Stephen Leacock

Stephen Leacock

Yazar
7.8/10
12 Kişi
·
35
Okunma
·
0
Beğeni
·
22
Gösterim
İnsan ne işitirse işitsin ne kadar mantıklı olursa olsun herhangi bir mesele kalbine uymadı mı olmuyor işte. "Kalp, otuz yıl uzaklıktan bile doğrusunu bilir."
Asbestli Adam ya da Geleceğin bir Alegorisi

Her şeyi bilerek yaptığımı itiraf ederek başlayayım. Belki de kıskançlıktan yapmıştım. Diğer yazarların istedikleri zaman dört ya da beş yüz yıllık bir uykuya dalıp uzak bir geleceğe gitmeleri ve oranın harikalarına tanık olmaları haksızlıktı. Ben de bunu yapmak istedim. Her zaman sosyal meselelerin tutkulu bir öğrencisi olmuşumdur, hâlâ da öyleyim. Kükreyen makineleri, işçi sınıfının bitmeyen emeği, anlaşmazlıkları, yoksulluğu, savaşı ve zulmü ile günümüz dünyası beni dehşete düşürüyor. insanoğlunun doğayı fethedeceği ve bitap olmuş insan ırkının bir barış dönemine gireceği günü düşünmek hoşuma gidiyor. Bunu hayal etmek hoşuma gidiyor ve gözlerimle görmek istiyordum. Bu yüzden kasıtlı olarak işe koyuldum.
Yapmak istediğim şey, en azından iki veya üç yüz yıl boyunca alışılagelmiş şekilde uyumak ve uyandığımda kendimi geleceğin harikulade dünyasında bulmaktı. Uyku için hazırlıklara başladım.
Bulabildiğim tüm çizgi romanları satın aldım, resimli olanları bile. Onları otelimdeki odama taşıdım: Etli turtayla düzinelerce çörek de aldım. Turtayı ve çörekleri yedim ve çizgi romanları ardı ardına okuyarak yatakta oturdum. En sonunda o korkunç rehavet bastırırken London VVeekly Times dergisine uzandım ve ilk sayfasını gözümün önüne tuttum.
Bir bakıma bu çok açık bir intihardı ama yine de yaptım.
Duyularımın beni terk ettiğini hissedebiliyordum. Koridorun karşısındaki odada şarkı söyleyen bir adam vardı. Yüksek sesi kapı üstü penceresinden giderek kısık kısık gelmeye başladı. Dış dünyanın sessiz kaldığı ölçülemeyecek kadar derin uykuya daldım. Günlerin, sonra yılların ve sonra yüzyılların geçtiğini hayal meyal hissedebiliyordum.
Sonra yavaş yavaşmış gibi gelse de aniden uyandım, oturdum ve etrafıma baktım.
Neredeydim?
Ben de merak ediyordum doğrusu.
Kendimi geniş bir kanepede yatarken, daha doğrusu otururken buldum. Büyük, loş, kasvetli ve genel olarak yıkık dökük bir odadaydım; cam kasalara ve içlerindeki doldurulmuş figürlere bakarsak bir tür müzeydi.
Yanıma bir adam oturdu. Yüzü tüysüzdü ama ne yaşlı ne de gençti. Yanmış ama şeklini korumuş kâğıt küllerine benzeyen giysiler giymişti. Bana sessizce bakıyordu ama ne bir şaşkınlık ya da ne de ilgi belirtisi gösteriyordu.
"Çabuk," dedim hemen başlamak için hevesle, "neredeyim? Sen kimsin? Hangi yıldayız, 3000 mi yoksa başka bir yıl mı?" Yüzünde kızgınlık ifadesi ile bir nefes aldı.
"Ne kadar tuhaf ve heyecanlı bir konuşma şeklin var," dedi.
"Söyle," dedim yine, "3000 yılında mıyız?"
"Sanırım ne demek istediğini anladım," dedi, "ama gerçekten en ufak bir fikrim yok. Galiba yüz sene filan içinde 3000 olacak ama uzun süredir takip edilmediği için emin olamıyorum.
"Artık seneleri saymıyor musunuz?" diye sordum şok içinde. "Eskiden sayardık," dedi adam. "Bir ya da iki yüzyıl önce kadar hâlâ takip etmeye çalışan birkaç insan olduğunu hatırlıyorum ama diğer şeyler gibi bunun da modası geçti. Neden," diye devam etti, yüzünde ilk kez bir canlılık belirtisi göstererek, "neden yapılıyordu? Ölümü ortadan kaldırdıktan sonra—"
"Ölümü ortadan kaldırdıktan sonra!" diye dimdik oturarak bağırdım. "Yüce Tanrım!"
"Ne dedin?" diye sordu adam.
"Yüce Tanrım!" diye tekrarladım.
"Ah," dedi, "daha önce hiç duymadım o kalıbı. Neyse, diyordum ki, Ölüm, Yiyecek ve Değişimi ortadan kaldırdıktan sonra Olayları da ortadan kaldırdık ve—
"Dur!" dedim, beynim resmen büzüşmüştü. "Teker teker anlat."
"Of!” diye söylendi. "Anlıyorum, uzun zamandır uyuyordun galiba. Hadi soru sor o zaman. Ancak sakıncası yoksa olabildiğince az soru sor. Bir de lütfen meraklanıp heyecanlanma." Gariptir ki ağzımdan çıkan ilk soru şuydu:
"Bu giysiler neden yapılmış?"
"Asbest," diye cevap verdi adam. "Yüzlerce yıl boyunca kullanılabiliyorlar. Hepimizin bir takım elbisesi var ve eğer lazım olursa diye milyarlarca biriktirdik."
"Teşekkür ederim," diye cevapladım. "Şimdi nerede olduğumu söyleyebilir misin?"
"Bir müzedesin. Kasalardaki figürler de senin gibi bir tür. Ama bak,” dedi, "belli ki senin için yeni olan bu çağın gerçekten ne olduğunu öğrenmek istiyorsan platformundan inip dışarı, Broadway'e gel ve bir banka otur."
İndim. Loş ve tozla kaplı binalardan geçerken kasalardaki figürlere merakla baktım.
"Aman Tanrım!” dedim, mavi elbiseli kemerli ve coplu bir figüre bakarken, "Bu bir polis!”
"Öyle mi?” dedi yeni tanıdığım, "Polis denilen şey bu mu? Çok merak ederdim. Eskiden ne için kullanılıyorlardı?"
"Ne için mi?” diye tekrarladım şaşkınlıkla. "Eh, sokağın köşesinde falan dururlardı.”
"Ah, evet, anlıyorum, " dedi. "İnsanlara ateş etmek için. Geçmişteki bazı toplumsal adetlerde,” diye devam etti, "biraz bilgisizim. Eğitimimi alırken sosyal tarih de verilmişti, ancak kullandıkları şeyler çok yetersizdi.”
Adamın ne demek istediğini zerre anlamamıştım ama onu sorgulayacak zamanım yoktu, çünkü o anda sokağa çıktık ve şaşkınlıktan kalakalmıştım.
Broadway! Bu mümkün müydü? Değişiklik kanımı dondurmuştu! Bildiğim işlek caddenin yerini bu sessiz ve ıssız yer almıştı. Büyük binalar yüzyılların rüzgâr ve soğuk stresiyle harabeye dönmüş, yanlarını mantar ve yosun kaplamıştı! Çıt çıkmıyordu. Tek bir araç bile hareket etmedi. Üstte kablolar yoktu, tanıştığım adamla aynı asbest kıyafetleri giymiş, aynı tüysüz yüzlere ve aynı sonsuz yaş görünümüne sahip insanlar dışında hayata dair hiçbir iz yoktu.
Stephen Leacock
Sayfa 109 - Dedalus Yayınları
122 syf.
·4 günde·8/10 puan
Kitap, adı üstünde bir kitap: Nonsense Novels

Gerçekten okurken ne kadar saçma hikayeler dedim ama bunu kötü anlamda değil iyi anlamda almanızı isterim çünkü yazar İngiliz bir mizah yazarı, haliyle alegori veya sarkastik açıdan yazmak yazar için biçilmiş kaftan.

Kitap bir öykü kitabı olarak çok hoşuma gitti, arada sıkıldığım 3 öykü var diye puan kırdım çünkü diğer öykülerin yanında oldukça sığ kalıyor gibi düşündüm.

Yazım tarzı zaten okuyucuyla arasına duvar koymayan bir yazım tarzı. Ara sıra sizinle konuşuyor, size sorular soruyor hatta sizinle dalga da geçiyor yazar.

Kısa kitap için kısacası eğlenceliydi. Yazar, meselesi olan bir yazar dolayısıyla öykülerin alt metinlerin de çözümlemek önemli.
122 syf.
·Puan vermedi
Iskoçyanın batı yakasında fırtınalı bir geceydi gerçi suanki hikaye için önemli değil çünkü hikaye ıskoçyanın batısında geçmiyor kitabın ilginç arka kapak yazısı kısa hikaylerden oluşan bir güne sıģıcak sizi asla yormucakndile sahip bir kitap
122 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Gerçekten bazı öykü yazarlarının kafalarını merak ediyorum. Nasıl bir hayal gücü, nasıl bir kurgu. Aynı masallarla büyüdük halbuki değil mi, aynı göğe baktık. Ama işte bu yazarların algoritmaları farklı ve merak uyandırıcı. Yazarın çok keyifli bir dili var öncelikle tabii burada çevirene de hakkını vermek gerek. Öykülere gelince Cem Yılmaz’ın ‘Kara Komik Filmler’i gibi. Yani absürt komedi. Yani ustalıkla işlenmiş konulara ince giydirmeler. Bir kaç saatte biten bu kitap ilerde çocuklara okunmak ya da içindeki öyküleri anlatmak adına ikinci emre kadar rafa kalkıyor.
Not: Hiçte ıvır zıvır değil ayrıca öyküler sevgili okur.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 35 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 7 okur okuyacak.