Suraiya Faroqhi

Suraiya Faroqhi

YazarEditör
8.6/10
36 Kişi
·
140
Okunma
·
22
Beğeni
·
732
Gösterim
Adı:
Suraiya Faroqhi
Unvan:
Alman Akademisyen, Osmanlı tarihçisi, Yazar
Doğum:
1941 Berlin, Almanya
Alman bir anne ve Hint Müslümanı bir hekim babanın çocuğu olarak 1941'de Almanya'nın Berlin şehrinde doğdu. Hamburg Üniversitesi'nde okurken öğrenci değişim programı çerçevesinde İstanbul Üniversitesi'ne devam etti. 21 yaşında İstanbul'a gelen Faroqhi, burada Ömer Lütfi Barkan'ın öğrencisi oldu, yüksek lisans tezini Hamburg'da tamamladı. 1968-1970 yılları arasında Bloomington Üniversitesi'nde İngilizce dil eğitimi alanında eğitim aldı. Tez çalışmasını tamamladıktan sonra 1971 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı.

İktisadi ve sosyal tarih üzerine çalışan Faroqhi, 1980 yılında biri Almanya'da, diğeri Türkiye'de olmak üzere iki doçentlik tezi hazırladı. 1986 yılında profesör oldu. 1987 senesinde emekli olup Münih Ludwig Maximillan Üniveritesi'ne gitti. Buradan da 2005 yılında emekli olan Faroqhi, bu tarihten beri İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde ders vermektedir.
Evliya hamsiden çok etkilenmiş olmalı ki, hiçbir zaman yapmadığı bir şeyi yaprak bu balıkla ilgili bir yemek tarifini aktarmıştır:
Bunun için, tahminen bugün kullanılan teflon gibi yüksek ateşte dayanıklı ağır bir tavaya ihtiyaç vardır. Temizlenen hamsiler onar onar şişlere çekilir. Maydonoz, kereviz soğan ve pırasa karıştırılır ve bu karışımın da içine karabiber ile tarçın katılır. Sonra tavaya, ilk sırası balıkla başlamak üzere üst üste sebze ve balıklar dizilir. Üzerine zeytinyağı dökülür ve tamamı hafif ateşte yaklaşık bir saat süreyle kızartılır. Seyyahın anlattığına göre bu yemek şenlik günlerinde hazırlanırdı.
Evliya’nın osmanlı taşra kentleri betimlemelerinde özellikle sevilen et yemekleri üzerine genel bilgiler vardır, hatta seyyah bazen belirli yemeklerin tatlarının nasıl olması gerektiğini bile en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır. Örneğin Kütahya usulü, mütevazı bir paça yemeğini anlatır ve görünüşünün berrak, tadının ilik gibi olduğunu söyler. Birçok batı Anadolu kentinde tandır kebapları da ortaya çıkmıştır. Ayrıca etli pide vardır. Bitlis’te keklik kızartma, keklikli börek, keklik pilavı, yöresel yemeklerdi.
Suraiya Faroqhi
Sayfa 631 - Tarih vakfı yurt yayınları
Evliya, Bitlis beyinin sarayında kalmıştı ve bu nedenle alışılagelmiş yiyeceklerden çok, ziyafet yemeklerini tanımış olmalıydı. Evliya’nın Edirne seyahatinde genellikle sarayda konaklamakla birlikte daha çok kentte dolaşmış olması, ancak bu yürüyüşleri sırasında hiçbir ünlü et yemeğineden söz etmemiş oluşu ilgi çekicidir.
Paralı asker olarak bir taşra yöneticisinin maiyetine katılmış olan bir köylü, kendisini köyüne döndürme çabalarına karşı çok daha iyi korunmaktaydı. Bu anlamda, köy düzeyinde toplumsal çatışmaların Celali isyanlarının nedeni olduğunu yadsıyan İnalcık ve İslamoğlu-İnan'a katılınabilir. Köylüler içinde bulundukları koşullardan kaçamayacak ve askeriyeye, şehirlere, hatta yarı göçebe aşiretlerin himayesine giremeyecek durumda olsalardı, sonuç şimdi karşımıza çıkan askerî ayaklanmalar değil, fakat devlet ve ona hizmet edenlere karşı köylü isyanları olurdu.
Suraiya Faroqhi
Sayfa 117 - Alfa Yayıncılık
Yine XVI. yüzyılda "aynada silik bir görüntü gibi" izleyebildiğimiz ve XVII. yüzyıl içinde gücüne güç katan Osmanlı "büyük hane halkları" (kapı halkları) mensupları, Avrupa soyluluğunun en azından parşömen ya da kâğıt üzerinde sahip olduğu yasal haklara sahip olmadığı halde, bir aristokrasi olarak görülebilir.
(...) ihmal edilenler sıralamasında zanaatkarlar, Osmanlı halkının sayıca en büyük ve en az incelenmiş kesimleri olan köylülerin ve göçebelerin hemen üstünde yer alırlar.
Osmanlı zanaatkarları çoğunlukla, kurdukları loncalar ustaların çıkarlarını savunacak ve ayrıca özellikle merkezî eyaletlerde devlet aygıtının taleplerini aktaracak biçimde örgütlenmişlerdi.
363 syf.
Osmanlı Tarihi dediğimizde aklımıza savaşlar, zaferler ve sonrasındaki mağlubiyetler gelir. Son dönemlerde özellikle sosyologların ve iktisat tarihçilerinin de işin içine girmesiyle Osmanlı Tarihini toplumsal yapı, iktisadi yapı vb alanlar açısından da incelemeye öğrenmeye başladık.

Osmanlı Tarihiyle ilgili uzun süre ihmal edilmiş bir alan ise geniş Osmanlı coğrafyasında el emeğiyle üretim yapmış ve hayat mücadelesi vermiş “zanaatkar”lardır.

Suraiya Faroqhi (Süreyya Faruki)’nin derlediği kitapla; İstanbul’dan Kahire’ye Osmanlı şehirlerinin her birinde faaliyet göstermiş, terziden marangoza, ayakkabıcıdan demirciye, sahaftan kasaba kadar bir çok zanaatkarın gündelik hayatlarını ve esnafı birbirine, devlete ve her türlü sıkıntıya karşı ahlaki ve manevi örgütlenmelerini, lonca sisteminin nasıl işlediğini ve zamanla nasıl bir dönüşüm geçirdiğini görüyoruz.

Ekmek Aslanın Ağzında, yaygın varsayımları ve mite varan ezberleri sarsıyor. Kitaptaki her makale arşiv bulguları üzerinden ve yeni, şaşırtıcı sorularla dolu bir çalışma ortaya koyuyor.

Kitabın özellikle konusunda araştırma yapacaklara önemli yardımı dokunacaktır. Benim gibi uzak da olsa konuya ilgi duyan araştırmacılar içinse farklı bilgi ve tecrübeler sunuyor. Özellikle kısıtlı tarih anlatımında Yeniçeri Ocağı’nın kapanmasıyla birlikte Yeniçeri askerlerinin hayatlarının ne yönde değiştiği hiç anlatılmaz benim için merak konusu idi. Kitapla birlikte bu merakım bitti.

Ayrıca kitabın sonundaki sözlük gayet yararlı olmuş. Hiç unutmayacağım bir kelime öğrendim: “beşe”

Osmanlı ordusunda piyade Yeniçeriler için kullanılırmış, Yeniçeri ocağı kapatılınca askerler zanaatkar olmuşlar ve Loncaların yönetimlerine gelmişler. Sonrasında yeniçeri olduklarını belirtmek için isimlerine beşe eklenmiş.. Farsça'da atmaca anlamına gelen beşe, eski Türklerde de büyük erkek çocuk için kullanırmış baş ağa manasında.. Paşa'nın da “beşe'den türetildiği ifade ediliyor. Kitabı okumak benim için tarihin sayfalarında dolaşmak gibi oldu ve ayrı bir tad aldım.
416 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Tarih ders kitaplarından biraz daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız güzel bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Kronolojik olarak padişahlar dönemindeki olaylara değinilmiş biraz daha detaylıca incelenmiş kuruluş dönemi padişahları dönemleriyle ilgili sınırlı sayıda bilgiye sahip olmamızdan dolayı bu bilgiler biraz kısıtlı eğer bir kaynak ve referans değilde bir merak giderme dur bir bakayım şu osmanlıda neler olmuş diye merak edenler için fazlasıyla yeterli bir kaynak.
363 syf.
·22 günde·Puan vermedi
Osmanlı Kültürü ve Gündelik Yaşam Osmanlı Tarihine dair okuyabileceğiniz en muhteşem en şahane kitap zannımca Tabi Tarih deyince sadece savaşları barışları yıkılışları kuruluşları anlamıyorsanız... Bu kitap Osmanlının İmparator olmak'lığına Devlet olmak'lığına dair her şeyi anlatıp gözler önüne sermekte Süreyya Faruki öğrendiğim kadarı ile Hintli bir anne ve Alman bir babanın kızı Ama Osmanlı Tarihi üzerine Onun kadar iyi yazabilen Türk Tarihçi dahi o kadar az ki günümüzde Bir de muhteşem güzel bir Türkçesi var tabii... Kitapta çok enteresan bilgiler var Osmanlı insanına ve yaşamına dair... Okudukça anlıyorsunuz ki Özellikle tek yanlı ve ideolojik bir bakışa sahip olanlar için belirtmek isterim Osmanlı atalarımız hiç de öyle yobaz cahil geri kafalı geri kalmış... değillermiş!!! Yani ki meraklılarına Osmanlı severlere ve kafasındaki Osmanlı dışında farklı sofistike bir Osmanlıyla tanışmak isteyenlere tavsiyemdir , çok farklı bir bakış açısı ile...
336 syf.
·63 günde·Beğendi·10/10 puan
Eser, Osmanlı Devleti'nin tarihi araştırılırken hangi kaynaklara ne şekilde başvurulması gerektiğine dair ayrıntılı ancak insanı sıkmayan bilgiler veriyor. Hangi arşive nasıl gidip ne şekilde araştırma yapacağınıza kadar her bilgi bu kitapta yer alıyor.
Halil Korkmaz
Halil Korkmaz Osmanlı İmparatorluğu ve Etrafındaki Dünya'yı inceledi.
430 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10 puan
Yazarın "Osmanlı etrafındaki dünya" hakkında çok derin ve detaylı bir araştırmalar yaptığı kaynakça bölümünden anlaşılmakla birlikte, bu araştırmalarını kitabına aktarabildiği söylenemez.
Yazar tam 52 sayfalık bir girişle, "konuyla ilgili yeterli kaynak bulamadığını" aktarırken kitabın kalan bölümünde de neredeyse her paragrafta "bu konuda elimizde yeterli veri yok" demektedir.
Yazara somak lazım: "Madem hiç bir konuda elinizde yeterli araştırma-veri yoktu da neden bu kadar iddialı bir başlıkla kitap yayınlamaya kalktınız?
Kitapta aslında çok faydalı bilgiler verilmiş fakat bu bilgiler bölük pürçük bir şekilde ve sistematik değil.
Belki de kitap ve yazarın tek alkışlanacak tarafı, yazarın kitabın sonunda eseri yüzüne gözüne bulaştırdığını itiraf etmesidir ki işte o itiraf: "Bazı yayınlardan sonra görülecek yorumların amacı bilgi vermek değil, yeni başlayanları özellikle ufuk açıcı bulduğum bazı eserlere yönlendirmektir."
Bir yazar "bu kitapta size bilgi vermiyorum, kitabımda bulmayı umut ettiğiniz bilgiye ulaşabileceğiniz kitapları "kaynakça" bölümünde gösteriyorum" diyorsa, bilmem başka söze hacet var mı?

Yazarın biyografisi

Adı:
Suraiya Faroqhi
Unvan:
Alman Akademisyen, Osmanlı tarihçisi, Yazar
Doğum:
1941 Berlin, Almanya
Alman bir anne ve Hint Müslümanı bir hekim babanın çocuğu olarak 1941'de Almanya'nın Berlin şehrinde doğdu. Hamburg Üniversitesi'nde okurken öğrenci değişim programı çerçevesinde İstanbul Üniversitesi'ne devam etti. 21 yaşında İstanbul'a gelen Faroqhi, burada Ömer Lütfi Barkan'ın öğrencisi oldu, yüksek lisans tezini Hamburg'da tamamladı. 1968-1970 yılları arasında Bloomington Üniversitesi'nde İngilizce dil eğitimi alanında eğitim aldı. Tez çalışmasını tamamladıktan sonra 1971 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı.

İktisadi ve sosyal tarih üzerine çalışan Faroqhi, 1980 yılında biri Almanya'da, diğeri Türkiye'de olmak üzere iki doçentlik tezi hazırladı. 1986 yılında profesör oldu. 1987 senesinde emekli olup Münih Ludwig Maximillan Üniveritesi'ne gitti. Buradan da 2005 yılında emekli olan Faroqhi, bu tarihten beri İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde ders vermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 22 okur beğendi.
  • 140 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 281 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.