Servet Somuncuoğlu

Servet Somuncuoğlu

9.4/10
8 Kişi
·
14
Okunma
·
5
Beğeni
·
973
Gösterim
Adı:
Servet Somuncuoğlu
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Araştırmacı, Yönetmen, Fotoğraf Sanatçısı, Televizyon Programı Yapımcısı
Doğum:
Karacabey, Bursa, Türkiye, 14 Mayıs 1964
Ölüm:
Türkiye, 6 Ağustos 2013 (49 yaşında)
Servet Somuncuoğlu (d. 14 Mayıs 1964, Karacabey - ö. 6 Ağustos 2013), Türk gazeteci, yazar, araştırmacı, yönetmen, fotoğraf sanatçısı, televizyon programı yapımcısı. 2008 yılı Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü sahibi.

Yaşamı:
Ailesi Giresun ilinin Eynesil ilçesinden gelmiş olan Somuncuoğlu, Bursa ilinin Karacabey ilçesinde 14 Mayıs 1964 tarihinde doğmuştur. Arifiye Öğretmen Lisesi, Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü ve İstanbul Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde öğrenim görmüştür. 1988 yılından sonra TRT İstanbul Radyosunda prodüktör görevini yapmıştır. Günle Gelen, Günün İçinden, Müzikli Edebiyat, Türklerle Yaşamak, Yeni Bakışlar, Aşkın Has Bahçesinde, Tarihte Yolculuk ve Tarihin Büyük İhanetleri programlarını hazırlamıştır. 2005 yılı Temmuz ayında Kırgızistan'da Tanrı Dağlarında "Saymalı Taş - Türklerin Bilinçaltı" çalışmasını yaptı. Atlas dergisinin Aralık 2005 sayısında yayınlanmıştır. Yine Atlas dergisinde 2007 yılı Aralık ayı sayısında "Taştaki Türkler" konulu yazı ve fotoğraflar yer almıştır. "Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler" adlı eseriyle Sosyal Bilimler dalında 2008 Sedat Simavi Ödülünün sahibi olmuştur. TRT belgesel yönetmeni ve Atlas dergisi fotoğrafçı-yazarlarından Servet Somuncuoğlu, “Zamana Karşı – Kazdağı Koşuburnu Türkmenleri” belgeseli ile Kazdağı dolayında yaşayan Türkmenlerin yaşamlarını ekrana yansıtmıştır. Uluslararası usta fotoğraf çekimleri ile dünyanın birçok ülkesinde bulundu. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tuva, Moğolistan ve Kosova'da fotoğraf çekimleri yapmıştır. Özellikle Sibirya'da kaya üzerlerindeki çizimleri inceleyip fotoğraflamıştır. 2013 yılında kalp krizi sebebiyle ölmüştür.
Uzakları yakın eden arap atları ve masal zamanlarının küheylanları yok artık Sevgili dost. Biz yolumuza düşelim sadece ayaklarımıza güvenerek.
Kader insanların arasına dostsuz karışanın dostudur. Yani tarafsızların...
Servet Somuncuoğlu
Sayfa 78 - Matbuat Yayın Grubu
“Sen”, “sen” dediğimiz nedir ki? “Ben”e giden en kestirme yoldur,
Bilen bilir. Seni ararken bana ulaşmaktır “sen” dediğin…
Servet Somuncuoğlu
Sayfa 210 - Matbuat Yayın Grubu
“İnsanlar ne zaman el ele tutuşmayı öğrenirse, o zaman dünya daha güzel olacak. Kaç boyut var dünyada, takılmış kalmışız üç boyuta. Oysa öteleri var. Arayan bulacak. Çiçeği, toprağı, insanı, güneşi seveceksin. Evrensel olan bunlardır, başkaları da vardır muhakkak ki ama aklıma ilk bunlar geldi. Toprak her yerde kutsaldır, çiçek her yerde güzeldir, insan her yerde hem iyi, hem kötüdür, güneş ise her yerde hayat kaynağıdır. Bir de güzel söz vardır, adına şiir dedikleri bir edebi tür var. Bir gün bütün insanlar şiiri yaşamayı öğrenecek. Çünkü şiir; çiçek, toprak, insan ve güneştir. Bilesin ki ötesi yok daha, buradan ötesi Tanrı’dır...”
Servet Somuncuoğlu
Sayfa 156 - Matbuat Yayın Grubu
İnsanı aramak lazım, insan kayboluyor. Entelektüel zeka insanlığı refaha götürdü ama yok oluşu da beraberinde getirdi. İnsan insanı kaybetti, birileri aramalı. Bulunur ya da bulunmaz, buna cevap vermem zor ama insanlık aranmalı. Benim gelecekte aramaya gücüm ve bilgim yetmez, onun için geçmişte arayacağım. Geçmişe döneceğim. En büyük rüyam bu ve rüyamı yaşayacağım.
Servet Somuncuoğlu
Sayfa 35 - Matbuat Yayın Grubu
Çocukları dinle, onlar hayatı ham ve yalın yaşarlar. Çocuklardan öğreneceğin çok şey var. Ben öğrendim. En iyi onlarla anlaşırım. Çocuklar bana en çok adımı sorarlar, ben de onlara “Gazanfal” derim. Neden Gazanfal diyeceksin. İnsan dünyaya geldiğinde ona bir isim verirler, acaba bu isim onun gerçek ismi midir? Yıllarca düşündüm bunu, benim kainatın tanıdığı, bildiği bir ismim olmalı dedim. İsmimi aradım kainatta, her yerde ismimi aradım. Rüzgârlara sordum, ‘vakti gelmedi daha” cevabını aldım. Bezm-i Elest’teki ismimi aramaktan vazgeçtim sonunda. Bir gün uyuz bir havhav geldi ve bana “senin ismin Gazanfal” dedi. Bir daha görmedim hav havı ve onun hakkında kötü düşündüğüm, ona uyuz dediğim için üzüldüm.
Servet Somuncuoğlu
Sayfa 122 - Matbuat Yayın Grubu
Çok kıymetli yazarımız, Servet SOMUNCUOĞLU topçuların, popçuların, evlilik ve yarışma programlarında boy gösterenlerin kabul gördüğü toplumumuzda belki de birçok insan tarafından tanınmadan 06 Ağustos 2013 günü, İstanbul'da 49 yaşında iken bu âlemden göçtü. Kaldı ki hiçbir zaman böyle bir derdi de olmadı. Onun tek derdi TÜRK kültürüydü bu uğurda, Çin’den İzmir’e kadar çizilecek bir çizginin kuzey ve güneyinde yer alan ülkelerde 150.000 kilometre kat etmiş, bunun için 4 yılını harcamış ve 1 milyon kaya üstü resim tespit etmiş, bulundukları yerlerde ilk incelemelerini yapmış, hepsinin resimlerini çekmiştir. Tüm dünya tarihini alt üst edecek, Türk tarih ve kültürünü gerektiği yere getirmiştir. Türklerin M.Ö 3000 yıllarından beri Anadolu'da olduğunu ispatlayan ve tüm ezberleri bozan yine Servet Hocamızdı. Mekânın cennet olsun… Türk Kültür Tarihi yetim kaldı ne yazık ki…
Kitap kahramanımız Ethem Sarısülük’ün babası yani “Ulu Kam”, Muzaffer Sarısülük’ tür. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden mezun. 1985 yılında ilk olarak Şanlıurfa’da öğretmenliğe başlamış. 1989 yılına kadar görev yapmış. Dönemin Başbakanı Turgut Özal’ a yazdığı sünnet karşıtı mektubu nedeniyle soruşturma geçirmiş ve bir gün ceza almış. Şanlıurfa’dan sonra Kayseri’ye atanmış. Yarım dönem çalıştıktan sonra da istifa ettiğini belirten dilekçeyle öğretmenlik mesleğini sonlandırmıştır.
Yazarımız ile Ulu Kam Asker ocağında tanışmışlardır. Kutsal ocakta başlayan konuşmalar, dağıtımları sonucunda farklı illerde olması dolayısı ile mektuplara dönüşmüştür. Askerlik sonrasında da zaman, zaman mektup, belirli aralıklarla da bire bir görüşmelerden oluşmuştur.
Askerlik süreci sonrasında kendi belirlediği yaşam tarzından asla taviz vermeyen Ulu Kam yalnızlığı ve doğa ile baş başa bir yaşamı tercih etmiştir. Tıpkı bir şaman gibi geçirmiştir günlerini.
Eserdeki karşılıklı konuşma, mektupları ve ziyaretlerdeki iletişimleri okuduğunuzda hayretler içinde kalıyorsunuz. Bizden biri, içimizden olanlardan olağan üstü güzellikte felsefe dersleri alıyoruz. Kurgulardan değil gerçekten ve özden alıyorsunuz mesajları.
İnsanların, insanlığın hikayesini okuyorsunuz. Kütüphanemin en değerlilerinden biri oldu. Okuyanının pişman olmayacağı muhteşem bir eser.
Dualarımızı gönderiyoruz rahmetli Servet SOMUNCUOĞLU Hocamıza,
Ulu Kam’ a da selam olsun…


Servet SOMUNCUOĞLU:
https://servetsomuncuoglu.wordpress.com

Muzaffer SARISÜLÜK hakkında bilgi:
http://odatv.com/...yesi-2606131200.html
Kitabı bilmeden okunan muhteşem eserler katagorisine koymalıyım. Hakkında hiç bir fikrim olmadan rastgele bir şeçim neticesinde okumaya başladım. Okumaya başlayalı daha bir kaç sayfa olmuştu ki eser kalitesini, mükemmel sunusunu ortaya koydu. Öncelikle tasvirler, gözlemler çok başarılı. Öyle ki; eserde ifade edilen anlatımlara kayıtsız kalamıyorsunuz, es geçemiyorsunuz, sizi kitliyor o an'a. Sonra, ifade edilen düşünselliğe bakıyorsunuz, fikirler öyle güçlü ki; kendi hayat şeklinizi değiştirmeyi dahi düşünüyorsunuz... Genel olarak eserde evrensel bir hava var. Herkese hitap edebilir. Hem bu açıdan, hem de içerikteki muazzam felsefe nedeni ile ilköğretimde okutulması gereken temel eserlerden olmasını arzu ediyorum.

Kitap aslında iki ana karakterin dialogları çerçevesinde şekilleniyor. İlki yazarımız, kıymetli hocamız rahmetli Servet Somuncuoğlu. Diğeri ise Somuncuoğlunun can dostu ve akıl hocası olan Ulu Kam. Ulu Kam, şaman öğretisine kendini adamış birisi. Kısaca şamanlığa değinirsek: Şamanlık en eski inançlardandır. Tüm kainata, canlı-cansız herşeye saygı duyulan bir felsefedir. Şaman, doğayla içiçe ve insanlardan uzakta, yalnız yaşar. Bedenine ve ruhuna çok önem verir. Yediği, içtiği bir Şamanın en temel disiplinidir. Çok nadir istisnalar dışında Şamanlar akrabalık bağı neticesinde seçilir. Yani bir akrabanız Şaman değil ise, sizde Şaman olamazsınız. Şaman olabilmeniz için ayrıca çok kolay "trans haline" geçebilen birisi olmanız gerekir. Bazı Şamanlar bu transı yakalayabilmek için çeşitli halüsinojenler dahi kullanmıştır. Şaman öğretisindeki inanışı bazı Afrika kabilelerinde ve Kızılderililerde de görüyoruz. Şaman; kimseye zulmetmeyen, öldürmeyen, çalmayan ve ihtiyacı ile yaşayan insandır desek sanırım yerinde olur.

Ana karakterlerimizden Ulu Kam, yazarımıza kitapta özel bilgileri, Kaman anlayışının özü niteliğindeki fikirleri aktarıyor. Bu aktarış sırasında metafizik öğelere çok yüzeysel değinilmiş. Yoğunlukla Kaman inancının düşünsel ve oldukça evrensel bulduğum felsefesine odaklanılmış. İfade edilen felsefeyi okurken kendi kendime iç sorular sorduğumda Ulu Kam'ın anlattıklarına hak verdiğimi gördüm. Hepimiz şehir hayatının monoton, mekanikleşmiş yaşantısına hapis olup kalmışız. Bir fidan dikmemiş, bir kuzunun doğumuna şahit olmamış çoğumuz. Bin yıllardır barış içinde ve saygı çerçevesinde birlikte yaşadığımız doğa'dan ayrılmışız. Artık doğa sadece bizi besleyecek bir araç olarak görülüyor. Kainat gözlemlenmiyor. İstisnai insanlar dışında gece gökyüzüne bakan, sabah güneşin doğuşunu seyreden kimse yok. Kendimize, iç alemimize ayıracak vaktimiz olmamış. Gri, puslu binalar arasında Yaşayıp ölüyoruz. Yaşantımızı da sorgulamıyoruz, hayat şartlarımızın fıtratımıza ne kadar uygun olduğu konuşulmuyor bile. Belki de arada bir de olsa toprak anayla, bizi besleyip büyüten yaşamla karışmamız, doğayla kucaklaşmamız gerekir.

Kitap benim açımdan çok öğretici oldu. Birbirininin tekrarı olarak addebileceğimiz kitaplardan değil. Özgün bir eser. Hem özgün, hem de insanın içindeki o özgür ruha hitap ediyor. Basmakalıp değil, baştan aşağıya sadeliğin görkemiyle yazılmış, çok samimi bir hayat kesiti sunuyor okuyucuya. Herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim.
Bir Başucu Kitabı Daha

Kitaptan önce biraz yazardan bahsetmek istiyorum. Servet Somuncuoğlu malesef 2013'te uçmağa vardı. Belki Atlas Dergisinden bazılarınız tanıyor olabilir ama ben birçoğunuzun tanımadığını düşünüyorum. Tanıyıp tanımamak önemli değil elbette ya da bir suç değil ama ülkemiz adına bir kayıp, burdaki kusur üniversitelerimizde, eğitim sistemimizde, medyamızda vs..Dünya'da çok saygın bir yere sahipken ülkemizde yeterli değeri görememiş yitik bir bilim adamı. Kendi açıklamasından bir örnek verip kitapla ilgili inceleme geçeceğim. "Sonuçta Türklerin M.Ö 3000 yıllarından beri Anadolu'da olduğunu ispatladık. Böylece mevcut paradigmayı yıkmış olduk. Yurtdışında çalışmalarım Türkiye'de olduğundan da fazla ilgi görüyor. Japonya'dan Almanya'ya kadar bütün ülkelerin bu işlerle uğraşanları tarafından çalışmalarım ve ben yakından tâkip ediliyoruz. Batılı arkeologların Yunan veya Frig olarak tâbir ettiği alanı Türk olarak belirledik. Burayı iyice inceleyebilmek için çalışmalarımı 3 yıl gizledim. Bozkırın kucağında duruyordu bu resimler. Sonuçta Türklerin M.Ö 3000 yıllarından beri orada olduğunu belgeledik."

Gallemit kitabı bir kurgu roman değildir, yazarın askerde tanıştığı bir kişiyle yaptığı felsefik konuşmaların, askerlikten sonra mektuplaşmalar ve buluşmaların anlatıldığı bir kitaptır. Bu kişi kitapta "Ulu Kam" diye geçiyor, aslında bu kişi kendisini hayattan soyutlamış ve teşhiri sevmeyen, budist hayatı gibi yaşayan bir insan. Tesadüfler bu kişiyi bir anda teşhir etti, "Ulu Kam" Gezi Parkı olaylarında Ankara'da öldürülen Ethem Sarısülük'ün babasıdır. Aslında edebiyat öğretmeni. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden mezun. 1985 yılında ilk olarak Şanlıurfa’da öğretmenliğe başlamış. 1989 yılına kadar görev yapmış. Dönemin Başbakanı Turgut Özal’a yazdığı sünnet karşıtı mektubu nedeniyle soruşturma geçirmiş ve birgün ceza almış. Şanlıurfa’dan sonra Kayseri’ye atanmış. Yarım dönem çalıştıktan sonra da istifa ettiğini belirten dilekçeyi yazıp çıkmış. Ailesi akıl sağlığının yerinde olmadığını iddia ederek hastaneye yatırılmasını sağlamış. Üç ayrı hastaneden de kaçıp mesleğe dönmeyi reddettiği için sonunda istifa ettiği kabul edilmiş. Kimisi Veli kimisi Deli diyor onun için.

Kitapta hayata dair o kadar felsefik cümleler var ki şaşırmamak elde değil ve bu cümleler sadece cümle olarak kalmamış bunları söyleyen kişi bu hayatı yaşıyor, yani kısacası bir budist hayatı hatta daha da ötesi. Kitabın giriş cümlesi "Her insan bir başkasında yol arar kendine..." Sadece bu iki yalnız adam arasında geçen bu kitabı çok faydalı buldum ve okudukça kendi erdemsizliklerim adına üzüldüm...
Servet Somuncuoğlu‘nun yazdığı bu kitapta Muzaffer Sarısülük’ün adı hiç verilmeden anlatılıyor
Servet Somuncuoğlu’nun anılarından ve kendi düşüncelerinden oluşuyor
Somuncuoğlu, askerlik yaptığı sırada tanışıyor Muzaffer Sarısülük’le.
Askerlik sonrası mektuplaşıp, birçok kez ziyarete gidiyor Birbirlerine yazdıkları mektuplardan, sohbet esnasında tuttuğu notlardan ve kendi düşüncelerini içeren şekilde kitabı bölümler hâlinde kurguluyor yazar.
Muzaffer Sarısülük’e adıyla değil de, şamanlara verilen bir adla, “Ulu Kam” olarak sesleniyor Servet Somuncuoğlu
aslında bu kişi kendisini hayattan soyutlamış ve teşhiri sevmeyen biridir Gezi Parkı olaylarında Ankara'da öldürülen Ethem Sarısülük'ün babasıdır. Aslında edebiyat öğretmeni.

Yazarın biyografisi

Adı:
Servet Somuncuoğlu
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Araştırmacı, Yönetmen, Fotoğraf Sanatçısı, Televizyon Programı Yapımcısı
Doğum:
Karacabey, Bursa, Türkiye, 14 Mayıs 1964
Ölüm:
Türkiye, 6 Ağustos 2013 (49 yaşında)
Servet Somuncuoğlu (d. 14 Mayıs 1964, Karacabey - ö. 6 Ağustos 2013), Türk gazeteci, yazar, araştırmacı, yönetmen, fotoğraf sanatçısı, televizyon programı yapımcısı. 2008 yılı Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü sahibi.

Yaşamı:
Ailesi Giresun ilinin Eynesil ilçesinden gelmiş olan Somuncuoğlu, Bursa ilinin Karacabey ilçesinde 14 Mayıs 1964 tarihinde doğmuştur. Arifiye Öğretmen Lisesi, Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü ve İstanbul Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde öğrenim görmüştür. 1988 yılından sonra TRT İstanbul Radyosunda prodüktör görevini yapmıştır. Günle Gelen, Günün İçinden, Müzikli Edebiyat, Türklerle Yaşamak, Yeni Bakışlar, Aşkın Has Bahçesinde, Tarihte Yolculuk ve Tarihin Büyük İhanetleri programlarını hazırlamıştır. 2005 yılı Temmuz ayında Kırgızistan'da Tanrı Dağlarında "Saymalı Taş - Türklerin Bilinçaltı" çalışmasını yaptı. Atlas dergisinin Aralık 2005 sayısında yayınlanmıştır. Yine Atlas dergisinde 2007 yılı Aralık ayı sayısında "Taştaki Türkler" konulu yazı ve fotoğraflar yer almıştır. "Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler" adlı eseriyle Sosyal Bilimler dalında 2008 Sedat Simavi Ödülünün sahibi olmuştur. TRT belgesel yönetmeni ve Atlas dergisi fotoğrafçı-yazarlarından Servet Somuncuoğlu, “Zamana Karşı – Kazdağı Koşuburnu Türkmenleri” belgeseli ile Kazdağı dolayında yaşayan Türkmenlerin yaşamlarını ekrana yansıtmıştır. Uluslararası usta fotoğraf çekimleri ile dünyanın birçok ülkesinde bulundu. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tuva, Moğolistan ve Kosova'da fotoğraf çekimleri yapmıştır. Özellikle Sibirya'da kaya üzerlerindeki çizimleri inceleyip fotoğraflamıştır. 2013 yılında kalp krizi sebebiyle ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 14 okur okudu.
  • 33 okur okuyacak.