okuyucuya sunuluyor.

Kitapta beğendiğim kısımlar :
Karekterlerin ince ince düşünülerek seçilmesi. Mesela, Sara bir anne olaraktan duygusal açıdan güzel işlenmiş. Okuyucu hem yargılaya hem kabullene biliyor.
Erkek kardeş, yalnızlığı, ailesinin ihmali yüzünden düşdüğü durumlar, dikkat çekme eylemleri çok hoş.
Kate`nin adından konuşmaması hoşuma gitti. Bence yazar, tüm bu insanları Kate yüzünden topladığının farkında, onun için ona fazla söz hakkı tanımıyor.
En beğendiğim Campbell`ın isim / soyad seçimi. Dikkat çeken, farklı akılda kalan / kalmayan isim seçimi. Campbell`in (avukat) köpeği- Yargıç. Bu ikiliyi beğendim. Sanki yazar, karekterler üzerinde çalışmış gibi bir izlenim veriyor.

Beğenmediğim kısıma gelirsek :
Her anlatılan olayda zıplayışlar vardı. Örneğin ben size " Kız Kardeşim İçin" den yorum yapıyorsam, cümlemi bitirmeden, siz olayın nereye bağlandığını öğrenmeden " Notre- Dame`nin Kamburu " na geçiyormuşum gibi. Bu halde ne yaparız? Aklımız karışır elbet ki. Bu kısımlar vardı. Ben öyle hisse kapıldım ki, yazar, bilerekten zıplamalara yer vermiş. Karmaşıklık olsun diye.

Film tadında kitap. Filmi de varmış zaten. Okumadan önce araştırdığımda yıllar önce seyrettiğimin farkına vardım. Filmini daha çok sevdiğimi hatırlıyorum. Sizden ricam, ben bulamadım siz bulursanız bana da linkini atmanız :)

Not : Kitap Cuma`dan sonra sonlanıyor. Bu da fazlaca yarımkalmışlık hissi verdi. Okuyanınız varsa bana nerede sonlandığını söyleye bilir mi? :)

Keyifli okumalar.
450 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bu kadına bayılıyorum. Bir gün bir kitap yazabileceğimi bilsem kesinlikle böyle kitaplar olmalarını isterdim. Kitabın sonunda gerçekten şaşırdım ama düşününce başka nasıl olabilirdi ki diyorum. Kitapta birçok ahlaki konu tartışılmış olsa da mahkemenin sonucunun ne olması gerektiği hakkındaki fikrim başından beri sabitti. Belki bu yüzden Sara'ya hiç anlayış gösteremedim hatta sevemedim. Yine de kitabın sonunu düşününce ona acımamak elde değil. Okuduğum mükemmele en yakın romanlardan.
448 syf.
Jodi Picoult, bu kitabında daha önceki hiçbir kitabında denemediği bambaşka bir kurgu oluşturmuş. Spoiler vermemek adına bunu açıklamak istemiyorum ancak şunu kesinlikle diyebilirim ki Jodi Picoult sevin ya da sevmeyin, bu kurgu sizi kitabın son 50-40 sayfaları arasında müthiş oranda ters köşe yapacak. Ben daha kendime gelmeye çalışıyorum. Bu kurgunun bir diğer benzeri Nicole Kidman in bir filminde de vardı diye anımsıyorum tabi kitapla film apayrı. Ama ben, Jodi filmden esinlenmiş olabilir mi diye düşünmeden edemedim.
Hikâye okura aktarılırken, filler ile ilgili sempatik ve beni oldukça şaşırtan bir çok bilgi serpiştirilmiş bölüm girişlerine, yani kitap okunduktan sonra, fillerle ilgili de bir çok bilgi edinmiş oluyorsunuz. Filler konusunda, onların yasa dışı avlanması, sirklere satılması, yasadiklari eziyetler, doğal yaşamlarından koparilmalari okura yalın bir dille aktarılmış. Bunu yaparken ki aktarımı önemli çünkü alışkın olmayanlar için bilimsel makaleler okumak sıkıcı geliyor. Özetle, filler hakkında verdiği bilgileri, herkesin anlayabileceği şekilde aktarmış ve tabi filler şu kadar kiloda bu kadar yaşar şöyle avlanır gibi (bana göre) kısır bilgilerden ziyade, onları ölümleri, kederleri olduğunda nasıl davrandıkları ya da çocuklarını nasıl yetiştirdiği gibi farklı noktalara değinerek aktarmış. Bunu yaparken bir çok yerde, insan doğasıyla filleri kıyaslamış ki bu çok etkileyiciydi bana göre.
Yazar bir farkındalık yaratmaya çalışmış. Her kitabında bu amaç var ama ilk kez bu amacını gümbür gümbür hissettirmis."Bir fil öldürdüğünüzde, yavrularını da öldürürsünüz." Bu cümle beni çok etkiledi.. kitapta uzunca açıklanıyor bu cümle o yüzden, detaylandirmak istemiyorum.
Bilen bilir Picoult hikâyelerini, bütün karakterlerin ağzından ve tabi onların gözüyle yaşatarak ilerletir. Bu kitapta aynen bu şekilde ancak, önceki kitaplarda olduğu gibi, insanın duygu durumunu ve olaylar karşısında verdikleri tepkilerin çeşitliliğini bu defa yeterince ifade edebildiğini düşünmüyorum. Bunu düşünseydi sanırım kitap daha uzun olurdu ama bence daha tatmin edici de olurdu. Kitabı okumaktan çekinmeyin derim, oldukça akıcı, her sayfa buram buram gizem kokuyor. Merak duygusu her bölümde sizi karşılıyor. Ama Jodi Picoult ile tanışmak için doğru kitap mı ? İşte bu sorunun cevabını bilemiyorum.
450 syf.
·2 günde·10/10
İnceleme öncelikle bir uyarı ile başlamak isterim; kalp, şeker, tansiyon problemi olanlar bu kitabı okumasınlar ya da ilaçlarını alıp okusunlar (özellikle de sonlara doğru).

Kitabı bitirince mideme yumruk yemiş, üzerimden tır geçmiş gibi hissettim. Hikayenin bu kadar yüreğe dokunması insanın içini acıtıyor. Kitabın sonlarında sakinleşmek için sık sık ara vermem gerekti.

Aslında kitabın filmi olan "Kız Kardeşimin Hikayesi"ni izlemiştim. Nasıl olsa konuyu biliyorum diye kitabı okumayı erteliyordum. Ta ki Buse arkadaşımızın tavsiyesine kadar. #42582175
Şöyle söylemeliyim; kitapla film farklı daha doğrusu film kitabın küçük bir kısmını almış diyebilirim.

Kitabın konusu basitçe hasta bir çocuk ve onu yaşatmak isteyen ailesinin çabası, seçme şansı olmayan diğer bir çocuk gibi görünse de "görünmez" ve "vazgeçilmiş" diğer çocukların da hikayesi derinden etkiledi beni. Sonu ise ters köşe yapıyor.
Daha önce yazarın "Cam Çocuk" kitabı çok sarsmıştı beni ama bu kitap onu da geçti. Mutlaka okuyun.
450 syf.
·Beğendi·10/10
Eğer bittiğinde dünyaya dönmeniz, kendiniz olduğunuzu anlamanız zaman alıyorsa, gözyaşlarınız kitabın sayfalarını ıslatıyorsa, her karakterin yaşadıklarını en içinizde hissederek okuyorsanız ve kitapla vedalaştıktan sonra etkisinden bir türlü kurtulamıyorsanız, karakterlere veda etmek ağırınıza gidiyorsa bana göre o dram gerçek bir dramdır. Bugün yorumlayacağım roman bu anlamda şimdiye kadar okuduğum en derinden etkileyen kitaptı.

Kitaptan öğrenebileceğiniz o kadar çok şey var ki. Anna'nın yaptıklarını aslında neden yaptığı, hasta bir kızın yaşadıkları ve bunun çevresindeki herkesi nasıl etkilediği, kardeş sevgisi ve evlat sevgisi gibi değerler kitaptaki önemli noktalar.. Kitapta annelik dışında aynı zamanda doktorluk, hemşirelik, avukatlık gibi meslekler ve hastalıklar hakkında da bilgi sahibi oluyorsunuz.
Kitabın verdiği mesajlar da öyle güçlü ki. Bazen karar veremeyecek kadar çaresiz olduğunuzda o kararı sizin için veren ilahi bir güç olduğunun farkına varırsınız. Bazen gerçekten acı olduğunu düşündüğünüz şey aslında başka bir şeyin getirdiği acıyla birlikte daha geri planda kalır. Güzel mesajlarla dolu olan kitap aynı zamanda son derece sürprizli bir kitap. Keskin virajları var. Sizi derinden sarsacak olan bölümün nereden ne zaman geleceğini asla kestiremiyorsunuz. Öyle ki kitabın daha ilk sayfasında "ya şöyle olursa" diye aklınızda belirip kaybolan bir şeyi sizin yüzünüze öyle bir çarpıyor ki, bu beklenmediklik sizi öyle hazırlıksız yakalıyor ki sayfaları geri geri alıp tekrardan okumaksızın idrak etmekte zorlanıyorsunuz. Kitapta gerçekten ağladım hem de hüngür hüngür. Kitap sayfaları ıslandı. Gözlerimin buğusu kaybolana dek kitaba ara vermek zorunda kaldım. O kadar manidar yerler vardı ki. Tüylerim diken diken oldu. İliklerime kadar işledi kitabın her satırı. Uzun süre etkisinden çıkamayacağıma adım gibi emin olduğum bir kitap.

Üslubuna gelince gayet başarılı buldum. Kitapta her karakterin kendine ait anlatımlarının olduğu bölümler vardı ve hepsininki yeni basımında farklı puntolarla yazılmıştı bu da çok hoş bir detaydı bence. Bazı bölümlerin başında Milton, Sheakspeare gibi ünlü şairlerin eserlerinden yapılan alıntılar da bölümün özünü öyle güzel yansıtıyordu ki, kitaptaki hiçbir şeyin rastgele olmayıp bir amaca hizmet etmeleri son derece hoşuma gitti. Harika bir dram okumak isteyenler için şiddetle tavsiye edebileceğim bir eserdir. Asla pişman olmayacaksınız. Tam puan verilmeyi hak eden çok kaliteli bir eser. Keyifli okumalar. :) detaylı yorumlar için;
http://yorumatolyesi.blogspot.com.tr/...ardesimicin.html?m=1
448 syf.
·3 günde·8/10
Jodi Picoult kitapları genellikle bir durumla ilgili iki ayrı düşünceyi de görebilmeniz ve önyargılarınızı kırmanız üzerine kurgulanır. Bu kitabın tarzı tamamen farklı olmasına rağmen ben sevdim.
Kitapta filleri inceleyen bilim insanının aktardığı çok ilginç bilgiler var. Yazar bu kitabı yazarken bir doktora tezi kadar bilgi aktarıyor bize.
Asıl konumuz yıllardır kayıp olan annesini arayan bir kız, tabi ki Jodi Picoult olayı birden fazla kahramanın ağzından aktarıyor bize.
Arama çalışmaları sürerken bazı olayların fazlaca uzatıldığını düşünüyorum ki puanımı oradan kırdım.
Çok süpriz bir sonu var ki bana Bruce Willis'in beğendiğim bir filmini hatırlattı. Tavsiye ederim.
240 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Uzun zaman kitabi bulamamıstım bulamadikca dahada merak etmiştim.Dogal olarak kitabi bu kadar arayip bulamayınca kitapla ilgili beklentilerim üst seviyeye cıktı.Kitabın müthiş bir kurgusu var.Takip etmesi kolay değil ama bir kere yakalanırsa bırakması zor hikayeler yazıyor Kurt Vonnegut.Diger kitaplarinida bildigim icin hicbiri digerine benzemiyor.Kitapta bahsedilen adamın sabah kahvaltı masasından kalkarken karısına bahşiş bırakan bir bilim adamı olması kitap hakkında biraz fikir sahibi eder sanıyorum.Dünyanin sonuna giden yolu bilim adamlari,bir yazar ve tuhaf peygamberler esliginde anlatmis.Kitap verdiği anlamsız, kopuk cümle ve benzetmelerle yüzünüzden gülümsemeyi neredeyse hiç düşmüyor ki bunu yaptığı zamanda gülmekten gözünüzde biriken yaşlar hüzne dönüyor. Ama genel olarak fazlasıyla gülüyorsunuz.
450 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitap oldukça akıcı, anlatım dili güzel, kitaptaki her karakterin gözünden olaylara bakmak benim sevdiğim bir akış. Sonu istenilen ve beklenen şekilde bitmiyor. Herkesin okuması gereken güzel bir kitap.
256 syf.
·5 günde·8/10
Çok uzun okuma listemde bekleyen ve indirim sonucu alınan bir kitap. Listeme alma ve okuma nedenim ise tüm okuma listelerinde bu kitabı görmemdi. Çok övgüyle bahsedilen bu kitap ( Piyasaya sürüldüğü 1963 yılında en iyi üç kitap arasına girmiştir ve yılın en iyi kitabı seçilmiştir. ) yalan yok denilen kadar da çok büyük bir etki yaratmadı bende. Belki de beklentiyi çok fazla yüksek tuttuğum için olabilir. Kesinlikle okuması ve anlaması zor bir kitap baştan söyleyeyim.

Öncelikle yazarın üslubu çok farklı. Alışılmışın dışında, distopik hatta ütopik diye de bilirim. İçerisinde küfür kıyamet gidiyor. :) Yalan yok argodan dolayı pek hoşlanmadım. Eğlenceli mi evet eğlenceli geçiyor. Kara mizahlarla dolu, çok aşırı şekilde anlamayı zorlaştıran kapalı bir anlatım. Kitap aslında bilim kurgu kitabı olarak geçiyor ama eleştiri bakımından bir çok üst düzey cümlelere sahip. Modern dünyaya eleştiri olarak bir çok alıntı var içerisinde.

Kitabın konusuna gelirsek; " Spoiler içerir" Kitapta kahraman, Hiroşima'ya atılan ilk atom bombası ile ilgili bir kitap yazmak istemiş ve bunun için araştırmalara başlamış. Bombanın geliştiricisini bulmuş ama ölmüş olmasından dolayı çocukları ile yazışmalarını anlatıyor yazar bölüm bölüm kitabında. Asıl önemli olarak bahsedilen bir konuda Buz Dokuz. Buz Dokuz denilen madde donma sıcaklığı buzdan daha yüksek olan bir madde ve tüm suyu ve karayı anında dondurabiliyor. Hikaye bu iki konu arasında gidip gelmekte. Ama gelin gelelim ki asıl konu bana göre Bokononculuk. Bokononizm tamamen zararsız yalanlardan oluşan bir din, felesefe olarak betimleniyor. Bilimi öne olan bu felsefe; bilimin nasıl silah olarak kullanılabileceğini anlatıyor.

Asıl tema olarak bende bıraktığı dünyaya, dinlere, insanlığa dair bir çok güzel bilgi vermesi diyebilirim. Tavsiye ederim elbette. Ama sıkılmadan ve kafanız boşken okumanız tercihimdir. Son derece zor kitaplar arasında ilk 10 da yer aldığını belirtmek isterim.

Ve en beğendiğim alıntı :

“Tanrım! Hayat bu! Tek bir dakikasını anlayabilmiş adam var mı şu dünyada?”

“Hiç deneme bile,” dedi. “Anlıyormuş gibi yap sadece.”

“Bu... Bu çok yerinde bir tavsiye.”

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 2.322 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 1.425 okur okuyacak.
  • 31 okur yarım bıraktı.