Tarih ve Toplum Dergisi

Tarih ve Toplum Dergisi

YazarDergi
10.0/10
4 Kişi
·
5
Okunma
·
1
Beğeni
·
27
Gösterim
Adı:
Tarih ve Toplum Dergisi
Unvan:
Aylık Ansiklopedik Dergi
Musa Çelebi, Emir Süleyman'ın öldürülmesini takiben de Osmanlı
tahtına sahip olmuştur... Bu husus, adına okunan hutbe ve adına kesilen 813 tarihli (4,5), "Musa bin Bayezıd/duri be Edirne" akçesi ile İslam geleneklerine göre yasallaşmıştır. Bu suretle 806'dan 813 yılına kadar geçen 8 yıllık bir Emir Süleyman döneminden sonra Musa Çelebi Osmanlı tahtının sahibi olmuştur.
1. Türkiye birleşmiş, bağımsız ve tek bir hükümete tabi bir ülkedir.
2. Hükümet, halkın egemenliği altında, meşruti, monarşik bir idaredir.
3. Halifelik Padişahlığa bağlıdır ve hanedanın büyük oğluna geçer.
4. Vekiller (Vükela) işleri yasalara göre yürütürler ve Ahali Meclisi ile senatoya karşı sorumludurlar.
5. Vekillerin başı Sadrazamdır. Sadrazam Padişahın onayı ile vekilleri seçer ve Vekiller Heyeti (Conseil des Ministres) kararı olmadan onları azledemez.
6. Bir Vekilin azledilmesi halinde azil nedeni yayınlanır ve kendisi de Divanın huzuruna çıkarılır.
7 . Vekiller Sadrazamın izni olmadan Saray ya da Padişah nezdinde girişimde bulunamazlar.
8 . Sadrazamın imzasını taşımayan iradeler geçersizdir.
9 . Yasalara aykırı bir iradeye karşı gelinebilir. Böyle bir iradeyi
imzalayan Sadrazam da cezalandırılabilir.
10. Yasalarla ulus özdeştir. Ulusa göre yasalar ancak Ahali Meclisi ve Senato tarafından yapılır ve kabul edilir.
11 . Ahali Meclisi ve Senato tarafından düzeltilmeyen eski yasalar
yürürlükten kalkar.
12 . Ahali Meclisinin ve Senatonun kaynağı ulustur... Fakat beş kademe halinde birbirinden doğan meclislerden vürut etmiş gibi görünür. Bu meclislerden her biri köy, nahiye, kaza, sancak ve vilayet merkezinde toplanır. Bunların başında Vilayetliler Meclisi gelir. Her meclisin bir de cemiyeti ve ata hakimi vardır. İlk temsilciler halk tarafından atanır.
İstanbul 'da bir Devlet Meclisi vardır. Ahali Meclisinin ve Senatonun üyeleri ile belli başlı hükumet dairelerinin temsilcilerinden oluşan bu Meclis, hesapları teftiş eder ve her yıl, Ahali meclisinin ve Senatonun da düzenlemesinden geçirerek devletin bütçesini yayınlar.
13 . Oy hakkı evrenseldir. Ücret veya vergiye tabi veya bağlı değildir.
14. Vilayetler, temel yasalara ve bunlara ilaveten kendi meclislerince alınıp, Ahali meclisinin ve Senatonun düzenlemesinden geçen kararlara göre idare edilir.
Polisler, görev yaptıkları yerin içinden seçilir.
15. Vilayetierin temel yasaları birbirinden farklılık gösteremez.
16 . Türkiye'de bütün bölgeler ve bütün Türkiyeliler kanun önünde eşittir.
17 . Her Türkiyeli Osmanlıdır.
18 . Her Osmanlı askerlik görevini yapmakla yükümlüdür. (İstanbullular ve Osmanlı Hanedanının çocukları da aynı yüküm altındadır.)
19 . Askerlik görevi 2 yıldır.
Her askeri merkezde, acemi eratı yetiştirmek için bir kışla mektebi vardır.
20. Çalışan, gelir sahibi olan,memur, subay, hoca ve papaz her Osmanlı gelirleri üzerinden müterakki bir vergiye tabidir.
21 . Padişaha, hanedan ailesi ne, ve vakıflara ait bütün taşınmaz
mallar ile bunlara bağlı mülkler, halkın tabi tutulduğu tarife üzerinden vergi ve aşara tabidir.
22. 1877 yılından beri Padişah namına halktan ve devletten gaspedilmiş olan araziler, çiftlikler ve taşınmaz mallar bilirkişiye incelettirilerek, faizleri ile birlikte sahiplerine iade edilir.
23. 1877 yılından beri verilen imtiyazlar arasında, devlete doğrudan ya da dolaylı hiçbir çıkar sağlamayanlar hükümsüz addedilecektir.
24. Herhangi bir bölgede vergilerin tahsiline yüksek vergi mükelleflerinden başlanır .
25. Hiçbir Osmanlıdan, yasalarda yazılı olmayan bir vergi istenemez.
26. Hiçbir Osmanlı, mahkeme kararı olmadan, irade ile bile, hapse atılamaz ve sürülemez.
27. 1877 yılından beri cezaevlerinde bulunan veya sürülmüş olan
siyasi mahkumlar için genel bir af çıkarılmıştır.
28. Gerek basın, gerek bütün Osmanlılar düşüncelerini açıklamakta, yazmakta, toplantılar yapmakta, dernekler ve sendikalar kurmakta, grev yapmakta serbesttir. Bir kimse ancak mahkeme tarafından suçlanabilir.
29. Her bölgede işçiler ile işverenler arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak üzere bir iş Mahkemesi bulunur. İş mahkemeleri bütün meslek bölümlerinde ışçiler ve işverenler tarafından seçilen hakimlerden oluşur .
İş günü 8 saattir. Kaza sigortası primleri işveren tarafından ödenir.
30. Gizli mahkeme yoktur ve kurulamaz. Her iddianame alenidir.
31 . Osmanlıların ikametgahlarına, mektuplarına, din, vicdan ve
eğitim hürriyetlerine dokunulamaz. Keza, mensup olduğu ırk dolayısiyle hiçbir Osmanlı baskı ve sınırlamaya tabi tutulamaz
32. Hükumetin denetimi altında okullar serbesttir. (Arnavutlar ve Kürtler de kendi dillerinde okullar açabilirler - Askeri orta okullar Eğitim Bakanlığının idaresine bağlı sivil okullar haline getirilir. )
33 . Devletin dili Türkçedir.
34. Mahkemelerde ve devletin orta okullarında, o bölgede çoğunluk olan topluluğun dili de, Türkçe ile birlikte, kullanılabilir.
35. Keza yasalar o bölgedeki çoğunluğun dilinde de yayınlanır.
36. Her Osmanlı,çocuklarını 13 yaşına kadar okula göndermekle yükümlüdür. Aksi halde para cezasına çarptırılır. İlk okullarda elle yapılan iş kursları vardır . Bu kurslar zorunludur.
37. Okullar ve ilk okul gereçleri parasızdır.
38. Her şehrin ana mahallelerinde çocukların oynayıp, okumayı
öğrenmeye başladıkları ana okullar açılır.
39. Hükumet her vilayet merkezinde ve diğer büyük şehirlerde bir yıllık bir eğitim ve terbiye okulu (Ecole d'education ) açar. Genel ve bağımsız olan bu okulların yanında da pedagojik tecrübe sağlayan bir eğitim ve terbiye evi bulunur.
40. Hükumet, bir yıl pedagoji eğitimi görmek ve özellikle ilkokulları incelemek üzere Avrupa 'ya hemen 500 öğrenci göndermeyi üstlenir. Dönüşlerinde Hükumet bunları genel eğitimin başında veya her tarafı dolaşan konferanscılar olarak kullanacaktır.
41. Her bölgede bir gece okulu olacaktır. Bu okullarda gerek erkekler, gerek kadınlar için konferanslar verilecektir.
42. Kadın erkeğe eşittir ve özgürdür.
43. Türkiye'de soylu sınıf diye tanınan bir sınıf ne eskiden olmuştur, ne de şimdi vardır.
44. Paşalıktan başka hiçbir sivil rütbe yoktur.
45. Sivil ve askeri memurlala din adamlarının, keza Vergi arşivleri
müstahdeminin emeklilik işleri Maliye Nezaretine,
Ormanlar, madenler, ziraat, posta ve telgraf, ve gümrük daireleri mensupları ile Düyun-u Umumiye memurlarının emeklilik işleri Ticaret ve Nafia Nezaretine,
Tophane Müşirliği ile Bahriye mensuplarının emeklilik işleri Harbiye Nezaretine,
Zaptiye Nezareti mensupları ile şehir emanetine bağlı bazı büroların mensuplarının emeklilik işleri Dahiliye Nezaretine,
Şehir Emanetinin belediye hizmetleri ile ilgili merkez işleri ile Fetva Emaneti mensuplarının, Evkaf daireleri ve hıfzıssıhha teşkilatı memurlarının emeklilik işlemleri Maarif Nezaretine bağlanmıştır. Bunlardan her birisi sadece bir Nazıra bağlanmış olup, Divan-ı Muhasebat da kaldırılmış, onun yerini Devlet Meclisi almıştır.
46 . Sadrazamın aylığı 150,000, Şeyhülislamın ve Nazırların 125,000 alilerin derecelerine göre, 100 , 85 veya 75,000 kuruştur. Diğer memurlara lüzumlu derecede dolgun maaş verilir. Mareşallerin ve subayların maaşları da yukarıdaki esasa kıyasla
saptanır.
47. Eğitim bütçesinin giderler kısmı diğerlerinden daha kabarıktır
ve bütçenin büyük bir kısmı ilk eğitime ayrılmıştır.
Dilimizin yazılışının saptanması için derhal bir Yazı cemiyeti kurulacaktır. Hükumet en pratik öneriyi getirene 1,000 Liralık bir ödül verecektir.
48. Padişah olabilmek için ilk şart, anayasayı kabul ve ona riayet etmektir. Tahta sırası gelen, daha doğrusu Anayasayı kabul ve imza eden getirilir ve tahta çıkışı tanınır.
49. Tahta Çıkış Meclisi (Biat Meclisi), Hükumetle hiçbir ilişkisi olmayıp sadece emekli maaşı alan, örneğin; Ulema, Patriklik, Egzarhlık ve Hahamlık Meclisleri üyeleri ve eski sivil, askeri ve dini yüksek memurlar gibi kimselerden oluşur.
Bunlar: 1) aralarında şüpheli gördüklerini çıkarabilmek için bir oylama yaparlar. Üçte bir aleyhte oy alan çekilir.
2) Anılan meclisin henüz üyesi olmayıp da üyeliğine layık görülenlerin kabulü için ikinci bir oylama daha yapılır ve oylardan beşte birini alan meclise kabul edilir. Bundan sonra üyeler, Ahali Meclisi ve Senato üyeleri İstanbul'a gelip de bir anayasa kabul edinceye kadar yürürlükte kalmak üzere Mithat Paşa Anayasasını kabul ederler. Üyeler hem geçici anayasaya saygı göstereceklerine hem de halka sadık kalacaklarına yemin ederler. Nihayet, Padişahın tahta çıkması ile birlikte Keyfi idarenin sona erdiğini imzaları ile resmen ilan ederler .
50. Tahta Çıkış Meclisi, Ahali Meclisinin ve Senatonun açılışına
kadar devam eder. (Teklif ettiğimiz esaslar kabul edildiği takdirde bu meclislerin açılması 8 aydan evvel mümkün olamıyacaktır. ) Tahta Çıkış Meclisi halkın desteğini daima izhar ve beyan edecek ve önemli işleri yürütecektir. Herşeyden evvel nazırları seçecek ve Padişahın onaması ile Valilerin, mutasarrıfların , mareşallerin ve ordunun generallerinin yerlerine yenilerini atayabilecektir. Tahta Çıkış Meclisi bütün diğer memurlardan bağımsız ve hür olacaktır.
Bu meclisin ilk görevlerinden birisi bir seçim sistemi kabul etmek
ve bunu, iki ay içinde seçimlere gidilmesi talimatı ile birlikte Vilayetlere bildirmektir.
Meclisin üçte ikisi Müslüman olacaktır.
51. Her vilayet merkezinde bir Tahta Çıkış Meclisi şubesi kurulur.
Bunlar Vilayetliler Meclislerinin açılmasiyle dağılırlar.
52. (Keyfi bir rejime son vermek ve onun yerine daha insancıl
ve anayasal [meşruti] bir rejim kurmak, yahut halkı buna hazırlamak için cemiyet ve derneklerle işe girişmek lazımdır.) Cemiyet bütün bölgelerde, kendi iç meselelerinde bağımsız hareket yetkisine sahip gizli şubeler kuracaktır. Fakat bu şubeler cemiyetin tümü tarafından karara bağlanan konularda kendi kendine hareket edemiyecektir. Cemiyetin Türkiye dışında sadece
bir tek merkezi ve bir tek şubesi vardır ve birden fazla olamayacaktır.
53. Cemiyet merkezi broşürler tebliğler ve bir tek de gazete
yayınlayacaktır. Yayınlarına devrimci bir ifade hakim olacak , süslü
ve klasik lisanı değil, halk dilini ve Türkiye'de konuşulan bütün diğer dilleri kullanacaktır . Tenkitleri sadece halkın yanlış fikirlerine yönelecek, hatta hükümetin kusurlarının bile (bunlar bütün dünyaya teşhir edildikten sonra) üzerinde durulmayacaktır.
Yayınlarını İstanbul'dan ve diğer şehirlerden ziyade köylerin içinde ve özellikle de erat arasında dağıtacaktır.
54. (Bu kadar zalim bir idare varken) Cemiyet isteklerini ancak devrim yolu ile gerçekleştirebilir. Evvela kişisel olarak, fakat daima vicdanlı bir devrimle.
55. Cemiyet , kendisi için büyük devletlerden, bunların Türkiye'deki Büyükelçilerinden ve konsoloslarından yardım isteyebilir. Onların desteğini kazanmak için elinden gelen herşeyi yapabilir.
Çeviren: Sacit Somel
Ankara Savaşı'ndan sonra Yıldırım Bayezid'in oğlu Emir Süleyman Veziriazam Çandarlı Ali Paşa ile Yeniçeri ağası Segban Başı Hasan Ağa ve bazı diğer ümera ile birlikte Bursa üzerinden Edirne'ye geçmiştir. Adına hutbe okutan Emir Süleyman ilk parasını 806 yılında Edirne'de darp ettirmiştir. Ankara savaşının tarihi 804/805 Hicri yılıdır. Dikkat edilirse, Emir Süleyman'ın ilk sikkesi babasının hayatta olduğu ve Timur'un Anadolu 'da bulunduğu 805 yılında değil, fakat Timur'un Anadolu'yu terk ettiği ve Yıldırım Bayezıd'ın da artık hayatta olmadığı 806 yılındadır. Yani Osmanlı tahtı Yıldırım Beyezıd'ın ölümü ile büyük Şehzade Emir Süleyman'a intikal etmiş durumdadır. Ankara savaşının vuku bulduğu 805 yılı haric, Osmanlı Devletinin Sultanının bağımsız parası ile hakimiyette süreklilik sağlanmıştır. Bundan sonra 808 tarihli bakır parası ve son olarak da 813 yılında Edirne'de darp edilmiş gümüş akçesi ile Emir Süleyman 806-813 yılları arasında Timur'un parçaladığı Osmanlı topraklarının, başlangıçta esaret görmemiş Trakya'sının, bilahare de Anadolu'daki önemli bir kısmının mutlak hakimi ve Osmanlı Devletinin reisidir.
Bu günlerde bir vak'a-yı garibe istihbar olunmuştur. Şöyle ki: Beyoğlu'nda sakin bir Rum beş nefer evladını beslemekten aciz olduğu halde ahiren zevcesi ikiz olarak iki çocuk daha getirdiğinden biçare bütün bütün şaşırıp kalmış ve merkum masumlardan birisini bir Rum kilisesi kapusuna asması içün zevcesi tarafından vukubulan bir teklifi bi-z-zarure kabul ile çocuklardan birini gece kilise kapusuna götürmüş ise de o sırada kilise bekçisi aldığı bir ses üzerine sokağa çıkıp merkumu yakalamış ve kapu üzerinde asılı diğer bir çocuğu görüp bu da senindir diyerek kendisine vermiştir. Zavallı herif şaşırıp, macerayı anlatmak istemiş ise de bekçi söz anlamadığından bir çocuk ile dışarı çıktığı halde iki çocuk ile avdet ederek zevcesini de duçar-ı hayret etmiştir. Bunlar bu hal-i ye' is-i iştimalde [üzüntülü halde] iken misafir gelen çocuğun kundağını açtıklarında derununda beşer liralık banka kaimesi zuhur ettiğinden iztırabları bir dereceye kadar teskin olunur. Bir de beher ay mezkur çocuk içün bir mahalden altı lira alınması içün bir mektup dahi zuhur ettikde bütün bütün müstagrık-ı meserret [sevince gark] olurlar.
(19 Mart)
Yıldırım Bayezıd,792 tarihli akçelerini darp ettirmiş ve Ankara savaşının yapıldığı 805 Hicri [1402 Miladi] yılına kadar tek tip Bayezıd akçesi darp edilmiştir ve 794 tarihli bir bakır mangır dışında başka tarihli basılmış her hangi bir akçesi yoktur.
Amasya taraflarına kaçan, burada gizlenen ve Timur'un Orta Asya'ya dönüşe geçmesi üzerine Bursa'ya varan Çelebi Mehmed ilk akçesini Bursa'da darp ettirmiştir (akçe 806 tarihlidir. Bir yüzünde ''Timur Han Gürkan/ Mehmed bin Bayezıd Han/ Hullede Mülkehu" ve diğer yüzünde " La ilahe illallah/ Muhmmed resullallah/duri be Bursa 806" ibareleri vardır). Osmanlı tarihinde Bursa şehrinin önemi çok büyüktür. Her ne kadar Emir Süleyman Osmanlı tahtının sultanı sıfatı ile hükümdarlığını Edirne'de sürdürmekte ise de, Bursa'nın Osmanlı Beyliğinin başşehri olarak 80 senelik bir geçmişi vardır.
Osmanlı tarihinde başka bir devlete tabi olunarak darp edilen tek para budur. Gözden kaçırılmaması gereken husus; bu paranın, Osmanlı tahtının meşru varisi ve sahibi Emir Süleyman'ın değil, ona karşı mücadeleye başlayan Çelebi Mehmed'in Timur'u metbu tanıdığını ve onun gücünden yararlanmak istediğini belgelemiş olmasıdır.
Bursa'dan sonra sür'atle Orta Anadolu'ya yönelen Çelebi Mehmed gene aynı yıl, 806'da bastırdığı Ankara akçesinde aynı hatayı tekrar etmemiş, tabi olmaktan kurtulduğunu göstermek için Timur'un adını paradan çıkartmıştır (Bu tarihte Timur sağdır, fakat dönüş yolunda olarak Anadolu'yu terk etmiştir). Bu akçenin bir yüzünde " Gıyaseddünya veddin/Mehmed bin Bayezıd" diğer yüzünde de " La ilahe illallah/Muhammed resulallah/duri be Engüriye 806" ibaresi bulunmaktadır. Görüldüğü gibi parada Çelebi Mehmed'in " Dinin Koruyucusu" olmaktan başka hiçbir ünvanı yoktur.
Ancak 808 yılında Bursa'yı işgal ettiği andan beri kovaladığı İsa Çelebi'yi Eskişehir'de bir hamamda yakalatıp boğdurması üzerine; "Es Sultan-ül-azam/Mehmed bin Bayezıd/Duri be Amasya 808" akçesini bastırmıştır. Artık Anadolu'daki Osmanlı topraklarının hakimi olarak kendisini güçlü görmekte ve Emir Süleyman'a başkaldırıp Sultanlık iddia edebilmektedir.
Çelebi Mehmed'in Sultan ünvanlı parasının darbını takiben Emir Süleyman, Trakya'da durmayıp Anadolu'ya geçmek lüzumunu idrak etmiştir.
808 Hicri yılının takriben altıncı ayında Anadolu'ya geçen Emir Süleyman sür'atle Bursa'ya girmiş ve peşpeşe bütün Ege'yi ve Ankara'yı eline geçirmiştir. Bunun üzerine selameti gene eskiden olduğu gibi Amasya ve Tokat civarına çekilmekte bulan Mehmed Çelebi, 810 tarihinde ''Gıyaseddünya Veddin/Mehmed bin Bayezid Han/Hullide Mülkehu/duri be Amasya 810" akçesini ve sonra 812 yılında da her iddiadan uzak basit mangırını darp ettirmiştir ki, bu paranın bir yüzünde " Hullide Mülkebu 812" diğer yüzünde ise sadece "Mehmed bin Bayezıd" ibareleri vardır. Bu yıllar Çelebi Mehmed'in Anadolu'daki varlığının bile tehlikeye düştüğü yıllardır.
Çelebi Mehmed büyük kardeşi Emir Süleyman'ı mağlup edemeyeceğini anlayınca, Bayezıd'ın esareti sırasında onun yanında bulunan ve babasının ölümünden sonra gelip nihayet kendi yanında yerleşmiş bulunan küçük kardeşi Musa Çelebi'yi, Eflak'a göndererek bir kurtuluş çaresi bulmak istemiştir. Musa Çelebi, Rumeli'nde, Emir Süleyman'dan memnun olmayan kim varsa hepsi ile ilişki kuracak, genel bir ayaklanma düzenleyerek iktidarı ele geçirmeğe çalışacak, ve eğer başarı kazanırsa sikkeyi ve hutbeyi Çelebi Mehmed adına basacak ve okutacaktı.
Bundan dolayı, Çelebi Mehmed, Musa Çelebi'nin Emir Süleyman'ı öldürttüğünü haber alır almaz derhal darp ettirdiği 813 tarihli bakır parasında "Hullede Mülkebu ve Devlete 813/Es Sultan ül Melik ül Azam Mehmed bin Bayezıd" ibaresini kullanmıştır.
Çelebi Mehmed kendisi tarafından Trakya'ya gönderilen Musa Çelebi'nin taht üzerinde hak iddia edeceğini sanmadığından ve Musa'nın, Çelebi Mehmed adına hutbe okutup sikke bastıracağına emin olduğundan, 813 tarihli bakır sikkesinde, Osmanlı meskukatında ilk olarak "Sultan ül Melik ül Azam" ünvanını kullanmıştı. Musa'nın kendi adına para bastırıp, hükümdarlığını ilan etmesi üzerine Çelebi Mehmed, üçüncü kardeşi ile de mücadeleye başlamak zorunda kalmıştır.
Çok buhranlı geçen 813-816 yıllarında Çelebi Mehmed "Gıyaseddünya Veddin" [dini himaye eden] ünvanlı ve tarihsiz akçelerini bastırdı. Çelebi Mehmed muhtemelen hocası Sofu Bayezıd'ın telkini ile 806 yılında Ankara'da bastırdığı akçede kullandığı bu ünvanı, o tarihten sonra bir daha kullanmamıştı. Osmanlı meskukat tarihinde sadece Çelebi Mehmed'e ait olan bu ünvanlı tarihsiz akçelerin 813-816 yılları arasında darp edildiğine Amasya'da 815 yılında inşa edilen Hamza Bey Mescidi kapısında rastladığımız aynı ibareli kitabeyi görmekle karar verebiliyoruz.
Çelebi Mehmed, Musa Çelebi'nin Trakya'da hükümdarlık iddiasında bulunduğunu anlayınca, bu kardeşi ile de mücadeleye girişti. Emir Süleyman'ın kendisini tedip için Anadolu'ya geçmesi gibi, o da Trakya'ya geçerek Musa Çelebi ile müteaddit savaşlar yaptı. Başlangıçta bir iki sefer mağlup olmasına rağmen, Musa'nın haşin tabiatı dolayısı ile, kendisine iltihak eden Beylerin, yardımına gelen Sırp kuvvetlerinin ve hatta Bizans'ın müzahereti ile Çelebi Mehmed 816 yılında Sofya güneyindeki Samakov kasabasında Çamurlu Derbent mevkiinde Musa Çelebi'yi yakalatarak boğdurmaya muvaffak oldu.
Üçüncü kardeşini de ortadan kaldırması başarısını bütün büyük Osmanlı şehirlerinde (Edirne, Amasya, Bursa, Ayasluk, Beled, Karahisar) 816 tarihli gümüş akçelerini darp etmek sureti ile kutladı. Bu akçelerin bir yüzünde "duri be...... / hullede) 816 (Mülkehu / Zeyide ömr hu" ve diğer yüzünde ise "Sultan bin Sultan / Mehmed / Bayezıd Han" ibareleri vardır. Bu suretle Osmanlı ülkelerinde 8 senelik Emir Süleyman ve 3 senelik Musa Çelebi'nin padişahlık dönemlerinden sonra "Fetret Devri" denilen dönem kapanıyor ve Sultan oğlu Sultan Çelebi Mehmed'in saltanatı başlamış oluyordu.
...819 yıllarında Serez taraflarında gözüken Mustafa Çelebi, kafi kuvvete sahip olmadığından ilk yenilgiden sonra ortadan kayboldu ise de, 822 Hicri yılında Çelebi Mehmed'in Anadolu'da olmasından istifade ile kısa bir süre Edirne'ye hakim oldu, fakat sür'atle Edirne'ye dönen Çelebi Mehmed'e direnemiyeceğini anlayarak Serez üzerinden Selanik'te Bizans'a sığındı.
Çelebi Mehmed'in Bizans imparatoruna, kardeşini kendisine teslim etmesi için tazyiki bir netice vermedi; fakat imparator, Çelebi Mehmed yaşadığı müddetçe kardeşi Mustafa Çelebi'yi hiçbir surette serbest bırakmayacağı sözünü verdi.
İmparatorun sözüne sadık olduğunu bilen Çelebi Mehmed bu kere 822 tarihli sonuncu akçelerini (Edirne, Ayasluk, Amasya, Bursa, ve Serez) şehirleri adına darp ettirdi.
Bu akçelerin bir yüzünde "Hullide Mülkehu/Darı be...... /822" ve diğer yüzünde "Mehmed bin Bayezıd/ Han azze nasara" ibaresi vardır .
Bu ibareden de görüldüğü üzere, kardeşi Mustafa Çelebi'nin hayatta olması, Çelebi Mehmed'in Sultan bin Sultan ünvanını terk etmesine sebep olmuştur.
824 yılında Memlükların desteği ile Karaman Oğulları tahtına geçen Alaeddin oğlu Ali Beye (Bengi) karşı, kardeşi Mehmed Beyin oğlu İbrahim'i destekleyen Çelebi Mehmed'in askeri yardımı ile Konya işgal edilmiş ve İbrahim Beyin babası Mehmed Bey tekrar Karaman Beyi olmuştur.
Bu olayı belirtmek için İbrahim Bey, Çelebi Mehmed ile ortak, yani ona tabiyetini bildiren 824 tarihli Konya darplı parasını bastırmıştır.
HALK EGEMENLİĞİNİN DÜZENLENMESİ (ORGANİZASYON)
Türkiye, bugün olduğn gibi, idari yönden aşağıdaki şekilde bölünecektir:
Vilayetler, Sancaklar, Kazalar, Nahiyeler, Köyler ve Başkent (Payitaht). Bunlardan her birinin halk tarafından seçilen, hemen
hemen bağımsız olan ve Vilayetliler Meclisi..., Köylüler Meclisi gibi isimler taşıyan birer meclisi ile, sözde bugün olduğu gibi birer de İdare Meclisi olacaktır. Bunlara da Vilayet Meclisi... Köy Meclisi denecektir. lstanbul'da da Ayan Meclisi, Ahali Meclisi, Devlet Meclisi bulunacaktır. Bunlardan başka, bu meclislere bağlı olarak Cemiyetler, Ara Hakimler ve Istanbul'da bir Ahali Cemiyeti ile bir Divan bulunacaktır.
l. KÖYLÜLER MECLİSİ: Köylüler tarafından üç yıl için seçilecektir.
100 kişiye bir üye seçilecek, fakat üyelerin sayısı beşten aşağı olmayacaktır. Köylüler Meclisi haftada bir defa toplanacaktır.
ll. NAHİYELİLER MECLİSİ: Nahiyeliler Meclisinin temsilcileri Köylü Meclisleri tarafından 500 kişiye bir temsilci düşmek üzere üyeleri arasından atanacaktır. Meclis, Nahiye Merkezinde kurulacak ve iki haftada bir toplanacaktır.
lll. KAZALILAR MECLİSİ: Kazalılar Meclisinin temsilcileri Nahiyeliler Meclisleri tarafından 1000 kişiye bir temsilci düşmek üzere, üyeleri arasından atanacaktır. Meclis, kaza merkezinde kurulacak ve ayda bir defa, en çok üç gün toplanacaktır.
IV. SANCAKLlLAR MECLİSİ: Sancaklılar Meclisinin temsilcileri, Kazalılar Meclisleri tarafından 2500 kişiye bir temsilci düşmek üzere, üyeleri arasından atanacaktır. Meclis sancak merkezinde kurulacak ve iki ayda bir defa, en çok 5 gün toplanacaktır.
V. VİLAYETLILER MECLİSİ: Bu meclisin temsilcileri, Sancaklılar
Meclisleri tarafından 5000 kişiye bir temsilci düşmek üzere, kendi
üyeleri arasından atanacaktır. Vilayetliler Meclisi 6 ayda bir, en çok 15 gün için toplanacaktır. Vilayetliler Meclisi Vilayet Merkezinde kurulacaktır.
VI. AHALİ MECLİSİ: Bu meclisin temsilcileri, Vilayetliler Meclisleri tarafından 50.000 kişiye bir temsilci düşmek üzere, kendi üyeleri arasından atanacaktır. Atanacak olan temsilciler 25 yaşından küçük olmayacaktır. Yılda bir defa, enfazla 4 ay toplanacaktır. Meclis Istanbul'da kurulacaktır.
VII. AYAN MECLİSİ: (Senato) Vilayetliler Meclislerince kendi üyeleri veya diğer vatandaşlar arasından atanacak birer temsilciden oluşacaktır. Sultan ve Ahali Meclisi de, ayrı ayrı, Vilayetliler Meclisi temsilcilerinin toplam sayısına eşit sayıda atamalar yapacaklar fakat bunları Ahali Meclisi içinden seçemeyeceklerdir.
Fetva Emini, Patrikler,Bulgar Egzarhı (Bulgar Klisesi'nin Ruhani Reisi), Hahambaşı ve bunlara eşit sayıda softalar tarafından seçilmiş Ulema da hukuken Senatonun üyesi olacaklar, fakat oy kullanamayacaklardır.
Senatörler yüksek dereceli eski memurlar arasından 9 Yıl için seçilecektir. Senatonun üçte biri, üç yılda bir yapılacak seçimlerle
yenilenecektir.
VIII. OSMANLlLAR MECLİSİ: Ahali Meclisi ile Senato'dan oluşacaktır. Sultanın değişmesi halinde, harp olması durumunda toplanacaktır.
IX. İDARE MECLİSİ: Vilayet Merkezindeki yüksek yerel memurlarla yerel meclisin kendi içinden seçeceği ona eşit sayıdaki üyelerden
oluşacaktır. Müftüler, ruhani reisler ve bunlara eşit sayıda Ulema da hukuken İdare Meclisinin üyeleri olacaklar, fakat oy kullanamayacaklardır.
Köylerde bu Meclis sadece Muhtarlardan, İmamlardan ve Papazlardan oluşacak, fakat icradan evvel kararlarını Köylüler Meclisine sunacaktır. Anlaşmazlık halinde Nahiyeye başvurulacaktır.
X. DEVLET MECLİSİ: Bütün Devlet makamlarının atayacağı temsilcilerle, (Bu makamlar şunlardır: Sadrazamlık, Dahiliye, Hariciye, Adalet , Maliye, Vergi Arşivleri, Ticaret , Nafıa, Ormanlar, Madenler ve Ziraat , Posta ve Telgraf, Eğitım, Vakıflar, Emekli Sandıkları, Harbiye, Bahriye, Tophane, Sağlık Teşkilatı, Gümrükler, Zabtiye, Fetva, Düyunu Umumiye Nezaret, Emanet Müşirlik ve Komiserlikleri) onbir Senato, onbır Ahali Meclisi üyesı ve her iki Meclisin onayı ile atanacak bir reisten oluşur. Üye adedi 43'tür.
Devlet Meclisinin her yıl yenilenmesi mümkündür. Meclis haftada en az iki defa toplanır. Mecliste temsil edılen bütün makam ve daireler Meclise geçen ayın raporunu sunacaktır. (Devlet memur ve müstahdemleri için birkaç mahkeme ile birkaç büro olacaktır.)
Xl. CEMİYET: Her İdare Merkezinde bir Cemiyet kurulacaktır.
Bu Cemıyetın üyeleri, İdare Meclisi için yerel meclis tarafından ve yerel meclis üyeleri arasından atanacaktır. Cemıyet, alt ve üst meclislerle teması muhafaza etmekle görevlendırılecektir.
XII. AHALI CEMİYETI: Ahali meclisindeki İstanbul temsilcilerinden kurulacaktır. Ahali Cemiyeti, eyalet cemiyetlerinin merkezini oluşturacaktır. Hükümetin halkın şikayetlerıne bigane kalması halinde, bu komiteler halkın sesini daimi surette duyuran bir araç olacaktır.
XIII. ARA HAKiMI: Her idare merkezinde bir ara hakimi olacaktır.
Bu, yerel cemiyetin bir üyesi olacak, fakat ilgılı bulunduğu Meclis tarafından seçılecektir. Ara hakimine haber vermeden kimse tutuklanamıyacaktır. Anlaşmazlık halinde, ara hakımi cemiyeti toplantıya çağıracakdır. Eğer kendi görüşü orada desteklenırse, görüşünü en yüksek yerel idari amire ve baglı bulunduğu üst
cemiyetin yargıcına bildirecek, eğer anlaşmazlık devam ederse,
konu en yüksek makamlara kadar götürülebilecektir.
Büyük şehirlerde ve İstanbul'da her belediye yönetim bölgesi içinde bir ara hakimi bulunacaktır. Ara hakimleri İstanbul'da Ahali Meclisi tarafından kendi üyeleri veya diğer vatandaşlar arasından seçilecektir. Kontrol amaciyle cezaevleri kendilerine açık olacak, telgrafhanelerin hizmetlerinden de ücretsiz olarak yararlanabıleceklerdir. Ara hakimlerin mutlak bir dokunulmazlığı
olacak ve sadece bağlı bulundukları meclisler tarafından görevden uzaklaştırılabileceklerdir.
Cemiyetleri kimse feshedemiyecektir.
Köylüler Meclisi Kaymakam tarafından,
Nahiyeliler Meclisi Mutasarrıf tarafından,
Kazalılar Meclisi Vali tarafından,
Sancaklılar Meclisi İçişleri Bakanlığı tarafından,
Vilayetliler Meclisi Sadrazamın iradesiyle birkaç gün için veya bir
dahaki celseye kadar kapatılabilecektir. Eğer Sancaklılar ve Vilayetliler Meclisleri o toplantıda da kapatılırsa, hemen yeni bir seçime gidilecektir.
Şayet bır yıl içinde Köylüler Meclisi 10 defa, Nahiyeliler Meclisi
5 defa, Kazalılar Meclisi 3 defa kapatılacak olursa, yeni seçimlere gidilecektir.
Aynı süre zarfında, aynı nahıyenin içinde bulunan birden fazla
Köylüler Meclisinin kapatılması ancak Mutasarrıf tarafından, ve aynı kazanın içinde bulunan birden fazla Nahiyeliler Meclisinin kapatılması da ancak Vali tarafından karar altına alınabilir.
Bu meclisler kendi bölgeleri içindeki işler için bütün kararları
almakta serbest olacaklar ve alacakları kararları bağlı bulundukları üst meclis ile İdare Meclisine sunacaklardır.
Kararların yürürlüğe konulmaması halinde konu İstanbul'a kadar götürülebilecektir.
Sultan, ikisi de aynı zamanda olmamak şartiyle, hem Ahali Meclisini hem de Senatoyu kapama yetkisine sahip olacaktır. Şayet bunlardan birisi kapatılırsa, o esnada diğeri mutlaka açık olacaktır. Sultan, Ahali Meclisini kapatmadan evvel Senatonun onayını alacaktır. Şayet bir ay içinde Meclisi tekrar açmazsa, heryerde yeniden seçimlere gidilecektır.
XIV. DIVAN: Ahali Meclisi tarafından seçilecek 10 kişi, Senato
tarafından seçilecek 10 kişi ve Sultan tarafından seçilecek 10 kişi ile Senatonun hukuki üyeleri bu divanı oluşturacaklardır. Senato üyeleri de seçimlere katılacaktır. Divan, yüksek memurların muhakemesine ve vatana ihanet suçlarına bakan bir mahkemedir. Kararları Ahali Meclisi ve Senatonun onayı olmadan
yürürlüğe konulamayacaktır. Karar sanıkların veya Ahali Meclisinin veya Senatonun isteği ile temyiz edilebilecektir. Bu durumda davaya Senato bakacaktır.
Hiçbir meclis üyesi zorlayıcı neden dışında toplantıya gelmekten
kacınmayacak , aksi halde ağır bir para cezasına mahkum olacak ve üç defa mahkum olan üyelik hakkını yitirccektir.
Bir oturuma katılan herhangi bir Meclis üyesi istifa edemiyecektir.

SEÇİMLER
Erkek olan, ve altı aydan beri oy vereceğı yerde oturmakta bulunan 21 yaşındaki bütün Osmanlılar oy kullanmak ve muhtarlar, İmamlar, papazlar, askerliğini yapanlar dahil devletin maaşlı memuru değilseler, seçilmek hakkına sahiptirler. Oylama bütün Türkiye'de aynı günde yapılacaktır . İşler nasıl cereyan edecektir? Örneğin bir köyü alalım: Seçimlere bir ay kala Hükümet seçmenlerin listesini asmak suretiyle ilan edecektir (İntihapcılar Sergisi). Bu listede seçmenlerin isimleri ve büyük rakamlarla yazılmış numaraları bulunacaktır. Listede kendi ismini göremeyen seçmen başvurarak ismini yazdıracaktır. Seçimlere bir hafta kala Hükümet, yeşil zarflar içinde kareli ve kırmızı renkli oy pusulalarını dağıtacaktır (İntihap kağıdı). Her seçmen, oy vermek istediği kimselerin numaralarını pusulaya yazacaktır. Her seçmen, kaç temsilci çıkarılacak ise, seçilmesini istediği o kadar kişinin numarasını pusulaya işaretleyecektir. (Örneğimizde bu yüz kişiye bir kişi olacaktır) Oy pusulaları imzalanmayacaktır.
Oy verme günü sabahı, köyün dokuz ihtiyarı, seçmenlerin onayı ile bir Seçim Bürosu (İntihap Ocağı) oluşturacaktır. Hükümet bir oy sandığı verecek ve üyeler bu sandığı, içinde bir şey olmadığını halka göstermek amacıyla açacak, sonra, yolsuzluk yapmayacaklarına dair and içeceklerdir.
Okuma yazma bile üyelerden üçü bir liste tutacak ve içlerinden biri seçmenleri birer birer çağıracaktır.
Merkezi bir noktaya şekil itibariyle uzun, yüksek, kapalı ve sadece bir deliği bulunan bir Seçmen kutusu (İntihapcı kutusu) yerleştirilecektir. Bu seçmen kutusunun önünde bir tepsi, onun yanında içinde küçük yuvarlaklar bulunan bir kap olacaktır. Bir çocuk kapdan alacağı bir yuvarlağı tepsinin içine koyacaktır. Çağrılan seçmen bu yuvarlağı alıp kutunun içine attıktan sonra oy pusulasını oy sandığına koyacaktır. Çıkarken, kendisine gösterilecek olan listedeki isminin yanına bir işaret koyacaktır.
Seçim sonuçlandıktan sonra, liste üzerinde seçmenler tarafından yapılmış olan işaretler sayılarak toplam işaret sayısı halka bildirilecektir. Sonra rasgele iki köylü çağrılarak seçmen kutusundaki yuvarlaklarla oy sandığındaki zarflar saydinlacaktır. Şayet her üç toplam birbirini tutuyorsa, seçimde yolsuzluk yapılmadığı anlaşılmış olacaktir.
Yine halkın gözleri önünde, oy pusulalarının üzerlerindeki numaralar ile bu numaralara karşılık olan isimler yüksek sesle okunacak ve yazılacaktır. Seçilenler arasında oylardan dörtte birinden fazlasını kazananlardan gerekli sayıda temsilci alınacaktır. Şayet oylardan dörtte birini alabilenlerin sayısı (seçilecek) temsilcilerden az ise ve hatta bu kadar oyu kimse alamamış ise, en az beş oy almış olanlar bir kurul oluşturup aralarından gerekli temsilcileri seçecektir; şu koşulla ki bu
kurul 25 'ten az kişiden oluşmayacaktır. Aksi halde, doğrudan doğruya halk, en azından üç oy almış olan kimseler arasından yeni bir seçim yapacaktır. 24 vatandaşın oya sunuldugunu varsayalım, bu durumda 24 adet aday kutusu olacaktır. Her kutunun üzerinde bir isim olacak, önlerinde de iki kap bulunacaktır. Bu kaplardan birisinin içinde beyaz, digerinin içinde siyah yuvarlaklar olacak, her ikisinin arasında da bir rüzgar kutusu bulunacaktır (Yel kutusu).
Seçmen bir kutunun önünde duracak, biri beyaz, diğeri siyah iki
yuvarlak alacaktır. Kutuda elin geçebileceği kadar bir delik vardır.
Seçmen eğer oyunu bu adaya verecekse beyaz yuvarlağı, aksi halde siyah yuvarlağı kutuya atacak, diğer yuvarlağı da ruzgar kutusuna koyacaktır. Arkadan da diğer kutular için aynı işlem yapılacaktır.
Her kutunun içindeki beyaz yuvarlaklar sayılacak ve en fazla oy olanlar seçilmiş olacaktır.
Seçim Ocağı, bütün listeleri, tutulan kayıtları ve oy pusulalarını, seçimlerin yürütülmesinde görev alanlara ve seçilmiş olan temsilcilere mühürleterek nahiyeye gönderecektir. Bütün bunlar Nahiyeliler Meclisinin bir komisyonu tarafından birkaç memurla birlikte incelenecektir. Şayet yolsuzluk olduğu saptanırsa, suçlulara ağır cezalar verilecektir.

TEMSİL HAKKI her topluluğun büyüklüğü ile orantılı olacaktır. Topluluklardan maksat Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler ve hatta milli Kiliseleri olan Hıristiyanlardır.
Şayet karışık bir köyde 25 kişilik bir topluluk varsa onun da bir temsilci çıkarma hakkı olacaktır. Bu şekildeki toplulukların 25 kişiyi aşan küsuratının da temsilci çıkarma hakkı olacaktır. (Örneğin 625 kişilik bır topluluğun 7 temsilci çıkarma hakkı olacaktır.) Bu hakkın en azı (asgarisi) heryerde en fazlasının (azamisinin) dörtte biri kadar olacaktır. Örneğin Vilayetliler Meclisleri için temsilci çıkarma oranı beş bin kişiye bir temsilcidir. Dolayısiyle 1250 kişilik bir topluluk temsil edilme hakkına sahip olacaktır. Bu dörtte bir hak Köylüler Meclisi için geçerli değildir. Şöyle ki, herhangi bir Köylüler Meclisi, velev 999 kişilik bir köyün meclisi olsa bile, Nahiyeliler Meclisine birden fazla temsilci gönderemiyecektir.
TOPLULUKLARlN KARIŞIK OLDUGU YERLERDE SEÇiM OCAGI her topluluğun üç ihtiyarı tarafından oluşturulacaktır. Sandığın en az dokuz üyesi olacaktır.
Seçim, içinde azınlık bulunan topluluktan başlayacaktır.
Bir topluluğun oyunu kullanması esnasında diğer topluluklardan hiç kimse orada bulunmayacaktır.
Silah veya o neviden bir cisimle oy yerine, bir kurula veya bir
meclise gitmek yasaktır.
1001 ila 2500 kişilik bir toplulukta oylama sadece bir defa yapılır. Ancak daima yüzde bir orantısında yapılmayıp, o yerin temsil derecesine göre olur. Lüzumundan fazla vatandaşın seçildiği durumlarda o yerin idari önemine göre (örneğin köy, vilayet merkezi... gibi) aralarından en az 5, 15, 25, 50 ve 100 oy alanlar arasından seçimle bir meclis (assemblee) kurulur, bu meclis de,
topluluğun çıkarılmasına el verdiği sayıda temsilciyi seçer.
TOPLUMLARDA VE 2500'DEN FAZLA NÜFUSLU ŞEHiRLERDE SEÇIM: İki veya üç mahalleden olusan ve 500 kişiyi kapsayan seçim çevreleri (İntihap Ocaktan) oluşturulması suretiyle yapılır. Her Seçim Ocağının bir Seçim Sandığı olur. Seçim yüzde bir orantı ile yapılır. Sonra bütün seçim ocaklarında seçilenler toplanıp kendi aralarından olsun veya diğer vatandaşlar arasından olsun, o bolgenin seçilmesine el verdiği sayıda temsilciyi seçerler.
İstanbul civarı ile birlikte alınmaktadır. Yalnız Gebze, Kartal, Şile ve Beykoz İstanbul'un dışında bırakılmaktadır.
SADECE BİR MECLiSiN BULUNDUGU YERLERDE, örneğin bir Nahiye merkezinde Nahiyeliler meclisi kurulacak ve ahalisi de ancak 500 kişiye bir temsilci çıkarabilecektir. Seçtikleri kimseler Nahiyeliler Meclisinin doğrudan doğruya üyesi olacaklardır. İstanbul'da seçim ocaklarının temsilcileri Ahali Meclislerinin temsilcilerini 50,000 kişiye bir temsilci esası üzerinden doğrudan doğruya seçeceklerdir.
Doğrudan doğruya kaza merkezine, sancaka yahut vilayete bağlı olan Köylüler Meclislerinin birer Nahiyeliler Meclisi olacak ve bu meclis şehirde veya merkezi bir köyde toplanacaktır.
Doğrudan doğruya istanbul'a bağlı olan Sancaklar Meclisleri, temsilcilerini Ahali Meclisine, Vilayet merkezine bağlı olan Nahiyeliler Meclisleriyle Kazalılar Meclisleri ise temsilcilerini Vilayetliler Meclisine göndereceklerdir.
Meclislerce yapılacak seçimler toplulukların temsilcileri arasında yapılmayıp, ahali seçimleri esasına göre, fakat bütün üyeler arasında yapılacak, aday gösterilmesi (inhası) temsilcilerin sayısına göre değil, her topluluğun sayısına göre yapılacaktır. Binaenaleyh, nüfus bakımından kesif olmayıp yüksek meclislerden birisinde temsilci bulunduramayan, fakat bütünüyle düşünüldüğünde bir veya birkaç temsilci çıkarma hakkı bulunan bir topluluk da temsilcilere sahip olacaktır. Ancak bu temsilci o topluluk içinden, fakat o yerin Meclisi tarafından ve kendi namına seçilecektir. Gerektiğinde Meclis o temsilciyi üstü olan Meclise bile gönderebilecektir. Binaenaleyh bir ilin 12,500 kişilik bir topluluğu İstanbul'daki Ahali Meclisinde bile temsil edilebilecektir.
AÇIKLAMA: Türkiye'de yapılan nüfus sayımı, usulüne uygun şekilde yapılmamıştır. Dolayısiyle biz,insanların sayısı yerine seçmenlerin, hatta fiilen oy hakkını kullananların sayısını esas olarak almayı daha yararlı, özellikle de daha barısçı buluyoruz.
Meclisierin seçimlerinde şu zaman aralıkları gözetilecektir: köyün
oyunu kullanmasından iki hafta sonra Köylüler Meclisi, Topluluklar Meclisini (Conseil des Communautes) seçecektir. Ondan bir ay sonra bu Meclis, Kazalılar meclisini atayacaktır.
Bundan iki ay sonra da Kazalılar Meclisi Sancaklılar meclisini,
4 ay sonra ise Sancaklılar Meclisi Vilayetliler Meclisini atayacaktır.
6 ay sonra da sıra istanbul'daki Ahali Meclisinin ve Senatonun seçimine gelecektir.
Evet , meclislerin üyeleri bir seçim yapabilmeleri için, herşeyden evvel karşılıklı olarak birbirlerini tanımalıdırlar.
Biz birbirimizi çok az tanıyoruz. İşte bu tanışıklık eksikliği bizi bu kademeli sistemi bulmaya sevk etti.
Maalesef ilk Ahali Meclisi ve Senato için uzun süre beklemeye sabrımız olmayacak. İlk sefer için ister istemez temelin sağlamlığından fedakarlık yapacağız.
O büyük gün gelsin de, varsın kusurlu olsun .
Halkçı, Türkçü ve dilci bir siyaset adam olan Tunalı Hilmi Beyin ailesi, 1897'de Türk- Yunan savaşı sırasında Bulgaristan'dan göçmen olarak İstanbul'a gelmiştir. Kendisi, Gülhane Askeri Tıbbiyesi'nde öğrenciyken, (sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşen) gizli bir dernek kurmuş, "Jön Türk" olmuştur. 1895 Ekiminde İsviçre'ye kaçmış, Cenevre'de bir yandan hürriyet mücadelesi yapmış, bir yandan da pedagoji okumuştur. 1904'te Mrsır'a gitmiş ve yazarlık ve yayıncılık çalışmalarına devam etmiştir.
31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) olayından sonra yurda dönerek, çeşitli kazalarda kaymakamlık yapmıştır. 1919'da son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Bolu mebusu olarak seçilmiş, 27 Nisan 1920'de de Birinci TBMM'ne katılmıştır. İkinci ve Üçüncü dönemlerde, Zonguldak mebusu olmuştur.
(Eskicuma, 28 Ağustos 1871- İstanbul, 26 Temmuz 1928)
''Bugünden çok yarından korkuyorum"
(Murad, sahife 115)
Dünya zaman zaman bakışlarını DOĞUYA çeviriyor. Bu bakışlar hayat saçan güneş ışıklarına değil, esrarlı karanlıklara, pek çok hayatı söndüren kanlı bulutlara, uçsuz bucaksız yangınlara, açıkça yapılan katliamlara, gizli cinayetlere, sayısız cürümlere, daima yeniden icad edilen fenalıklara ve ahlaksızlıklara, birbirini izleyen casusluk olaylarına dalıyor; uygarlaşmış bir despotluğa, umutsuzlukla dolu olan ve bu yüzden de gittikçe vahşileşen, DİN ve IRK farkı gözetmeyip başkalarından ziyade kendi ulusunu ezen bir zulme çevriliyor. Bu zulüm, doğuda zorunlu olarak esneklikten yoksun olan milliyetçileri örnek almakta ve din ve ırk farkı gözetmeyen bir REFORM PARTİSİ'ni taklit etmektedir. O Doğu ki adalet ilahesinin matemli bir mabedi gibi inlemektedir.
Yarın bugünden de daha korkunç olacaktır: Bugün herkes ıstırap çekmektedir, herkes despotluğun korkunç ağırlığı altındadır, ve
buna karşı az çok direkt oları bir tek mücadele vardır. Fakat yarınki kurtuluş devresinde, halk hakimiyetinin düzenlenmesi açısından henüz hazırlanmamış olan fikirler, milliyetçilerin
arzularının kırbaçladığı düşünceler, geçmişteki despotizmin
bütün unsurlarda bir kalıntı olarak bıraktığı kin kolaylıkla tahrik edilebilecek ve halkın birbirine karşı savaşına yol açabilecektir. Yani ya milliyetçilerin mübalağası sonucu veya yaralanan bir izzetinefsin etkisiyle dahili harp çıkacaktır.
Evet, şayet esaslı temellerden yoksun hale gelen bu propaganda
sistemi, MÜSTAKBEL DEVLET TEŞKİLATI hakkında verimli bir hale girmezse, belirsiz, değişen, sallanan ve teker teker birbirlerine
karşı mücadele eden fikirler hasıl olacak ve bu fikirlerin çarpışması, idari ve parlamenter olmaktan ziyade sosyal ve politik krizlerin patlak vereceği bir devrede kanlı olaylara yol açacaktır. O zaman zavallı halk, yeni hayatın az çok getirdiği hürriyete rağmen, bugün, şiddetli despotizm altında duydukları aldatıcı huzuru belki de arayacaktır.
"Bu kadarcık şey için bu kadar kan dökmeye değmez."
(Potter, Belçika Kongresi 1830)
Sağduyu yarının ödev ve sorumluluklarının bugünkilerden daha vahim olduklarını ve hatta bugünün de bu ödev ve sorumlulukları içerdiğini herhalde kabul eder.
Maalesef yarını kimse düşünmemektedir.
Bundan birkaç yıl evvel MURAD (temenni) namı altında 228 sahifelik bir broşür yayınlayarak hemen hemen bir anayasa sunmuştuk. Bütün partilerin karışımı olan ve bizim idealimizi yansıtan bir müstakbel partinin programını çizmiştik. Bunlarla birlikte düşüncelerimizi de uzun uzadıya açıklamıştık . O düşüncelerimizi şöylece özetleyebiliriz:
Kurulmaya çalışılan bir parti, özellikle Türkiye gibi bir ülkede, ne kendisini ne de programını iki kelime ile hatta iki dilde sunup
tanıtamaz. Zulmün belirtilerini melankolik ve şairane bir tarzda, hele klasik ve üstün bir stilde anlatmakla hiçbir sonuç alınamaz. Bir katilin ölümü, hiçbir şey sağlamaz. Duygusal bir haykırışla hiçbir zaman birlik meydana gelmez, zaten gelse de dayanmaz.
Halka, partinin yapmak istediği reformların esaslı noktaları ve
benimsediği prensipler AYRINTILARİYLE, adeta matematiksel şekilde ve daima HALK AĞZİYLE ve Türkiye'de KONUŞULAN BÜTÜN DİLLERLE anlatılmalıdır. Aksi halde halk ve hatta partinin militanları bile ne olacağını ve özellikle teşkilatlanma zamanı geldiğinde ne yapılması gerektiğini bilemezler.
Ve işte, mütevazi bir yapıt olan Murad'ın anahatlarını burada anayasa (tasarısı) ile birlikte vererek söylediklerimizin bir kısmını açıklamak istiyoruz .
Bazıları sunduğumuz yasaya bir göz attıktan sonra, halk mevcut olmadan bir parlamento yasası hazırlamak istediğimizi sanarak bize güleceklerdir. Zira onlara göre yasama yetkisi sadece halk tarafından seçilmiş yöneticilere (magistrats) aittir. Bu böyle midir? Bir konu hakkındaki kamuoyu bir veya birçok kimselerin kişisel fikirlerinden doğmaz mı? Kişisel bir düşünce kamuoyu haline gelemez mi? Bugün halk tarafından seçilmiş bir yönetici (magistrat) olmadığına göre , propagandanın amacı nedir?
Sonuç olarak, beledi ve adli sorunları bir yana bırakarak, ve
direkt seçimi de atarak, parlamentoya temel teşkil etmek üzere Türkiye'nin ekonomik ve sosyal durumunun gerektirdiği özel bir sistem kurduk iletme araçlarının eksikliği nasıl bilinmekte ise, halkın tümünün entellektüel seviyesi de bilinmektedir.
Kimse, Türkiye'nin ve ahalinin bir kısmı bir yana bırakılırsa, (birkaç aşiret ve kabile hariç) bu gerçeğe itiraz edemez, aksi halde
yalan söylenmiş olur.
Sorun olarak ülkenin tümünün ekonomik durumu dikkate alınarak incelenip bir karara bağlanabilir. Entellektüel açıdan halkın görüş açısı en sonda gelir. Buna rağmen biz, bazı oylama metotları araştırmayı da görev saydık.
Sıkıntılı bir devre geçirilirken bir kımsenın, düşüncelerinden hiç
olmazsa bir tanesinin kabul edildiğini hatta uygulandığını görmesi ne büyük bir tesellidir.
Kongre toplandı.
Ne yaptı, nasıl oldu, orada ne yapıldı? Bu hususlarda birşey diyemeyiz, zira bu sadece dedikodu olur özellikle biz orada bulunmadığımıza göre, zira... belki de biz bu Kongreye katılmamaktayız.
Onu bütün kalbimizle kutluyor ve sadece sonucunu kabulleniyoruz.
Zabıtlara bakarsak , Osmanlı Liberalleri Kongresinin kıymeti
dakikaları sadece bir noktaya ayrılmıştır; Büyük devletlerin müdahalesi, bu da bir azınlığın ayrılmasına yol açtı.
Peki! halkı feda etmeden , bir kaç Osmanlı vatandaşının isteği üzerine müdahalede bulunabilir mi? Müdahale taraftarları isteklerinin yerine getirilememesi halinde başka girişimlerde bulunmayı düşünmüşler midir? Hayır! ve müdahaleye yandaş olmayanlar başka bir olanağa sahip mi? Evet! sulhçu bir olanak var; bir gazete çıkarmak!
Şimdi yapıldığından daha sağlam bir birlik kurulabilmesi için yarının devletinin birkaç organik temeli niçin her şeyden evvel atılmadı? Evet, bugün düzene girebilmemiz yarının sorunlarının tek bir bütün haline getirilmesiyle mümkün olabilir.
Sonuç olarak, burada parti veya prensip farkı gözetmeksizin bütün Türkiye'nin yenilik getiricilerine sesleniyorum: Bu yasanın tümünü, fakat özellikle 12'nci maddesini kabul veya red edin. Halkı ve halkın birbirlerinden farklı ve temelsiz görüşlerini bir araya getirin.
Evet, yarın için de hazırlanalım: Bugünkü korkunç rejimin yerini alacak olan temel noktaları geliştirelim, fakat bunu halkın önünde yapalım.
Bugünden çok yarından korkalım: yarın için de çalışalım. Bunu yapmak, bugünkü insanlık aleyhtarı idare sisteminin yıkılması olanaklarını araştırmak gibi sürekli bir iş değildir. Art düşünceleri, taraf tutmayı, dedikoduları ve içten olmayan duyguları bir tarafa bırakalım. Halkın temsilcisi olmanın savı ile göğüslerimiz kabardığı zaman, içimizin zulüm görenlerin iniltileriyle dolduğunu da his edelim.
Şimdiden itibaren, yüce insanlığın geleceği tarafından hakir görülen sahte iddiaları bir tarafa bırakıp devamlı olabilecek, fakat pratik temeller arayalım.
Hangi yönde olursa olsun , cürme kadar varan abartmaları bir tarafa bırakalım: akıllı ve sakin yaşlılar beraber daima gençliğin enerjisi ile gençleşmis, canlı ve coşkulu olarak kalalım. Asil duygularla alevlenmiş, fakat akıllıca fikirler taşıyan,
devrimden ve evrimden gençliği fışkırtan gençler olalım.
Zebun ihtiyarların ve düşüncesiz gençlerin düzeylerinden uzaklaşalım.
Doğu demokrasisinin soylu öncüleri olalım .
Ey Doğunun çocukları, demokrat olalım, gerçek demokrat; daima
inanmış ve taraf tutmayan birer demokrat .

H.Tunalı
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tarih ve Toplum Dergisi
Unvan:
Aylık Ansiklopedik Dergi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 5 okur okudu.
  • 4 okur okuyacak.