Sissoylu Serisi

Sissoylu Serisi

Dergi
9.2/10
291 Kişi
·
433
Okunma
·
0
Beğeni
·
82
Gösterim
Adı:
Sissoylu Serisi
Tam adı:
Mistborn Series
Fantastik edebiyatının usta yazarlarından Brandon Sanderson 'ın, Kozmer Evreni'nde geçen Sissoylu serisi.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Kitap daha ilk sayfasında son derece karışık ve anlamsız bir şekilde başlıyor. Okudukça anlamsızlıklar artıyor ve kafada sadece soru işaretleri oluşuyor, tamam fantastik edebiyat türlerinde bu durum genelde olan bir durumdur ama Sissoylu’da ise fazlası ile bu durum mevcut. Sanki bu sayfalarda çeviri de ekstra bir şekilde kötü geldi gibi. 30 sayfa kadar bu şekilde okuduktan sonra kitap içinde küçük basit bir olay oluyor ve çeviri birden akmaya başlıyor ve kitap da inanılmaz bir tempo kazanıyor, oluşan soru işaretleri oluşan tempo içinde cevaplanıyor, yeni, yeni ama çok kaliteli başka soru işaretleri oluşmaya başlıyor ama bu soru işaretleri kitabın başındaki gibi okura anlamsız gelen soru işaretlerinden değil aksine anlamlı ve merak seviyesini zirvede tutan cinslerdendi, tamam her şey rayına oturdu kitap beni içine aldı derken kitap birden tekrardan yavaşlıyor hatta artık o kadar yavaşlıyor ki, Vin sadece arka arkaya asillerin düzenlediği o balodan çıkıp başka baloya gidiyor ve sadece balolara hazırlanıyor balolar hakkında nezaket derslerine giriyor. Bu sayfaları okurken maalesef çok sıkıldım hatta içimdeki bir duygu kitabı yarım bırakmamı da söyledi ama 100 sayfa kadar daha ilerledikten sonra kitabı iyi ki de yarım bırakmadığıma sevindim. Okudukça kitap daha çok kendine geldi ve güzel bir final ile de ilk bölümü sonlandı. Kitap içindeki karakterler çok güzel, hayran olunası hatta taklit edilesiler, yaşanılan dünya da bir o kadar hayranlık duyulası ve taklit edilesi ve kesinlikle de orijinal. Gökten yağmur gibi kül yağdığını düşünün, geceleri etrafa sislerin hâkim olduğunu düşünün, geceleri sislerin içinde sadece ölümün olduğunu düşünün ve o sislerin içinde de insan veya hayvan cesetlerinden beslenen ve beslendikleri leşlerden şekillenen “sishortlakları” olduğunu düşünün ve yeterince orijinal bir fikir olduğuna hemfikir olacağız. Ama içinde bu kadar güzel karakterler olmasına rağmen, bu kadar güzel, ilgi uyandıran bir evren bir şehir olmasına rağmen kitap betimleme konusunda çok zayıftı daha doğrusu hiç yoktu. Ne Venture Kalesi’ni hayalimde canlandırmama izin verdi, ne Kredik Shaw’ın nasıl bir şey olduğunu canlandırabildim, ne Vin’in fiziksel güzelliğini, ne de Kelsier’in veya diğerlerinin fazlası ile giyimlerini ve fiziksel görünüşlerini zihnimde oluşturabildim. Bana göre fantastik bir roman için bunların olmaması çok büyük bir eksiklik, bu serinin yarısı uzunluğunda olan Yüzüklerin Efendisi’nde ise içinde olan o kadar olayın, kurgunun yanında hem kişilerin fiziksel özellikleri, giyim şekilleri aklımıza kazınırken hem de her bir yerin adı, görüntüsü fazlası ile zihnimizde rahatlıkla canlanabiliyor, Yüzüklerin Efendisi’nde harita bile kolaylıkla insanın zihninde yer edebiliyor. Zaman Çarkı serisine başlamadan önce sanırım Yüzüklerin Efendisi gibi bir seriye içimde oluşan özlemi giderecek bir seri buldum demiştim ama Zaman Çarkı çok güzel olmasına rağmen yanına dahi yaklaşamayacak bir seri olduğunu anlamıştım, sonra aynı şeyleri Sissoylu için de dedim ama sonradan Sissoylu’nun da aynı şekilde her ne kadar çok güzel olsa da yanına bile yaklaşamayacak bir seri olduğuna karar verdim ama artık şunu çok iyi biliyorum ki hiçbir seri Yüzüklerin Efendisi olamaz hiçbir seri onun yanına dahi yanaşamaz.

Dediğim kısımların eksikliğine rağmen, okuduğum her bir fantastik romana göre içinde olmayan bir fazlalık vardı, Brandon Sandersson evrenlerinde en çok duyduğum bir beğeni unsuru ise her bir kitabına, serisine göre içindeki büyülerin orijinalliği ve anlatış şekliydi. Allomanserler kesinlikle çok orijinal, bununla beraber ustaca bir şekilde büyülerin o kadar güzel tarifi yapılıyor ki okurken insanın içinden gerçekliğini sorgulamak bile gerekmiyor hatta geçtiğimiz gün koşarken bile bana güç versin diye içimden lehim yakma isteği duydum. Büyüler yani kitap içindeki allomansilerin anlatım şekilleri ise fizik dersi niteliğinde, “itme” ve “çekme” kavramları momentuma uygun bir şekilde anlatılıyor, metallerin ağırlıklarına göre, yoğunluklarına göre itme ve çekme ile ilgili yöntemlerinin anlatılması akılda en ufak bir soru işareti bırakmıyor ve etrafınızdaki metallere daha farklı şekilde bakıyorsunuz.

Oluşturulan evrenin bir başka güzel tarafı da oluşturulan evrenin ve şehrin yönetim şekli. Tolken’in oluşturduğu o mükemmel dünyadaki gibi beyaz ile siyahın, iyi ile kötünün destansı mücadelesi yok aksine yaşadığımız dünyaya daha benzer bir evren var hatta şüphesiz dünya tarihinden olan olgular ile benzerlikler göstererek. Yazarın kendine özgü kurgusu ile baskın olan teokrasi yönetimi olması serinin güzelliğini arttırmış, bu yönetim şekli içinde proleteryadan bir tık belki de daha fazla tık olarak ileride olan skaa sınıfının yaşadıklarına ortak olmak, Kelsier ile onlara yardımcı olmak, asiller ve skaalar arasında ayrımcılığı okumak serinin ana konusunu oluşturuyor. İçinde beğenmediğim, sevmediğim birkaç unsur olmasına rağmen kitabın kapağını kapatır kapatmaz Vin’i, Kelsier’i özellikle de Sazed’i özlediğimi fark ettim. Fantastik seven herkesin okumasını istediğim, fantastik edebiyata polisiye gibi üvey evlat gözüyle bakanların da okuyup en azından giriş yapmayı deneyebileceklerini düşündüğüm bir seri.
Brandon Sanderson günümüzün en başarılı fantastik edebiyat yazarları arasında hiç kuşkusuz. Yazarla Fırtınaışığı Arşivi serisi ile tanışmış ve serinin ilk iki kitabını okumuş, her iki kitaba da bayılmıştım. Bu serinin üçüncü kitabı henüz dilimize çevrilmediği için yazarın kaleme aldığı bir diğer seri olan Sissoylu serisine başlayayım dedim, iyi ki de demişim. Serinin ilk kitabı olan Sissoylu: Son İmparatorluk'u okudum ve çok beğendim. Brandon Sanderson inanılmaz bir hayal gücü ve zekaya sahip kesinlikle. Yazarın bir hayli hacimli olan iki serisi hakkında da bilgi sahibi olmuşken kendimce "Bir yazar, içinde bu kadar detay barındıran iki seri yazar da iki seride de okuru nasıl bu kadar hayrete düşürebilir?" diye düşündüm. Demek istediğim Tolkien daha çok Yüzüklerin Efendisi, J. K. Rowling Harry Potter, George R.R. Martin Buz ve Ateşin Şarkısı serileriyle tanınırken Brandon Sanderson birden fazla seri yazıyor ve hepsi belli bir seviyenin üstünde; Sanderson'un kitap yazma konusunda inanılmaz bir verimliliği var ve birden fazla kitabı aynı anda yazıyor.

Son İmparatorluk'un başlarında kitaba alışmaya çalıştım çünkü çok ilginç şeyler var ve fantastik kitaplar zaten başlangıçta okurda bir kafa karışıklığı yaratabiliyor. O evrene ve olaylara alıştıktan sonra ise kitap aktı gitti. Lord Hükümdar tarafından yönetilen bir toplum düşünün, Lord Hükümdar kendini tanrı olarak tanıtıyor bu topluma. Sınıfsal ayrılıkların olduğu bu toplumda skaalar yani köleler, asiller, obligatörler ve sorgucular var. Bir skaa grubu ise Lord Hükümdar'ın bu totaliter yönetimine son vermek istiyor. İsyancı skaalar kendilerine bu iş için bir çete kiralıyorlar, başlarında ise Kelsier var, "Hathsin Firarisi Kelsier." İşte kitabımızda bu grubun Lord Hükümdar'ı tahtından indirmek için yaptıkları anlatılıyor tabii bu sadece genel bir konu. Bir sürü yan olay, yan karakter, birçok değişik mekan da mevcut Son İmparatorluk'ta. Sonu ise son derece heyecanlı, şaşırtıcı ve merak uyandırıcı. Yazarın hayal gücüne ve yazma yeteğine saygı duymamak olanaksız.

Brandon Sanderson kitaplarında günümüzün toplumsal sorunlarına da değinen bir yazar. Sissoylu serisinde de bunu bolca göreceğim çok belli ki kendisinin en sevdiğim yönlerinden biri de bu. Örneğin bu kitabında sınıf ayrılıklarını görüyoruz, baskıcı bir yönetimin topluma yaşatabileceği sıkıntıları görüyoruz, güç-zayıflık, iktidar, din gibi birçok konuda yeri geldiğinde felsefik konuşmalara şahit oluyoruz. O yüzden bu tür kitapların yeri bende çok ayrı. Hem olayların içinde okuru yaşatan, karakterlerle okuru bir bütün haline getiren, hem de insanı çeşitli konularda düşünmeye sevk eden kitaplar çok fazla okunmayı hak ediyor. Tabii ne yazık ki ülkemizde fantastik edebiyat gibi alanlara bakış açısı oldukça sığ olan bir "okur kitlesi" var.

Sonuç olarak ben Sissoylu serisinin bu ilk kitabına bayıldım. Muhteşem bir kitap okudum diyebilirim. Özellikle bu türden hoşlananlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum Son Imparatorluk'u. Kitabın hacmi kesinlikle gözünüzü korkutmasın. Bense en kısa zamanda serinin ikinci kitabı olan Sissoylu: Kuşatma'yı da okuyacağım.
Öncelikle bu kadar güzel bir kitabın bu sitede bu kadar az okunmasına üzüldüğümü belirtmek istiyorum, bu kadar güzel kitabı daha çok kişi okusun isterim açıkçası.
Karakterleri ve kurgusu gerçekten çok şahaneydi ve okurken bunu sürekli hissediyorsunuz. Kitabı okurken hayal gücü ve zekanın birleşiminin muhteşemliğini somut bir şekilde hissediyorsunuz. Sanderson hem bir dünya kurmuş, çok farklı bir büyü stili geliştirmiş, yepyeni kavramlar katmış ve sonra bunları öyle zekice kurgulayıp kullanmış ki okurken bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz ve sürekli hayran kalıyorsunuz yazara.
Kısacası çok güzel bir kitap ve bunu okuyun, okumalısınız.
http://yorumatolyesi.blogspot.com/...atorluk-brandon.html
Tek kelimeyle muazzamdı! Özellikle son 200 sayfasını soluksuz okudum. Vin'in ilk kitaptaki acemiliğinden bu kitapta evrilmesine son ana kadar şahit olmak harika bir histi. Hele o son kısımlar tadına doyulmaz aksiyon ve heyecan. Sanderson cezbetmeyi çok iyi başarıyor.
Brandon Sanderson epik fantastik türünde açık ara en iyi yazar bence ne yazsa okurum diyebileceğim yazarlardan bir tanesi kitap kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim bu nasıl bir kafa arkadaş Brandon Sanderson gerçekten nasıl kitap yazılması gerektiğini biliyor. Kitap beni ilk sayfasından itibaren esir aldı resmen yazarın kitabı anlatış şekli ve olay örgüsü o kadar güzeldi ki kitabı elimden bırakamadım resmen o dünyanın, sislerin içinde olmak istedim "Eminim okuyan herkes olmak istemiştir :)" Karakterleri çok eğlenceliydi bazı sayfalarında resmen kahkaha attım birbirlerine takılmaları, dostlukları, sırları, umutları, fedakarlıkları, dostları için kendilerini tehlikeye atmaları... Serinin ikinci kitabını deli gibi merak etsemde sanırım biraz ara vereceğim çünkü bu serinin hemen bitmesini istemiyorum kesinlikle herkese tavsiye ediyorum pişman olmayacaksınız.
Son İmparatorluğu soluksuz okunuştum ancak ikinci kitapta karşılaşacağımız malum karakterlerin bulunmaması nedeniyle çok eksiklik çekeceğimi düşünmüştüm. Zaten bu eksiklikleri karakterlerin kendi içsel durumlarında da çektiklerini görebiliyoruz. Buna rağmen bazı şeyleri pek fazla aramadığımu söyleyebilirim. Kesinlikle muhteşemdi. Öyle ki yazar gene kendi kendine çıkmazlar oluşturmuş ve o çıkmazlardan gene kendini kurtarmayı başarmış. Muazzam
Sissoylu dünyasında geçen ancak olay örgüsü bakımından diğer 3 kitaptan bağımsız bir kitaptır. Ancak önemle belirtmeliyim ki kitaptan %100 oranında yarar sağlayabilmek amacıyla diğer 3 kitabı okumalısınız.
Şimdi kitaba gelirsek bir Sissoylu romanı olarak değerlendirmem gerekirse biraz tahmin edilebilir bir kurgu olduğunu ve diğer 3 kitaptan bir kaç kademe daha düşük olduğunu söylerdim.
Ancak bu kitabı ayrı bir biçimde diğerleri ile karşılaştırmadan değerlendirmem gerekirse fantastik bir dedektiflik romanı olması açısından oldukça güzel olduğunu söylerdim. Gerek karakterlerin en ciddi durumlarda bile matrak diyaloglar kurması, gerekse kişilikleri ve kişisel gelişimleri oldukça güzel işlenmiş.
Herkes Wayne karakterini çok sevmiş belli ki tabii ben de sevdim ama şimdi Waxillium'un asaletini de göz ardı edemeyiz, diye düşünüyorum ben. :D
Bir de kitapta çok hoşuma giden bazı şeyleri söylemeden geçemeyeceğim. Bazı çiçeklerin adının Kelsier'ın karısı Mare'in adına sahip olması, Sazed'in tanrılık görevini başarı ile yerine getiriyor olduğunu görmek falan manyak kahkahalar atmama neden oldu. Bunlar gerçekten hoş ayrıntılar.
Gerçi kitaplarında dünyasına göre bir kültürü en ince ayrıntısına kadar kurgulayan biri için normaldir böyle hoş ayrıntılara yer vermek. :)
Hüzünle bir seriyi daha bitirdim ama seri de beni bitirdi, bu nasıl bir kurgu nasıl bir kitaptır Allah'ım, her sayfası ayrı güzeldi ama son sayfaları çok başkaydı. İnsan Sanderson okuduktan sonra kolay kolay diğer kitapları beğenemiyor çünkü çıtanız öyle yükseliyor ki diğer her şey basit geliyor.

Sissoylu en sevdiğim serilerden biriydi, artık Fantastik Kurgu'da ilk On'umda sarsılmaz bir yere sahip. Kitab yavaş yavaş okudum ki bitmesin ama son sayfaları yavaş okumak ne mümkün! Dünyadan kopuyorsunuz ve kitabı elden bırakamıyorsunuz, yazar ortaya öyle güzel bir kurgu çıkarmış size öylesine güzel sunmuş ki sizin kitaptan çıkasınız gelmiyor. Brandon beni şaşırtabilen nadir yazarlardan ve onun bu yönüne bayılıyorum.

Yorumu uzun tutmak istemiyorum, bu seriyi okuyun Sanderson okuyun ve sizde sevin, diğer türlüsü zor zaten. :)

Ben kitabı bitireli biraz oldu ama yeni yazabildim yorumu, zaten bu kitap yorum yazılacak değil okunacak bir kitap. :) Herkese iyi okumalar. :)

Dipnot: Kitap her ne kadar güzel olsa da baskısını hiç sevmedim, çevirmenin değişmesi ve çevirideki özensizlik kitap boyunca canımı oldukça sıktı. Özellikle diyalog cümlelerinin başında yer alan tırnak işaretleri çok özensizdi, zaman zaman atlanmış, zaman zamanda yanlış yere konmuş oluyordu. Ya da iki farklı karakterin cümlesi aynı satırda oluyordu bu da bazen kafa karışıklığına sebep oluyordu. Yayınevinin buna daha çok özen göstermesini beklerdim.

http://yorumatolyesi.blogspot.com/...glarn-kahramani.html
Şimdi bu bir muhteşem kitap. Bunu alırken hepinizin bunu bilmesi gerek. Okuyorsunuz yine muhteşem. Sonu ise muazzam. Bakın bazı yazarlar sonunu tam olarak bitiremezler para kazanmak için. Bu son o kadar iyidi ki devamı ne olabilir diye düşünüyorsunuz. Neyse konuya geçersem. Belli insanlar belli metalleri yutarak bir takım güçlere sahip oluyorlar. Mesela lehim yiyip onu yakarak güçleniyorlar. Bakır yiyip kendini gizliyorlar falan. Bunlardan bir tane güce sahip olanlara siskan tüm güçlere sahip olanlara ise sissoylu deniyor. Bu hikayenin ana karakterlerinde iki tane sissoylu var: Vin ve Kelsier. Bunlar kötü bir hükümdarı indirmek için türlü entrikalar çevirecekler.
Serinin 4.kitabı, ilk 3'ten bağımsız diyebilirim. İlk üçlemede okuduğumuz Allomansi ve Ferrusimya'yı kullanmış. Ara ara ilkleri hatırlatan bir kaç cümle var. O da insanın yüzüne tebessüm yapıştırıyor tabii.

Girişte yazarın teşekkür notunu okumadan geçmeyin. Bu serinin nereden çıktığını anlatmış.

Bu kitap bana Sharlock Holmes maceralarını çok anımsattı. Hele ki Wayne adındaki kanun adamına bayıldım bayıldım bayıldım!

Az ucundan aşklı, bol aksiyonlu bir dedektif romanıydı kısacası.

Yalnız çok kısaydı be! 280 sayfacık. Tadı damağımda kaldı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sissoylu Serisi
Tam adı:
Mistborn Series
Fantastik edebiyatının usta yazarlarından Brandon Sanderson 'ın, Kozmer Evreni'nde geçen Sissoylu serisi.

Yazar istatistikleri

  • 433 okur okudu.
  • 25 okur okuyor.
  • 416 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.