Tarık Tufan

Tarık Tufan

YazarÇevirmen
8.2/10
7,8bin Kişi
·
29,6bin
Okunma
·
3.106
Beğeni
·
113,8bin
Gösterim
Adı:
Tarık Tufan
Unvan:
Türk Yazar ve Senarist
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 5 Haziran 1973
Tarık Tufan 5 Haziran 1973 yılında İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmakta ve bazı televizyon kanallarında edebiyat-sohbet türünde programlar sunmaktadır. Yayımlanmış beş adet kitabının yanı sıra Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinin senaristlerindendir.

Edebiyat alanında beş adet kitabı mevcuttur. Kitaplarında, günlük hayat içinde insanın varoluş, kimlik sorunlarını irdeler. Uzak İhtimal ve Yozgat Blues'un senaristlerindendir. Kitaplarındaki zarif ve naif anlatım üslubunu senarist olduğu filmlerde de görmek mümkündür. "Uzak İhtimal" filmiyle 2009 yılında İstanbul Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülünü kazanmıştır. Uzak İhtimal'in ardından senaryosunu yazdığı "Yozgat Blues" filmiyle 2013 yılında Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülüne layık görülmüştür.
"Gözlerini kapat!" dedi kadın. "Gözlerini kapat. Beni düşün. Seni seven diğer kadınları düşün."
Adam gözlerini kapattı. Kadının boğazını sıkmaya devam etti.
Bir daha hiç ayrılmadılar.
''Bu yaşa gelmiş adamın söyleyeceği şey değil ama ben herkese küstüm Jülide. Bildiğin çocuk gibi küstüm.''
''...Gidelim buradan;
Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim. Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim...''
%61 (77/128)
·4/10 puan
Kitap yarım bırakmamak gibi bir prensibim olsa, kitap hediye gelmiş olsa ve sırf hatır için okumaya başlamış olsam ve 77 sayfa okumuş olsam dahi daha fazla katlanamadım.

Bir kere 77 sayfa boyunca altı boş aforizma kasmak dışında bize ne anlattın sayın Tufan? Acıların çocuğu Tufan diyesim var. Aşk acısı çekiyormuş Tarık Bey aman ne kadar değişik. Babası iflas etmiş, evi terk etmiş öfkeliymiş aman ne kötü. Yanlış anlaşılmak da istemem aşk acısı çekmeyen mi var, farklı ne anlattı bize hiç. Annesini çok seviyormuş annesi kanser olmuş dünyası kararmış. ( Yavan cümleler...)

Aşk acısı kim çekti diye anket yapsam şurada %95 lere ulaşır sayı, kimler o sırada kendisini dünyanın en mutsuz kişisi gibi hissetti desem oran yine yukarılarda olacaktır eminim. Pucca da aşk acısı çekti, hatta daha içten yazdı bunu o zaman Tarık Tufan neden yere göğe sığdırılamıyorken Pucca neden yerden yere vuruluyor. Sebebini ben söyleyeceğim ama ne ilgisi var diye muhalif olacak milyon kişi olacak. Olsun içimde tutamam söyleyeceğim. :) Çünkü Tarık Tufan iki kelimeden birinde Allah, Kuran, Yasin derken Pucca sigara, alkol, seks yazar! Muhafazakar kesim (gerekirse ötekeleştirici de olurum) de yüceltir işte böyle. Toplumun siyasi ve sosyolojik ortamı bu çünkü şuanda. Birisi acı da diğeri değil mi şimdi?

Bol bol ajitasyon yapayım, kanser anne diyeyim, babam iflas etti diyeyim aa dur hatta evli kadına aşık olayım ilginç olsum bir de Afrikalı çocuk/ akbaba / gazeteci örneğini de patlattım mı satar bu kitap.

Wattpat yazarlarından hallice... Öyle büyüleyici bir anlatımı falan da yok. İyi kötü bir okuma kültürüm olduğuna inanıyorum ve bunun bana verdiği yetkiye dayanarak bu kitap ÇOK KÖTÜ diye bağırıyorum.

Aforizma okumak istiyorsanız milyon tane yeraltı edebiyatı kitabı var ve dil olarak çok daha yukarıdalar Tufan'dan.

Gelelim kadınlar hakkındaki beni çok rahatsız eden kısımlara;

"Zayıf, cesaretsiz kadınları severim ben.
Erkeğine sürekli ihtiyaç duyan kadınları severim. Kendi zayıflığını her defasında erkeğine hissettiren kadınları. Tek başına karar almaktan korkan kadınları.
....
Kadın benim olmasa da mutlaka bir erkeğin olmalıydı." (Sayfa 56)

Bu ne şimdi? Güçlü kadın fikrinden neden bu kadar korkuyorsunuz. Biz kadınlar erkeklere bağımlı olmadan yaşayabiliyor, gayet başarıyla ayaklarımızın üzerinde durabiliyoruz. Pek çok konuda da erkeklerden daha başarılıyız. Tiksindim bu fikirlerden!! Neden kendi başıma karar alamıyorum, neden cesaret göstermiyorum sayın Tufan! Ne cüretle...

Gelelim başka bir yere...
"Birlikte yaşanması güç bir adam olarak, dünyası karmaşadan kurtulamayan bir adam olarak, son derece iyi bir aile yaşantısı olan ve fazlasını hakkeden onu, kendime karşı koruyordum." ( Allah razı olsun çok ince düşüncelisin.)

"Şuan evli olduğu adamla evlenmesine, birlikte olmasına göz yumdum."(Malsın çünkü.) "Biliyorum ki, bunu istemeseydim asla olmazdı."(Özgüvenin böylesi!! Kendini aşırı önemseme..) "Ancak düzenli bir hayatı olan, iyi bir işi ve ailesi olan, onu koruyacağından emin olduğum o adamla evlenmesine RAZI OLDUM." (Neden başka birisi koruyor ve yine bir sevap yapmış gibi yansıtma durumu. Onu çok seviyorum bu yüzden başka bir adamla evlenmesine RAZI OLDUM!)

Sözüm hemcinslerime... Kızlar sizi birisinin korumasına muhtaç değilsiniz! Birisi size böyle bir muamele yapıyor ve sizi sevdiği için yaptığını ileri sürüyorsa ilişkinizi ciddi ciddi gözden geçirin, bırakın o adamı! Kendi egolarını tatmin etme aracı olarak sizi kullanmasına aracı olmayın. Saçma sapan fikirleriyle başbaşa bırakın ve ona ihtiyaç duymadığınızı bildiği halde sizi sevenlerle harcayın zamanınızı.

Hayat korkak adamlarla ya da kötü kitaplarla zaman geçirmek için çok kısa.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Tarık Tufan. Tarık ağabey. Çok sevdiğim hatta en sevdiğim yazar. Yaklaşık 10 yıldır hem okurum hem de şahsen tanırım. Tanışma hikayemi belki başka bir sefer anlatabilirim. İnceleme için niye bekledim, demek ki bugüne nasipmiş. Diğer 6 kitabı hakkında da bir şeyler söylemek istiyorum ilerleyen günlerde.

Şimdi bu kitaptan bahsedelim. Kekeme Çocuklar Korosu. Sanırım yeryüzündeki en ilginç kitap isimlerinden biridir. 2000 yılında yayınlandı. Kitabı ilk olarak 2008 yılında okumuştum, sonrasında başucu kitabı olarak benim en iyi arkadaşlarımdan biri oldu.

Tarık Tufan’ı bilenler bilir, bilmeyenler ise kanaatimce mutlaka öğrenmelidir, tanımalıdır. 90’lı yıllarda radyoculuğa başlamış ve 2009 yılında sonlandırmıştır radyo macerasını, yazık ki radyo kısmına son birkaç ayında yetişebildim, öncesinde haberdar değildim. Her işte bir hayır vardır elbette. Şöyle bir fon müziği vardı, isteyen dinleyebilir. https://www.youtube.com/watch?v=J47S6dBjCsg

“Düş Vakitleri” isimli bir program. Kitap da yaklaşık olarak bu radyo programının etrafında şekilleniyor diyebiliriz. 90’lı yılların ülkemizdeki karmakarışık hali kitaba da yansımıştır. Tarık abi muhafazakar, İslamcı, dindar diyebileceğimiz dünya görüşünün içinden gelen ama asla hiç kimseyi ötekileştirmeyen, vicdandan ödün vermeyen bir güzel adamdır.

Bizim ülkemizde malesef neredeyse her dönem hep bir şeyler yasaklı ve hep bir şeyler suç olmuştur. İşte 90’lı yıllarda da bu ülkede en büyük suç “Müslüman” olmaktı. 28 şubat diye bir şey yaşandı bu ülkede, yaşı 30 ve üzeri olanlar hatırlayacaktır. Kimi zaman da kürt olmak, alevi olmak, Atatürkçü olmak,sosyalist olmak,eşcinsel olmak vesaire yasak veya suç oldu bu ülkede.

Kitaba gelelim, söz bitmez. Kitapta işte bu dönemde ötekileştirilen ve sesi çıkmayan veya ancak adeta “kekeme” şekilde konuşabilen bir nesil anlatılmaktadır. 90’lı yılların yasaklarından nasibini alan, inancına göre yaşamaya çalışan ve her anlamda sürüklenen- hem yerlerde hem ruhlarında- bir nesil.

Fakat bu kitapta herkes kendinden bir şey bulacaktır. Her inançtan her görüşten insan bu vicdanlı anlatımda bir şeyler yakalayacak ve okumanın lezzetine varacaktır.
Tutunma arayışı, isyan,hüzün ve daha pek çok mesele.

DİKKAT!! BUNDAN SONRASI SPOİLER İÇERİR, FAKAT OKUSANIZ DA NE ÇIKAR SİZ BİLİRSİNİZ

Başlayalım biraz deşmeye,

“-Bu nedir
-Mektup doktor bey.
-Kim gönderdi bunu?
-Geçen gün gelen hasta var ya o !
-Hangisi radyocu olan mı?
-Evet o.
-Tamam sağol.

Sevgili Doktor,

Beni rencide ettiniz.Ve ben açıkçası bunu sizden beklemiyordum, insanlara hasta olduğumu söylüyorsunuz. Onlarla konuşmaya çalıştım fakat hiçbiri dinlemedi. Tam konuşmaya başlarken acele laflar edip gitmeleri gerektiğini söylüyorlar. Sanırım size daha çok inanıyorlar.Önemsiyorlar da üstelik.Bir defasında şizofren dediğinizi duydum. Sonra anlayamadığım bir sürü şey. Siz anlattıkça, onlar kafalarını sallıyorlar.Sınıfta ön sıralardaki çocuklar gibi. Kahretsin ! Haklı olamazlar. Onlara nasıl zarar verebilirim. Onlar yaşamıyor doktor! Türkü söylediklerini duymadım inanabiliyor musun?Aşık olmuyorlar, uykusuz geçirdikleri bir tek gece yok.”

Biraz daha devam edelim, kitapta yoğun olarak kendisine eşlik eden bir iç ses bir kişi adeta,

“-Artık bırak beni lütfen. Her yerde karşıma çıkıyorsun. Biraz nefes almak istiyorum anladın mı?
-Bana bak ben senden başkası değilim, sen de bunu anla artık.Her tökezleyişinde bana bağırmandan bıktım üstelik. Bak oğlum, kendinden kaçamazsın !”

“Allah’ım annemi ve aklımı koru lütfen”

Sonra ilkolul ve ortaokul çağlarında hem okuyup hem çalışmak zorunda kalan bir çocuk görüyoruz,
“Ellerinizi makineye kaptırmayın. Ruhunuzu da makineye kaptırmayın. Çocuklara dikkat edin, onları da kaptırmayın makinelere.Yaz aylarından nefret ediyorum…”

Radyo,
“Hayatını kalabalıklaştırdıkça ölümü içinden çıkılmaz bir hale dönüştürüyorsun. ‘sevgilim hayat’ palavralarını bırak artık. Ona çoğu zaman bir fahişe gibi davranıyorsun”
“Hiç işte radyoda Eric Clapton çalıyor.’Tears in Heaven’ Sana kullanılmamış çocukluğumu bırakıyorum. Üstü kalsın…
https://www.youtube.com/watch?v=8ppn0CtSDS8

Devam edelim,

‘On iki yaşındaki çocuk iş bulamadığı için intihar etti’ gazetelerden.
‘dile benden ne dilersen ‘ mastercard

“On iki yaşındaki çocukların iş bulabilmelerini diliyorum. On iki yaşındaki çocukların intihar edebilecekleri bir ip bulamamalarını diliyorum.On iki yaşındaki çocukların sokaklarda yürürken akıllarına ölüm düşmemesini diliyorum”

Sonra 90’lı yıllarda okumaya çalışan başörtülü kızların çilesi, okursunuz anlarsınız.

Sonra ‘aşk arası’ yine o dönemin kendi halinde, çekingen, belki bilinçsiz genç erkek ve kızlarının dünyası. Okursunuz , Müslüm babanın şarkı sözlerini de iliştirmiştir yazar bu yazının başına.
https://www.youtube.com/watch?v=D2KHhePhWzc

Sonra daha neler neler, çok mu uzattım aslında bilemedim. Ama yetmiyor anlatmaya bunlar da, lütfen bu kitabı okuyun. Son olarak az bilinen şairlerden İlhami Çiçek’le bitiriyor yazar kitabını, şairin de hayatına biraz değinerek.

“Her şey eninde sonunda sessizdir
Bir günün kırılganlığından
Kalan ve tekrar tekrar kırılan
Müteellim bir insan sesinin başlattığı
Ağlamanın kırı
Sessizdir “
292 syf.
·9/10 puan
Merhabalar yakın bir zamanda keşfettiğim ve tüm eserlerini okumaya çalıştığım Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Salonu kitabını diğer eserlerinde olduğu gibi tek solukta bitirdim.İncelemeden önce beğendiğim bir alıntıyı paylaşmak isterim ;
“Ben açık birisiyim mesela. İçimde ne varsa dilimde de o var. Öyle insanları seviyorum. Çok konuşan değil ama içindekini konuşsun. Bir şey söylemek istemiyorsa da oturalım susalım, umrumda olmaz. Neden konuşmuyorsun diye sormam bile. Bilirim ki söyleyecek bir şey yok, susuyoruz. Ama bir şüphe olunca insanın tadı kaçıyor.”
Kitabı okumaya başladığınızda kendinizi de olayların içinde bulacaksınız.Şimdiye kadar okuduğum romanlardan çok farklı bir şekilde kaleme alınmış eserlerden biridir.Konu olarak isimsiz kahramanımız Şeyh babasıyla gayet huzurlu ve dini bir hayat yaşarlarken annesinin vefatından sonra yeni bir hayata başlarlar.Eda isminde biri vardır onun canını çok yakan ve aşık olduğu birisidir.İsimsiz kahramanımız ona karşı olan aşkını o kadar güzel anlatıyor ki onu seven o değilde kendimiz olduğunu sanıyoruz.İsimsiz kahramanımızın başından garip olaylar geliyor ve hayallerinden tam kopacakken tüm hayallerini hiç yapmadıklarını yapıyor.Kitabın dili diğer eserlerinde olduğu gibi çok iyiydi.Kitapta en beğendiğim bölümü isimsiz kahramanımızın annesine yazdığı yazıydı onu okurken duygulanmamak elde değil o kadar içten yazılmış ki...
“Anne seni çok özledim anne ben çok yalnız kaldım anne bende ölüyorum anne kayboldum anne kendimi tanıyamıyorum artık görsen sen de tanımazsın.”
Keyifli Okumalar Dilerim
299 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar bu incelmeyi nöbette yazmaya çalıştım ve tamamlayabildim. Tarık Turan’ı şiirleriyle tanımıştım son kitabı olan Düşerken ile yazarın romanda alanında ne kadar başarılı olduğunu gördüm.Güz mevsiminde yani hüzün mevsiminde hüzün dolu yüreğin izdüşümünü kelimelerle anlatmak kiyafetsiz kalacak ancak ben yine bir şeyler söylemeye çalışacağım.Kitap İshak’ın hayat öyküsü çevresinde geçmektedir.Karakter olarak İshak,Nurten,Jülide yer almaktadır.İshak karakterinin öyküsünü okudukça bir insan yüreği bu kadar hüznü ve kederi nasıl sığdırabilir ? Nasıl olurda bu kadar çok yara almışken böylesine insan suskun kalıp yorulmadan bir yerlere kaçmaz demeden edemiyorum.Kitap konu olarak İshak tesisatçıdır üst komşu olan Jülide ile Nurten ve 2 çocuğunu arkasında bırakarak kaçmaya karar verirler ancak aralarında bir şey olmadan birbirlerini tanımadan hiç bir plan yapmadan nasıl ve neden kaçtıklarını okudukça iki farklı karakterin ağzından duygu yüklü bir şekilde okuyacaksınız.Kitabın en son sayfasına kadar mükemmeldi ve çok etkilendiğim bir kitap oldu.Yazarın üslubu sade ve akıcı bir şekilde kaleme alınmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
136 syf.
·9/10 puan
Merhabalar Kekeme Çocuklar Korosu kitabının incelemesine başlamadan önce kitapta yer alan muhteşem bir kaç alıntıyı paylaşmak isterim : “En son hangi acı seni uykusuz bıraktı, en son hangi coğrafya için gözyaşı döktün..."
"Sınırlar yürümesini bilmeyenler içindir."
“Sizi reddediyorum doktor . !
Hakkımda hiçbir yargıda bulunma hakkına sahip değilsiniz .
Akademik kariyeriniz değil , yüreğiniz yetmiyor .”
“Her şey eninde sonunda sessizdir
Bir günün kırılganlığından
Kalan ve tekrar tekrar kırılan
Müteellim bir insan sesinin başlattığı
Ağlamanın kırı
Sessizdir “
Yazarın en beğendiğim eserlerinden biri olan Kekeme Çocuklar Korosu Düş Vakitleri isimli radyo programında konuşulanlar çerçevesinde şekillenmiştir.Bu kitapta ülkemizin 90’lı senelerindeki karmaşık durumu etkileyici bir üslupla genç bir radyocu adamın hayatı üzerinden anlatılmaktadır.Yalnız gece radyo programları yapan radyocunun hayatına yer verilmemiştir o dönemdeki birçok kesimden insanların hayatına da yer vermektedir.Kitap konudan daha ziyade dilde başarılı bir şekilde kaleme alınmıştır.Konu olarak 28 Şubat,Başörtü meselesi,çocuk istismarı,çocuk işçiler,taciz-tecavüz,modern ve kent hayatı gibi konular üzerinde durulmuştur.Kekeme Çocuklar Korosu kimler mi oluyor ? Şiddete uğramış,ezilmiş,taciz ve tecavüze uğramış,kendilerini bilmeyen masum konfeksiyon çocuk işçileridir.Hayatta umutla başlayıp gerçekte olduğu gibi karamsarlıkla biten muhteşem bir dille yazılmış bir öyküdür.Kekeme Çocuklar Korosu kitabı bitse bile korosunun sesleri hiç durmadan devam ediyor kulaklarımızda.
Keyifli Okumalar Dilerim
120 syf.
·3 günde·9/10 puan
Tarık Tufan şiirini kalemiyle değil yüreği yazıyor. Okurken dizeleri o ruh haline kendiliğinden giriveriyorsun. Sanayi devriminden muzdarip, matematikten anlamayanlarin çok seveceği bir eser..

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
128 syf.
·9/10 puan
Merhabalar Bir Adam Girdi Şehre Koşarak kitabı ile yazarla tanışmıştım ikinci okuduğum eseri olan Ve Sen Kuşlar Olur Gidersin yazar “Anlatmak istiyorum sadece.” diyerek başlıyor ve okuyucuları da “Dinliyoruz.”diyerek dinliyoruz.En başta deneme tarzında başlayıp yaşamöyküsü gibi devam ediyor.Okuyucunu ilk satırlarından itibaren peşinden sürüklüyor.Bu kitapta en beğendiğim özelliği yazıların birbirinin devamı niteliğinde olmasıydı.Tarık Tufan’ın çocukluk yıllarından başlayarak günümüze kadar yaşadıklarını kaleme almıştır.
Kitapta en beğendiğim alıntılar :
“Ne garip,
İnsan doğruların ne kadar farkında olursa olsun
Kendisini kandırabilme gücünü asla yitiremiyor...”
“Bir oyundaymışım da, ebe beni unutup gitmiş gibi. Yıllarca oyunun kaldığı yerden devam etmesini bekleyen bir çaresizdim. Sobelenmek pahasına ortaya çıkıyordum ve kimseler varlığımı umursamıyordu.”
Keyifli Okumalar Dilerim
120 syf.
·9/10 puan
Merhabalar Tarık Tufan’ın ilk okuduğum kitabı olan Bir Adam Girdi Şehre Koşarak kısa hikayelerden,şiirlerden ve deneme tarzında yazılardan oluşan muhteşem bir eserdi.Yazarın dili çok akıcı ve sadeydi.Kitabın en beğendiğim özelliği okurken yazarın içtenlik ve samimiyet ile yazdığını anlayabiliyorsunuz.Kitap ince bir şey tek solukta okuyup ve bol bol altını çizeceğiniz cümlelerle karşılaşacağınız bir eserdir.Tarık Tufan’ı okurken Cahit Zarifoğlu’nun tarzına yakın hissettim.Eserde altını çizdiğim satırlar şunlardır;
“İnsanın kötülük yapmak İçin sebebe ihtiyaç yoktur.”
“Ölüme gözyaşı dökmenin derecesi,ölümün kendi benliğine yakınlaşma derecesidir.Bu yüzden en çok kendi benliğimize yakınlaşan varlıkların ölümüne ağlıyor insan.”
“Bir gün,yani üşümem geçtiğinde yani soğuk yakamı bırakıp başka ayaklara musallat olduğunda bedenimi ruhumdan soyup yürüyeceğim öylesine çırılçıplak...
Keyifli Okumalar Dilerim
299 syf.
·6 günde·8/10 puan
Tarık Tufan uzun zamandır takip ettiğim birisi. Öyle ki, ta Meksika Sınırı programına dayanır tanışıklığımız. Konuşurken birden ilginç bir fikir sunar size, aklına gelen zor meseleyi, kendi tespitini toparlamaya çalışırken yere bakarak, tane tane sözcükleri bulup çıkarırken aralara bir ‘eee’ katarak anlatır, sonrasında ilginizi çekecek olan o şeyi. Anlattığı şeyler farklı bir bakış açısı sunduğu için de dinlemek istersiniz. Ben, kendisini kafası karışık bir adam olarak görürüm tıpkı modern zaman insanı gibi. Bundan dolayı da yakın ve samimi gelir. Kanımca, bu kafa karışıklığında Felsefe mezunu olup üzerine Sosyoloji yüksek lisansı yapmış olmasının da payı vardır elbet.

Kitaplarını ve filmlerini de bu anlatımı nedeniyle takip etmişimdir. Ama şimdiye kadar okuduğum dört kitabı da tatmin etmemişti beni. Ondan beklediğim kadar iyi değildi hiçbiri. Kitaplarının bendeki karşılığı hep ‘eksik’ oldu şimdiye kadar. Eserlerin iyi kısımları olsa da bu bütüne yansımıyordu. Ama ben yine de beklentimi bir gün karşılayacağına inandığım için çıkar çıkmaz bu kitabını da aldım. Bazılarının sizde iyi kredisi vardır ya, güvenirsiniz bir gün o bütünlüğün sağlanacağına, işte o hesap benimki de. Ama bu sefer değdi işte, güven boşa çıkmadı, bu sevindirici.

Gerek romanlarından gerekse de filmlerinden bilen bilir ki; Tufan, zor eşleşmeleri, ‘uzak ihtimal’leri sever. Kurguda farklı dünyadan insanları bir araya getirmeyi dener, o mücadeleyi gösterir size. Düşerken’de de bu var. Farklı yaşayışların bir araya geldiği yüzleşmelerin hikâyesi anlatılıyor. Bu hikâyede, derinliği olan karakterler iyi bir kurguyla birleştirilerek anlatılmış. Akıcı ve sade bir dil kullanımı ve bölüm arası geçişlerin çok iyi ayarlanmış olmasından dolayı yazarın sürükleyici bir roman konusunda dersine iyi çalışmış olduğunu düşündüm roman boyu. Öyle ki ‘şu bölüm bitsin bir ara vereyim’ dediğinizde bölüm sonunda öyle bir cümle geliyor ki, kendinizi sonraki bölüme başlamış buluyorsunuz. Anlatım tekniğinde de çeşitlilik var. Bazı bölümler birinci tekil şahıs anlatımıyla bazı bölümlerse üçüncü tekil şahıs anlatımıyla yapılmış. Yani hikâyeyi, bazı bölümler İshak’tan bazı bölümler Jülide’den bazı bölümler de genel anlatıcıdan dinliyoruz. Sadece anlatım biçiminin zenginliği değil kurgunun da buna uyum sağlayarak bütünlük arz ediyor olması, aynı zamanda Tufan’ın roman konusunda sınıf atladığını da gösteriyor bana göre.

Yine diğer taraftan okurun karakterlere karşı tavrı da değişiyor. Bir karaktere karşı çok farklı duygular içerisine giriyorsunuz. Başta kızıp, haksız gördüğünüz karaktere, hikâye derinlik kazandıkça acıyıp merhamet duyuyor ve onu haklı görebiliyorsunuz. Bu da kurgucunun maharetlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Yazar, karakterlerin öyküsünü sırayla sunuyor. Roman ilerledikçe başta verilen karakterler de derinlik kazanıyor. Tanışma ve bu derinliğin oluşması için de yolculuk durumunu arka fona alıyor. Hikmetli tecrübe der ki; Bir insanı tanımak için onunla ya ticaret yapmak ya da birlikte uzun bir yola çıkmak gerekir. Tufan da buna uyarak karakterlerini yolculukta birbirine iyice tanıtıyor. Başta birbirini tanımadan bilinmez bir yola çıkan karakterler yolda eteklerindeki taşları bir bir döküyorlar. Derin trajediler meydana çıkıyor ve nitelikli bir romanda olduğu gibi çözüme doğru her şey toparlanma evresine kavuşuyor.

Kitabın adını dikkate alarak iki baş karakterle alakalı şunu söyleyebilirim; İshak’ın durumu: yüksek katlı bir yerden kendini sırt üstü yere bırakan adam misali… Hani şu her katta ‘hala daha ölmedim’ diyen. Yani görmezden gelerek, düşmeyi durduracağını yok edeceğini sanmak. Jülide’nin durumu: yüksekten kendini yüz üstü yere bırakma ve düşmeyi ne kadar acı olsa da yaşamak arzusu. Bazen görmek iyidir bazense görmeyi unutmak. İşte bu yüzden yolu ancak bu birliktelik buldurabilir. Kapak resmiyle alakalı da sadece isabetli bir tercih olduğunu söyleyebilirim. İçeriğe uyumu konusunda iki farklı noktaya dikkat çekilebilir ancak bununla alakalı yapılacak yorumlar, okumayanlar için olayı epey açık etmek olacağından değinmek istemiyorum.

Romanın son kısmıyla alakalı ufak bir gözlemim daha olacak, onu da söylemeliyim. Bence Tarık Tufan yer yer cüretkâr hamlelerle oluşturduğu kurgu ve olay örgüsünü sona kadar getirirken sonunda o kadar cesur olamamış. Daha mütevazi bir son var. O şaşırtıcı ve sürükleyici olay örgüsüne şüphesiz daha şaşırtıcı bir son yakışırdı. Bu final daha çok tahmin edilebilecek ve pek sorun çıkarmayacak bir son gibi duruyor.

https://www.youtube.com/watch?v=i5KL33y7Lmw
120 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitap üzerine detaylı bir inceleme yapmak yerine olabildiğince kısa tutarak aklımda kalanları toparlamak niyetindeyim...

Tarık Tufan çok sık karşıma çıkan bir yazardı. Bu kitabı da hakkında edebi anlamda fikir sahibi olmak için alıp okudum. Okumaya sabah başladım ve günün büyük bölümünde dışarıda olmama rağmen gece bitirdim. Kitapta 1-2 sayfalık (bazen 1-2 cümleden oluşan) toplam 68 deneme var. Pek çok farklı konuya değindiği için yazarı ve fikirlerini tanıma noktasında iyi bir başlangıç kitabı olabilir.

Ancak Cemil Meriç ya da Galeano seviyesinde deneme kitapları okuyanlar için bu kitap oldukça yavan gelebilir. Çünkü şahsen, bir deneme kitabı yazmak için daha fazla birikim, tecrübe ve zihin açan fikirler olması gerektiğini düşünüyorum. Mesela Eduardo Galeano , Aynalar: Neredeyse Evrensel Bir Tarih kitabını ömrünün son demlerinde yazmış. Kitabın sayfalarında ilerledikçe, yılların verdiği bilgeliği ve oradan zihinlere yansıyanları berrak bir su gibi görebiliyorsunuz... Cemil Meriç 'i zaten konuşmaya gerek yok... Bir Cemil Meriç kitabı okumak, bir üniversite bitirmek gibi bir şey... Tarık Tufan’da ise böyle bir birikim ya da fikir üretkenliği göremedim açıkçası. Kitaba başlamadan önce nasılsam, bitirdikten sonra da öyleyim. Bana kattığı yeni bir bakış açısı olmadı. Oradaki eksikliği daha süslü cümlelerle, yani estetikle dengelemeye çalışmış.

Kitabın adı Yasin sûresinin 20-21. ayetlerinden geliyor. Kitapta yer yer İslami bakış açısına uygun fikir ve figürlere yer verilse de bu kitap sadece muhafazakarlar için yazılmış dersem yazara haksızlık etmiş olurum. Dediğim gibi, genele hitap eden pek çok konu var. Ancak Gazze, Kudüs gibi muhafazakar kesimin daha fazla hassasiyet gösterdiği bazı 'anahtar kelimeler' içi yeterince doldurulmadan denemelere özenle eklenmiş... Bu yüzden yazarı bazı konularda çok samimi bulduğumu söyleyemem... Bazı denemeler biraz 'tribünlere oynuyormuş' izlenimi verdi ve bu beni biraz rahatız etti...

Merkezinde kadın olan denemelere baktığımızda, kadınlara bakışı konusunda herhangi bir aşırılık ya da seksist bir ifade görmedim. Tam tersi, çok net bir duyarlılık var bazı denemelerde. (Örnek olarak, 29 ve 65. sayfalardaki denemeleri verebilirim.) Bu paragrafı yazma nedenim NigRa 'nın Ve Sen Kuş Olur Gidersin kitabına yaptığı #32932694 incelemede tartışılan bazı sorunlu ifadelerle alakalı... Hangisi yazarın bu konudaki gerçek fikirlerini yansıtıyor bilemiyorum. Amacım, sadece oradaki tartışmaya genişlik kazandırmaya çalışmaktan ibaret:)

Kitaptaki denemeler için 'aforizma peşinde koşmuş' dersem çok ağır ve haksız bir eleştiri olur. Ancak benim bir deneme kitabından beklentim fikirsel düzeyde olduğu için ve bu noktada kesinlikle tatmin olmadığım için geriye maalesef sadece bu süslü cümleler kalıyor dersem çok da abartmış sayılmam...

Kitapta en beğendiğim deneme 114. sayfada yer alan deneme oldu. (Bazı adamlar için yaşamak ne kadar zorlaşıyor farkında mısın? cümlesi ile başlayan...)

Netice itibariyle, artık Tarık tufan hakkında az da olsa bir fikir sahibi olduğumu düşünüyorum. Yine de yazarın 7 kitabı olduğunu ve romanlarının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isterim...

Benim bu kitap özelinde izlenimim yazarın oldukça abartıldığı yönünde... Siyasi duruşunun ve ülkemizde rüzgarın estiği yönün bu satış rakamlarında oldukça etkili olduğunu düşünüyorum... Siyasi iktidar, kendi tabanındaki Y ve Z kuşağına artık Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi isimlerle yeterince etkili bir şekilde ulaşamayacağının bilincinde ve uzun zamandır kendi pop-kültürünü ve kendi edebiyat aktörlerini oluşturmak için yoğun bir çaba sarf ediyor... Bu çabanın hedefe varması için alınması gereken uzun bir yol var... Bol Gazzeli, Kudüslü, bol süslü cümleler, başlangıç için fena bir tercih sayılmaz(!)... Bu serencamın sosyolojik analizini de başka bir incelemeye bırakalım...

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim...

Herkese keyifli okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Tarık Tufan
Unvan:
Türk Yazar ve Senarist
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 5 Haziran 1973
Tarık Tufan 5 Haziran 1973 yılında İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmakta ve bazı televizyon kanallarında edebiyat-sohbet türünde programlar sunmaktadır. Yayımlanmış beş adet kitabının yanı sıra Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinin senaristlerindendir.

Edebiyat alanında beş adet kitabı mevcuttur. Kitaplarında, günlük hayat içinde insanın varoluş, kimlik sorunlarını irdeler. Uzak İhtimal ve Yozgat Blues'un senaristlerindendir. Kitaplarındaki zarif ve naif anlatım üslubunu senarist olduğu filmlerde de görmek mümkündür. "Uzak İhtimal" filmiyle 2009 yılında İstanbul Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülünü kazanmıştır. Uzak İhtimal'in ardından senaryosunu yazdığı "Yozgat Blues" filmiyle 2013 yılında Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülüne layık görülmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 3.106 okur beğendi.
  • 29,6bin okur okudu.
  • 516 okur okuyor.
  • 9,4bin okur okuyacak.
  • 235 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları