Tuğçe Ekmekçi

Tuğçe Ekmekçi

Tasarımcı
8.8/10
1.135 Kişi
·
3.023
Okunma
·
0
Beğeni
·
77
Gösterim
Adı:
Tuğçe Ekmekçi
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
325 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bilmek mi daha kötü yoksa bilememek mi? Bilemedim.

En iyi roman ve en iyi kısa öykü ödülü alan, sonrasında filmi de yapılan bu kitap bana kendimi sorgulatmamı sağladığı için yazarına teşekkür ediyorum.

İnsanlar arasındaki engellerden en büyüğü kuşkusuz zekâymış. Her şeyin fazlası zarar, azı yetersiz olduğu gibi; zeki olmanında fazlası ve azı bizim için sorun yaratabiliyormuş.

Çok zeki olan bir insan, diğer insanlarla iletişim kurarken zorlandığı gibi; zekâ seviyesi çok düşük olan bir insanın da diğer insanlarla iletişimi aynı derecede zordur.

Buna karşın; insanların kendi zekasından üstün olanlardan korkup nefret ettiklerini ama kendi zekasından düşük olanlardan hiçte korkmayıp sevdiklerini de öğrendik.

Sorgulamayan, itaat eden, bilmeyen ve çok düşünmeyen insanları daha çok severiz çünkü bize sorun çıkarmazlar. Onlara ne istersek yaptırabiliriz. Aksine bilen, sorgulayan ve düşünen insanlara diş geçiremeyiz. Bunun sonucunda belkide biz onlara itaat etmek zorunda kalırız. Kendimizden üstün zekâlı olanları sevmeyip, kendimizden düşük zekâlı olanları sevmemiz belkide bu sebepten.

Bir de şunu sorgulamak gerekiyor; Zeka seviyesi düşük olan insanları kendimize eğlence yapmaya bayılıyoruz da, bunları yaparken bizden daha zeki olan insanların olduğunu hiç düşünmüyoruz.

Belki üstün zekâya sahip insanlar da bizleri 'eğlence' yapıyorlar da biz farkına bile varamayacak kadar gerideyiz onlardan.

Peki, bizden zeki olanlardan nefret ettiğimiz halde neden bizim 'eğlence' yaptığımız düşük zekâlılar bizden nefret edemiyor?

Çünkü onlar, bizim eğlencemiz olduğuna farkına varamayacak kadar düşünemiyorlar. Bu onların suçu değil tabiki de. Ama bizler onları 'eğlence' yapabilecek kadar düşünebiliyoruz. İşte bu bizim suçumuz.
#67877666 #67878949
Sonuç? Zekâ seviyesi düşük olmak bir engel değildir. Zeka seviyesi düşük olan insan engelli de değildir. Ortada bir engel varsa; bizim, onların sadece 'düşük zekâlı' olduğunu düşünemeyecek kadar gerizekalı olmamızdır.

Son olarak; İnsanların kendilerini olduğundan çok daha fazla zeki göstermeye çalıştıklarını da maalesef öğrenmiş olduk. Bunun sonucunda, insanların bulunduğu konumu veya yaptığı işi bize zeki olduklarını kanıtlamaz. Demek ki insanların zeki olduklarını, onlara bakarak anlayamayız. Dolayısıyla önyargılarımızı da kırmalıyız. Tanıştırayım; Kendilerini olduğundan çok daha zeki gösterenler, gerizekalı olanların bir üst seviyesi insanlardır.
• • • •
Kitabı okuduktan sonra sorguladığım bazı düşünceleri sizlerle paylaştım. Sizlerde bu kitabı okursanız daha farklı, daha da güzel sorgularsınız ve daha güzel sonuçlar çıkartırsınız.

Bütün incelemelerde kitabın içeriğinden gayet güzelce bahsedilmiş. Dolayısıyla içerik hakkında yazmaya gerek duymadım. Ben sizlere bu kitabı, içerikle değilde bende düşündürükleriyle tavsiye ediyorum. Fakat kitap hakkında aşağıdakileri söyleyebilirim.

Üslubu çok farklı ve güzel. Daha önce bu tarz anlatıma sahip bir kitaba rast gelmedim. Konusu da çok farklı ve enteresan. Kurgusu mükemmel, sayfa sayısı uzun olmasına rağmen çok hızlı okutturdu kendini. Gerçekten çok güzel hikayeydi. Charlie'yi sizde çok seveceksiniz. Ben şahsen ona çok üzüldüm. Mesajı da gayet açık olan bir kitap. Tavsiye edilmesi kesin olan bu kitabı sizlerde kesin okumalısınız.

Tabi ki Algernon'a da çiçek yollamalısınız.

Saygılarımla...
325 syf.
·6 günde
Algernon’a Çiçekler’i sevmedim, bu konuda netim. Sebebi de bu tür kitapların artık bünyeme zayıf gelmesinden sanırım. Hikaye güzel, anlamlı. Ona bir şey demiyorum. Tam da benim meslek alanımla ilgili. Sadece benim edebiyat görüşüme ters. Doğrudan benim meslek alanımı ilgilendirdiği için bu kitabı özel gereksinimli bireylere yönelik tutumlar açısından değerlendirmeyi daha faydalı buluyorum.

Öncelikle etiketleme konusunda anlaşalım. Etiketleme bir nevii karşımızdaki kişiye sen busun deme şeklidir. Sen busun’lar genelde olumsuz özelliklerin nitelenmesinin bir ürünüdür. Tüm biyolojik, çevresel, kültürel, psikolojik vb. etmenler göz ardı edilir. Örneğin ‘köylü bu, cahilin biri’ ya da ‘sakat bu, yardıma muhtaç’ gibi etiketlere maruz kalan kişiler toplumsal normsuzlaştırmaya itilen, dışlanmaya davet edilmeye çalışılan kişilerdir. Bu yüzden karşımızdaki kişinin özelliklerini, gereksinimlerini bilmeden onlar hakkında konuşmanın saçma etiketlere yol açacağını aklımızda tutalım. Duruma engelliler açısından bakarsak bunun daha ciddiye alınması gerekir. Engellileri adının dışında illa başka bir ifadeyle niteleyeceksek moron, embesil, gerizekalı, özürlü gibi kelimelerin taa mağara devri zamanlarından kalma, kaba ve en etiketleyici ifadeler olduğunu unutmalayım. Aslında engelli nitelemesi de etiketleyicidir. Artık akademik alanda ‘engelli’ yerine ‘özel gereksinimli birey’ nitelemesi daha az etiket içerdiği ve daha geniş kapsamlı olduğu için daha çok tercih ediliyor. Sadece engel türü(zihin, görme, fiziksel...) işin içine girince engelli nitelemesi kullanılıyor. Biz günlük hayatta özel gereksimli kişileri kendimiz gibi bir birey olarak görüp adlarıyla hitap etmeye çalışalım.

Şimdi özel gereksinimli bireylere yönelik olumsuz tutumların nasıl oluştuğuna bakalım. Tutum kişi, küme, nesne ya da düşünlere yönelik oldukça süreklilik gösteren önceden biçimlenmiş duygu, düşünce ve inançlar bütünüdür. Tutumların oluşması ilk olarak ev ortamında yani anne babaların taklit edilmesi yoluyla öğrenilir. Çünkü çocuklar anne babanın yaptıklarının aynısını yaparak onaylanmak isterler. Çocukluktan kazanılan tutumlar üniversite, askerlik gibi heterojen ortamlarda değişme gösterebilir. Çocukların özel gereksinimli bireylere yönelik olumsuz tutumları anne babaların onların yanlarına gitmemeleri, oyunlarına almamaları, uzak durması şeklindeki önerileriyle başlar. Çünkü annelerin hep bahsettiği öcüdürler onlar!

Tutumlar kısaca yukarıdaki gibi oluşur. Özel gereksimli bireyleri önce insan olarak görmeyip yetersizliğini ön plana çıkarınca toplumda bağımsız yaşamalarını kolaylaştıracak düzenlemeler de ihmal edilir. “Sağlamlar dururken onlar mı kaldı” ifadesi bu durumun en acı göstergesidir.

Yeri gelmişken bir yanılgıyı düzeltmeye çalışalım. Bunun içinde yetersizlik ve özür kavramlarını irdeleyelim. Yetersizlik bedenin biyofiziksel ve kimyasal yapısının zedelenmesi sonucu organın yokluğunu ya da bozuk olduğunu ve işlevini yerine getiremediğini belirtir ve nesneldir. Özür ise, yetersizlikten dolayı kişinin toplumsal ve duygusal davranışlarında görülen sapmalardır ve özneldir. Yani kişi özürlü doğmaz. Bu toptan yanlış bir ifadedir. Özrü toplum yaratır. Kitabı okuyanlar Charlie’nin yaşadıklarına şahit oldular. Charlie zeka seviyesi düşükken de toplumda kabul görmez, ezilir; zeka seviyesi yükseltildiğinde de kabul görmez, ezilir. Halbuki toplumda bağımsız yaşamasına bir engel yoktur.

Peki bunların önüne nasıl geçeceğiz? Özel eğitim camiasının yıllardır cevaplamaya çalıştığı bir soru. Daha doğrusu cevabını topluma kabul ettirilmeye çalışılan bir soru. Cevabı çok da basit. Tutumların değişmesinde etkili ilk yöntem etkileşimde bulunmadır. Çocuklarımıza onlarla etkileşimde bulunduğunda bir zarar gelmeyeceğini, onun önce bir insan olduğunu kavratmalıyız. Tabii bunun için de önce anne babaların kendilerinin olumlu bir etkileşim içinde olması gerekir. Bırakın parkalara beraber oynasınlar. Çok mu zorunuza gider bu? Siz de özel gereksinimli bir bireyle otobüste yan yana oturun, aynı iş yerinde çalışın sizin bizim gibi insan olduklarını göreceksiniz.

İkinci etkili yöntem ise bilgilendirme. Doğru bilgilendirme. Yukarıdaki yetersizlik özür ikiliğinin net bir şekilde açıklanması gerekir. İnsanları bilgilendirmeye çalışırken de yerinde sen olsaydın neler hissederdin gibi olumsuz empativari cümleleri kurmamaya özen gösterelim. Bu tür cümleler acımayı beraberinde getirir; acıma da soysuzlaşmanın işaretidir. Çok basit, özünde herkes insan, bunu kabul edelim. Gerisi hallolur.


Ankara ekibine de artık isyan etme derecesine geldim. Lütfen kitap seçiminde İstanbul, İzmir ve Bursa ekiplerini biraz örnek alalım. :)
325 syf.
Kitabı okuyalı epey oldu aslında ama karantina günlerinde bir uğraş lazım. Bir kişinin bile okumasına sebep olursam çok mutlu olacağım bir kitap bu.

Charlie Gordon düşük bir IQ seviyesine sahip; masum, temiz fikirli, aklından sadece iyilik geçen güzel bir adam. Charlie Gordon ismini silip boşluk doldurma sorusu olarak burada sorsak birçoğumuz boşluğa Forrest Gump ismini yazacaktır ama Charlie'nin hikayesi de en az Forrest'in hayatı kadar duygu dolu ve etkileyici. Charlie bir fırın işçisiyken ve kendi IQ düzeyinde okul dersleri görürken alanında çok iyi bilim adamları tarafından bir deneye alınır. Charlie'nin tek isteği vardır: Akıllı bir adam olabilmek... Charlie'nin zekasını ve biliş düzeyini arttıracak bu deney birçok doktor ve Charlie'nin bireysel öğretmeni tarafından takip edilir ve Charlie bu süreçte sürekli günlüğe benzer bir şekilde ilerleme raporları tutar. Bu yüzden kitabın ilk bölümleri yazım hatası ile dolu olur. Ama zamanla yani deney etkisini gerçek anlamda göstermeye başladığı zaman Charlie'deki değişim başta fırında çalışan arkadaşları olmak üzere birçok insan tarafından tam bir şaşkınlık sebebi olur. Charlie deney öncesinde kendisini salak yerine koyan, onu küçümseyip dalga geçen saygıdeğer(!) arkadaşları tarafından bu seferde kıskanılmaya başlar. Charlie'nin onlardan tek beklentisi ise sevilmesi ve ona değer vermeleriydi. Ama kitabın hikayesi daha sonra, sıradan bir fırında sıradan bir çalışan olan Charlie'den çok daha öteye evrilecektir.
Ha bu arada geçen gün filmini de izledim o da gayet güzeldi ama kitabı okunmadan izlemenizi tavsiye etmiyorum. https://youtu.be/8VNFv0Tambg
325 syf.
·2 günde·8/10
Algernon'a Çiçekler başlığını okuyunca yüksek ihtimalle hepinizin zihninde bir şahıs canlanmıştır. Ki benim için durum tam da böyle oldu. Sizi Algernon ile tanıştıracağım fakat öncelikle her şeyi bir kenara bırakıp empati yapalım istiyorum.

Normal insanlara göre zekâ seviyesi düşük bir insansınız ve her zamanki gibi normal bir günün sabahına uyandığınızı düşünün. Daha düne kadar okuma-yazma bilmeyen, insanlar tarafından aşağılanan, sürekli üstüne gülünen, ailesi tarafından bile terk edilmiş bir insan iken bir sonraki gün bir dahi olduğunuzu hayal edin. Epey uzun bir sıçrayış, bir kilometre taşı, mucize dediğinizi duyar gibiyim. Yaşam bambaşka bir akışa kavuşur sizin için. Yepyeni bir insan, yepyeni hayaller, yepyeni bir gelecek... Charlie Gordon da kısmen böyle bir durumla karşı karşıya kalan bir karakter.

Eserde zekâ seviyesi fazlasıyla düşük bir insanın, bilimsel bir deneyde denek olarak kullanılıp dahi konumuna gelmesi konu ediniliyor. Malûmdur ki hiçbir şey sorunsuz ya da mükemmel ilerlemiyor bu hayatta. Dolayısıyla bu bilimsel çalışmanın da olası sonuçları var. İşte eser Charlie'nin bir moron iken dahiliğe yaptığı ilginç yolculuğa ve bu süreç sırasında açığa çıkan duygu ve düşünce dünyasına değiniyor. Tabi bir de Algernon var bu tabloda. Algernon ise bu deneyin ilk kobaylarından olan bir fare. Eserde Algernon ile Charlie arasındaki rekabet, dostluk ve bağlılık da yansıtılıyor.

Algernon'a Çiçekler ile ilk olarak şu an ismini hatırlayamadığım bir eserde karşılaşmıştım. İsminin farklı olması epey dikkatimi çekmişti. Kitabı okumaya başladığımda ise ilk sayfada kelimelerin yazılışı konusunda pek çok yanlışlık gözüme çarptı. İlerleme yerine 'ilerneme', rapor yerine 'rapur' yazılması gibi bariz hatalar vardı. Bir an yayınevinden kaynaklı bir hata var sanırım diye düşündüm ve bu durum hoşuma gitmedi. Diğer sayfaya geçince özellikle bu şekilde yazılmış olduğunu fark ettim. Karakterimizin zekâ seviyesinin bir yansıması olarak özellikle yanlış yazılan kelimeler mevcut. Görünce ilk anda benim gibi şaşırmayın sevgili okuyucu. :)

Kitabın anlatım tarzı oldukça akıcıydı. Okuyucuya başına bir tokmak indirircesine mesajlar vermesi en güzel yönüydü bana kalırsa. Zira hepimizin çevresinde, belki yakınları arasında, belki ailesinin içinde bedensel ya da zihinsel engelli insanlar mevcut. En önemlisi bir saat sonra hiçbirimizin aynı duruma gelmeyeceği konusunda bir garantisi yok fakat buna rağmen çoğu zaman bırakın bu insanlarla empati kurabilmeyi; onlara kötülük yapan, onları istismar eden şahıslar var ne yazık ki. Hatta sırf böyle bir çocuğa sahip olduğu için onu istemeyen, dışlayan, bakımevlerine terkeden aileler çoğunlukta. Maddi gücünüzle ona lüks bir bakımevinde, rahat koşullar sağlayabilirsiniz belki evet ama bu ondaki sevgi boşluğunu hiçbir zaman doldurmayacaktır. Charlie'nin hikâyesini okurken insan kendini bu noktada sorgulamadan edemiyor. Bu durum kitabın en büyük kazanımlarından biri.

Hem kapak ve sayfa kalitesi bakımından hem de kalın bir eser olmasına rağmen olayların akıcı bir üslupla anlatılması yönünden güzel bir eserdi. Mühim olan 325.sayfayı okuyup kapattıktan, yani kitabı bitirdikten sonra kitapta ele alınan olguya dair hayatımızda yanlış bir şeyler varsa bunları değiştirebilmek. Hep diyoruz ya hani, sevginin iyileştiremeyeceği hiçbir canlı yoktur diye; sevgimizi ve ilgimizi onlardan esirgemeyelim. Güzel bir abimizin dediği gibi "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey."

Sevgiyle kalın, bu arada Algernon'a çiçek götürmeyi de unutmayın. :)

"Kollarına yetişkin bir adamı alıp bu şişeyle onu beslemeye hazır olan kaç kişi tanıyorsunuz? Veya bir hastanın onu baştan aşağı idrar ve dışkıyla sıvaması riskini göze alabilecek? Şaşırmış gibisiniz. Anlayamazsınız, nasıl anlayabilirsiniz ki, siz araştırmalarınızı fildişi bir kulede yapıyorsunuz, öyle değil mi? Bizim hastalarımız gibi en basit insani deneyimden mahrum olmanın nasıl bir şey olduğunu siz nereden bilebilirsiniz ki?"
325 syf.
·8 günde·10/10
''Ben akıllı olmak istiyorum. Benim adım Charlie Gordon. Donnerin fırınında çalışıyorum. 32 yaşındayım.''
Bir fırında çalışırken mutlu, öğrenme isteği ile dolu bir adam. Çocukluğuna götürüyor bizi. Charlie, babası ve Alice bu kitabın en güzide karakterleri. Çünkü insanı olduğu gibi kabul eden bir yapıları var.

Kitabı okumaya başladığımda ilk dikkatimi çeken şey kitabın konusundan ziyade kurgusu gereği sayfalar boyunca yapılan yazım yanlışları, eksik olan noktalama işaretleriydi.Bunun sebebini sonradan anlayacaksınız .
Bilimsel bir deney için kobay olarak seçilen Charlie'nin ıq seviyesi yükseldikçe, eskiden yaşadıgı aşağılanmaları farketmesi ve akıllandıkça giderek yalnızlaşması cok etkileyici. Zekâ ve sosyal ilişkiler, ahlak ve cinsellik, birey ve toplum ilişkileri olağanüstü bir doğallıkla kaleme alinmis.Zekâ geriliği olanlara karşı toplumun yanlış önyargılarını silip atıyor. Ahlâkî konularda çocuk gözü ile başlayıp bir yetişkin gözü ile yerinde tespitlerde bulunuyor.

Seni çok sevdim Charlie, tüm anlama kabiliyeti zayıf olan insanlara çok saygı duydum.
düşük bir IQ ile dünyaya gelmiş kimseyi düşlerime kattığımı, onları anlamaya çalıştığımı hatırlamıyorum. Bu zamana kadar engelli insanlar için empati yapmış iken “kör,sağır,uzuv eksiği olan için” IQ geriliği olanları nedense hiç hesaba katmamışım ! yaşadığı zorlukları , ötekileştiriliyor olmalarını , alay konusu olduklarını ve bunun farkına bile varmamaları etkileyici ve açık bir şekilde dile getiriliyor ...
Üzülecek,
Ağlayacak
Ve sonunu tahmin edebiliyor olmanıza rağmen öyle olmaması için içten içe ümitle sayfaları çevireceğiniz bir kitap .
Okuyun , okutun ....
325 syf.
·2 günde·Puan vermedi
1k Ankara Buluşması için okuduğum bu kitabı bitirdikten sonra kendi kendime şunu dedim; "Gerçekten çok ama çok zenginsin Alper." 32 yaşındaki IQ seviyesi düşük olan Charlie yazdığı bu günlüğünde hepimize ayrı ayrı dersler veriyor. Çevremizdeki bu tür insanlara adeta farkındalık sağlıyor. Peki Algernon kim? Ben Algernon'un bir bayan olduğunu düşünmüştüm. Ama bayan değil hatta insan değil. Ne olduğunu okuyunca öğrenin. Charlie bize şunu demek istemiş bence günlüğünde. "Ey insanoğlu dünyada azmedip de yapamayacağıniz birşey yok. Yeter ki azmedin ve sağlığınız için Allah'a şükredin!" İlk başlardaki Charlie'nin harf ve kelime hataları beni taa ilkokuluma götürdü. Selma hocama bir gün, "Öğretmenim ben asla yazamayacağım, beceremiyorum" diyerek ağlamıştım. O da bana aynen şunu demişti. "Sen kocaman bir adam olacaksın, asla pes etme!" Kocaman bir adam oldum mu bilmiyorum ancak pes etmemeyi öğrendim Selma hocam sayesinde. Hayatımda yeri büyük olan bu sözleri altın levhalara yazıp öğretmenime hediye edeceğim İzmir'e gidip. İstifade etmeniz dileğimle...
325 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
⁣“Bu labirentte koşmaktan yoruldum. Şimdi çıkmaz bir sokaktayım ve söylenebilecek tek şey bu.”

Muhtemelen en son ortaokulda Şeker Portakalı beni bu kadar ağlatmıştı; Algernon’a Çiçekler de ikinci oldu. Algernon’a Çiçekler’i yine kütüphanede bu hafta ne okusam diye gezinirken buldum ve konusu hoşuma gitti. Kitapla ilgili çok ayrıntı vermek istemiyorum okuma zevkinizi elinizden almamak için, kitabın içinde okurken keşfedilecek bir sürü şey var çünkü ve bunu kendiniz deneyimleyin istiyorum. Kısaca konusu şöyle: Çok düşük bir IQ ile doğan bir kişinin hayatını ve zeka seviyesini bir ameliyat ile yükseltip yükseltemeyeceklerini deniyor bilim adamları; kitapta da bu serüven anlatılıyor. Toplamda 325 sayfa ve ben nasıl başlayıp bitirdiğimi anlamadım bile. Kitabın tarzı günce gibi, olayları hep Charlie anlatıyor ‘ilerleme raporları’ adıyla. Bu da okunmasını ve kitabın dünyasına girebilmeyi kolaylaştırıyor bence. Okurken hep iki duygu arasında gidip gidip geldim; hüzün ve sevinç. Charlie’ye duyduğum empati gerçeklik hissini de çok fazla artırdı ve bence beni en çok etkileyen şey de buydu. Yaşanan her şeyi gerçek bir anı aktarılıyormuşçasına okudum. Profesörlere ve sözde düşünürlere yapılan ince göndermeler, okuyucuya öğretmen edasında parmağını sallamadan gösterilen gerçekler, verilen bilgiler, her sayfada karakter gelişiminin ince ince işlenmesi ve Charlie’nin hayatımıza girdiğini bile fark etmeden onu arkadaşımız kabul etmemiz... çok çok güzeldi.⠀

Okuduğum en iyi romanlardan biriydi. Ne az düşünüyor, ne az umursuyormuşuz dedirtti her seferinde. Muhakkakk okumanızı, listenize eklemenizi öneririm.
325 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
İQ səviyyəsi aşağı olan Charlienin yazdığı günlük.. Zaman keçdikcə hər şey dəyişir. Charlienin İQ səviyyəsi kimi. Məqsədi dost qazanmaq, insanlar tərəfindən sevilmək istəyən Charlie buna nail ola bilirmi?
"Ağıllı olsam, insanlar məni daha çox sevəcək" deyən Charlie insanların özlərindən daha ağıllı birini sevmədiklərini dərk edə bilmir.
Kitab İQ səviyyəsi zəif olan insanların cəmiyyətdəki yerini gözlər önünə gətirir. Hətta dahilər belə həmin cəmiyyətdə sevilmir.
Hər kəsin oxumasını tövsiyə edirəm. Xoş oxumalar :)
325 syf.
·Beğendi·9/10
"Ama ben cansız bir varlık değilim ki diye itiraz ettim .Ben bir insanım "

Son zamanlarda okuduğum en iyi bilim kurgu türünde bir kitaptı. Öncelikle kurgusu çok iyi olmak ile beraber sade ve akıcı bir kitaptı. Konusu ise ; toplumun kanayan yarası olan biz gibi (kime göre neye göre biz gibi diyelim )biz gib ol(a)mayan ,ameliyatlar ve bilim sayesinde toplumun kabul etmeye çalıştığı birey olmaya çalışan bir morunun hikayesidir .Düşünsenize kobay olarak bir labaratuvardasiniz ve orada bir fareden daha kötü konumdasınız .Dünyayı anlamaya çalışıyorsunuz ve topluma ayak uydurmak zorundasınız. En alıcı noktası ise Charlie'nin insanlar benimle dalga geçerken bende farketmeden gülüyormuşum kendime diyor olmasıydı .Topluma ayak uydurma çabası içinde olan Charlie bize birkez daha öğretiyor ki hangi konumda ve şartlarda olursak olalım sevgiye muhtacız. Charlie moron iken de yalnızdı, dahi olurken de yalnızdı. Bir insanı seviyorsak olduğu gibi sevmeliyiz ,olmasını istediğimiz gibi değil. Zekadan daha mühim olan duyguların olduğu unutulmamalıdır. Charlie'nin dediği gibi ;
Ben bir insanım .!
Kesinlkle okumanızı tavsiye ederim .
Iyi okumalar .
325 syf.
-Görünmez ol.
-Ben zaten görünmem ki!
-Nasıl?
-İnsanlar sadece bana çarptıklarında görürler beni, sadece görürler fark etmezler.

"Var olmak, algılanmaktır."
George Berkeley

Algernon'a çiçekler, sana da beni insan gibi görmeyen doktor, beni sevmeyen sınıf arkadaşım, göğsünde yer açacağına benden deliler gibi korkan annem ve bir bitkiymişim gibi davranan dünya, sana da çiçekler...


Daniel Keyes tarafından kaleme alınan, düşük zekalı bir bireyin bilimsel çalışmalar adına denek olmasıyla yaşadığı duygu durumları ve geçirdiği zihinsel evrelerin anlatıldığı hoş bir kitap. Hoş derken, farkındalık düzeyine dokunan, kendini sorgulatan, okudukça huzur değil rahatsızlık yaratan cinsten.

Daha önce varlılığının çok da farkında olmayan Charlie, öğrendi ve bilmenin ağırlığını, toplumsal bir varlık olmanın ve takdir edilmenin hazzını yaşadı. Ve sonra unutmanın acısını çekti...


Kitapta altı çizilen detaylara kısaca değinirsem; zeka geriliği yaşayan bireyin aile bilinci ve farkındalığı, sevgi eksikliği, bireyi topluma kazandırmanın önemi, günlük hayatta karşılaştığı duygusal ve fiziksel zorluklar -çocuk ihmali ve istismarı gibi- toplumun bakış açısı ve bunların bireye dönen sonuçları diyebilirim.


Bireyler, doğum öncesi, doğum sırası ve sonrasında, biyolojik ve çevresel faktörlerden dolayı zeka geriliği yaşayabilirler. Belirtileri anne karnındayken de gözükebilir, 6 aylıkken de 2 yaşındayken de. Erken teşhis ve farkındalığın önemi çok büyüktür. Farkındalık evresini kabullenme takip eder ve belki de en zor olan budur. Neden? Çünkü hiçbir anne-baba çocuğunun bu durumunu kabul etmez, yakıştıramaz, geleceğinden endişe duyar, canı yanar... Ama aslında bu evrelerden geçen aile depresyon durumunu da kolay atlatırsa bireye faydası dokunabilir. Hani şu klişe ama gerçek "erken teşhis hayat kurtarır" var ya o burada da geçerlidir. Çünkü her hayat önemlidir!
Bilerek, hissederek, dokunarak, görerek, tadarak, koklayarak; koşarak, düşerek, hayal ederek yaşamaya değer.


Şimdi daha genel'e yayalım istiyorum. Engel!
Oldum olası bu kelimeyi çok sert buldum. Zaman içinde bu söylemde evrildi şükür. Özel bireyler olarak adlandırılıyorlar...
Özel eğitim ve öğrenmeye gereksinim duyan bireylerin sayısı oldukça fazladır. Ve hepsinin bozukluk, yetersizlik düzeyi farklıdır. Hafif, orta, ağır ve ileri düzey şeklinde derecelendirmeler mevcuttur ve eğitimileri de bu yöndedir.
Özel bireylerin içine zihinsel yetersizlik, görme yetersizliği, işitme yetersizliği olan bireylerin hepsi dahildir.


Özel gereksinimli birey kimdir, ailenin bilinci ne kadar önemlidir, eğitimi ve hayata kazandırılması nasıl olmalıdır, bunlardan biraz bahsettim. Şimdi hepimiz için öneminden bahsedelim.


Bazıları için bunların pek önemi yoktur, insan değerinde yaklaşırlar çünkü, sorgulamazlar, aşağılamazlar, sevgi ve ilgi gösterirler.
Ama bazıları vardır ki onu, onları kalıplara sokmaya ve hatta iğrenç argo bir deyimle fişlemeye çok meraklıdır. Bildiği çok bir şey yoktur ama iş konuşmaya gelince rahatsızlık duyarlar, çocuklarının arkadaşları özel bir çocuk olsun istemezler, her yerde ayrım yaparlar, yüzlerine bile bakmazlar ve hatta onların da insan olduğunu unuturlar.
Otobüste dolmuşta işaretle konuşanlara öküzün trene baktığı gibi bakarlar, görme yetersizliği olanlar için özel sarı alanlarda sağa sola bakmadan yürürler, heyecanını kontrol edemeyip sokakta bağıran çocuğa gürültü kirliğiği derler, ona sarılmak isteyen küçücük bir çocuğu yüzündeki ifadeden dolayı iterler dokunamazlar bile...
Bu yaparlar yapamazlar dediğim de biziz yani; ben, sen, o.


Yakın zamanda bir özel eğitim kursuna katıldım. Orda bir arkadaşımın yaptığı sunumdan çok etkilendim kısaca bahsedeceğim.
Ailenin önemi anlatılıyordu ve o kendi cümleleriyle anlatmaya başladı anladık ki bu kendi hikayesidi. Benim abim 30 yaşında ve otizmli, annem çok çabuk kabullendi ama yıllar geçti babam hala kabul etmiyor dedi. Yemek yiyecek "bırakın kensidi yapar", dışarı çıkıyoruz ", o da normal bir çocuk elini bırakın" gibi tepkiler gösteriyor yıllar geçti bu değişmedi dedi. Çünkü o abimi hiç görmedi, tanımak istemedi, sevmedi... Seven olduğu gibi kabul etmez miydi dedi. Ne kadar haklı. Seven olduğu gibi kabul eder, hayatı kolaylaştırırdı, görünmezmiş gibi yapmazdı. Ama o abisini görmüş, sevmiş. Lisede başladığı eğitimlerle özel çocuklara hizmet etmek, onların gelişimine katkı sağlamak için Türkiye'nin bir çok yerinde onlara eğitimler vermeye başlamış. Böyle sanki abim için bir şeyler yapıyorum ve iyi hissediyorum dedi.
Böyle insanlar çok güzel.


Yine kitaptan çok bana hissettirdiklerinden bahsettim.
Teknik ve duygu, kurgu ve gerçek bir arada bu kitapta.
Okuyun siz de yorum katacaksınız.

Keyifli okumalar. Sevgiyle.

"İnsan sevmezse ölür" diyen, canım Şükrü Erbaş'a da selam olsun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tuğçe Ekmekçi

Yazar istatistikleri

  • 3.023 okur okudu.
  • 156 okur okuyor.
  • 1.941 okur okuyacak.
  • 46 okur yarım bıraktı.