1000Kitap Logosu
Şuayb Şerefüddin
Şuayb Şerefüddin
Şuayb Şerefüddin

Şuayb Şerefüddin

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
0.0
0 Kişi
5
Okunma
0
Beğeni
42
Gösterim
Unvan
Yazar
Doğum
Edirne, Türkiye
Ölüm
Uzunköprü, Edirne, Türkiye, 5 Haziran 1911
Yaşamı
Edirne’de doğdu. Edirne Velî Dede Gülşenî Dergâhı şeyhi Mehmed Seyfullah Efendi’nin oğludur. Soyu beşinci kuşakta Gülşeniyye’nin Sezâiyye kolunun pîri Hasan Sezâî-yi Gülşenî’nin damadı Şeyh Ahmed Müsellem Efendi’ye ulaşır. Tahsiline Konyalı Hacı Mahmud Efendi’nin yanında başladı. Edirne rüşdiyesinde Kütahyalı Osman Efendi’den Arapça ve Farsça, Berberzâde Mehmed Efendi’den dinî ilimleri öğrendi. Babasının vefatı üzerine yirmi yaşlarında İstanbul’a giderek Molla Aşkî Dergâhı’nda Gülşeniyye’den Gürcü Ali Efendi’nin halifelerinden Bolulu Şeyh Mustafa Hilmi Efendi’ye intisap etti. Kendisine Gülşenî tacı ve hırkası verildikten sonra Edirne’ye döndü. Mânevî bir işaretle 1864 yılında tekrar İstanbul’a giderek şeyhinden Gülşenî icâzetnâmesi aldı ve Edirne’ye gelip Velî Dede Gülşenî Dergâhı meşihatını üstlendi. Üç yıl sonra şeyhi Mustafa Hilmi Efendi’nin vefatı üzerine Eskicami müderrisi Hâfız İsmâil Rüşdü Efendi’den tefsir ve hadis okumaya başladı; tasavvufî konularda kendisinden faydalandı. 1873’te Halkalı Dergâhı şeyhi Hayrabolulu Mehmed Mahvî ile tanışarak ondan feyiz aldı. Böylece Gülşeniyye’nin Hâletiyye koluna da intisap etmiş oldu. Hocası İsmâil Rüşdü’nün aracılığıyla tanıştığı Harîrîzâde Kemâleddin Efendi’den 1876 yılında Nakşibendiyye, Celvetiyye, Şâbâniyye, Kādiriyye, Rifâiyye ve Halvetiyye tarikatlarından icâzet alırken kendisi de ona Gülşeniyye icâzeti verdi. Edirne, Uzunköprü ve Keşan civarında yaptığı seyahatlerle etrafında geniş bir mürid halkası oluşan Şuayb Şerefeddin Efendi, Velî Dede Gülşenî Dergâhı’nda uzun yıllar irşad faaliyetinde bulundu ve 5 Haziran 1911 tarihinde Uzunköprü’de vefat etti. Cenaze namazı Edirne Eskicami’de kılındıktan sonra dergâhın hazîresinde Ahmed Müsellem Efendi’nin kabrinin yanına defnedildi. Hüseyin Vassâf ölümüne “şeyh-i ârif billâh” ifadesini, halifesi Şeyh Mehmed Şehrî, “Dem-i hûya verip demi pîr-i azîz Şerefeddin / Verdi hûya dem-i hû pîr-i âlem Şerefeddin / Habîbi hû dedi vardı cenâb-ı Şâh Şerefeddin” mısralarını tarih düşürmüştür. Şuayb Şerefeddin Efendi’nin ikinci eşi Sümbül Hanım’dan Ali Seyfullah, Mehmed İrfan, Mehmed Kemâleddin ve Mehmed Vefâ adında dört oğlu ile Dervişe Hanım adlı bir kızı dünyaya gelmiştir. Ali Seyfullah, Uzunköprü’de mektep muallimi iken yirmi iki yaşında veremden ölmüş, Mehmed İrfan ve Mehmed Kemâleddin, I. Dünya Savaşı’nda Suriye cephesinde şehid düşmüş, Mehmed Vefâ, Uzunköprü’de ablası Dervişe Hanım ve eşi Gülşenî-Rifâî şeyhi Mustafa Zevkî Efendi’nin yanında hayatını sürdürmüştür. Şuayb Efendi’nin soyu kızı vasıtasıyla devam etmiş, aile 1934’te çıkan soyadı kanununun ardından Keçeci soyadını almıştır. Şuayb Efendi’nin vefatından sonra dergâhın postnişinliğine oğlu Mehmed İrfan Efendi, küçük kardeşi İsmâil Talat Efendi, yeğenleri Hâfız Sırrî ve Ahmed Hayâlî efendilerle damadı Mustafa Zevkî Efendi geçmiştir. Bunlar tarikat terbiyesini Şuayb Şerefeddin Efendi’den almışlardır. “Şerefeddîn-i Sânî” lakabını alan Şeyh Ahmed Hayâlî ayrıca Hüdâyî Âsitânesi postnişini Şeyh Gülşen Efendi’den Celvetî, Uzunköprü Müftî Ferîdüddin Efendi Dergâhı şeyhi Emin Efendi’den Rifâiyye icâzeti almış, münhal olan Saçlı İbrâhim Efendi Tekkesi’nde Rifâî şeyhliği yapmıştır. Hüseyin Vassâf’ın melâmet ve mahviyet ehli, vahdet-i vücûd zevkine mazhar bir mürşid olarak tanımladığı Şuayb Şerefeddin Efendi, Gülşeniyye tarikatı mensuplarınca tarikatın son devirdeki müceddidi sayılmıştır. Nitekim, “Fâris-i meydân-ı aşkım Gülşen-i Sânî / Mürdeler ihyâ eder ol cân ile cânan benim” makta‘ beyitli bir fahriyyesinde kendisini ikinci İbrâhîm-i Gülşenî diye niteler. Pîrleri İbrâhim Gülşenî ve Hasan Sezâî’nin yolundan giden Şuayb Efendi, Hüseyin Vassâf’a ve diğer halifelerine gönderdiği mektuplarıyla Hasan Sezâî’nin mektubat geleneğini sürdürmüş ve mektup yazma biçiminde, üslûbunda, kullandığı mühürde onu taklit etmiştir. Hüseyin Vassâf’ın naklettiğine göre Şuayb Şerefeddin Efendi Anadolu, Rumeli ve Arabistan’da olmak üzere 400’den fazla halife yetiştirmiştir (altmış beş kadar halifenin isim listesi için bk. Sefîne-i Evliyâ, III, 278). En başta gelen müridlerinden biri olan Hüseyin Vassâf, şeyhinin kendisine yolladığı altmış üç mektubu Mürâselât adlı eserinde toplamıştır (Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 2310). Şeyh ile mürid arasındaki mektuplaşma geleneğinin önemli örneklerinden olan Mürâselât’ta ayrıca Şeyh Şuayb’ın diğer halifelerine gönderdiği mektup sûretleri, hayatı hakkında bilgiler, “Şeref” mahlasıyla yazdığı bazı şiirler, Vassâf’ın Şeyh Şuayb’a ve bazı halifelerine yolladığı mektuplarla cevapları da yer almaktadır. Şadiye Çimen, Şuayb Şerefuddîn-i Gülşenî: Hayatı, Eserleri ve Mektupları adıyla bir yüksek lisans tezi hazırlamıştır (2002, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü). Eserleri. 1. Îzâhu’l-merâm fî meziyyeti’l-kelâm. Hasan Sezâî’nin, “Kalem-i sun‘-i ezel her ne ki tahrîr etti / Kaydedip suhf-i ebedde anı takrîr etti” beytiyle başlayan beş beyitlik gazelinin şerhidir (İstanbul 1310). Kalem sûresinin ilk âyetinin bir nevi işârî tefsiri sayıldığından Şerhu’n-noktati ve’l-kalem adıyla da anılır. Eser, Yaman Arıkan tarafından sadeleştirilerek Kâinâtın Mihveri adıyla yayımlanmış (İstanbul 1975), bu yayının bazı ilâvelerle birlikte Îzâhu’l-merâm fî meziyyeti’l-kelâm ismiyle ikinci baskısı yapılmıştır (İstanbul 2001). 2. Risâle-i Nûr. Allah’ın “nûr” isminin İbnü’l-Arabî, Niyâzî-i Mısrî ve Hasan Sezâî’nin fikirleri çerçevesinde izahından ibarettir. Hacmi küçük olan risâle Mürâselât’ta bulunmaktadır. Ayrıca sadeleştirilerek Îzâhu’l-merâm’ın ikinci baskısına eklenmiştir. Hüseyin Vassâf, Şuayb Efendi’nin ayrıca Şerh-i Salât-ı Meşîşiyye, Keşfü’s-salât, Alâ Rivâyet-i Besmele-i Şerîf ve Hâtıra Defterleri adlı eserleri olduğundan bahsetmektedir. Vassâf, Hâtıra Defterleri’nin bir kısmının Uzunköprü’de damadı Şeyh Mustafa Zevkî Efendi’de, diğerlerinin Gülşenî Velî Dede Kütüphanesi’nde bulunduğunu söyler. Şuayb Şerefeddin’in Dede Ömer Rûşenî’nin bazı kaside, gazel ve rubâîleriyle Miskinnâme’sinin bazı bölümlerinden ve diğer mesnevilerinden yaptığı bir seçme Âsâr-ı Aşk adıyla yayımlanmıştır (İstanbul 1316).

Alıntılar

lazcuk
bir alıntı ekledi.
Rene Guenon, İslâm Maneviyatı ve Taoculuğa Toplu Bakış adlı eserinin 5. bölümünde "Ruh" konusunu anlatırken şu bilgileri verir: "Harf ilminin (ilmü'l-hurûf) geleneksel verilerine göre, Allah evreni, harflerin ilki olan Elif'le değil, ama ikinci harf olan Ba ile yarattı. Gerçekten tevhid (unité), zuhurun ilk ilkesi olsa da, bu zuhur doğrudan doğruya ikiliği (dualité) varsayar. Mümkün varlıkların sayısız çokluğu, Ba'nın iki ucuyla simgelenen zuhurun birbirini tamamlayan iki kutbu arası gibi, bu iki terim arasında ortaya çıkmış olur. Öyleyse yaratılışın kökeninde Ba vardır. Yaratılış onunla ve onda olur, yani Ba harfi, cer harfi Bi 1 olarak ele alınırsa, çıkacak iki anlama göre2, o hem 'araç'tır hem de 'yer'dir. Bu temel rol içinde, Ba, Ruh'u temsil eder. Bunu da, öz itibariyle Nur'la özdeş olan Evrensel Varoluşun (Existence universelle) Küllî Ruhu olarak anlamak gerekir. O doğrudan doğruya 'Allah'ın buyruğuyla' (min emri'llâhi) ortaya çıkmıştır. Bir kez ortaya çıktı mı, bir tür âlet, araç oluyor. Bu araçla, 'ilâhî buyruk' bütün eşyayı var ediyor. Bütün eşya ona göre 'düzene giriyor'. ---------------------------------------------------------- 1- İşte bu yüzden, "Bi" ya da karşılığı olan harf, kutsal kitapların ilk harfidir. Tevrat, "Bereshith" ile, Kur'an "Bismillah"la başlar. Bugün her ne kadar İncil'in kutsal bir dilden metni elimizde olmasa da, en azından Aziz Yuhanna İncili'nin ilk sözcüğünün İbranice "Bereshith" olması gerektiği belirtilebilir. 2- İlâhî "Kelâm" olarak temsil edilen yaratma eylemini ifade etmek için Tevrat'ın Tekvin bölümünde kullanılan İbrânice Yâmer fiili emr kökünden türer.
Şuayb Şerefüddin
Sayfa 21 - İZ YAYINCILIK ☪ 2009 - İSTANBUL
13