Stephane Bruchfeld

Stephane Bruchfeld

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
600 erkek çocuğu
Sonder komandosu üyesi Salmen Lewental 20 ekim 1944’te Auschwitz-Birkenau’da tanık olduğu bir olayı şöyle anlatıyor. Söz konusu metin 1961 yılında, kampta, krematoryumlardan birinin yakınında toprağa gömülmüş olarak bulundu. “12 ile 18 yaşları arasında 600 erkek çocuğu güpe gündüz buraya getirildi. Üzerlerinde incecik mahkum giysileri vardı. Giysiler büyük geliyordu. Ayaklarında yırtık ayakkabılar ya da takunyalar. Burada kendilerine soyunmaları için emir verildi. Çocuklar bacadan çıkan dumanı gördüler ve hemen ölüme götürüleceklerini anladılar. Çaresizlik içinde bir o yana bir bu yana
Koşmaya, nasıl kurtulacaklarını bilmeden saçlarını başlarını yolmaya başladılar. Bir çoğu feci bir şekilde ağlamaya başladı. Çocukların acılı çığlıkları çok uzaklardan duyulabiliyordu.
İçgüdüsel bir ölüm korkusuyla soyundular tekme ve sopalardan kurtulmak için çıplak ve yalınayak büzüldüler. Hiç hareket etmeden duruyorlardı. Cesur bir çocuk idareciye gelerek kendisini öldürmemesi için yalvardı ve en ağır işleri yapmaya hazır olduğunu söyledi. İdareci çocuğun kafasına kalın sopayla birkaç kez vurdu.
Birçok çocuk ‘Sonder Komandosu’ndaki Yahudilere koştu ve onlara sarılarak kendilerini kurtarmaları için yalvarmaya başladı. Bazıları büyük alanda, çıplak, oraya buraya koşup duruyordu (ölümden kurtulmak için). Komutan elinde cop olan SS görevlilerinden birini yardıma çağırdı.
Genç, berrak çocuk sesleri geçen her dakika biraz daha arttı ve sonunda acı dolu bir ağlamaya dönüştü. Bu korkunç ağlama ve yakınma bütün her yeri kapladı. Bu ağlama karşısında donup kalmış, felç olmuştuk. SS görevlileri en küçük bir acıma belirtisi göstermeden suratlarında yaptıklarından memnun bir tebessümle gururlu bir muzaffer gibi bakıyor ve çocukları acımasızca döverek sığınağa sokuyorlardı.
Çocukların kimisi hâlâ koşuyor ve kendini kurtarma- ya çalışıyordu. SS görevlileri de peşlerinde koşuyor, yakaladıklarına vahşice vuruyordu. Durumu kontrol altına alıncaya kadar çocukları kovaladılar ve sonunda hepsini sığınağa soktular. Tarifsiz bir sevinç içindeydiler. Acaba hiç birinin kendi çocuğu yok muydu?
250 syf.
Nasıl yorumlayacağımı bilemedim. Hangi kelimeler bir çocuğun, bir kadının, bir erkeğin kısaca insanın katledilmesini yorumlayabilir!!!

Yahudi Düşmanlığı, Yahudilerin biyolojik yönden aşağılık ırk olduğu varsayımına dayandırılmış, kiliselerin doğurduğu, beslediği ve karşı çıkmak için hiçbir şey yapmadığı, daha önceki önyargılarla da beslenmiş. Sadece yahudiler mi tabiki hayır

Çingeneler
Engelliler
Eşcinseller
Asosyal kişiler

Kalbinizi yaralıcak alıntılar herseyi göz önüne serecektir

* Üç hafta sonra hastaneye döndüm.Çocukların ölmediği lekeli humma bölümüne. Ancak yeterince yatak yoktu. Bazen aynı yatakta iki, hatta üç çocuk yatıyordu. Alınlarına küçük bir bant yapıştırıyor ve bantın üzerine numaralarını yazıyorduk. Ateşleri vardı ve sürekli içecek bir şey istiyorlardı. Hayır, hummadan ölmediler. Taburcu ettik çocukları. Ama korkunç derecede yorgunduk. Her gün on dolayında yeni çocuk geliyordu. Yeni gelen çocuk sayısı neyse o kadar çocuğu taburcu etmemiz veya çocukları ‘hastalık kuşkusu olanlar’ yerine hasta olduğundan ‘emin olunanlar’ grubuna katmamız gerekiyordu. Çünkü lekeli humma bölümünün hasta dosyaları Almanlar tarafından inceleniyordu. Çocukları biz taburcu ediyorduk, onlar, evlerine gidip açlıktan ölüyorlardı ya da her tarafları şişmiş bir şekilde geri gelip burada can veriyorlardı. Her gün yaşıyorduk bunları.

* Yahudi kadın ve çocuklar 14 ekim 1942’de Ukrayna’da Misocz’da bulunan gettodan alınarak Rovno yakınlarındaki bir vadiye götürüldü ve orada Alman polisleriyle Ukraynalı milisler tarafından öldürüldü. Bir şahit şöyle anlatıyor;

Moennikes’le birlikte doğruca çukurlara gittik. Kimse bizi durdurmadı. Bir toprak yığınının arkasından kesik kesik silah sesleri geliyordu. Kamyonlardan inen her yaştan erkek, kadın ve çocuk, elinde kamçıyla bağırıp çağıran SS görevlisinin emriyle soyunuyor ve ayakkabılar bir yere, iç çamaşırı bir yere olmak üzere, çıkardıkları giysileri gösterilen yerlere koyuyordu. Tahminen 800 ile 1000 çift arasında ayakkabıdan oluşan bir yığın, büyük iç çamaşırı ve giysi öbekleri gördüm.
İnsanlar hiç bağırıp çağırmadan ve ağlamadan soyunuyor, aileler birbirlerinin yanında grup halinde duruyor, birbirlerini öpüp vedalaştıktan sonra, elinde kamçısıyla çukurun yanında duran başka bir SS görevlisinin işaretini bekliyordu. Çukurun yanında durduğum on beş dakika içerisinde kimsenin yakındığını veya yalvardığını duymadım. Sekiz kişilik bir aile dikkatimi çekti. Kadınla adam 50 yaşlarındaydı. Bir, sekiz ve on yaşlarında üç küçük çocukları, biri yirmi diğeri yirmi dört yaşında iki yetişkin kızları vardı. Kar gibi beyaz saçlı bir kadın bir yaşındaki çocuğu kucağında tutuyor ve ona şarkı söylüyordu. Bir yandan da gıdıklıyordu çocuğu. Çocuk katıla katıla gülüyordu. Kadınla adam gözyaşları içinde yaşlı kadına ve çocuğa bakıyordu. Adam on yaşlarındaki oğlan çocuğunu elinden tutmuş, onunla sessizce konuşuyordu. Çocuk ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Adam gökyüzünü gösterdi ve çocuğun kafasını okşadı. Ona bir şeyler açıklıyor gibiydi.
Çukurun başındaki SS görevlisi arkadaşına seslendi. Arkadaşlı yirmi kadar kişiyi ayırdı ve toprak yığınının arkasına gitmelerini emretti. Burada andığım aile de bu gruptaydı. Siyah saçlı incecik bir kızın benim yanımdan geçerken eliyle kendisini göstererek “Yirmi üç yaşında!” demesini hiç unutmuyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Stephane Bruchfeld

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.