Suut Kemal Yetkin

Suut Kemal Yetkin

YazarÇevirmen
8.1/10
59 Kişi
·
175
Okunma
·
15
Beğeni
·
3369
Gösterim
Adı:
Suut Kemal Yetkin
Tam adı:
Suut Kemalettin
Unvan:
Türk Edebiyatçı, Denemeci, Edebiyat Profesörü
Doğum:
Şanlıurfa, 1903
Ölüm:
18 Nisan 1980
Suut Kemal Yetkin (d. 1903, Şanlıurfa, Türkiye) - (ö. 18 Nisan 1980), Türk edebiyatçı, denemeci, edebiyat profesörü.

Yazın yaşamına Suut Saffet takma adıyla şiir ve mensur şiirler yazarak başladı. Estetik, sanat, felsefe, resim konularındaki yapıtlarının yanı sıra, deneme türünde yapıtlar vermiştir. Edebiyatın türlü konuları üzerinde özlü düşüncelerini kaleme alan deneme türünün en başarılı temsilcilerinden olmuştur. 1959-1963 yılları arasında Ankara Üniversitesi Rektörlüğünde bulunmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (1. Dönem) Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi'nin oğludur. Devlet Bakanlığı, Fahri Korutürk ve İhsan Sabri Çağlayangil dönemlerinde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yapmış İlhan Öztrak'ın kayıpederidir.

TBMM VII. ve VIII. Dönem Urfa Milletvekilliği yapmıştır.
Hayatta iken, tabiat, o beni geride bırakacak diye korkardı. Öldükten sonra da, ben onunla öleceğim diye korktu.
Suut Kemal Yetkin
Sayfa 30 - Remzi Kitabevi - 1968
Şiir nedir? Kelimelerin tek bir kelimeye feda edilişinden başka bir şey midir? 0 tek kelime ki yalnız kendi değerini değil, susturulmuş olan öbür kelimelerin de değerini taşır.
Eugenio DIARS
Suut Kemal Yetkin
Sayfa 4 - Varlık yayınları
Zekası ve cesareti daima ihtişamlı, pervasız bir karakter taşıyordu; sağlığında dört bucakta duyulan adı, ölümünden sonra bir kat daha yayıldı. Ser Piero da Vinci'nin oğlu, sahiden tanrılar arasında yeri olan eşine az rastlanır bir adammış.
Suut Kemal Yetkin
Sayfa 12 - Remzi Kitabevi
Her şeyi çıkarsız ve karşılıksız gören sanatçı, çoğu zaman gerçekler dünyasında, herkes gibi bir yaşama duygusundan yoksundur. Toplum düzenine, alışık olduğumuz kurallara her zaman kolay kolay uyamaz. Seziş ve düşüncesini özel bir biçim uğruna kullandığı için çoğunlukla soyut ve bilimsel kuruluşlara yabancı kalır.
Suut Kemal Yetkin
Sayfa 4 - Remzi Kitabevi
Yunan altın çağından sonra ilk defa çizgi, aydın-gölge, modle, terkip ve hareketle gerçekleşen resim sanatını Giotto açmıştır. Bunun içindir ki sanat tarihinde onun eşsiz bir yeri vardır.
Suut Kemal Yetkin
Sayfa 11 - Remzi Kitabevi
56 syf.
Heidegger diğer adı ile Dasein'in babası, bugüne kadar sorulmuş ama üzerinde derinlemesine tefekküre düşülmemiş; yegane varlık sorusunu belki de Metafizik denilince akıllara İdea'nın üzerinde fikir yürütmüş; dünya felsefe literatüründe her ne kadar Platon denilse bile, asıl Diyalektiğin dedesinden *Parmenides'den* bu yana söz gelimi: Elealılar'dan veya Antikiteyi baz alınca, hiçlikten kaos üzerinde düşünme edinimleri, Orta-Çağ Teolojisine kadar sıçramıştır. Onların ''hiç-i'' tanrı üzerinde yoğunlaşmıştır. Aslolan soruyu milatlar ile sınırlandırmaya kalkınca, bu düşünsel hiçlik kavramı her zihnin idrakine hasıl olamayacağı gibi, dolaylı veya dolaysız her varlığın, içerisinde bulunmakta olduğunu bize Heidegger şu alıntısı ile bildiriyor:
(Aynı şekilde 'hiçlik' kavramı olmasa varlıktan bahsedemezdik, çünkü varlığın sınırı hiçliktir.)

(Parmenides'ten: Yokluktan var olan meydana gelmeyeceği, hiçlikten varlık ortaya çıkmayacağı, var olan bir şeyin de asla yok olmayacağı) sorusundan tutalım da, (Leibniz'in: Neden bir şey var da hiçlik yok) sorusunda yüzyıllar önce sorulmuş ta ki üzerinde durulmamıştır. Bu soruları, Heidegger' de tekrar buluyoruz! (Heidegger: ''Niçin umumiyetle varlık olsun da daha ziyade hiçlik olmasın'') sorularını kitapta irdelemektedir.

Heidegger'in felsefesi karanlık ve bulanık olarak addedilir. Ama birçok soruya muazzam bir kapı aralar, ansızın bir boşluk doğar. Dolayısıyla, onun bizzat-i söz etmek istediği biricik soru: Varlık nedir? Neye tekamül ediyor? Bu varlık sonlu bir varlık olmakla birlikte, varlık üzerine sorulması gereken, dahası üzerinde durulması gereken sorular vardır. Kendi ağzından şu sözlere yer vermek gerek: (Heidegger İnsan nedir ve kimdir? İnsanın ve onun kim olduğu sorusu üzerine derinlemesine düşünülmesi ihtiyaç vardır.)
Son olarak, söz etmek istediğim bu alıntıların, bazıları kendi belgeselinden yapmaktayım. Dolayısıyla, belgeseli izlemek gerek ve kitapları üzerinde; ne demek istediğine dair, girizgah olarak mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki varlık sorusunu açığa çıkarıp, bir takım soruların üstünü açık bırakıyor. Yine kendisine yer vererek: (Heidegger: Nitekim düşünme ve inanma edinimleri ortadan kaldırılamaz, çünkü varlığın mevcudiyeti sonludur.) ''Fakat düşünme yoluna devam eder.'')
''İnsan var olduğu müddetçe felsefe yapılacaktır.'' (Platon)
231 syf.
·35 günde·Beğendi·8/10
Avareliğinde kaybolduğum bi' başkarakter oldu Renée; tüm yaşayışında geçmişin acısını mağrur, gururlu, samimice taşıyan ve derin bi' bağımsızlık, özgürlük fikriyle devinen.

Renée'nin aşkının ardında koskoca bi' anılar sandığı var. Bu sandıksa hüzün ve acıyla dolu. Tüm yeniliklere atılan ilk adım önce tek çünküsü unutamayış olan bu "anılar sandığı" tarafından sınanıyor. İşte böylece tanışıyor Renée, Max'le. Tüm tereddütüne rağmen Max'ın diretisine, gözü körlüğüne zamanla dayanamayıp, direncini yıkarak ona aşık oluyor. Zaman içinde Renée mesleği gereği kendi evinden ve Max'ten kırk günlüğüne ayrılmak durumunda kalıyor. Fakat bu kırk gün ne bildik ne gerçek bi' ayrılık oluyor onun için...

Zaman bi' realize aracıdır, sallar kişiyi. Kendine gel uyarısını verir ve bunu en iyi "kişi kendi başına" olduğunda hissettirir çünkü kişi, insanların, toplumun içindeyken hep bi' yönlendirim halindedir. Fikirleri her ne kadar kendisininmiş gibi görünse de hep çevreden etkilenmiş haldedir. İşte Renee, turneye çıktığında kendi başınayken yavaş yavaş zamanın onu dürtmesiyle kendi içine yöneliyor ve düşünüyor; bu aşk mı, yaşadığı?

Tüm o geçmişin ürkek, sürüngen hisleri ortaya çıkıyor ve onu sorguluyor. Acın yetmedi mi senin, neye umutlusun, yeni bi' aşk için yeni heves gerekiyor oysa sen geçmişi sindirebilmiş değilsin daha...Özgürlüğünü yeni birisiyle yitirerek, hüznünü perçinleyerek tekrar mı acı çekmek istiyorsun?

Okurken harika betimlemelerle, uçsuz, pastel nice ifadelerle karşılaştığım bu kitap benim için farklı, sorgulayıcı sayfalarla doluydu. Sürüncemeli aşkın, aslında hiç de "geçmemiş" olan geçmişin kişiyi nasıl etkilediğine dair, özgün bi' kitap Avare Kadın...


"...Bu acının dışında, eskiden nasılsam gene öyle değil miyim? Yani özgür, korkunç denecek kadar yalnız ve özgür?"
281 syf.
·4 günde
25 Aralık 2019 Çarşamba
22:00

Colette...

"Yazmak! Yazabilmek! bu ne demektir, bilir misiniz? Beyaz bir kağıt önünde uzun uzun hayale dalmak, rüyada gibi bir şeyler karalamak, siyah bir mürekkep lekesi etrafında dolaşan, tam yerini bulamadan bir kelimeye saplanıp kalan, onu hayali bir böcek, kanatlanmış bir kelebek, peri halinde, okunabilir bir kelime şeklinden çıkarıncaya kadar tırmalayan, oklarla dolduran, antenlerle, pençelerle donatan kalem oyunlarına dalmak...

Yazmak... pencerenin gümüş hokkadaki akisleriyle dalgınlaşan, havada kalan bakıştır, - tatlı bir ölüm, kağıdı karalayan eli doldururken yanakları, alnı saran ilahi bir ateş. Bu aynı zamanda geçen saatleri unutmak, sedirin bir köşesinde uyuşup kalmak, bir yaratma sefahati içinde yüzmektir; insan bu sefahatten bitkin, sersemlemiş, ama mükâfatını da bulmuş bir halde, abajurun altına sığınan, küçük ışık yuvarlağı içinde el değmemiş kağıda ağır ağır boşaltılan hazinelerin sahibi olarak çıkar.

Yazmak! insanı baştan çıkaran şu kağıt parçasına bütün samimiyetini çılgınca dökmek, çabuk çabuk, o kadar çabuk dökmek ki, kendisine yol gösteren sabırsız Tanrı'nın yıprattığı el bazan yetişeceğim diye çabalar durur, nefes nefese kalır... Sonra, ertesi gün, hummalı bir saatte bir mucize gibi yeşeren altın dalın yerinde, kuru bir böğürtlen, açılmamış bir çiçek bulmak...

Yazmak! işi gücü olmayanların hem zevki, hem ızdırabı! Yazmak!... zaman zaman, yazın duyulan susuzluk gibi şiddetli bir ihtiyacı - yazmak, tasvir etmek ihtiyacını- yakından duyuyorum. Bu esneyen, çift katlı ucun altında parıltılı, görünmesiyle kaybolması bir olan, insanı saran sıfatı yakalayıp yerine koymak için, yine kalemi elime alıyorum... Bu kısa süren bir buhrandan başka bir şey değil, - kabuk bağlamış bir yaranın kaşınması gibi bir şey."

(Avare Kadın; sayfa, 14-15)

Colette, yirmi yaşında genç bir kızken, hayattaki karşı cins tecrübeleri de henüz çok azken evlerine yılda üç dört kez gelmeye başlayan yazar olmaya çalışan, edebiyat girişimcisi Henri Gauthier-Villars'ın iltifatları, edebiyat konuşmaları ve hareketli yaşamına aldanarak evlilik teklifini kabul ederek kendinden 15 yaş büyük bu erkekle aynı evde yaşamaya başlar, kocası 35 yaşındadır, sosyete çevresinde çapkınlıkta sınır tanımayan, gösteriş toplantılarının adamıdır, lakin kötü bir yazardır biraz ün yaptığı için kendi adını kiralayan bir yazardır başkalarının yazdıklarını kendininmiş gibi piyasaya sürüp insanların sırtlarına basarak yükselen bir düzenbaz...

Ne var ki işler iyi gitmemekte ve onun yanında çalışan paralı yazarlar bir bir ayrılmakta, yirmi yaşında köylü güzeli Colette'nin parlak zekasına güvenip evlenerek de yatırımını yapan Villars Colette'ye bir şeyler yazması için diretir, doğanın içinden çıkan Colette için de yazmak çok zor bir eylem olmaz kalemi hokkasına batırır ve yazar, yazar, yazar taslak metni kocasına verir. Kitabın adı  "Claudine" eşi taslağı okur ve kitabı çok "kadınsı" fazla betimlemeli, sade bulur onun isteği entrika ve maceradır, Colette hayal kırıklığına uğrar taslak bir köşeye atılır, bir gün tekrar hatırlanana kadar biz Colette'nin betimlemeli anlatımına bir göz atalım:

" Dün, Menton'da, bahçeler içinde uyuya kalmış bir aile pansiyonunda, kuşlarla sineklerin, balkondaki papağanın uykudan uyanışlarını dinliyordum. Sabah rüzgarı palmiyeleri, kuru kamışlar gibi sallıyordu, geçen yıl, yine böyle bir sabah vakti dinlediğim o sesleri, bütün o musikiyi tekrar işitir gibi oldum. Ama bu yıl, papağanın ıslığı, yükselen güneş içinde eşek arılarının vızıltısı sert, iri yaprakları kımıldatan meltem, bütün bunlar geriliyor, benden uzaklaşıyor, üzüntüme piyanoda refakat eder gibi, sanki mırıldanıyor, kafamdaki sabit bir fikre, - aşka- sanki pedal vazifesini görüyordu..."

Avare Kadın, sayfa 247

Günler geçer gider, başarısız yazar olan kocanın işleri daha da kötüleşen bir vaziyete bürünür, eve haciz gelir çekmecesi boşaltılan masa da "Claudine" tekrar göze çarpar, ikisi başbaşa verip bazı düzeltmeler yaparak ya da adamın istediği yönde düzenlemeler yapılarak baskıya gönderilir, inanılmaz bir şekilde "Claudine" arka arkaya baskılar yapmaya başlar, Paris'i çalkalayacak kadar üne kavuşan kitabın yazarı kısmına Colette değil onu kullanan kocası yer alır ve kocasının sahte ünü gün geçtikçe artar. Colette'nin haberi olmadan ikinci kitap için 25.000 frank avans alan kocası ormanın içinde bir ev satın alır, maksadı eşi daha rahat ve daha hızlı eser üretsindir. Ama Colette istediği verimi göstermez paranın ihtişamlı cazibesine kapılan adam, Colette'yi bazen odaya hapseder ve istediği kadar sayfa üretene kadar da onu orada bırakır. Bu şekilde Claudine serisi dört kitaba kadar çıkar, ve artık bir marka olmuştur her yerde o vardır. Ama Colette gizli yazar olma düşüncesinden iyice rahatsız olmaya başlamıştır artık..

Bir gün bir davette bir kadına ilgi duyar Colette kocasına da durumu açıklar, kocası her durumu ticari bir eda ile ele aldığı için bu durumu adeta teşvik edici şekilde normal bulur, Böylece Colette'nin ilk kadın sevgilisi ile sadece şehvet boyutunda olan ilişkisi başlar, lakin kocası da aynı kadınla Colette'yi aldatmaya başlar bunun farkına varan Colette bu durumun ağırlığını yazdığı bir Claudine serisinde açığa vurur, artık kocasınına olan soğukluğu gittikçe artmaktadır ama başka erkeklere değil başka kadına yönelerek "erkekler böyledir, hep böyle yaparlar" algısını hemcinslerine sığınarak kıracaktır, kitaptan da şehvet-arzu üzerine olan bir parçayı buraya aktaralım;

"Onun olmakla iş bitseydi! Ama yalnız şehvet mi var... Şehvet aşkın o uçsuz bucaksız çölünde, kızgın ve küçücük bir yer tutar, öylesine kızgın ki önce ondan başka bir şey görülmez: ben onun parlaklığı karşısında dünyayı görmeyecek kadar tecrübesiz bir kız değilim. Ne kadar süreceği belli olmayan bu ateşin etrafi meçhuller, tehlikelerle çevrilidir.... Sevdiğim insan, benim için yanıp tutuşan adam hakkında sanki ne biliyorum? Kısa süren bir sevişme faslından, hatta uzun bir geceden sonra, kendimize geldiğimiz zaman, birbirimizin yanında, birbirimizle yaşamak icabedecek. O ben de bulduğu ilk kusurları cesaretle belli etmemeye çalışacak, ben de onda bulduğum kusurlara göz yumacağım, mağrur olduğum için, utandığım için, acıdığım için, - belki de daha çok bu kusurları beklediğim, onlardan korktuğum için, onları görmemek elimden gelmediği için... "

Avare Kadın, sayfa 243.

Colette'nin son ve en uzun kadın sevgilisi ona kitapları kimin yazdığını bildiğini ve artık kendi adını kullanması gerektiğini söyleyerek ona cesaret verir, Colette gider ve bu durumu kocasına açıklar son Claudine kitabına ikisinin adının yazılmasını önerir, adam "bu bir saçmalık, kadın yazarları kimse okumaz, kabul edilebilir bir şey değil bu senin söylediğin" diye reddetti bunun üzerine Colette artık köle olarak yazmaya son verir eline kalemi almaz yeni hobi alanları bulur pondomima, müzikholler de vakit geçirmeye başlar, kendi parasını kazanmaya başlar. Kadın olarak varlığını kabul etmeyen tüm erkeklere var olan öfkesini Claudine serisinde kadını ön plana çıkararak gösteren Colette onu yatırım aracı olarak kullanan eşine söz geçiremediği için boşanmadan önceki son zamanlarını kadın sevgilisi ile beraber Paris dışında aylar süren turneler ile geçirir, bu arada kocası ise Colette'nin yazarlığını kaybettiği için kısır bir döneme geçer borçlar artarak katlanır, alışık olduğu burjuva yaşam tehlikeye girer bunu üzerine Colette'den habersiz Claudine serisinin tüm haklarını ömür boyu bir yayınevine sadece 5 bin frank karşılığında devreder, bunu turnede bu yayınevi sahibi tarafından öğrenen Colette son bir konusma için kocasının yanına döner ve ona şöyle seslenir:

"Claudine" bendim sen benim çocukluğumu, düşüncelerimi, anılarımı yok ettin. Claudine sana kölelik ettiğim yıllardı, ruh hallerimdi...
Claudine benim çocuğumdu sen o çocuğu öldürdün Claudine artık yok Claudine öldü..."

Ve ardına bakmadan çekip gider, kendi parasını kazandığı ise müzikholle geri döner sahneye yarım saat kalmıştır, valizinde boş bir defter bulur bu Claudine'i yazdığı defterlerin aynısıdır. Kalemi hokkasına batırır ve yazmaya başlar yazar, yazar, yazar...

Ve o sayfalar baskıya gider, ciltlenir elimizin altına Fransızcası "La Vagabonde" Türkçesi "Avare Kadın" olarak gelir. Şimdi bu kitabı okumaya başlayabilirsiniz...

Son olarak bu kitabı başucu kitabı yapan
ve beni Colette ile tanıştıran çok sevdiğim Ahmet Cemal'in Kıyıda Yaşamak kitabından bir bölüm ile bitiriyorum.

"Ben paranın romanını hiç yazmadım. Bana hep onun acı gerceklerini yaşamak düştü. Param olduğunda, çevremde kimde olmadığını hissettiysem, gücüm oranında verdim. Hep bu ahlakla yaşadım. Şimdi ise, ileri sayılmayacak bir yaşa rağmen, artık yolun sonuna geldiğimi biliyorum. Daha yapmak istediğim belki çok şey var. Ama ben, artık çok yoruldum. Daha çok şeyler yapmamı, başladığım ve başlattığım pek çok şeyi bitirmemi bekleyen güzel insanlar var. Asıl onlara borçlu kalacağım. Beni bağışlayacaklarını umuyorum.

Günlerden bir gün, beni bir sigorta hastanesinin odasında ölmeye yatırdıklarında ya da bir yerlerde yaşamını yorgunluktan kendisi noktalamış olarak bulduklarında - Colette'in dediği gibi, artık şöyle gözlerden uzak, külrengi, sessiz sedasız bir ölümü arzuluyorum- bu dünyadan paranın savaşını yitirmiş, ama sanırım kendini ucuzlatmamayı başarmış biri olarak çekip gideceğim ve benim romanım, zaten son satırına kadar yaşanılarak tüketildiği için, hiç yazılmayacak .."

Colette ve Ahmet Cemal kendilerini ucuzlatmamış değerlerdi, özellikle Colette erkek esaretine ve hakimiyetıne son verip yüzyıl öncesinde başkaldıran kadın ve Fransa'nın en çok okunan ve tanınan kadın yazarı olarak birçok kadın hareketinin öncüsüne ilham ve güç kaynağı olmuştur... O kendisine biçim veren ve istediği kalıba sokan başta kocası daha sonra tüm baskıcı erklere karşı koymuş kendi hayatını kazanmış bir kadındı..

Colette...
120 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Platon'un yazdığı Sokrates'ın idamdan önceki son gününü anlatan diyaloğudur. Diyalog Phaidon ( Sokrates'ın öğrencisi) ve Ekhekrates arasında geçer. Phadion Sokrates'ın ölüm anında yanındadır. Phaidon, Sokrates'ın Simmias ve Kebes'le yaptığı diyalogları ve sonrasında ölümü anını Ekhekrates'e anlatır. Diyalogda ruhun ölümsüzlüğü ve ölümden sonraki yaşam sorgulanmaktadır. Kitap, günümüz ilahi dinlerine çok benzeyen açıklamalarla dolu. Örneğin öldükten sonra ruhların toplanacağı alan, bazı ruhların yaptıkları kötülüklerden dolayı cezalandırılacağı, bazılarının da ödüllendirileceği yazıyor. Cezasını çeken ruhlar yeniden bedenlenecektir ( burada ilahi dinlere ters düşmüş). Arınmış ruhlar ise özgür kalacaktır. Arınma ise bedenin isteklerinden kurtulmakla olacak ve bunu da felsefe sağlayacaktır. İşte bunun için gerçek bir filozof için ölmek güzel bir şeydir. Bu düşüncelerle Sokrates baldıran zehiri içerek ölüme gider.
264 syf.
"İnsan, kendisini bekliyen tehlikeyi hiç bil­memelidir... Ne tuhaftırlar şu benim dostlarım; ba­na tedbir tavsiye ediyorlar. Tedbir! Ben tedbirli ola­bilir miyim? Bu, gerilemek olur. Ben ise, mümkün olduğu kadar ileri gitmeliyim... Ama daha ileri gi­demiyorum... Bir şey olmalı, başka bir şey..." Oscar Wilde
80 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Suut Kemal Yetkin , bir denemesinde “ İçten dostlukların dışındaki bütün dostluklar geçicidir; çünkü bunların büyük bir bölümü çıkarcı ve sözde dostluklardır.” der. Bence dostluk kavramına haksızlık var bu sözde. Dost gibi görünmek başka, dost olmak yine başka şeylerdir. Dost gibi görünenler o güzel duygumuzun kemirgenleridir. Öylelerinin ilişkileri zaten dostluğa dayalı değildir ki dostluk sözcüğünü onlarla birlikte analım. Yalancı dost, sözde dost, çıkarcı dost, sahte dost....hiç olur mu böyle şey? Onlar yalnızca yalancı, çıkarcı, sahte, sözde insanlardır. Dostlukla yakından uzaktan ilişkileri yoktur.
Genç Mektuplar - Hamdi Topçu, Babil Yayın Dağıtım, Ankara 2004
96 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10
1932 yılından bir felsefe-biyografi kitabı. Yazar Suut Kemalettin, Shopenhauer, Nietzsche ve Tolstoy'un hayatlarını ve bazı önemli eser ve düşüncelerini kısa bir biçimde açıklamış. Basıldığı yıl gözönüne alındığında, kıymetli bir çalışma. Dili eski ama anlaşılmayacak düzeyde değil. Hem arada bir sözlüğe bakmanın da zararı yok. Samimi bir dili var üstelik. Adı geçen kişilerin hayatlarını bir yerlerden okumuş olabilirsiniz ama 1932 baskılı bir kitaptan okumanın zevki de farklı olabilir.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir solukta okunacak ince hacimli Heidegger eseri. Maddenin anlamını farklı felsefeciler gözünden değerlendirebileceğiniz bir yapıt. Sıkılmadan zevkle okuyabileceğiniz başucu kitaplardan...
144 syf.
·8/10
Ulu Tanrı gerçekten bir hıçkırıktır ancak Verebileceğimiz tanık onurumuza Bir hıçkırık ki çağdan çağa yuvarlanarak. Sonsuz varlığının can verir kıyısında. Yașayıșlarindan günahlara bulunmasaydi, Tanrı sına böyle seslenebilir miydi șair.
150 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Andre Gide’in Seçme Yazılar’ını
MEB Yayınları, 1988 Suut Kemal Yetkin çevirisinden yaklaşık 30 yıl sonra tekrar okudum. Bazı cümleleri okuyunca şaşırarak bazılarını hatırladım ve burada mı okumuştum onları dedim. Gide 1947 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi bir yazar. Bir çok cümlesi aforizmik. Edebiyat kuramı meraklısıysanız, beğendiğiniz yazarların fikirlerini yaşantılarını yakından tanımak istiyorsanız ve bu yazarlar arasında Baudelaire, Proust, Dostoyevski, Wilde bulunuyorsa bu kitabı okuyun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Suut Kemal Yetkin
Tam adı:
Suut Kemalettin
Unvan:
Türk Edebiyatçı, Denemeci, Edebiyat Profesörü
Doğum:
Şanlıurfa, 1903
Ölüm:
18 Nisan 1980
Suut Kemal Yetkin (d. 1903, Şanlıurfa, Türkiye) - (ö. 18 Nisan 1980), Türk edebiyatçı, denemeci, edebiyat profesörü.

Yazın yaşamına Suut Saffet takma adıyla şiir ve mensur şiirler yazarak başladı. Estetik, sanat, felsefe, resim konularındaki yapıtlarının yanı sıra, deneme türünde yapıtlar vermiştir. Edebiyatın türlü konuları üzerinde özlü düşüncelerini kaleme alan deneme türünün en başarılı temsilcilerinden olmuştur. 1959-1963 yılları arasında Ankara Üniversitesi Rektörlüğünde bulunmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (1. Dönem) Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi'nin oğludur. Devlet Bakanlığı, Fahri Korutürk ve İhsan Sabri Çağlayangil dönemlerinde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yapmış İlhan Öztrak'ın kayıpederidir.

TBMM VII. ve VIII. Dönem Urfa Milletvekilliği yapmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 175 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 254 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.