Su Akaydın, Burcu Karatepe

Su Akaydın, Burcu Karatepe

Çevirmen
8.0/10
33 Kişi
·
75
Okunma
·
0
Beğeni
·
0
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Av kısmında Fifer ve Schuyler, şifacı kısmında John anlatılmış. İlk iki kitabın öncesinde yaşan olaylar hakkında kısa kısa bilgiler sunulmuş. Ara kitap değil de önsöz gibi olmuş. Okumasam bir şey kaybetmezdim, okudum bir şey kazanmadım :)) Bu kitapta ana karakterlerimizin az da olsa duygularına yer verilmiş. Ama zaten bilmediğimiz bir şey karşımıza çıkmıyor. Eğer kitabı almadıysanız boş yere para harcamanıza gerek yok benden söylemesi :)
Av-Şifacı’ya başlamadan önce Kral Katilinin pdf ini indirip tekrar gözden geçirmem gerekti. Çünkü serinin ilk iki kitabını okuyalı epey olmuştu ve olayları biraz unutmuşum.
Kitap çok hızlı bir şekilde bitti ve evet devamı nerde diye kaldım.
Buyüzden bence seriye yeni başlıyacaklara ufak bir tavsiye; ilk önce Av-Şifacı ve daha sonra Cadı Avcısı ve Kral Katili’ni okumaları.
Çünkü konu ve olay akışı bakımından son kitapda anlatılanlar diğer kitaplardan önce olan olaylar.
Av; Fifer ve Schuyler’in; biri cadı biri hortlak başlangıç hikayelerinin Cadı Avcısı kitabındaki temellerini anlatıyor. Aslında kısa bir hikaye daha uzun ve kapsamlı olmasını bekliyor insan ama konu Cadı Avcısı kitabına bağlandığı için güzel noktalanmış.

Şifacı; John’un anne ve kardeşinin cadılıkdan dolayı yakılmasından başlayıp Elizabeth’in hapishaneden kurtarılması ve John’un onu iyileştirdikden sonra ilk konuşmalarıyla Cadı Avcısı kitabına güzel bir geçiş olmuş bence:)
Benim gibi Cadı Avcısı kitabına aşık olanlar için, hikaye unutulmasın diye yazılmış bir kitap. Lâkin ben sevdim hoş çok kısa olmuş bana göre daha güzel sahneler alınabilirdi ama yinede Cadı Avcısını ne kadar özlediğimi hatırlattı bana ve açık 6. Kere tekrar okudum :>
Spoiler vermeden biraz konuya değinersem eğer; hikaye John ve Fifer'ın kendi aşklarını anlatıyor. Şifacı bölümünde John ve Elizabeth'in bazı sahenelerini John'un ağzından dinliyorsunuz.
Av bölümünde ise Fifer ve Schylur' ın hiç bilmediğimiz kısımlarını okuyoruz.
Daha uzun ve daha kapsamlı olsaydı daha çok beğenirdim ama yinede siz okumadan karar vermeyin <3
Bu kitap Cadı Avcısı serisinin novellasıdır. Seride olan John, Fifer ve Schuyler'ın ağzından Elizabeth ile tanışmalarından birkaç ay öncesi anlatılıyor. Schuyler bu kitap da çok etkilendim bir hortlak olarak böyle şeyler yapması pek anımsanacak birşey değildi, ama o Fifer için yaptı. Aslında başlarda lanet ile ilgili pek birşey çıkmayacak sanmıştım ama bir yerde ters köşe yaptı ki şaşırdım, lanetin Schuyler ile bağlantısı ve Fifer ile olan ilişkilerini de görmüş olduk.
Diğer yandan John'un iç dünyasını da görüyoruz, annesi ve kardeşi öldürüldükten ve babası ile arasındaki olan ilişkileri ve Elizabeth ile tanışmadan önce yaşanan olayları da görmüş olduk.
Aslında bu kitap serideki yan karakterleri daha yakından tanımamızı sağladı. Cadı avsı serisine başlayacak olanlar ilk bu kitabı okuyup sonra seriyi okursa daha iyi olur diye düşünüyorum çünkü olaylar ve başlangıcı bu kitap da veriliyor ve lanet ile ilgili bağlantılar da. Fantastik ve cadılar ile ilgili bir seri arıyorsanız sizleri Cadı Avcısı serisine davet ediyorum.

Yeni bir kitap serüveninde görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın. Kitap dolu günleriniz olsun.
Bu kitap aslında 1. Kitabın temelini yani başlangıç noktasını oluşturuyor. 1. Kitapta Elizabeth kendi ağzıyla gözlemlediği şeyleri anlatırken bu kitapta Elizabeth dışındaki karakterler de kendi ağızlarıyla gözlemledikleri kendi sorunlarını ve sıkıntılarını anlatıyorlar. Yani 1. Ve 2. Kitaptaki olaylardan çok çok öncesini anlatıyor. Kitap ikiye bölünmüş şekilde. Av kısmında hem Schuyler denen bir hortlağın hem de Fifer adında bir cadının ağzından peşpeşe, yaşadıkları sıkıntıları görüyoruz. Şifacı kısmında ise sadece John'un gözüyle kitabı okuyoruz. Kitabın sayfalarının kısa ve öz olması, okuyucuyu sıkmayacak kadar özgün olan betimlemeleriyle yazar iyi bir iş çıkarmış.
Av ve Şifacı’da olayları John, Fifer ve Schuyler’in bakış açısından takip ediyoruz. Seriyi genel olarak beğendiğim için bu kitabı da keyifle okudum fakat gerekliliği tartışılır. Okumasanız da serinin iki kitabına dair bir şey kaçırmış olmazsınız.
Seriyi tamamen bitirmeden yorum yapmak istemedim. Cadı avcısı oldukça sürükleyici bir kitaptı. Bir solukta okudum. Kral katilinden ise heyecan bir dakika olsun azalmadı. Yorucu ama keyifli bir kitaptı. Son kitap ise tamamlayıcı bir kitap. Sevilen ve merak edilen karakterlerin gecmisleriyle ilgili ancak bence sıralama olarak 2.kitap olmalıydı. Okuyacaklara tavsiyem kral katilinden önce okumaları yönünde.
İlk öncelikle, herkese merhaba. Uzun zamandır derslerden, onlardan, bunlardan dolayı aktif değildim (gerçi hala olamayacağım) ama hiç değilse bari şu seriye artık bir yorum yazayım dedim.
Ve tek tek yazmak bu saatten sonra anlamsız olacağından tüm serinin yorumunu yapacağım buraya.
Şimdi başlamak gerekirse Cadı Avcısı serisinin ilk kitabını ben bir buçuk yıl önce okumuştum sanırım. Daha sonra kitabın çıkmasını bekledim ve daha sonra bir türlü alamadım, elime de geçmedi ve öylece bir buçuk yıl geçmişti yani okuyuşumun üzerinden. Sevip sevmediğime gelirsek, ilk kitabı ben hayli sevmiştim.
Bu değerlendirmeyi ben genelde şuna göre yapıyorum, bir kitabı elimden bırakamıyorsam genel olarak o kitap iyidir, akıcıdır ve sadedir. Cadı Avcısı tam da böyleydi. Gerçekten çok yalındı ve beyninizi bulandırmıyordu. Olaylar (özellikle 2. Kitapta) biraz iç içe olsa da bu sizde kafa karışıklığı oluşturmuyordu.
Ve genel olarak ilk kitap, Elizabeth’in laneti kaldırmak için Nicholas’a yardım etmesi ve o süreçte Fifer ve George gibi iyi arkadaşlar edinmesini, ayrıca birde hayatının aşkını bulmasını anlatıyordu. Ve kitapta Elizabeth’in en büyük korkusunun yalnızlık olduğunu düşünürsek bu süreçte arkadaşlar edinmesi bana göre gayet anlamlıydı. Ve kitabın sonunu çok beğendiğimi de söylemeden geçmeyeyim.
İkinci kitaba geldiğimde ise, gerçekten başlarda çok sıkıldım. Çünkü gerçekten ana hatlarıyla birinci kitabı hatırlasam da (zaten yukarıda da genel olarak hatırladıklarımı yazdım ve açıkçası çok uzatmakta istemedim) geçen bir buçuk yılın ardından seriye aramda bir kopukluk oluşmuştu ve ben zaten 14 günün yedi gününde kitabı okumamıştım bile. Ama daha sonra bir şekilde devam ettim ve seri beni tekrar içine aldı ve o saatten sonra zaten hemen bitirdim kitabı çünkü gerçekten ikinci kitapta çok güzeldi.
İlk kitapta yenilgiye uğrayan Blackvell’in ikinci kitapta krallığa resmi olarak geçmenin yanında istediği bir şey daha vardır: Ölümsüzlük.
Bunun için geçmişte gücünün büyük bir bölümünü kullanarak Elizabeth için hazırladığı mührü geri almaya ve kullandıkça kişiyi lanetleyen Azoth kılıcına ihtiyacı vardır.
Ancak iki tarafta savaşa hazırlandığında ve beklenen gün geldiğinde Elizabeth aniden John ve Nicholas’ın izini yitirir. Ve savaş ilerledikçe John’un ona bazı şeyleri söylemediğini fark eder ancak her şey için geç kalmıştır.
İkinci kitapta genel olarak böyleydi diyebilirim. Yani bir tekrar karşılaşma kitabı. Ancak bu kitapta John ve Elizabeth’in ilişkisi baya değişiyordu çünkü Elizabeth birinci kitabın sonunda mührünü bir sebepten dolayı (spoi içerebilir diye yazmıyorum) John’a veriyordu ve ikinci kitapta mührün büyüsünü John’un büyüsünü manipüle edip, onu olduğu kişinin zıttı gibi birine dönüştürüyordu ve Elizabeth’e bir pislik gibi davranıyordu ve böyle davrandıkça benden ağzının ortasına tokadı yapıştırma isteği uyandırıyordu neyse, kendimi tutuyorum :D
Eleştirmem gereken bir şey olursa, sadece ama sadece yine duyguları çok yüzeysel buldum. Gerçekten bir kitapta duygular yüzeysel olduğunda ben o kitaba bağlanamıyorum hiç. Evet, çok güzeldi, hatta beklediğimden de güzeldi seri ama dediğim gibi duygular aşırı yüzeyseldi. Yani nasıl desem, ‘her şey olması gerektiği gibiydi.’
Örnek vermek gerekecek olursa Labirentte her karakterin bir özelliği vardı ama bu özellikler sadece şu şekilde değildi. İşte bir karakter komik olan, diğeri sert ve agresif, diğeri lider. Orada daha farklı duygular vardı. Minho her durumda espiri yapabilen ve gerçekten en zor durumlarla bile pratik olarak nasıl baş etmesi gerektiğini bilen, Newt her zaman mantıklı fikirler üretmeye çalışan ve arkadaşlarını asla yalnız bırakmayan ve Thomas, ne olursa olsun, ölmek pahasına bile olsa tek bir arkadaşı dahi yanında olmadan yola devam etmeyen, harika bir lider.
Yani yine Labirent’e getirdin diye kızmayın ama gerçekten bence öyle.
Bir kitabı yaşatan zaten duygulardır.
Bu yüzden tek bulduğum eksiklik bu ama yazarın daha ilk kitabı ve serisi olduğunu düşünürsek bence daha iyi şeyler de ortaya çıkacak, inanıyorum.
Üçüncü kitaba gelecek olursak, zaten kıpkısacık bir şeydi ve açıkçası neden çıktığını biraz sorguladım ama yine de güzeldi. Av, Schuyler ve Fifer’ın ilişkisini mi desem, nasıl tanıştıklarını mı desem, onların ilişkisini anlatıyordu ve Şifacı da tahmin ettiğiniz gibi kısaca John’un Elizabeth gelmeden önceki hayatında yaşadıklarını ve sonunda da Elizabeth’in nasıl ve neden geldiğini anlatıyordu. Beğendim diyebilirim. Tek eleştirim, KEŞKE YAZAR ÖNCE HANGİ TARAFTAN OKUMAMIZ GEREKTİĞİNİ SÖYLESEYDİ ÇÜNKÜ 1 HAFTA BOYUNCA ÖNCE AVIMI YOKSA ŞİFACIYIMI OKUSAM DİYE KAFA PATLATTIM!
Neyse…
Gönül rahatlığıyla alabileceğiniz ve sıkılmadan okuyabileceğiniz ve gerçekten kitap kapakları HARİKA olan bir seri. (O ki sınıfta kimse kitabı alıp incelemeden ve çok güzelmiş demeden geçmiyordu.) Bir ara mutlaka okuyun.
Hepinize iyi günler dilerim.
Cadı avcısından da önce bunu okumanızı tavsiye ederim çünkü normalde Kral Katilden sonra çıkmış ama olaylar Cadı Avcısı kitabından 3 ay önceden başlıyor.Fifer Schuyler ve John’un ağzından anlatımla yazılmış.Onların ağzından da dinlemek güzeldi tabi ama keske Av kısmını öyle bitmeseydi.Birde ben Pdf olarak okudum çünkü alıcak zamanmın yoktu ve hemen okumak istedim olaylar unutmadan neyse bence bazı eksikler vardı benm pdf imde birkaç sayfa eksikti aralardan o sırada mı bunlardan bahsedldi bilmiyorum ama mesela o kitabın sonunda 3 ay boyunca Schuyler nerede saklandıi, ne yaptı ? söylemediler birde Fİfer Elizabeth’e hortlakla ilişiki yaşamak hakkında birşeyler söylüyordu Cadı Avcısı kitabında ama Av kitabında öpüşmek istemediğinden kavga ettiler daha ilişki yaşamıyorlardı yani.İlişkilerinin ne zaman basladığı da yazılmamış.Ama yinede iyiydi zaten ben en çok John kısmını sevdim.Hem onun için biraz üzüldüm hem de Elizabeth’e aşık olmaya başladığını kendi duyguları üzerinden okumak çok daha güzeldiii.️
Kral katilini okuduğumda rs e girmiştim. Bu kitap beni o moddan çıkardı. Hem ince olması hemde akıcı olmasıyla kitap çok güzel oldu. Hemen bitiverdiğinde sıkmıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Su Akaydın, Burcu Karatepe

Yazar istatistikleri

  • 75 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 56 okur okuyacak.