1000Kitap Logosu
Sermet Sami Uysal

Sermet Sami Uysal

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
8.3
4 Kişi
20
Okunma
1
Beğeni
596
Gösterim
Unvan
Yazar, Akademisyen
Doğum
Çorum, Türkiye, 29 Ekim 1925
Ölüm
31 Mart 2016
Yaşamı
29 Ekim 1925’te Çorum’da doğan Sermet Sami Uysal, İstanbul Üniversitesi Fransız Filolojisi’nde (1948-1950), iki yıl okuduktan sonra Türkoloji Bölümü’nü birincilikle bitirmiş (1954); ayrıca Paris Üniversitesi Fonetik Enstitüsü’nden “pek iyi” derece ile mezun olmuş, Sorbonne’da da “en üstün başarı” derecesiyle doktora hazırlamıştır (1969).  Galatasaray Lisesi’nde müdür muavinliği ve edebiyat öğretmenliği (1956-1963); Brüksel Üniversitesi’nde (1963-1965) ve Paris Üniversitesi’nde (1965-1970), Türk Dili ve Edebiyatı okutmanlığı yapmıştır... Avrupa’dan, yedi yıl sonra, 1970 başında yurda dönen Sermet Sami Uysal, İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu Türkçe Bölümü Başkanlığı’nı, emekli oluncaya kadar, yirmi yıl sürdürmüştür (1970-1990).  Bu sırada ayrıca, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde on yıl boyunca Fransızca okutmanlığı yapmış (1970-1980); Çapa Tıp Fakültesi’nde de, beş yıl süreyle “Türkçe Anlatım Yöntemleri” dersleri vermiştir (1978-1983).  Sermet Sami Uysal, edebiyat dünyasına küçük yaşlarda şiir yazarak girmiş: On beş yaşında yazdığı ilk hikâyesi ise Türk Yolu gazetesinde yayımlanmıştır... Daha sonraları çeşitli gazete (Cumhuriyet, Vatan, Yeni İstanbul, Akşam, Ulus vb.) ve dergilerde (Varlık, Türk Düşüncesi, Cep Dergisi, Ayda Bir, Hayat, İstanbul vb.); inceleme, deneme, anı, sohbet, şiir, hikâye türünde yazıları ve binin üzerinde röportajı, ayrıca da çevirileri yayımlanmıştır... Bunlardan başka Cumhuriyet gazetesinde, Aşk Her Şeyin Üstünde adlı romanı tefrika edilmiştir (1954).  Radyofonik oyunları, Ankara ve İstanbul Radyoları’nda oynanan Sermet Sami Uysal’ın Ionesco ve Camoletti’den çevirdiği çeşitli oyunlar da başta Devlet ve Şehir Tiyatroları olmak üzere özel tiyatrolarca da sahnelenmiştir... Ayrıca Necati Cumalı’nın Nalınlar’ını, Les Sabots adıyla Fransızcaya çevirmiş bu çeviri Palais de Chaillot (Şayo Sarayı) Tiyatrosu’ndaki “okuma seansı”nda, oynanmak üzere kabul edilmiştir (1966). Yine Necati Cumalı’nın Derya Gülü’nü, La Rose de la Mer adıyla Fransızcaya çevirmiştir (1967). Sermet Sami Uysal daha çok Abdülhak Şinasi ve özellikle de Yahya Kemal üzerine yaptığı çeşitli çalışmalarla, ayrıca da yabancılara Türkçe öğretmek için hazırladığı, İstanbul Üniversitesi’nde uzun yıllar ders kitabı olarak okutulan eserleri ile tanınır...  Yirmi yılı aşkın bir süredir de, artık basım aşamasına gelmiş olan, 101.000 madde içeren “Büyük Arkadaş TÜRKÇE SÖZLÜK”ün Genel Yayın Yönetmeliği’ni yapmıştır.
544 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
Bazen hiç görmediğiniz ama bir şekilde varlığından haberdar olduğunuz birisine kendi dünyanızda şekil verirsiniz. Onu kendinize göre bir boya, bir sese, bir görüntüye, bir duruşa, bir kişiğine bürüyüp onu kendi dünyanızda bir yere konumlandırısınız. Günün birinde o kişiye ait yeni bilgilere eriştiğinizde (ses, görüntü veya bir davranış) kendi dünyanızda oluşturduğunuz o kişiyi de yeni bir hüvviyet verip yeniden konumlandırır ve hakkında yeni şeyler öğrenme ihtiyacı hissedersiniz çoğu kere. Abdülhak Şinasi Hisar'da benim için öyle oldu. Özlellike Fahim Bey ve Biz kitabını okuduktan sonra (en az 3 defa okumuşumdur) yazara olan ilgim ve merakım daha da arttı. Diğer kitaplarınıda tedarik edip okumaya başladım. Çamlıca'daki Eniştemiz ve Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği kitaplarını okuduktan sonra yazarın çok farklı bir kişiliği olduğunu anladım ve diğer eserlerini, hayatını vehakkında bulduğum yazıları okumaya başladım. Abdulhak Şinasi'nin eserlerine ve yazılarına ilgi duyan ve bir tesadüf eseri tanıştıktan sonra çok iyi anlaşıp yazarın vefatına kadar dosluklarını sürdürdükleri Sermet Sami Uysal'ın "Bir Abdülhak Şinasi Hisar Vardı" ismini verdiği ve yazarın hayatı, öğrenimi, eserleri, edebi kişiliği, arkadaş çevresi, edebiyat dünyasındaki yeri, istanbul, çamlıca, boğaziçine olan hayranlığını anlattığı bu kitabıu büyük bir ilgi ve merakla okudum. Gerçektende çok ilginç bir kişiliği var Abdülhak Şinasi'nin. Ayrıca Mektebi Sultaniden (Galatasaray Lisesi) kaçıp gittiği Fransa'da tanıştığı ve etkilediği yazarlar ve edebiyaçılara da yer verilmiş. Özlelikle anlatım tarzı, kurduğu uzun, şiirsel ve cinaslı cümlelerle Marcel Proust'a çok benziyor. Okurken çok keyif aldığım bir kitap oldu. Abdülhak Şinasi Hisar'ın eserleri ile tanışmanız dileği ile.
Bir Abdülhak Şinasi Hisar Vardı
Okuyacaklarıma Ekle
1
6
Sermet Sami Uysal'ın, Abdülhak Şinasi Hisar'a dair bu çalışmasının önemi, yazarın eserlerinden seçme olmasından çok, biyografisinden verilen güzel anekdotları ve kitapları hakkında yazılan değerlendirmeleri içermesidir. Bu hoş kitap, ilk olarak, Hisar'ın vefatından iki yıl önce, 1961'de İstanbul'da yayımlanmış. Hisar'ın sanatı ve eserleri hakkında yazan sanatçıların bir kısmı: Yakup Kadri, Halide Edib, Halid Ziya, Tanpınar, Ataç, Nahid Sırrı, Fahri Celâl, Ziya Osman, Turgut Uyar, Oktay Akbal, Baki Süha, Cevdet Kudret, Behçet Necatigil.
Bir Abdülhak Şinasi Hisar Vardı
Okuyacaklarıma Ekle
1
416 syf.
·
5 günde
·
8/10 puan
Geçmiş Zaman Olur ki...
İnsanı zaman dehlizinde seyahate çıkaran, meşhur şair, hikâyeci ve romancıların evlerine konuk eden, gülümseten, hüzünlendiren, şaşırtan ve bir döneme tüm canlılığı, nahifliği, sadeliği ve sıcaklığıyla ayna tutan bir kitap "Eşlerine Göre Ediplerimiz". Kimler kimler yok ki bu kitapta: Reşat Nuri Güntekin, Refik Halid Karay, Peyami Safa, Faruk Nafiz Çamlıbel, Ercüment Ekrem Talu, Nurullah Ataç, Falih Rıfkı Atay, Yusuf Ziya Ortaç, Ahmet Kutsi Tecer, Orhan Kemal (Öğütçü), Oktay Rıfat, Şükûfe Nihal Başar, Halide Nusret Zorlutuna, Hüseyin Siret Özsever, Hasan Âli Yücel, Aka Gündüz, Ahmet Muhip D(ı)ranas, Ziya Osman Saba, Cevdet Kudret Solok, Bekir Sıtkı Kunt, Reşat Enis Aygen, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Nurettin Artam, Ruşen Eşref Ünaydın, Yaşar Nabi Nayır, Peride Celâl, Mükerrem Kâmil Su ve Halide Edip Adıvar. Listeden de anlaşılacağı üzere kitap âdeta bir şairler, hikâyeciler, romancılar... resmi geçit töreni gibi. Fakat tüm bu deve dişi gibi isimleri gâyet insani ve gündelik hayatın içindeki halleriyle ve hepsinden önemlisi onları en iyi tanıyan, yanıbaşlarında bulunan eşlerinin gözüyle anlattığı, aktardığı için daha bir sahici ve kıymetli. Yapılan ropörtajlarda hem hanımlar/beyler hem de ediplerimiz birbirinden söz alıp birbirine söz verdikleri için bu tatlı sohbetlere şahit olmak da okuyucuda farklı farklı duygu ve düşünce dalgalanmaları meydana getiriyor. Kitabı okurken dönemin ruhunu iliklerinizde hissediyorsunuz. Hepsi birbirinden nahif, kibar, edep erkân sahibi, kültürlü ve görgülü ediplerimiz ve eşleri ile zamanımız arasındaki fark insanı hem ürkütüyor hem de hüzünlendiriyor. Bu kadar incelmiş, âdeta şairin "Haddeden geçmiş, nâzaket, yâl ü bâl olmuş sana / Mey süzülmüş şişeden, ruhsâr-ı al olmuş sana" beytini hatırlatan bu güzel insanlar "güzel atlara binip giderken" yanlarında pek çok güzelliği alıp götürdükleri gibi kendilerinden sonraya bıraktıkları da maalesef sahipsiz, kimsesiz ve garip kalmış. İnsan bu hali görünce ister istemez üzülüyor. Keşke o ruh, edep ve inceliğe dair daha çok şeye sahip olabilseydik. Kitaptan bazı ilginç bilgiler aktararak sözlerime son vereyim. Bunları biliyor musunuz? * Reşat Nuri'nin lisede hocalık yaptığı yıllarda Neşvet adındaki sınıfının en güzel kızına karşı derin yürek çarpıntıları duyup bu hislerini açtığında hiç de ummadığı "Dünyada en çok sevdiğim, en çok hayranı olduğum 'hocam", 'kocam' olamaz." cevabını aldığını; işin daha da ilginci ünlü romancının daha sonra hayatını yine aynı sınıftan çok güzel bir kız olan eşi Hadiye Hanım'la birleştirdiğini ve bu minval evliliklerin döneminde hiç de yadırganmayıp son derece yaygın olduğunu; çok sigara içen yazarın kansere yakalanıp tedavi için gittiği Fransa'da gözlerini bu dünyaya yumduğunu... * Peyami Safa'nın biricik oğlunun adının "Merve" olup kendisi yedek subaylığı sırasında ani ve bilinmeyen bir rahatsızlık geçirip vefat edince bu hâlin büyük romancımıza çok ağır geldiğini ve kalan ömründe bir daha kendini pek toparlayamadığını... * Döneminin en velut (üretken) ediplerinden olup geriye onlarca kitap bırakan Refik Halid Karay'ın, eşinin evine girip çıktığı dönemlerde ona "Kız, az daha büyü seni alacağım." diye takıldığını, aradan geçen yıllardan sonra kendisine kaçan eşinin evlendiklerine 15, kendisinin 39 yaşında olduğunu, bu evliliğin bir ömür boyu sürdüğünü, dönemin kalemiyle geçimini sağlayan nadir yazarlarından olmasına, yazdığı kitaplar çok satıp filmlere aktarılmasına rağmen kiralık bir evde ömür sürüp bir ev sahibi olamadıklarını ve edebiyatın o devirde de istisnaları hariç pek para etmediğini... * Denizi ve vapur yolculuklarını çok seven Faruk Nafiz Çamlıbel'in son yolculuğuna yine böyle bir vapur yolcuğunda çıktığını... * Halide Edip Adıvar'ın okulu bitirir bitirmez evlendiğinde 17 yaşında olup ilk eşinin aynı zamanda hocası olan İsmet Zeki olduğunu, kendisine iki evlat verdikten sonra İsmet Zeki'nin üstüne ikinci bir eş getirmesi üzerine evliliğine son verdiğini... Bu ve buna benzer biraz "magazin soslu" ayrıntıları bir kenara bırakırsak bir devri tüm ruhuyla yansıtması ve tüm insani yanlarıyla ediplerimizin evlerine misafir olmamamızı temin eden bu kitap, kesinlikle edebiyat tarihine ilgi duyanların bigâne kalmaması gereken bir çalışma.
Eşlerine Göre Ediplerimiz
Okuyacaklarıma Ekle
1