Sibel Açıkalın Akgün

Sibel Açıkalın Akgün

ÇizerTasarımcı
8.1/10
434 Kişi
·
2.806
Okunma
·
0
Beğeni
·
32
Gösterim
Adı:
Sibel Açıkalın Akgün
Unvan:
Çizer
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
80 syf.
·8/10 puan
İnsan psikolojisinin tahlillerini ustaca gerçekleştiren Dostoyevski’den, gencecik bir kızın hüzünlü hikayesi.

Annesini ve babasını kaybetmiş, yapayalnız bir genç kıza ‘zaten muhtaç’ gözüyle bakıp, evlilik teklifi eden ve genç kızın bunu geri çeviremeyeceğini bilen bir adam. Kitabın ana konusu bu. Çok kısa süren bir evlilik. Genç kızın sonunu getiren evlilik. Ve onu aslında hiç anlayamamış, hiç anlamaya kalkışmamış olan kocası.

Hatta o kadar anlayamamış ki;

“Bilmiyorum benden nefret ediyor muydu, etmiyor muydu? Nefret ettiğini sanmıyorum. Çok tuhaf neden bütün kış bir kez olsun benden nefret ediyor mu sorusu aklıma gelmedi?” diye soruyor kendine.

Karakterin düşüncelerini okudukça, biraz daha nefret ediyorsunuz. Ve hatta insana olan güveninizi bir tık sarsıyor bu karakter. Çünkü hep genç kızı çok sevdiğini düşünüyor, ona aşık olduğunu. Ama aklından geçen düşünceler bir delininkiyle eş değer sanki.
Mesela; “Aksine benim gözümde öyle yenik düşmüş, öyle aşağılanmış, öyle ezilmiş bir haldeydi ki, her ne kadar arada bir onun aşağılanması düşüncesi müthiş hoşuma gitse de, bazen ona çok açıyordum. Eşit olmadığımız düşüncesi hoşuma gidiyordu.” Açıkçası bu oldukça hastalıklı bir düşünce biçimi. İnsanın söylediği ile düşündüğü arasında ki uçurum gerçekten çok tuhaf.

Kısaca Dostoyevski’nin kalıplaşmış tarzını bu eserinde de görmekteyiz. Bir solukta okuyabileceğiniz, kısacık bir kitap. Tavsiyedir, keyifli okumalar.
80 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Şüphesiz Rus klasikleri deyince aklımıza ilk gelen isimdir Dostoyevski. Benim de en sevdiğim yazarlardan biridir. Onu daha çok Suç ve Ceza, Budala, Kumarbaz gibi eserleriyle tanıyor olabilirsiniz ama bana kalırsa Uysal Kız'ı da en az diğerleri kadar önemli bir yer tutuyor yazın hayatında. Genelde eserlerini "günlük" şeklinde ele alan yazar, bu eseri uzun öykü şeklinde yazmış. Ayrıca yazar hikayeyi son derece gerçekçi bulsa da onu "fantastik bir öykü" olarak adlandırmış. Bunun nedeni ise hikayenin bir stenograf tarafından yazıya dökülmüş olması varsayımıymış. Yazar burda Victor Hugo'ya da atıfta bulunmuş. Bir İdam Mahkumunun Son Günü adlı eserde, Hugo da aynı tekniği kullandığı için. Dostoyevski diyor ki "Hugo bu fantastik varsayımını hayata geçirmeseydi, bütün yazdıkları arasındaki en gerçekçi, en samimi eserini ortaya çıkaramazdı." Belli ki kendisi de Hugo'dan ilham alarak böylesine gerçekçi ve güzel bir öyküyü bizlere sunmayı başarmış.
77 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Evlilik ne geçmişte ne de günümüzde sadece sevilen insanla bir ömür beraber olma amacıyla kurulan bir bağ değil. Kadınların eziyet gördüğü, hor görüldüğü, sığıntı gibi yaşamak zorunda kaldığı ailelerinden kaçış yolu olarak gördüğü resmî bir “kurtuluş yolu”. Erkeklerin ise sahip olma, kendisine parasız ve süresiz bir “hizmetçi edinme yolu”. Bu düşüncelerle yapılan evliliklerde anlaşmazlıklar, birbirini yaralayan ruhlar, kavgalar, evlilik çatısını bozmadan başka arayışlara girmeler kaçınılmaz oluyor. Hele bir de arada yaş farkı çoksa tarafların hayatı birbirine zindan etmesi, birinin pes etmesi ya da bir kaçış yolu bulmasına kadar sürüyor.

Dostoyevski bu öyküsünde böyle bir evliliğin taraflarından olan kırk bir yaşındaki bir rehinci ile on altı yaşındaki bir kızın evliliğini anlatıyor. Tek taraflı anlatılmış hatta rehincinin kendini haklı çıkarma çabaları da ön planda ama okuması çok keyifli ve akıcı. Hatta okurken bana biraz Zweig’ın novellalarını hatırlattı. Can Yayınlarından çıkan bu kısa klasik için kitaplığınızda yer açın. Keyifli okumalar.


https://www.instagram.com/...igshid=1mcehazfp3rn5
80 syf.
·Puan vermedi
Selam️ Fyodor Dostoyevski “Uysal Kız”.. Fantastik Bir Öykü

Bu cümleyi sayısız kez kurdum “Dostoyevski” benim aşık olduğum ilk adam. Tamam öncesinde 6-7 yaşıma kadar Erol Evgin’e bazı hislerim olmuş olabilir. “ama onun saçı peruk” denilene kadar. (Buz gibi soğumuştum) Lakin sonrasında, karşı cinste beni etkileyen şeyin, o perukla birlikte evrim geçirdiği bir dönem geldi, 13-14 yaşımda “akıl, mizah duygusu, zeka, tesirli ve yerinde cümle kurabilme kabiliyeti vs vs”. (Biliyorum hiç ortam yok, Evginden Dostoyevskiye) Zaman geçti, ben büyüdüm, ben yaşlandım, Dostoyevski ile arama yıllar, başka yazarlar girdi, ama gönlümdeki yeri değişmedi.

Tutkumun ona yönlenmesi de garipti, çünkü hem çağdaşı hem de hep kıyaslandığı Tolstoy’u da aynı yıllarda tanımış, okumuş, böyle bir hassasiyet geliştirmemiştim.

Dostoyevski tıpkı Tolstoy ve Gogol gibi 1800’lerin başlarında Rusya’da dünyaya gelir. Alkolik ve katı dindar, eski ordu cerrahi babası, yoksullar hastanesinde görev yapmaktadır. Çocukluğu, yoksul hastaları dinleyerek, sert baba figürü ve hasta anne tesirinde geçer. Eğitim hayatının ardından, askeri mühendis olarak görev alır ama, ütopik sosyalizme duyduğu sempatiyle birlikte, devlet karşıtı komploya karışmak iddiasıyla mahkum edilir. İdam cezası son anda durdurulur ve cezası 4 yıl kürek, 4 yılda adi hapse çevrilir. Eserlerinde farklı formlarda karşımıza çıkan, baba motifi, ölüm korkusu, yoksulluk, Tanrı problemi gibi birçok şey, çocukluk ve ilk gençlik yıllarının tesiridir.

Aristokrat ve kültürlü bir aileden olan Tolstoy’un aksine, yoksulluğun içine doğmuş, yoksul olarak da ölmüştür. Dünya literatüründe etki ettiği yazarların çokluğu, kumara olan düşkünlüğü, bir dönem sadece kumar parasını karşılamak için çalakalem yazmasıyla da ünlü olan Dostoyevski; varlığın içine doğmuş, yazdıkları ve yaşamıyla bana göre bir türlü paralel noktaya gelememiş Kont Tolstoy’la kıyasa gidildiğinde, bu terazinin entelektüel ve parlak tarafı Tolstoy olmuş, Dostoyevski hep daha kaba saba, daha avam taraf olarak kalmıştır.

Görece halktan kabul edilen Dostoyevki ve aristokrasinin gözbebeği Tolstoy’u etkileyen ortak bir isim vardır, o isim de “Gogol”dur.


Uzun öykü türündeki eseri, yazarın; hikâyenin gerçekçiliğine rağmen “fantastik” olarak adlandırırmasının sebebi, yazım biçimi. Anlatıcının yalpalayan düşünceleri, anıları, kimi yerde kendi kendine konuşmalardan ibaretken, kimi yerde ise görünmez bir dinleyiciye (okuyucuya) hitap ederek ilerler. Birkaç saat içinde tüm öyküyü, karşısında anlatımlarını kağıda döken biri varmışcasına aktaran baş karakterin öyküdeki bu zaman akışının ve biçiminin müsebbibi, Dostoyevski’nin Hugo hayranlığıdır. Victor Hugo’nun “Bir İdam Mahkûmunun Son Günü” adlı eserinde de, böyle bir yöntem kullanılmış, mahkûmun son günü, hiçbir ayrıntı atlanmaksızın nakşedilmiştir. (Küçük not; Hem Hugo, hem de Dostoyevski Türkleri pek sevmez)

Teyzelerinin yanında yoksulluk içinde sığıntı olarak yaşayan 16 yaşındaki bir genç kız ile asker eskisi, rehinci dükkanı işleten, 41 yaşındaki bir adamın evliliğinden doğan dram (yaş farkı eleştiri kaldıracak bir durum değil, dönem itibariyle kadınların kendilerinden yaşça çok çok büyük erkeklerle evlenmesi, ne hikâyeye, ne de coğrafyaya özel değil, evrensel gerçekler)

Alıntı; “Elbette ilk zamanlarda mağrurca, “Dadı, seyahat edebilir, koşullarınızı mektupla bildiriniz” diye elinde avucunda ne varsa vererek yayımlattığı ilanlar, daha sonra, “Her şeyi yaparım; ders veririm, refakat ederim, ev işi yaparım, hasta bakarım, dikiş dikerim” şekline döndü. Kuşkusuz bütün bunlar yayımlanan her ilana çeşitli tavizlerle ekleniyordu, en sonunda bıçak iyice kemiğe dayandığında “ücretsiz, karın tokluğuna” bile eklendi.” (Sayfa 16)

(Ah kimsesizlik, ah yoksulluk)

Teyzesinin zulmü altındaki genç kız, ailesinden kalan değersiz (sadece kendi için değerli) eşyaları rehine verip, ilanlarla iş aramaya çalışır. Rehinci de çarçabuk durumu anlar ve onunla aynı hızda evlenir. Kızın ölümünün ardından, onun ölüsüyle aynı odada bir gece geçirirken, birlikteliklerinin ayrıntılarını düşünür, anılara dalar, kimi zaman da okura kendini savunur. Çelişkilerle dolu, vicdan yüküyle ağırlaşmış satırlar, ölünün ardında kalan eşin, kendiyle de yüzleşmesidir.

Alıntı; “ben kötülük yapmak isteyen bütünün iyilik yapan parçasıyım...”

Goethe’nin Faust adlı eserinden, Mephistopheles karakterinin cümlesini, rehinci kendini tanımlarken kullanır. Ona göre varlığı genç kız için lütuftur. Bu hali de evlilikleri boyunca korur, uçuruma giden yolu asla görmez, görse de kabul etmek istemez.

Alıntı; “Cennet benim içimdeydi, onu ayaklarının altına serecektim. Ama sen beni sevmedin.” (Sayfa 76)

Sevdiğine sevdiğini gösterme aczindeki adamın, sevilen öldükten sonraki serzenişi.
Ne kadın, ne erkek karaktere hoyrat eleştiriler yapamıyorum, her ikisi için de hüzün, yalnızlık, yoksulluk, sevilme arzusu, kendini ifade edememe hali, kişiliklerinin birer parçasıydı.

Rusların filozofları yok “Dostoyevski ve Tolstoy’ları var” derler, ki bence doğru derler. Anlatılan öykü basitmiş gibi görünse de, içindeki derinlik ve felsefe yadsınamaz nitelikte. Elbette çok severek tavsiye listeme ekledim.
Saygılarımla..
Sevgim üzerinize olsun
80 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Dostoyevski’den yine harika bir öykü okudum, romanlarını ne kadar seviyorsam öyküleri de bir o kadar güzel oluyor. Psikolojik tahlillerde yine oldukça başarılı olan yazar, bir karakterin düşünceleri arasında bizi bir yolculuğa çıkarıyor. Kısaca konusundan bahsetmek istiyorum. Kitabımızın başında anne babasını kaybetmiş, tam anlamıyla uysal bir kız çıkıyor karşımıza; bu kıza vurulan ve teklifinin geri çevrilmeyeceğine inancı yüksek olan bir adam evlenme teklifinde bulunuyor. Öykü bu iki karakterin evlenmesiyle başlıyor, fakat bu ikiliyi çok kısa sürecek asla anlaşma sağlanamayacak bir evlilik bekliyor. Kitabın arka kapağında da belirttiği gibi; karısının cansuz bedeniyle karşılaşan bu adamın vicdan azabını, çaresizliğini ve sorgulamalarını okuyoruz. Neredeyse 70 sayfalık incecik bir kitapta muhteşem bir psikolojik tahlil, insan düşüncesinin en derinlikleri ve yaklaşan bir felaket kitapta bizleri bekliyor. Tek oturuşta bitirilecek harika bir öykü önerisi olabilir, Dostoyevski’ye başlangıç için de keyifli bir tercih olacaktır.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Dostoyevski, hikâyenin fantastik yanını, stenograf tarafından yazıya geçirilen bir gözlemci gibi değerlendirir. Okuyucu, hikâyenin stenograf kimliğini, kahramanların psikolojisi ile analiz eder. Eserden kesitleri, bu yönde ilişkilendirmekte fayda var. Örneğin, tefecinin eşiyle yaşadığı olaydan sonraki süreçte kırgınlık/aldanma/yıkılma durumu, kadının 'uysal kız' olmaya başladığı zamandır. Tefeci, eserin başında kızı, 'uysal kız' olarak görür. Ancak yazar, 'uysal kız' profilini bizlere, büyük kırgınlıktan sonra gösterir. Kızın bir gül gibi solmaya başladığı o süreç, uysallaşmaya başladığı süreçtir. Ve aslında, tefeciye evliliklerinin başında sunduğu sevgiye, bir karşılık alamadığı dönemle başlayan uysallaşma süreci vardır. Tefeci olduğunu bilerek evlendiği adama, eserin son kısmında, 'hep böyle tefecilik yaparak ömürlerinin sürüp gideceğine yönelik korkusu', hüzün dolu bir ifadedir. Bu süreç ile beraber tefeci, sevgisini eyleme dönüştürme kararını alır. Ancak bu süreçten önce, adamın fark ettiği o büyük gerçek, kalbini de aynı şekilde acıtır. İşte, o büyük sahne şöyledir: Kadın, adamın yanında olup olmadığını fark etmeden şarkı mırıldanır. Adamın o mekânda varlığının bilincinde dahi değildir. Adamın varlığı ile ilgilenmediği o zaman diliminde, kadının kendi kendine şarkı söylediği o süreç, adamda bir yıkım başlatır. 'Varlığımın farkında değil, demek ki beni sevmiyor,' diye düşündüğü o sahne, adamı korkutur. Ne yapacağını bilemez ve sevgisini eyleme dönüştürür. Kadının ayaklarını öptüğü ve yalvardığı o sahne, hüzünlü bir özür sahnesidir. Adam her şeyden vazgeçerken, kadın yaşamaktan vazgeçer ve intiharı seçer. Adam, 'aşkımdan korktuğu için ölümü seçti,' der. Âşık insanın ne yapacağı ya da ne söyleyeceği, işte yine böylece karşımıza, bilinmezlik olarak çıkar!..
Eserde stenograf anlatıcı kimliği, birçok sahnede vardır. İnsan psikolojisini iyi bir şekilde analiz etmek isteyen okuyucuların, hikâyeyi okuması gerektiğini söyleyebilirim. Ve aynı zamanda okuyucu, tüm bu sahnelerle beraber şunu da anlar: İnsanın söylediği her bir söz ya da sergilediği her bir davranış, temelde bir gerçekliğe dayanır!
80 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Uysal Kız'da anlatılanlar bir gazete haberindeki gerçek bir olaydan yola çıkmakla beraber Dostoyevski'nin kendisinin de belirttiği gibi tümüyle düşsel boyutlara da uzanıyor..
Karısının cansız bedeniyle karşı karşıya kalan ana karakterin çaresizlik, pişmanlık ve vicdan azabı içinde bütün yaşadıklarını ve karısıyla olan ilişkisini sorgulaması üzerine şekillenen bu uzun öyküyü beğenerek okudum..
80 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Dostoyevski’nin gazetede gördüğü üçüncü sayfa haberinden yola çıkarak oluşturduğu bu kısa eser, bir intihar olayıyla başlıyor ve okur okumaz neden ve nasıl diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Birbirine zıt iki kişinin suskun ve duygudan yoksun evliliklerini konu edinen hikayenin neredeyse tamamı düşüncelerden oluşuyor. Diyalogları sadece zorunlu durumlardan ibaret olan karakterlerin, nereye varacağını bilmedikleri bir yola girdiklerine ve ardından gelen pişmanlık ve vicdan muhasebesine şahit olacağınız bu kitaba bayılacaksınız.
80 syf.
·Puan vermedi
Çıkarları doğrultusunda yapılmış bir eylem . Karın tokluğuna kendini feda etmiş bir genç kız ve daha kendine saygı duymadan saygı duyulmayı bekleyen ,konuşmadan anlaşılmayı bekleyen bir adam.
80 syf.
·1 günde
Dostoyevskinin tərzini sevirəm. Kitabı çox bəyəndim. Əsərdə hadisələrin günahkar obraz(mənim gözümdə) tərəfindən danışılması əsərin mistikasını qoruyub saxlayır. Sonda düşündüm ki, kaşki əsər qısa olmayaydı. Hadisələrə bir də digər obrazın gözündən baxardıq. Belə isə hər şey oxucunun öhdəsinə qalır. Qarşı tərəfin niyələrini başa düşmək üçün hadisələri yenidən düşünməli olursan.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sibel Açıkalın Akgün
Unvan:
Çizer

Yazar istatistikleri

  • 2.806 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 973 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.