Tosun Bekir Bayraktaroğlu

Tosun Bekir Bayraktaroğlu

Yazar
9.3/10
23 Kişi
·
50
Okunma
·
7
Beğeni
·
125
Gösterim
Adı:
Tosun Bekir Bayraktaroğlu
Tam adı:
Tosun Bekir Bayraktaroğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 21 Ocak 1926
Şeyh Tosun, esas adıyla Tosun Bekir Bayraktaroğlu 1926 yılında İstanbul’da dünyaya geliyor. 1945 yılında Robert Kolej’den mezun olduktan sonra önce Amerika’da bir süre mimari okuyor, sonra Londra’da iki yıl sanat tarihi tahsil ediyor. Fakat daha sonra tekrar Amerika’ya dönüp tahsilini New Jersey’de tamamlıyor. Bu arada bir müddet Paris’te resim eğitimi aldığı bir dönem var. 1961’den sonra 30 yıl kadar ABD’de resim, heykel ve sanat tarihi profesörlüğü yapıyor. 1950’lerden sonra Paris’te başlayan ressamlık döneminde Avrupa ve Amerika’da özellikle şok edici tabir edilen eserlerden oluşmuş sergiler açıyor ve bunlar sanat çevrelerinde dikkat çekiyor. Şeyh Tosun’un ayrıca 10 yıl kadar Fas’ta iş adamlığı yaptığı bir dönem var ki o sıralarda TC fahri konsolosu da oluyor.Tosun Bekir Bayraktaroğlu

1968 yılının Aralık ayında Tosun Bey bilvesile Konya’da Mevlevi dervişlerinin sema yapacağını duyup hanımıyla oraya gitmek için yola koyulur. Trende merhum Münevver Ayaşlı Hanımefendi ile tanışırlar. Ana konusu tasavvuf ve Mevlevilik olan uzunca bir sohbetten sonra bir ara Tosun Bey kendilerinin de bu tarz bir disiplin aradıklarını söyler. Münevver Hanım eğer arzu ederlerse dönüşte kendilerini aramalarını ve bu konuda onları bir şeyh efendi ile tanıştırabileceğini belirterek Beylerbeyi’ndeki evinin adresini verir.

Tosun Bey daha sonra unutuverdiği bu sohbeti 1974 yılında annesi Afife Hanım’ın ölümünü takip eden günlerde hatırlar. Yıllar evvel trende tanıştığı hanımın peşine düşer ve araya sora kendisine ulaşır. Tabii Münevver Hanım da onu bir Perşembe akşamı Karagümrük’teki Cerrahi dergahına götürür.

“Sana biiznillah hilafet vereceğim”

Tosun Bey o gece zikirden ve tekkenin genel halinden çok etkilenir. Bütün hafta Perşembe’yi bekler ve tekrar tekkeye gider. İçeri girerken abdest alır ve tekkenin girişindeki kabirlerin yanında durarak yıllardır okumadığı Fatiha’yı okur. Bir önceki hafta tekkede yapılan hiçbir şeye katılmadığı halde ikinci gelişte herkesle birlikte safa durur ve ilk defa namaz kılar.

O akşam şeyh Muzaffer Ozak Efendi diz dize oturduğu bir adamın başına beyaz takkeyi koyarken Tosun Bey bu sahneye çok imrenir. Bu olaydan sonra şeyh efendi ilk defa Tosun Bey’e gözlerini dikerek herkese şu soruyu sorar: “Hz Yunus bir şiirinde ‘Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü’ diyor. Ne demek istiyor?” Bu soruyu iki sefer sorar ve Tosun Efendi’ye bakarak: “Ben bir profesör tanıyorum, bu sualin cevabını hemen bildi ve bunu bilmeyecek ne var dedi. Adam gitmiş manavdan üzüm almış ve erik ağacına çıkarak yemiş.” Arkasından tebessüm ederek ona bakar. O an Tosun Efendi’nin hayatında adeta bir devrim olmuş, her şey adeta yerli yerine oturmuştur.

Şeyh efendi ona ismiyle hitap ederek, “Tosun Bey, demin bir derviş biat ederken ona giydirdiğim takkeye imrendin galiba! Gel bakayım” der. Tosun Efendi şeyhin önünde ayakları ağrıya ağrıya diz üstü oturur. Efendi alelacele başına bir takke koyar. Takke biraz ufaktır. Efendi onun da çaresini bulur. “İyidir, ya kafan küçülür ya da takke büyür” der. Tosun Bey o gün derviş olmuştur.

Bu olaydan sonra tekke ve Şeyh efendi ile ilişkileri devam eder. Yaklaşık üç yıl sonra Tosun Bey bir gece bir rüya görür. Rüyada Efendi ona “sana iki güzel haberim var” diyor. “Biri, hanımın Müslüman olacak, diğeri de…” derken uyanır. Bu olaydan birkaç zaman sonra hanımı Müslüman oluverir. O vakit idrak edip rüyasını Efendi’ye anlatır. O da “Maşallah nihayet aklına geldi. Oğlum bizi beklettin, rüyadaki ikinci güzel haber şu: Sana biiznillah hilafet vereceğim” der. “Aman efendim biz kimiz ki” filan derken “biz ne yaptığımızı bilmiyor muyuz” der efendisi ona.

Tosun Bekir Bayraktaroğlu'nun doğduğu günün takvim yaprağı
Tosun Efendi'nin doğduğu

günün takvim yaprağı

Bu tarihten sonra Tosun Efendi’nin manevi tahsili hızlanır. Ozak Hoca efendi, halifesi rahmetli Sefer Efendi’yi kendisini irşad etmesi için vazifelendirir.

300 bin Kelime-i Tevhid ve 10 bin Salavat-ı Şerife’lik dersi sürdürür ve Sefer Efendi onu uzun bir süre bıkmadan usanmadan sabahlara kadar eğitir. Ona der ki, “bizim dediklerimizi heybeye at, zamanı gelince ve lazım olunca oradan alıp kullanırsın.”

Efendi Ramazan ayında bir perşembe gecesi ona hilafet verir ve şu veciz öğüdü de ilave eder: “Sohbetlerinde sakın kendinden bir şey söyleme. Ya Kur’an-ı Kerim’den bildiklerini, ya hadis-i şeriflerden hatırladıklarını, ya benden öğrendiklerini ya da Veliyullahın kitaplarından okuduklarını naklet; bundan maada bir şey söyleme.”

Tosun Efendi’nin hayatı hakikaten ibretli bölümlerle dolu

O yaz Tosun Efendi Amerika’ya döner ve efendisinin öğüdüne uyarak bir dergâh açar ve tebliğ faaliyetlerine başlar.

Tosun Efendi’nin hatıralarını anlattığı Amerika’da bir Türk & Şeyh Tosun’un Hatıratı adlı kitapta buna benzer bir çok ibretli anekdot yer alıyor. Bir tanesini daha naklederek geri kalanları okuyucunun kitaptan okumasını tavsiye edeyim.

Dervişliğe başladıktan sonra Tosun Efendi namazlarını hiç kaçırmaz, fakat en çok zorlandığı şey diz üstü oturmaktır. Rahmetli Muzaffer Hoca bir gün onun bu halini görünce şunları söyler: “Banyoda küvetin varsa ona, yoksa büyük bir leğene dayanabileceğin kadar sıcak su koy. İçine diz üstü su ılık oluncaya kadar otur. Çıkınca dizlerini havlu veya battaniye ile sıcak tutacak şekilde sar ve sarmala. Gene diz üstü oturabildiğin kadar otur. Bunu her gün yap. Bir iki haftaya bak herkes gibi diz üstü oturabileceksin.”

Tosun Efendi diyor ki, “bunu yaptık oldu. 80 yaşıma kadar, dizlerimiz çürüyünceye kadar namazlarımızı usulünce kılabildik.”

Tosun Efendi hatıralarında, bohem bir hayat yaşadığı dönemdeki ruh halini, şeyhine intisab ettikten ve Amerika’da dergâh açtıktan sonra başından geçen önemli hadiseleri, dünyanın dört bir yanında Müslümanların sıkıntılarıyla nasıl ilgilendiklerini, ümmetin acı çektiği dünyanın birçok bölgesine seyahat ederek onların dertleri ile dertlendiklerini, imkânı ölçüsünde gerek maddi yardım gerek muhtaç çocukların ve hanımların eğitimleriyle meşgul olduklarını anlatıyor.

Tosun Efendi talebelik dönemlerinde Necip Fazıl’ın lisede edebiyat hocalığını yaptığını, Ziyad Ebuzziya’dan ders okuduğunu, Bülent Ecevit ile sınıf arkadaşı olduklarını ve dostluklarının yıllarca devam ettiğini anlatır.

Fırtınalı bir hayat, kendisine İslamiyet hakkında değil ama insanlıkla ilgili önemli dersler veren bir baba, başından geçen birçok evlilik, dünyanın dört bir yanında devam eden şok edici sanatsal aktiviteler sonrası intisab ettiği Muzaffer Ozak Hocaefendi ile istikametli bir yöne evrilen Tosun Efendi’nin hayatı hakikaten ibretli bölümlerle dolu.

Timaş Yayın Grubu bünyesindeki Sufi Kitap tarafından yayınlanan Amerika’da bir Türk & Şeyh Tosun’un Hatıratı adlı eser, ilginç bir hayat hikâyesi olarak ibret nazarıyla ve dikkatlice okunacak bir kitap…
Allah buyuruyor ki:
"Halk ettiğim göklere ve yere sığmadım; ama Mümin bir kulumun muhabbetli kalbine sığdım."
"Size yorulmadan yapılan en kolay ibadeti bildireyim; o da susmak, boş laf konuşmamak ve güzel ahlaktır."
"Bir Müslüman'ın bir Müslüman için hikmetli bir sözden daha iyi bir hediyesi yoktur."

(Hadis-i Şerif)
"Anne-babaya yapılan iyilik, namaz, sadaka, hac, umre ve Allah yolundaki cihattan daha üstündür."
İnsanın ruhu, ilahî düzenin ahengiyle birlikte hareket etmeye başlayınca huzur dolar ve Rabbinden razı olur.
Yalnızca kendisini gören ve kendisiyle meşgul olan kişi, Allah'tan uzaktır, nefs-i emmaresinden gayrı her şeyden uzaktır.
Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş,
Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş.
Sağ u solu gözler idim dost yüzünü görsem deyu,
Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş.
İşit Niyâzi’nin sözün bir nesne örtmez Hakk yüzün,
Hakk’dan ayân bir nesne yok gözsüzlere pinhân imiş.
... hal ve davranışlarınız iddia ettiğiniz şeyleri gösteren fiillerle desteklenmiyorsa sözleriniz ucuz ve iknadan uzaktır.
112 syf.
Vakti şerifler hayrola,
hayırlar feth ola, şerler def ola
Allah-û Azim-i Şan’ın ismi ile
kalbimiz tahir, mütahir, pak ola,
demler, sefalar müjdat ola...

Tosun Bekir Bayraktaroğlu, nam-ı diğer Tosun Baba, Robert Frager’ın deyişiyle Tosun Efendim, ki ben onu Tosun Efendim deyişiyle tanıdım. Hafızamda öyle yer etti. Kalbime bir sıcaklık nüfuz ediyordu o Tosun Efendim dedikçe. Sanat tarihinden tasavvufa uzanan çok ilginç bir hayat yolculuğu var.

Kitap Şeyh’in 20 yıllık süreç içerisinde dervişleriyle yaptığı sohbetlerden bir kısmı imiş.
İki bölümden oluşuyor. İlk bölüm güzel ahlak üzerine, ikinci bölümün başlığı ise çok Latîf: “Aynayı Parlatmak”
O aynanın ne olduğuna dair bir fikriniz var mı? Ya da nasıl parlatılacağına dair?

İlk bölüm üzerine:
Aslında dinimizin temel taşlarından birisi güzel ahlak. Rabbimiz diyor ki “Benim katımda en sevimliniz ve kıyamet gününde meclisime en yakınınız, âhlakı en güzel olanınızdır.” Ahlak bu kadar ehemmiyetli iken, ben dahil nasıl da ahlakın güzelliğinden yoksunuz…
Şöyle bir ifade geçiyor kitapta; “ Edebin temeli hikmettir. İffet de edebin temelidir.” Peki hikmet? Yaradan Bakara Suresi’nde “Allah hikmeti dilediğine verir,” diyor. Bir söz var ya hani, “Aramakla bulunmaz lakin bulanlar arayanlardır,” diye. Onun dilemesi için biz arayışımıza devam etmeliyiz.
Kalbin arındırılmasına değiniyor bir sonraki konuda. Nefsin mertebelerinden bahsediyor. İnce ince, detay detay. Bakın ne diyor Tosun efendim; “ Hasta kalbin canlanması ve iyileşmesi için ilk ve en önemli adım edeptir.” Döndük mü başa cânım okurlar. :)
Yine güzel ahlak üzerine Eşrefoğlu Rûmi’den nasihatler paylaşmış bizimle. “İyi ahlak, yaşarken sıfırdan öğrenilecek bir şey değildir; doğarken size verilir.”
Bizde olana, bizdeki sırra nasıl zarar verdiğimizi görüyor musunuz a dostlar?

Kitapta kocaman kocaman kalp attığım bir kelâm var ki; “Şeyhin dış görünüşü sana görünür olsa da kalbi Kâbe’dir.” İnsanın içinde tatlı bir esinti hissettiriyor. Var olsun kalbi Kâbe olanlar. Selâm olsun binlercesine. Nûr’larından bizim aynamıza da yansısın.

İkinci bölüm üzerine:
İlk bölüm Erzurumlu İbrahim Hakkı (ks) Hazretleri’nin Marifetnâme eserinden uyarlanmış ve varlığın yedi mertebesini anlatıyor. Bu bölümde dikkatimi çeken ; “İnsanın iki çeşit ruhu vardır. Birine hayvanî ruh, diğerine insanî ruh denir. “ diyor. Gerçekten de öyle. İçimizde hep gidip gelen bir taraf yok mu? Çelişen, çırpınan, çabalayan...
İnsandaki hayvanî ruhun tezahürü Nefs-i Emmare dediğimiz, kötülüğü emredici nefstir.
Ve yine nefs üzerine bir bölüm daha. Nefsin Şehirleri. Çok etkileyici bir bölümdü… Halimizi çok net görmenize vesile oluyor.

“Kainat kitabını okumak en zor işlerden biridir,” diyor. Allah’ın tüm sıfatları mahlukatta tecelli ediyor fakat göremiyoruz. Eksiğiz, yarımız, heyhat!
“Bilmek ve görmek de yeterli değildir,” diyor. Bir olmalıdır.
Aramak, aramak ve aramak. Davete talip olmak gerek. Biz O’na bir adım gidersek O bize on adım gelir cânım insanlar.

Aynayı parlatmak demiştim. Ayna sizin kalbiniz. “Kalbin cilalı bir aynadır. Üzerinde biriken toz örtüsünü temizlemelisin, çünkü onun vazifesi ilahî sırların nurunu yansıtmaktır.”
Gönül çerağı işte böyle uyanır!
“Eğer O’ndan, O’nunla O’nu dilersen, ilahî sırların nûru gönül aynana düşecektir.”
224 syf.
·Puan vermedi
Gerçekten etkileyici bir yaşam öyküsü. İnanan bir insanın hayata ne kadar ve nasıl anlam katabileceğini görmek için okumak gerekir. Bir uçtan diğer bir uca nasıl geçiş yapılır. Kaliteli insanın hangi inanç ve dünya da olursa olsun kaliteli bir hayat sürdüğünü gördüğüm bir kitap.
Yakın tarihimizde farkında olmadığımız, ilginç hayat öykülerineden birisi. Tavsiye ederim
112 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Yaklaşık bir ay evvel Hakk'a yürümüş olan Tosun Bekir Bayraktaroğlu' nu yani nam-ı diğer Tosun Baba'yı, bir kaç ay evvel bir Instagram canlı yayınında tanımıştım. Hali, tavrı ve sohbetiyle tesir etmişti gönlüme. Kitabını okumak, O dünyadan geçtikten sonra nasip oldu. Rabbim mekanını cennet eylesin.
Kitaba gelecek olursak, kitapta nefs terbiyesi ve tasavvuftaki bazı meseleler herkesin anlayabileceği sadelikle anlatılmış. Daha evvel okuduğum kitaplarda da bahsedilen fakat çok daha karmaşık gibi görünen, nefsin kamil insan olma yolunda kat etmesi gereken mertebeler, bu kitapta oldukça sade bir dille anlatılmış ve hayattan verilen örneklerle daha anlaşılır hâle getirilmiş. Sayfa sayısı olarak az olsada bana olan katkısının oldukça fazla olduğunu düşündüğüm bu eser sayesinde, yazarın diğer kitaplarını okuma isteği oluştu.Tasavvufa ilgisi olanların listesinde olması gereken bir kitap bence.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tosun Bekir Bayraktaroğlu
Tam adı:
Tosun Bekir Bayraktaroğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 21 Ocak 1926
Şeyh Tosun, esas adıyla Tosun Bekir Bayraktaroğlu 1926 yılında İstanbul’da dünyaya geliyor. 1945 yılında Robert Kolej’den mezun olduktan sonra önce Amerika’da bir süre mimari okuyor, sonra Londra’da iki yıl sanat tarihi tahsil ediyor. Fakat daha sonra tekrar Amerika’ya dönüp tahsilini New Jersey’de tamamlıyor. Bu arada bir müddet Paris’te resim eğitimi aldığı bir dönem var. 1961’den sonra 30 yıl kadar ABD’de resim, heykel ve sanat tarihi profesörlüğü yapıyor. 1950’lerden sonra Paris’te başlayan ressamlık döneminde Avrupa ve Amerika’da özellikle şok edici tabir edilen eserlerden oluşmuş sergiler açıyor ve bunlar sanat çevrelerinde dikkat çekiyor. Şeyh Tosun’un ayrıca 10 yıl kadar Fas’ta iş adamlığı yaptığı bir dönem var ki o sıralarda TC fahri konsolosu da oluyor.Tosun Bekir Bayraktaroğlu

1968 yılının Aralık ayında Tosun Bey bilvesile Konya’da Mevlevi dervişlerinin sema yapacağını duyup hanımıyla oraya gitmek için yola koyulur. Trende merhum Münevver Ayaşlı Hanımefendi ile tanışırlar. Ana konusu tasavvuf ve Mevlevilik olan uzunca bir sohbetten sonra bir ara Tosun Bey kendilerinin de bu tarz bir disiplin aradıklarını söyler. Münevver Hanım eğer arzu ederlerse dönüşte kendilerini aramalarını ve bu konuda onları bir şeyh efendi ile tanıştırabileceğini belirterek Beylerbeyi’ndeki evinin adresini verir.

Tosun Bey daha sonra unutuverdiği bu sohbeti 1974 yılında annesi Afife Hanım’ın ölümünü takip eden günlerde hatırlar. Yıllar evvel trende tanıştığı hanımın peşine düşer ve araya sora kendisine ulaşır. Tabii Münevver Hanım da onu bir Perşembe akşamı Karagümrük’teki Cerrahi dergahına götürür.

“Sana biiznillah hilafet vereceğim”

Tosun Bey o gece zikirden ve tekkenin genel halinden çok etkilenir. Bütün hafta Perşembe’yi bekler ve tekrar tekkeye gider. İçeri girerken abdest alır ve tekkenin girişindeki kabirlerin yanında durarak yıllardır okumadığı Fatiha’yı okur. Bir önceki hafta tekkede yapılan hiçbir şeye katılmadığı halde ikinci gelişte herkesle birlikte safa durur ve ilk defa namaz kılar.

O akşam şeyh Muzaffer Ozak Efendi diz dize oturduğu bir adamın başına beyaz takkeyi koyarken Tosun Bey bu sahneye çok imrenir. Bu olaydan sonra şeyh efendi ilk defa Tosun Bey’e gözlerini dikerek herkese şu soruyu sorar: “Hz Yunus bir şiirinde ‘Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü’ diyor. Ne demek istiyor?” Bu soruyu iki sefer sorar ve Tosun Efendi’ye bakarak: “Ben bir profesör tanıyorum, bu sualin cevabını hemen bildi ve bunu bilmeyecek ne var dedi. Adam gitmiş manavdan üzüm almış ve erik ağacına çıkarak yemiş.” Arkasından tebessüm ederek ona bakar. O an Tosun Efendi’nin hayatında adeta bir devrim olmuş, her şey adeta yerli yerine oturmuştur.

Şeyh efendi ona ismiyle hitap ederek, “Tosun Bey, demin bir derviş biat ederken ona giydirdiğim takkeye imrendin galiba! Gel bakayım” der. Tosun Efendi şeyhin önünde ayakları ağrıya ağrıya diz üstü oturur. Efendi alelacele başına bir takke koyar. Takke biraz ufaktır. Efendi onun da çaresini bulur. “İyidir, ya kafan küçülür ya da takke büyür” der. Tosun Bey o gün derviş olmuştur.

Bu olaydan sonra tekke ve Şeyh efendi ile ilişkileri devam eder. Yaklaşık üç yıl sonra Tosun Bey bir gece bir rüya görür. Rüyada Efendi ona “sana iki güzel haberim var” diyor. “Biri, hanımın Müslüman olacak, diğeri de…” derken uyanır. Bu olaydan birkaç zaman sonra hanımı Müslüman oluverir. O vakit idrak edip rüyasını Efendi’ye anlatır. O da “Maşallah nihayet aklına geldi. Oğlum bizi beklettin, rüyadaki ikinci güzel haber şu: Sana biiznillah hilafet vereceğim” der. “Aman efendim biz kimiz ki” filan derken “biz ne yaptığımızı bilmiyor muyuz” der efendisi ona.

Tosun Bekir Bayraktaroğlu'nun doğduğu günün takvim yaprağı
Tosun Efendi'nin doğduğu

günün takvim yaprağı

Bu tarihten sonra Tosun Efendi’nin manevi tahsili hızlanır. Ozak Hoca efendi, halifesi rahmetli Sefer Efendi’yi kendisini irşad etmesi için vazifelendirir.

300 bin Kelime-i Tevhid ve 10 bin Salavat-ı Şerife’lik dersi sürdürür ve Sefer Efendi onu uzun bir süre bıkmadan usanmadan sabahlara kadar eğitir. Ona der ki, “bizim dediklerimizi heybeye at, zamanı gelince ve lazım olunca oradan alıp kullanırsın.”

Efendi Ramazan ayında bir perşembe gecesi ona hilafet verir ve şu veciz öğüdü de ilave eder: “Sohbetlerinde sakın kendinden bir şey söyleme. Ya Kur’an-ı Kerim’den bildiklerini, ya hadis-i şeriflerden hatırladıklarını, ya benden öğrendiklerini ya da Veliyullahın kitaplarından okuduklarını naklet; bundan maada bir şey söyleme.”

Tosun Efendi’nin hayatı hakikaten ibretli bölümlerle dolu

O yaz Tosun Efendi Amerika’ya döner ve efendisinin öğüdüne uyarak bir dergâh açar ve tebliğ faaliyetlerine başlar.

Tosun Efendi’nin hatıralarını anlattığı Amerika’da bir Türk & Şeyh Tosun’un Hatıratı adlı kitapta buna benzer bir çok ibretli anekdot yer alıyor. Bir tanesini daha naklederek geri kalanları okuyucunun kitaptan okumasını tavsiye edeyim.

Dervişliğe başladıktan sonra Tosun Efendi namazlarını hiç kaçırmaz, fakat en çok zorlandığı şey diz üstü oturmaktır. Rahmetli Muzaffer Hoca bir gün onun bu halini görünce şunları söyler: “Banyoda küvetin varsa ona, yoksa büyük bir leğene dayanabileceğin kadar sıcak su koy. İçine diz üstü su ılık oluncaya kadar otur. Çıkınca dizlerini havlu veya battaniye ile sıcak tutacak şekilde sar ve sarmala. Gene diz üstü oturabildiğin kadar otur. Bunu her gün yap. Bir iki haftaya bak herkes gibi diz üstü oturabileceksin.”

Tosun Efendi diyor ki, “bunu yaptık oldu. 80 yaşıma kadar, dizlerimiz çürüyünceye kadar namazlarımızı usulünce kılabildik.”

Tosun Efendi hatıralarında, bohem bir hayat yaşadığı dönemdeki ruh halini, şeyhine intisab ettikten ve Amerika’da dergâh açtıktan sonra başından geçen önemli hadiseleri, dünyanın dört bir yanında Müslümanların sıkıntılarıyla nasıl ilgilendiklerini, ümmetin acı çektiği dünyanın birçok bölgesine seyahat ederek onların dertleri ile dertlendiklerini, imkânı ölçüsünde gerek maddi yardım gerek muhtaç çocukların ve hanımların eğitimleriyle meşgul olduklarını anlatıyor.

Tosun Efendi talebelik dönemlerinde Necip Fazıl’ın lisede edebiyat hocalığını yaptığını, Ziyad Ebuzziya’dan ders okuduğunu, Bülent Ecevit ile sınıf arkadaşı olduklarını ve dostluklarının yıllarca devam ettiğini anlatır.

Fırtınalı bir hayat, kendisine İslamiyet hakkında değil ama insanlıkla ilgili önemli dersler veren bir baba, başından geçen birçok evlilik, dünyanın dört bir yanında devam eden şok edici sanatsal aktiviteler sonrası intisab ettiği Muzaffer Ozak Hocaefendi ile istikametli bir yöne evrilen Tosun Efendi’nin hayatı hakikaten ibretli bölümlerle dolu.

Timaş Yayın Grubu bünyesindeki Sufi Kitap tarafından yayınlanan Amerika’da bir Türk & Şeyh Tosun’un Hatıratı adlı eser, ilginç bir hayat hikâyesi olarak ibret nazarıyla ve dikkatlice okunacak bir kitap…

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 50 okur okudu.
  • 40 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.