Sevinç Altınçekiç

Sevinç Altınçekiç

Çevirmen
8.2/10
2.087 Kişi
·
5,9bin
Okunma
·
3
Beğeni
·
462
Gösterim
Adı:
Sevinç Altınçekiç
Tam adı:
Sevinç Kabakçıoğlu
Çevirmenler Meslek Birliği (ÇEVBİR) kurucu üyesidir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
384 syf.
·9 günde·9/10 puan
Eveeet!

Distopik öyküler okumayı sevenler buraya! Yazarımız ,sizi tam manasıyla feminist distopyanın kucağına bırakıyor.

Öncelikle ; Bir sabah uyanıp kendinizi paralel bir evrende hayal edin. Alışmış olduğunuz her şey kanunlar, yasalar, dinler, inanç şekilleri her şey tek kalemde tuzla buz olmuş cam parçaları gibi yerlerde. Sıkı yönetimin en üst düzey şekli baş göstermiş ve akıllara duygunluk veren yasaklar gündemde.

Esasında distopya gibi görünen bu kitap, okudukça geçmişte ve günümüzde bir çok ülkenin başına gelen sıkı yönetimlerden sonra insanların yaşamış olduğu baskının, zulmün, diktanın, en net halini yansıtıyor. Okurken hiç yabancılık çekmiyor, bir çok yasağın günümüzde hala uygulandığını hayretle fark ediyorsunuz. Çünkü yaşadıklarımız, okuduklarımız, gözlemleyebildiklerimiz bizi zulmü nerede görse tanır hale getirdi.

İnsanoğlu yüzyıllardır, gücü elinde bulunduran küçük bir zümre tarafından yönetiliyor. Kişiler, yönetimler , yönetim şekilleri değişse bile bu hiç değişmiyor. İnsanoğlunun en büyük zaafı maalesef ki iktidar hırsı. Gücü elinde tutan zümre en dürüst kişilerden dahi oluşsa (-ki ben hiç görmedim böylelerini) mutlaka zaaflarına yenik düşüp, sistemin gereğini yaparak, zulmün su yüzüne çıkmasına neden oluyor. Güç=İktidar=Hırs=Aç gözlülük bu şekilde katlanarak ilerliyor ve maalesef ki bir çok örneğine her gün şahit oluyoruz.

Kitapta ayrıca, çok fazla gözümüzün içine sokulmasa da inceden inceden feminist dokundurmalar yapılmış ki çok yerinde olmuş. Yaşadığımız ülkeyi ele alacak olursak, Türkiye de 2017 yılında kayıtlara geçen kadın cinayetlerinin sayısı 409 ,bu demek oluyor ki kadınlarımıza sahip çıkamıyoruz! Sadece kendi ülkemizde değil, dünyanın bir çok yerinde feminist grupların ortaya çıkasına sebep sizce nedir? Kadını bir meta, yalnızca üremek için kullanabileceği bir seks objesi olarak gören toplumlarda bu oran katlanarak artıyor ve inanın her geçen yıl insanlık adına umudumu daha da yitiriyorum.

Toparlayacak olursak, biraz muallak bir sonla bitiyor kitap, sanırım yazarımız sonunu bizim hayal etmemizi düşlemiş. Çeviriden kaynaklı zaman zaman cümle düşüklüklerine rastlamış olsam da kitabı epey beğendim. Herkese şimdiden iyi okumalar dilerim.
384 syf.
·73 günde·Puan vermedi
Distopik eser okumayı ne kadar da sevmesemde bu net olarak distopya değil bence. Geçmiş günümüz arasında ilginç bir bağ kuruyor. İnsanların çektiği acılara anlam yükleyen ve sebep sonuç ilişkisi güzel kurulmuş bir eser.
352 syf.
·20 günde·10/10 puan
“Bu öykü farklı olsun isterdim. Daha uygar olsaydı keşke. Keşke daha mutlu olmasa da, daha iyi bir ışık altında gösterseydi beni, sonra en azından daha aktif, daha az tereddütlü, önemsiz şeylerce daha az engellenmiş. Daha biçimli olsaydı keşke. Ve keşke aşk hakkında olsaydı ya da insan yaşamındaki önemli ani farkındalıklar, güneş batımı hakkında hatta, kuşlar, fırtınalar ya da kar.” Ama öyle olmadı!

Bir kadın bir sabah uyandı ve değişti dünya. Adı yok, hakları yok ve en önemlisi hayatı yok.
Darbe, sıkı yönetim ve savaş. Hayali bir ülke, sularına düşmanları tarafından kısırlık bulaştırılmış.

Önce kadınları ayırdılar bölüm bölüm. Sonra da o zor şartlar altında yaşamalarını istediler.
Ya hizmetçi olacaktı kadın bir aşçı ya da bir komutanın karısı ya da bir fahişe. Ya da en zoru bir damızlık kız olacaktı. Kısırlık yayılan o topraklarda yeni canlar yeşertmek için komutanların yanına yerleşeceklerdi. Bu konumların dışında başka bir yaşam yoktu onlara.

Hiçbir zaman bir hikayeleri olmayacaktı bu kadınların ya da hikayeleri yazılmayacaktı. Zaman onları bir gün yok edecek ve kimse konuşmayacaktı onlar hakkında.
Sadece ayaklı rahimlerdi onlar, doğurması gereken, sanki tek görevleri buymuş gibi. Sanki tek yapabildikleri buymuş gibi.

Renklere ayrılmışlardı; mavi, kırmızı, yeşil, kahverengi ve çizgili kıyafetli diğerleri.

İsimleri yanına yerleştikleri adamın adından geliyordu; Fredinki, Warreninki, Gleninki. Aitlik eki!
Kadın hep bir şeylere ait, hep bir şeylerin sömürüsü altında hep bir anne, bir hizmetçi, bir aşçı, asla fazlası değil.
Asla sevilmeye değer değil, asla değerli değil!

Koloniler vardı bir de, yaşlı kadınlar, isyan edenler oraya gönderiliyordu.Peki ne mi oluyordu orada? Ekmek yok, su yok oraya gönderilen insanlar ölmeleri için gönderildikleri için yani gözden çıkarıldıkları için giysi yardımı yapılmıyor, yeterli besin sağlanmıyor ölüm gelip kapılarını çalana kadar acı içinde yaşıyorlar pardon yaşatılıyorlar.

Bir gün uyanıyorsun ve bütün şartlar değişmiş. Sen olsan ne yapardın? Senin hayatın nasıl olurdu. Bir isyankar mı bir damızlık kız mı? Sürekli bunu düşündüm okurken. O durumu yaşayan kadınları düşündüm, kolonilerdeki kadınları, marthaları, sömürülen damızlık kızları.

Her şey yasak onlara. El kremi, kendilerini güzel gösterecek kıyafetler, bir kağıt bir kalem!
“Ne çok isterdim şimdi bir kalemim olmasını ya da ne çok kıskandım elindeki kalemi. Kalem de kıskanılacak bir şeydir.” Böyle diyor kahramanımız Fredinki.

Çok severek ve bir yandan da bolca sinirlenerek lanetler okuyarak okudum bu kitabı. Ama çokça kendimi onların yerine koyarak. Hepsini tek tek içimde yaşatarak. Okuduğum kitaplara veda etmekte çok zorlanırım eğer bu kadınların hikayesi günümüze gelmeseydi (bunu kitabı okuyanlar görecektir) gözüm arkada kalacaktı.

Fredinki gerçek adın her neyse ve şimdi her neredeysen tekrardan istediğin hayata kavuşmuşsundur umarım. Kızını bulmuşsundur ve Luke’da tabi. Ve bu hikaye içinde teşekkür ederim. Hoşçakal...
384 syf.
·10 günde·7/10 puan
Margaret Atwood'un feminist distopya romanıdır.
Var olan sisteme karşı yapılan darbe ile kadın olmanın ''iki bacaklı rahim'' olmaktan öteye gitmeyen bir anlama dönüşmesi...
Yaratılmış olan distopyada yok sayılan sadece kadınlar değil, vasıfsız( askeri bir görevi olmayan) erkeklerde sistemin yok ettiği, yakıp yıktığı kimselerdir.
Okuduğumuzda içimizin sıkılması kurgusunun kötü olmasından değil yakında yaşanılabilir gözüyle bakılmasındandır.
Yapılan betimlemeler öylesine gerçek ki dışarıya çıktığımızda, ruhu eşinin soy ismine sığmayan kendi ismiyle var olmak isteyen birçok kadın görebiliriz.
Görebiliriz eğer görmeyi öğrenebilirsek; anlayabiliriz kendimizi onların yerine koymayı bilirsek.
Türkiye'de istatistiği her gün değişen ''kadına şiddet ve kadın cinayetleri'' bize bu kitabın versiyonları olarak gelebilir.
Rahim olmaktan öteye giden bugünümüze ve yarınımıza ışık tutan kadınlar olabilmemiz için birbirimizin mücadelesinde var olmalıyız.
Bu yüzden İSTANBUL SÖZLEŞMESİ UYGULANSIN ve her alanda uygulanan toplumsal cinsiyet eşitliği sayesinde daha özgür daha eşitlikçi daha mutlu bir toplum yaratılabilsin.
384 syf.
·3 günde·8/10 puan
Korkutucu, zorlayıcı, feminist bir distopya olan bu eser özellikle kadınlara özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor...

Eserde kadın var fakat sadece rahim olarak görülüyor. Fikri yok, özgürlüğü yok, rahminden başka hiçbir şeyi yok. Kurulan Gilead Cumhuriyetinde kadınların tüm hakları elinden alınırken, hiç kimsenin rahatsız olmaması dikkat çekici. Romanı dinlediğimiz ana karakter Fredinki, ilk andan itibaren duyduğu rahatsızlığı eşi Luke ile paylaşması fakat onun bu durumun geçici olarak adlandırması oldukça düşündürücü...
Oysa ki alınan haklar hiçte küçümsenecek cinsten değil...

Dünyanın karşı karşıya kaldığı doğa katliamlarından dolayı kısırlık söz konusu olunca diktatörlük sistemini kuran komutanların, eşleri dışında doğurgan kadınları evlerine alıp, sadece ( bana göre tecavüz yazara göre döllenme) bebek için kullanılan "Damızlık Kızları" eşlerinin de kabul edip, yataklarını paylaşmaları, el tutup, o ana şahit olmaları ve hiç bir şekilde tepki vermemelerini oldukça cesur kaleme almış...

Yapay bir dünya ve yapay bir yaşam...
Hiç kimsenin mutlu olmadığı, herhangi bir duruma karşı gelenlerin ölüm ile cezalandırıldığı bu dünya da var olmak için sorgulamadan, neredeyse düşünmeden kendine biçilen rolü kabul eden kadınların, sınıflandırılıp, özellikle kıyafetleri ile konumunu, görevini belli eden bir dünyanın acımasız yüzünü okumak oldukça zordu...
Kitabın sonu okurun hayal dünyasına bırakılmış...

Kitabın kapağı, kitaba çok uygun olmasına rağmen çevrisi oldukça hatalı...
1K İzmir Okuma Grubu/Duvar/ olarak okuduğumuz bu eseri distopya seven okurlara tavsiye ederim...
384 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Damızlık Kızın Öyküsü, tam olarak kusursuz bir distopya oldu benim gözümde. Distopik bir eser kötü ve hastalıklı bir dünyayı resmettiği ve bunu bize anlatırken üzerimize her an simsiyah perdelerini geçirecekmiş gibi hissettirdiği sürece, iyi bir örnektir. Burada dinlediğiniz öykü bu dediklerimi harfi harfine yapıyor. Distopik bir eserin her okur kesimine hitap etmesi normal bir durum değildir. Alıştığımızdan çok daha farklı toplumsal yapıları sertçe konu alan distopyaları okumak kolay olmamalı. Okurken sizi yormayan ve rahatsız etmeyen distopyada bir şeyler eksiktir.

Elimizde bulunan bu zorlu distopyada, kadınların ismi yok. Her kadın kendi komutanının malı olarak kabul edilir ve onun adıyla anılır. Aşağılayıcı bir ekle beraber; "Fredinki" (Offred). Kadınların tamamen bir mala dönüştüğü bu evrende, isimler bile kullanılmaz olmuş durumda, geri kalan haklardan bahsetmeye bile gerek yok. Gelecekte geçen bu kurguda böyle bir durumla karşılaşılmasının nedeni, doğum oranlarının azalmış olması. İnsanlık gerçekten yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kitabın adı da bu şekilde ortaya çıkıyor. Doğurgan kadınlar tek tek toplatılıp bir mal haline getiriliyor. Duygulardan arındırılıp birer damızlık hayvan gibi yetiştiriliyorlar. Onlar "Damızlık Kızlar". İzin olmadığı sürece konuşamazlar, isimleri olamaz, fikirleri olamaz, emirlere karşı gelmek söz konusu bile değil, başlarına taktıkları at gözlüğü misali başlıktan dolayı yalnızca yürüdükleri yolu görebilirler. Rahatsız edici derken ne demek istediğimi biraz da olsa anlatmış olduğumu umuyorum. Bu tarz bir geleceğe tanık olmayı bırakın, hayal etmek bile hiç kolay değil.

O zaman, Margaret Atwood'un böyle bir distopik geleceği hayal ederken bir şeylerden etkilenmemiş olması zor bir ihtimal diyebiliriz. Yazarın röportajlarında belirttiğine göre, Batı Berlin'de yaşadığı sürede gözlemlediği durumlar romanına büyük ölçüde şekil vermiş. Zaten roman 1984 yılında yazılmaya başlanıyor. Bu dönemlerde yazarın bizzat kendisinin tecrübe ettiği her an kontrol altında olma, iletişim kurarken zorlanma durumlarını romanında ne derece etkili kullandığını görebiliyoruz.

Birçok distopik dünya yazılıp çiziliyor ve içlerinden birkaç tanesi net bir şekilde sivrilebiliyor. Peki "Damızlık Kızın Öyküsü"nü bu kadar 'sivri' yapan ne? Çünkü, evrensel bir sorunu dile getiriyor. Konu alınan durum evrensel olduğu için de insan okurken, yaşadığımız dünyanın distopyaya dönüşebilme eğiliminden korkmadan edemiyor.

Alternatif gelecek senaryolarının ortak özelliği bizlere davranışlarımızın sonuçlarının ne olabileceğini göstermeleridir. Attığımız adımlar günümüzde ne kadar iz bırakıyorsa, gelecekte de o kadar izleri bulunacaktır. Unuttuğumuz, ama aslında unutmamamız gereken asıl gerçek bu. Ayak izlerimizin sadece bulunduğumuz zamanı etkileyeceğini düşünüyoruz.
352 syf.
·2 günde·8/10 puan
Ürkütücü bir kitaptı.Hadi canım,böyle bir şey
olabilir mi? diyemedim malesef. Bunda kitabın
inandırılıcılığı da etkili ama daha çok tarihte
yaşananlardan dolayı böyle düşündüm. Gerçi çok uzak tarihe gitmeye gerek yok. Etrafımız kadının evden dışarı çıkmayıp sadece üretme vazifesini görmesi gerektiğini düşünen insanlarla dolu.
Kurguda Hristanlığın bir mezhebine bağlı
gibi görülen bir örgüt darbeyle başa gelir.Ve
bütün toplumsal normlar yıkılır,yerine
bambaşka bir dünya kurulur.Yeni düzende
kadının dış dünyada asla yeri yoktur.Çevresel
kirlilikle ve onlara göre günahlardan dolayı
nüfus azalmıştır.Doğurgan kadınlar ve kız
çocukları çok önemlidir bu yüzden. Kadınlar
çesitli sınıflara ayrılır ve her sınıf başka bir
renk elbise giyer.Kimlikleri yok etmek içindir
bu,bireyselliği temsil edecek bir şeye asla
tahammül yoktur.Tepedeki komutanların
doğurma yetisini yitirmiş asıl eşleri ve bu
kadınlara çocuk verecek damızlık kızlar vardır.
Damızlık kızların adı bile yoktur,sahiplerinin
adıyla anılırlar.Kitaptaki kahramana göre
onlar "iki ayaklı rahimlerdir" yalnızca.

Oysa bu olaydan önce normal bir hayat
vardır orada da. Olaylar bir günde değişmiş gibi görünse de suların yavaş yavaş kaynadığını başkahramanımız anlatır
.#59182684 .
Gazetelerde kadın cinayetleri ile ilgili haberler
çıkar.Ama bunlar normal yaşantısında olan
insanlar için duyulup,üzülünüp hemen
unutulması gereken şeylerdir.Kendilerini o
korkunç gazetelerin kenarlarındaki beyaz ve
güvenli alanda hissederler.Oysa farkında
olmazlar ki güvenlikleri için yavaş yavaş
özgürlüklerinden olurlar.
Kitap feminist bir etiketle anılsa da erkekleri
de ilgilendiriyor.Hatta aklı başında erkekleri
bu kitabın daha fazla sarsması gerekir.Çünkü
kitaptaki erkekler de eşit değil.Üreme hakkı
bile sadece yöneticilere verilmiş.Zaten sevginin olmadığı,köleliğin hüküm sürdüğü bir
düzen hangi aklı başında insanı mutlu eder ki?

Kitapta bir sınıf var ki hem iğrendim hem
güldüm onlara.Ama hikayesel bir deyimle
"acı acı güldüm."Bunlar damızlık kızları eğiten
teyzeler sınıfı.O korkunç dünyayı sürekli
normalleştirmeye çalışıyorlar.
#59178178
Tehditle,işkenceyle köleleştirmeye çalışıyorlar.
Oysa bu mümkün değil.Çünkü kızlar iyi olanı
yaşadılar ve bir bellekleri var. Aslında teyzeler
de bunun farkında o yüzden "En zor sizin
durumununz,siz ara nesilsiniz,sizden sonrakiler için daha kolay olacak diyorlar."
İktidarın böyle küçük bir parçası bile ne kadar
büyük bir haz veriyor bu yaşlı kadınlara.
Burada iktidar hırsı ve bir kadının önündeki
engelin başka bir kadın da olabileceği
sorgulanıyor.
Cinsellikten haz almak,süs,gösteriş gibi
şeyler yasak bu yeni dünyada.Tabi ki
yöneticiler için değil.Zinanın cezası ölüm.
Ama gizliden kendilerini eğlendirmek için bir
fahişeler sınıfı bile oluşturmuşlar.
Kitap hakkında fazlasıyla yan okuma
yapılmalı.Kölelik,çok eşlilik,dinlerin ve toplumun kadınlara bakışaçısı gibi pek çok
sorun irdelenmiş.
Genel atmosfer ve gerilim yönünden 1984'ten etkilenilmiş gibiydi.1984'teki "düşünce polisi" yerine burada "göz"vardı.
Geriye gidiş gelişler olsa da okuması
kolay bir eser.Anlatımda biraz tekrara gidilmiş.
Bu sabırsız okuyuculari sıkabilir.
Bir kadının yazdığı, kadın sorunlarının
ön plana çıktığı bu distopik romanı herkesin
okumasını tavsiye ederim.Zamanınıza kesinlikle değecek.

Düzenlediği bu anlamlı
etkinlik için#57068129 kendisine çok tesekkür ederim.
(marco stanley fogg)

Yazarın biyografisi

Adı:
Sevinç Altınçekiç
Tam adı:
Sevinç Kabakçıoğlu
Çevirmenler Meslek Birliği (ÇEVBİR) kurucu üyesidir.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 5,9bin okur okudu.
  • 311 okur okuyor.
  • 4.896 okur okuyacak.
  • 176 okur yarım bıraktı.