1000Kitap Logosu
Svetlana Aleksiyeviç

Svetlana Aleksiyeviç

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.9
884 Kişi
2.004
Okunma
233
Beğeni
7bin
Gösterim
Tam adı
Svetlana Aleksandrovna Aleksiyeviç
Unvan
Rus Araştırmacı Gazeteci, Yazar
Doğum
İvano-Frankivsk, Ukrayna, 31 Mayıs 1948
Yaşamı
Svetlana Aleksandrovna Aleksiyeviç (Rusça: Светлана Александровна Алексиевич; Beyaz Rusça:Святлана Аляксандраўна Алексіевіч Svyatlana Alyaksandrawna Alyeksiyevich; d. 31 Mayıs 1948) Beyaz Rusyalı araştırmacı gazeteci, yazar. 2014 yılında, Ural Federal Üniversitesi tarafından Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterildi. Ukrayna'nın Stanislav (1962'den sonra adı Ivano-Frankivsk olan yerleşim birimi) şehrinde, Beyaz Rusyalı baba ve Ukraynalı bir annenden dünyaya geldi. Çocukluğu Beyaz Rusya'da geçen yazar, Beyaz Rusya Devlet Üniversitesi gazetecilik bölümünden 1972'de mezun oldu. Sonrasında bazı yerel gazetelerde çalıştıktan sonra, Minsk'te yayınlanan Neman isimli edebiyat dergisinin muhabiri oldu. II. Dünya Savaşı, Sovyet-Afgan Savaşı, Çernobil faciası, SSCB'nin dağılması gibi dramatik olayları yaşamış, bu olaylara tanık olmuş kişilerle röportajlar yaptı. Bu insanlardan dinlediklerinin izlerini yazdığı kitaplarda kolayca görmek mümkündür. Yazıları Lukashenko rejimini rahatsız etti. 2000 yılında hakkında yasal kovuşturma başlatıldı. Bunun üzerine ülkesini terk etti. Hayatının sonraki on yıllık kısmını, kendisine kucak açan Paris, Gothenburg ve Berlin gibi şehirlerde, siyasi sürgün olarak geçirdi. Nihayet 2011 yılında ülkesine, Minsk şehrine geri döndü. Yazarın kitapları, SSCB'de yaşamış insanların, ülke dağılmadan önce ve sonrasındaki, duygusal hayatlarındaki değişimlerin edebi kroniği olarak tanımlanmaktadır. Sovyet-Afgan Savaşı'nın ilk ağızdan anlatıldığı Çinko Çocukları ve Çernobil kazasının ele alındığı Çernobil'den Sesler isimli kitapları en önemli eserleridir. Kitaplarında ele aldığı konuları şu şekilde tanımlamaktadır: « SSCB dönemine ve sonrasına dönüp baktığımızda, tarihimizin koca bir mezar ve büyük bir kan banyosundan ibaret olduğunu görürüz. Kurbanlarla cellatlar arasındaki tükenmek bilmez diyalogları duyarız. Sürekli olarak karşımıza aynı lanetli sorunsallar çıkar: Ne yapmalı, suçlu kim? Devrim, toplama kampları, II. Dünya Savaşı, Sovyet-Afgan Savaşı sırasında halktan gizlenen gerçekler, büyük bir imparatorluğun çöküşü, devasa ölçekte bir sosyalist ütopyanın paramparça dağılması, yeni ortaya çıkan evrensel problemler, Çernobil faciası vs. Bunlar, Dünya üstündeki tüm insanların cevaplaması gereken sorulardır ki, tümü bizim kendi gerçek tarihimizdir. İşte tüm bu cehennemden çıkma soru ve sorunlar, benim kitaplarımın izleğini oluştururlar. » Savaşın Kadınsı Olmayan Yüzü isimli ilk kitabını 1985 yılında yazdı. Kitap, kısa sürede birçok baskı yaparak, iki milyon adetten daha fazla satış rakamına ulaştı. Romanda, II. Dünya Savaşı daha önce çok da ele alınmayan yönleriyle, bir kadının monologları şeklinde anlatılmaktadır. The Last Witnesses: the Book of Unchildlike Stories (Son Tanıklar: Çocuksu Olmayan Öyküler) isimli kitabında, savaşı yaşayan çocukların anıları yer almakta, savaş kadın ve çocukların gözünden adeta yeniden anlatılmakta, yepyeni bir duygu dünyasına kapı aralamaktadır. 1993 yılında, SSCB'nin dağılması sonucunda umutsuzluğa kapılıp, intihara teşebbüs eden insanların öykülerinin anlatıldığı Ölümle Efsunlananlar (Enchanted with Death) isimli kitabını yayınladı. Gerçekten de kendilerini ve yaşam biçimlerini komünist ideoloji ile özdeşleştirmiş çok sayıda Sovyet vatandaşı, ortaya çıkan yeni düzeni kabullenmekte ve bu tarihsel gerçekliği algılamakta zorluk çekmişti. Aleksiyeviç'in kitapları, aralarında Türkçenin de bulunduğu toplam 19 farklı dile çevrilmiştir. Kitapların yanı sıra 21 adet belgeselin metnini hazırlamış ve üç adet de tiyatro oyununun senaryosunu yazmıştır. Tiyatro eserleri, Fransa, Almanya ve Bulgaristan'da sahnelenmiştir.
460 syf.
·
31 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Çernobil Duası I Nobel Ödüllü Kitap İncelemesi
Video yayında bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsiniz; youtu.be/Idrh6GTATEE Öncelikle bu kitabı okumadan önce HBO'nun Çernobil adlı kısa, mini dizisini izlemenin benim açımdan daha faydalı olduğu üzerinde durmakta fayda var çünkü kitabı okumadan önce en azından ufak bir araştırma ile tarihsel olayları ve 80'li 90'lı yılların giyim kuşamını, askeri teknolojisini ve en en önemlisi Sovyetler Birliği emir komuta zincirini görüyorsunuz. Bununla birlikte mini dizi kitabın resmen özeti ve olayların geniş bir perspektiften bakılmasını sağlıyor. Çünkü HBO'nun Çernobil'inde insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden birini göstermekle birlikte dizinin yapımcılarıyla yakınlaşan Andrew Leatherbarrow'un Çernobil adlı kitabını nasıl çıkardığını ve ne kadar ses getirdiğini de görebiliyorsunuz. Şimdi bir arka kapağına bakalım ondan sonra da yoruma geçelim. 2015 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Svetlana Aleksiyeviç’in büyük eserlerinden Çernobil Duası, Çernobil Nükleer Felaketi ve sonrasında yaşananlara dair can acıtıcı bir sözlü tarih çalışması…İsveç Akademisi, Svetlana Aleksiyeviç’e Nobel Ödülü verdiğinde yazarın “yeni bir edebi tür” yarattığını belirtmiş, eserlerini de “duyguların ve ruhun bir tarihi” sözcükleriyle betimlemişti. Aleksiyeviç uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla, kendilerine nadiren konuşma fırsatı verilen, yaşantıları da çoğu zaman ülkenin resmi tarihine karışarak yitip giden sokaktaki insanların hikâyelerini kayıt altına alıyor. Çernobil Duası’nda Aleksiyeviç, 26 Nisan 1986’da meydana gelen tarihin en feci nükleer reaktör kazasını odağına yerleştirerek trajediyi yaşamış insanların bireysel tanıklıklarını aktarıyor. Masum yurttaşlardan itfaiye erlerine, Parti yöneticilerinden askerlere onlarca insan, anlattıkları hikâyelerle halen yaşamakta oldukları korku, öfke ve belirsizliği gözler önüne seriyor. Monolog biçimindeki röportajlardan oluşan Çernobil Duası, duygusal gücü ve dürüstlüğüyle hem unutulmaz bir sözlü tarih çalışması hem de almak isteyen için sayısız ibretler barındırıyor. Burada da anlatıldığı gibi biz Çernobil'i resmi olarak görüyoruz yani Sovyetler Birliğinin bakış açısından ancak gerçeklere baktığımız zaman bununla ilgili ne oradaki itfaiyecilerin ne oradaki hemşirelerin kayıtları yoktur. Kitapta da bu Çernobil felaketini yaşayanların, ayrıca bu felaketi yaşayan bölge insanının fikirlerini, duygularını ve röportajlarını yansıtıyor bu bile kitabı okumak için bir sebep çünkü tarihi kazananlar yazar ve biz kazananların gözüyle tarih kitaplarını okuruz. Peki ya kaybedenler?
Çernobil Duası
Okuyacaklarıma Ekle
2
193
404 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Haydi kadınlar! Lütfen kitabı okuyun, okutun.
Sizce kaç yaşındadır ataerkil dünya? İnsan(oğlu) dediğin hangi yüzyıldan itibaren daha eşitlikçi yaşamaya başlamıştır ya da başlar? Erkeklerin savaşı, erkeklerin siyaseti, erkeklerin tarihi... Kadın? Çoğu defa atlatılmış, unutulmuş, itilmiş, kakılmış... Bir gün yeryüzünün tüm ülkelerinde kadın sokağa çıkarken arkasına bakma ihtiyacı hissetmediği taktirde gerçek medeniyetten bahsedebiliriz. Sizce bunun üzerine bir kitap yazılsaydı türü ütopya mı olurdu distopya mı? (: Benim annem eskiden çok dayak yerdi babamdan. Küçükken kendi kendime söz vermiştim, ben babam gibi olmayacağım, diye. Olmadım. Büyüdüm. Öğretmen oldum. Şimdilerde annem gurur duyuyor benimle. Bizim evde artık annemin borusu öter. Yeri gelir babama bağırır çağırır, hafiften tedirginlik hissetse de... Burada bu kısmı kısa keseceğim. Kötü günlerdi, tekrar hatırlamak istemiyorum. Yer yer değineceğim. Üniversitede psikoloji bölümü okuyan kız arkadaşım vardı. Onun da sayesinde feminizmle alakalı bir çok seminere gittim. Kendimi geliştirdim. Kitaplar okudum. Bana kazandırdığı bakış açısı için teşekkür ediyorum. Zira bu bir bayrak yarışı gibi. Öğrencilerime kadının önemini anlatırken o bayrağı öğrencilerime kendisi vermiş olacak. Kitap... "Kadın yok savaşın yüzünde." Son yıllarda okuduğum en iyi 5 kitap arasına girer. Baştan sona tüylerim diken diken oldu. Hayır, salt kadını anlatmasından kaynaklanmıyor bu denli etkilenmem. Kadının ne olmadığını da anlatıyor zira. Gelenekselliğinden kurtulamamış, bağnaz, gerici, dini kendisine kalkan olarak kullanan insanların yüzüne tokat gibi vuruyor belgeleri. İnsan kendi tarihinden, savaşından bahsederken övünülecek yerleri bir başka anlatır. Parlatır, yüceltir, milli duygularla şahlatır duyguları. Yazarımız Svetlana Aleksiyeviç, kendi yayın evlerinden sansüre uğrasada, otosansürlerini dahi yayınlamış kitapta. Tarihini yüceltmek yerine savaşı lanetlemiş. İşte bu yüzden de eline Nobel 'i tutuşturmuşlar. Ve kadını anlatmış tabi. Sıradan kadını. Cephedeki askerlerin kamyon kamyon kirli çamaşırlarını yıkamak durumunda olan kadını, kendi çocuğunu doğumundan 2 dk sonra suda boğmak zorunda kalan kadını, çocuklarını doyurmak için kedi köpek avlayan kadını, 3 yıl boyunca erkek iç çamaşırı ve kıyafeti giymek zorunda kalan kadını, yaşadıkları acılardan ötürü yıllarca regl olmaktan kesilen kadını... Benim kendi tezim şu ki kadın, dünyaya acı çekmek için gelmiştir. İlk cinsel ilişki, doğum, uykusuz geceler, dayak, şiddet, regl dönemleri, diş çıkaran bebeğini doyurmak zorunda olan kadının yara olan meme uçları, gece rahatça gezme özgürlüğü olmaması... Sizce de kadın dünyaya yaşamı boyunca ne kadar "yaşamak" için gelmiştir ki? Erkek, kassal büyüklüğün hükmünü sürer azizim. Hepsi bu. Kassal büyüklük... Komedi. Benim vücudum avcılık - toplyacılıkdan dolayı asırlardır evrimleşti ve bu yüzden ezil, sürün... Kitapta dikkatimi en çok çeken kısımlardan biri, Stalin dönemindeki kadın askerlerin bir dönem yazara röportaj vermek istememeleri, eşlerinin kadınlara röportaj öncesi şanlı tarih kitaplarını ezberletmeleri oldu. Korkuyorlardı. Savaşta yaşanılanların bilinmesinden korkuyorlardı. Naziler yenilmiş başarı gelmişti. Onca yaşanılan şeylerin konuşulması iktidarlara gölge düşürürdü. Kolu bacağı kopmuş gazilerin savaş sonrası geçimlerini sağlamak için dilenmelerinin bilinmesi gerekmiyordu, istenmiyordu. (?) Yazarımızın Nobel konuşmasından: [Ben kocamla savaşta tanıştım. Tank subayıydım, Berlin’e kadar gittim. Hatırlıyorum, duruyorduk, daha o zaman kocam değildi. Reichstag’ın orada duruyoruz, bana diyor ki, ‘Gel evlenelim. Seni seviyorum.’ Benimse bu sözler bir ağrıma gitti ki! Tüm savaş boyunca kirin, tozun, kanın içindeydik, etrafımızda her şey mat. Şöyle dedim ona: ‘Sen önce benden bir kadın yap, bana çiçekler ver, şefkatli sözler söyle. Cepheden geri yollanınca kendime bir elbise dikerim ben de.’ O kadar dokunmuştu ki sözleri, ona hatta vurmak istemiştim. O da hissetti hepsini. Bir yanağında yanık yarası vardı, dikişlerle kaplı, o dikişlerin üzerinde göz yaşlarını gördüm. ‘Peki, evlenirim seninle’ dedim ve ne dediğime kendim de inanamadım. Etrafımız kırık, dökük, tek kelimeyle, etrafımız savaş.] Kadın, tarih kitaplarının söylediklerinin aksine hayatımızın her köşesinde ve biz erkekler kadının gücünden hep korkmuşuzdur. Bize kadının merhameti lazımdır. Bunu da söyleyemeyiz çoğu defa. Umarım bir gün... Ama ütopya ama distopya... Umarım.
Kadın Yok Savaşın Yüzünde
Okuyacaklarıma Ekle
10
229
400 syf.
·
18 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Qadınlar zəif deyil, zərif qəhrəmanlardır!
Spoiler Kitabda İkinci Dünya müharibəsində iştirak edən yüzlərlə qadının müharibəyə necə getmələri, müharibədə yaşadıqları və müharibədən sonrakı həyatları məharətlə təsvir edilib. Qadınlar da kişilər kimi Vətəni müdafiə etmək üçün könüllü olaraq ordu sıralarına qoşulublar, bəzilərini bir neçə dəfə orduya qəbul etməmələrinə baxmayaraq onlar dəfələrlə müraciət edib sonda müharibəyə qoşulmağa nail olublar. Hətta ən ön cəbhədə olmaq üçün əllərindən gələni ediblər və onların məharətli davranışları kişiləri təəccübləndirib. Tibb bacıları yüzlərlə yaralını döyüş ərazisindən sürünərək çıxarıb onların sarğısını dəyişib və təəccüblüsü budur ki, onlar təkcə rus yaralılarını deyil, alman yaralılarını da xilas edib. Müharibə ərzində hər an onları ölümün gözlədiklərini bilə-bilə onların bəziləri qadın olmaqdan, bəzənib-düzənməkdən əl çəkməyiblər (qadağan olunmağına baxmayaraq), bəziləri isə özlərinə bu haqda qadağalar qoyub. Müharibə ərzində sevgiyə belə qadağa qoyulmağına baxmayaraq onların arasında sevənlər, sevilənlər, müharibə bitincə sevgisi bitənlər də olub. Qələbədən sonra isə onlardan çoxu medallarını, ordenlərini, müharibədə iştirak etmələrini insanlardan gizlədib, çünki insanlar müharibədə iştirak edən qadınlara pis baxırdılar. Çox təəssüf ki, o insanlar qadınların müharibədə nələr gördüklərini, nələr etdiklərini, neçə yaralını xilas etdiklərini anlamaq istəmirdilər. Qısacası, kitabda qadınların müharibə ərzində və sonra etdikləri fədakarlıqlardan bəhs edilib. Kitabda da qeyd edildiyi kimi "Tanrı insanı kimi isə öldürmək üçün, güllə atmaq üçün yaratmayıb, Tanrı insanı sevmək üçün yaradıb." Ümid edirəm ki, bəşəriyyət daha az sayda müharibə görər (təəssüf ki, müharibələri insanlar özləri edirlər) və insanlar daim sevilib-sevərlər.
Müharibənin Qadın Olmayan Üzü
Okuyacaklarıma Ekle
25