Serpil Sancar Üşür

Serpil Sancar Üşür

YazarDerleyen
7.5/10
4 Kişi
·
13
Okunma
·
4
Beğeni
·
508
Gösterim
Adı:
Serpil Sancar Üşür
Tam adı:
Prof. Dr. Serpil Sancar
Unvan:
Türk Akademisyen, Yazar
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde siyaset bilimi doktorası yaptı. Halen bu fakültede siyaset bilimi ve kadın çalışmaları alanlarında profesör olarak dersler veriyor. 1990'lı yıllardan itibaren siyaset kuramı ve sosyal bilimlerde metodoloji alanları yanı sıra kadın çalışmaları alanında da akademik çalışmalarını sürdürdü. Ankara Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezi'nin, Kadın Çalışmaları yüksek lisans ve doktora programlarının kuruculuğunu yaptı. Halen Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yeni kurulmuş olan Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları bilim dalının başkanlığını da yürütüyor. Siyaset Sosyolojisi, Küresel Siyasal Hareketler, Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti, Toplumsal Cinsiyet ve Siyaset, Toplumsal Araştırmalarda Araştırma Yöntemleri verdiği derslerden bazıları. Son dönem yayınları arasında Birkaç Arpa Boyu... 21. Yüzyıla Girerken Türkiye'de Feminist Eleştirinin Birikimi / Prof. Dr. Nermin Abadan Unat'a Armağan (derleme, Koç Üniversitesi Yayınları, 2011), Erkeklik: İmkânsız İktidar! Ailede, Piyasada ve Sokakta Erkekler (Metis Yayınları, 2. baskı 2011), İdeolojinin Serüveni: Yanlış Bilinç ve Hegemonyadan Söyleme (İmge Yayınevi, 2. baskı 2011) sayılabilir. Halen Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde karşılaştırmalı kadın hareketleri üzerine çalışan Serpil Sancar bir süredir George Washington Üniversitesi'nde bu konudaki araştırmasını yürütüyor.
Aslında anne ile asker arasındaki fark biyolojik değil ideolojik- toplumsaldır; kadınları ve erkekleri farklı toplumsal (siyasal) konumlarla ilişkilendiren cinsiyet farkları rejimi cinslerin biyolojisinden türetilirken aslında cinsler arasındaki toplumsal farklardan bahsetmemize yol açar. Toplumsal olan biyolojik olana transfer edilir; daha doğru deyişle toplumsal farklılıklar biyolojik değişmezlikten (determinizm) alınan ideolojik destek ile meşrulaştırılır. Biyoloji değiştirilemez bir kaderse toplumsal olarak cinslerin rolleri de değiştirilemez hale gelir.
Aslında kadınların ezilmişliği nasıl yaşadığını anlamak kadar, erkeklerin eril iktidar konumlarını nasıl sürdürdüklerini ve tahakkümü nasıl inşa ettiklerini anlamak da önemli olmalıdır.
Erkeklik, sürekli başka konumların "ne olduğu" hakkında konuşma hakkını kendi elinde tutan ve bu sayede kendi bulunduğu konum sorgulama dışında kalan bir "iktidar konumu"dur.
Patriarki kavramı eril iktidarı topyekün, parçasız, çelişkisiz bir bütün olarak ele aldığı için kadınların yaşadıkları baskı ve ayrımcılığın farkına varmalarına ve daha kolay mücadele stratejileri geliştirebilmelerine olanak sağlamaktadır.
Kadınların, daha farklı erkeklik değerlerinin varlığına rağmen, egemen erkeklik pratiklerine gösterdikleri onay çok önemli bir rol oynar; kadınlar onaylamadan hegomanik erkeklik oluşamaz.
Kamunun önemli alanları olan üretim ve istihdamın, servetin, mülkiyetin, siyasetin denetiminin erkeklerin tekelinde olduğu malumdur. Bütün bu alanlar içinde kadınların, bir anlamda perde arkasında, destek konumlarda, sadece tüketici-yararlanıcı olarak var olduklarının ve kadınların kamusal konumlarının çoğunlukla kocaları üzerinden tanımlandığının altını çizmek gerekir. Kamusal alanda, kadınların bağımsız sınıfsal konumlara sahip olarak, kendi kendilerini temsil ettiklerini ancak çok ender olarak görebiliriz.
"Sermaye"yi denetleyen iş adamları, devleti yöneten üst bürokratlar ve siyasetçiler, ağır endüstriyel sektörlerin (metal, maden, makine işkolları, vs.) işçileri hep erkektir.
Eril kamu, dişil aile-hane-özel alan ayrımı modern endüstriyel kapitalist toplumsallığın ruhudur.
1. Dalga Erkek Hareketi, egemen erkekliğin ve patriarkal kurumların sadece kadınlar için değil, bir çok erkek için de baskıcı ve tahakküm yaratıcı olduğunu söylemişti. Özellikle gay hareketi bu konudaki tartışmaların mimari olarak oraya çıktı. (Adams ve Savran)
Son söz olarak Türkiye'nin "anneden öğrenmeyen bir toplum" olduğunu söylemek bence çok gerekli. Çok etkili bir annelik yüceltmesi var; annelik "romantize" ediliyor, duygusallık yükleniyor. Ama anneden çocuğa aktarılan "dişil" değerler çok güçsüz ve özgürleştirici değil. Örneğin "anneler oğullarını eşitlikçi ve şiddet karşıtı yetiştirsinler" demenin çok fazla karşılığı olmuyor. Egemen erkeklik değerleri "anneden öğrenmeyi" reddediyor. Kendini sağlıklı beslenmeyi öğrenmek, diğer insanları empati kurarak anlama gibi dişil değerler toplumsal ilişkilerin temeli haline gelemiyor. Dişil deneyimi toplumsal anlama katacak çok fazla olanak ve uygun bir dil yok. Bu durum aslında erkeklik tanımlarını da sakatlıyor. Böyle bir toplumsal kurgudan çıkan cinsiyetler arasındaki zıtlıklar ve karşıtlıklar da kadınları olduğu kadar erkekleri de daha eşit ve özgür insanlardan oluşan bir toplumda yaşamaktan mahrum bırakıyor.
Kitabı derleyen Dr. Serpil (Üşür) Sancar'ın giriş yazısındaki tanımlamasına göre; "İran'da yaşanan süreç Pehlevi'nin monarşik diktatörlüğünün yerini mollaların teokratik "popülist" diktatörlüğünün alması sürecidir."... "Teokratik Şii İslamcılığı, kapitalizmin ekonomik işleyişine dokunmadan, ona yerel özelliklere uygun bir siyasal ve ideolojik üst-yapı getirmiştir..."

"Bu derleme, İran Devriminin bazı yönlerini kavramayı kolaylaştıracağı umulan çalışmalardan bir seçme olarak oluşturulmuştur."

Kitapta bulunan makaleler;

İram devrimi: Eşitsiz gelişme ve dinci popülizm. Fred Halliday.
Rantiye devlet ve İran devriminde Şii İslam. Thoda Skocpol
Skocpol üzerine yorumlar, Eqbal Ahmad
Scocpol üzerine yorumlar. Nikki R. Keddie
Anti Emperyalizm mi, Sosyalizm mi? İran'da devrim ve sol. Val Moghadam.
İran'da Şii ulema ve devlet. Mansur Muaddel.
Kitap "Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti" başlığıyla, "Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar" alt başlığıyla yayınlanmış.. 1945-1965 yılları arasındaki günlük gazetelerdeki haberlerin tarandığı çalışmada önemli sonuçlar elde edilmiş şüphesiz.. Fakat bir bütün olarak incelendiğinde günümüz feminist düşünce üzerinden geçmişe doğru bir okuma ve sonuca gitme görülüyor. Değerlendirme; toplumun örfleri üzerinden değil ideal olarak görülen doğrular üzerinden yapılmış.. Bu durum kişisel olarak sosyolojinin esasına aykırı gibi geldi bana...

Yazarın biyografisi

Adı:
Serpil Sancar Üşür
Tam adı:
Prof. Dr. Serpil Sancar
Unvan:
Türk Akademisyen, Yazar
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde siyaset bilimi doktorası yaptı. Halen bu fakültede siyaset bilimi ve kadın çalışmaları alanlarında profesör olarak dersler veriyor. 1990'lı yıllardan itibaren siyaset kuramı ve sosyal bilimlerde metodoloji alanları yanı sıra kadın çalışmaları alanında da akademik çalışmalarını sürdürdü. Ankara Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezi'nin, Kadın Çalışmaları yüksek lisans ve doktora programlarının kuruculuğunu yaptı. Halen Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yeni kurulmuş olan Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları bilim dalının başkanlığını da yürütüyor. Siyaset Sosyolojisi, Küresel Siyasal Hareketler, Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti, Toplumsal Cinsiyet ve Siyaset, Toplumsal Araştırmalarda Araştırma Yöntemleri verdiği derslerden bazıları. Son dönem yayınları arasında Birkaç Arpa Boyu... 21. Yüzyıla Girerken Türkiye'de Feminist Eleştirinin Birikimi / Prof. Dr. Nermin Abadan Unat'a Armağan (derleme, Koç Üniversitesi Yayınları, 2011), Erkeklik: İmkânsız İktidar! Ailede, Piyasada ve Sokakta Erkekler (Metis Yayınları, 2. baskı 2011), İdeolojinin Serüveni: Yanlış Bilinç ve Hegemonyadan Söyleme (İmge Yayınevi, 2. baskı 2011) sayılabilir. Halen Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde karşılaştırmalı kadın hareketleri üzerine çalışan Serpil Sancar bir süredir George Washington Üniversitesi'nde bu konudaki araştırmasını yürütüyor.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 13 okur okudu.
  • 18 okur okuyacak.