Tuna Kiremitçi

Tuna Kiremitçi

Yazar
6.5/10
1.142 Kişi
·
5.602
Okunma
·
237
Beğeni
·
10315
Gösterim
Adı:
Tuna Kiremitçi
Unvan:
Türk Yazar, Müzisyen ve Sinemacı
Doğum:
Eskişehir, Türkiye, 24 Şubat 1973
İlk şiirleri, Galatasaray Lisesi yıllarında Varlık dergisinde yayımlandı. Kendisine "Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü"nü kazandıran "Ayabakanlar" adlı kitabı 1994 yılında okuyucuyla buluştu. 1997’de Bosnalı şair İzzet Sarayliç’le "Erguvan Balkan Şiir Ödülü"nü paylaştı. Bunu 1998 tarihli ikinci şiir kitabı olan "Akademi" izledi.

Tuna Kiremitçi'nin 2002’de çıkan ilk romanı "Git Kendini Çok Sevdirmeden" büyük yankı uyandırdı ve o yılın önemli edebiyat olaylarından biri kabul edildi. 2003'te ikinci romanı "Bu İşte Bir Yalnızlık Var" ve şiirlerini derlediği "Bazı Şiirler Bazı Şarkılar" yayımlandı. 2005 yılında yayımlanan "Yolda Üç Kişi" adlı romanı da geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşmuş ve beğeni kazanmıştır.

Daha sonra da 2007 tarihli "Dualar Kalıcıdır", 2009'da "Küçüğe Bir Dondurma", 2011'de "Selanik'te Sonbahar" ve 2012'de "Gönül Meselesi" romanları yayımlanmıştır.

Genellikle sıradan insanların trajedilerini, günümüz toplumundaki kadın-erkek ilişkilerinin açmazlarını ve yaşlanmanın melankolisini hüzünlü, yer yer de gülümseten bir anlatımla işlediği romanları, Profesör Gürsel Aytaç tarafından Türk edebiyatında "romantik ironi" örnekleri olarak değerlendirilmiştir (Hürriyet Gösteri; Temmuz-Ağustos 2005).

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde sinema eğitimi gören, kısa filmleri çeşitli festivallerde ödüller alan Tuna Kiremitçi, 2009 yılında ilk uzun metrajlı filmi "Adını Sen Koy"un çekimlerini tamamlamıştır.

Ayrıca, 1990'lı yıllarda Kumdan Kaleler topluluğuyla Etnik Rock çalışmaları yapmış, besteci ve solist olarak bir albüme ("Denize Doğru"; 1996) imza atmıştır.

2010 yılında polisin yabancı uyruklu kadınları pazarlayan bir fuhuş mafyasına yaptığı operasyonda ismine mafyanın müşterileri arasında rastlamış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade vermeye çağrılmıştır.

Romanları 10 dile (Fransızca, Almanca, Bulgarca, Yunanca, Romence, Estonca, Portekizce, Boşnakça, Arapça, Çince) çevrilen Kiremitçi, bir oğul babasıdır. Bir dönem Cumhuriyet gazetesinde yazmıştır.

11 Haziran 2010 tarihi itibarı ile Hürriyet gazetesinin Kelebek ekinde yazmaya başlamışsa da 2012 yılında görevine son verilmiş, gazetenin kadrosundan çıkarılmıştır.
.


Birden, o hiç sevmediğim duyguya kapıldım yine. Sanki geçmişin belli bir anında, bir şeyi başka türlü yapmış olsam her şeyin farklı olabileceği duygusuydu bu.


.
.

İnsan aynada gördüğü kişiye karşı hayatı boyunca değişik duygular besleyebiliyor. Bazen nefret ediyoruz kendimizden bazen neredeyse şefkat duyuyoruz. Varolmanın anlamlı bir şeymiş gibi göründüğü anlar var, bir de aldığımız tek bir nefes için bile bahane bulamadığımız zamanlar. Bunlar hayatımız içinden akıl sır ermez bir sırayla, fener alayları gibi geçip gidiyor.

.
Şu hayatta insanın taşıdığı en tehlikeli madde hatıralardı. Aklınızla bir olmuş, kalbinizi canlı canlı yemeye koyulmuşlar...
Gençken, bir gün yeterince tecrübeli olduğumda hayatın kolaylaşacağını sanırdım. Oysa yaşlanmanın bana getirdiği tek şey, tecrübe kazanmanın da yetenek meselesi olduğunu öğrenmek oldu. Başıma ne gelirse gelsin tecrübeliymişim gibi hissedemiyordum kendimi.
.

İnsan bir yaştan sonra sıkılıyordu. Arkamızda çok fazla yıkılmış hayal bıraktığımızda, aletin düğmesini usulca kapatıyorduk. Gençken en küçük titreşime açık olan antenlerimiz, belleğin kirli donlarını asmaya yarayan iki direğe dönüşüyordu böylece.

.
192 syf.
·2/10
Maalesef hiç hiç sevemedim Tuna Kiremitçi'nin kalemini. Ülkemizdeki çok yazardan geri kalmış gibi geldi bana. Oysa ki yeni bir yazar da değil Tuna Kiremitci, ama bilemedim. Sevemedim. Konu sarmadı, üslub yok. Merak ediyorsanız okuyun ama onun dışında tavsiye etmem. Yazarın diğer kitaplarına şans vermeyi düşünmüyorum.
180 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Bazı kitaplar yalnızca bir moladır hayatınızda. Ne büyük hisler uyandırır, ne öğüt verir, ne de hayatınızı değiştirir. Yalnızca bir bahar rüzgarı gibi teninizi gıdıklayarak geçer ömrünüzün o birkaç saatinden. Yalnızca okursunuz üzerinde fazlaca oyalanmadan, yorulmadan. Yine de içinizi ısıtır, kalbinizi yumuşatır. Bu kitapta öyle bir kitap. Çok basit bir anlatımı var ve ilk sayfadan itibaren konuşmalar karakterleri canlandırıyor gözlerde. Söylenen her söz yerinde geliyor. Başlangıçta daha ayrıntılı ve yoğun bir şey okuyacağım sanırken aslında ufak bir hikaye dinliyorsunuz. Kitap düşünülüş şekli ile büyük bir roman olabilir, fazlaca okur elde edebilirmiş bence. Mesela bir Livaneli bunu geliştirmek konusunda çok daha iyi. Kıyaslamaktan ziyade bir eleştiri getirerek bu kurgunun üzerine daha çok düşülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Bayan Rosella o kadar naif, o kadar ince ruhlu bir kadın ki herkes sussun ve o hikayesini anlatsın istiyor insan ancak bunun için çok kısa bir zaman verilmiş ona.

Bayan Rosella II. Dünya Savaşı yıllarında Istanbul'a sığınmış. Burada Türkçe öğrenmiş ve yıllar sonra, tekrar kendi topraklarına döndükten altmış yıl sonra o Türkçe anıları tazelemek adına gazeteye bir ilan vermiş. Türkçe bilen birini aradığını yazdırmış. Amacı gelecek kişi ile yalnızca Türkçe konuşmak. Çünkü Türkçeyi unutursa anılarını da kaybedeğini söylüyor. Bu ilana cevap veren kırgın ve hırçın bir genç kız olan Pelin ve Bayan Rosella'nın hikayesini okuyoruz. Ben çok daha ayrıntılı bir hikaye beklerdim ama fazla uzatılmadan bitmiş, insanda hoş duygular uyandıran bir kitap. Belli kavramlar üzerinde durulan sıcak bir hikâyeydi. Akıcı dili ve sürükleyiciliği ile birkaç saatte bitecek bir kitap. Kısa bir mola vermek isteyen herkese okumasını tavsiye edebilirim.

İyi okumalar!
288 syf.
·Puan vermedi
Bir aşk kitabı.
Ünlü, gününü gün eden bir rock star(Atilla) uyuşturucuyla anılmaya başlandıktan sonra her şeyi geride bırakıp bir adaya yerleşiyor. Adada eşini ve çocuğunu yeni kaybeden bir kadınla yolu kesişiyor(Latife). Kitabın ilerleyen sayfalarında da Fikriye karakterinden söz ediliyor.
Okuyunca acaba kitap tarihe göndermelerde mi bulunuyor diye düşündürüyor.
197 syf.
·Beğendi·9/10
Sayfalarına dokundukça romanın kahramanı gibi kah yeri gelecek hüzünleneceğimiz, kah yeri geliyor gönül mabedimizin kıyısına ulaşan duygusal yönüyle, kalbi selin anlatımıyla muazzam içtenlikle anlatılan aşk hikayesi...Tuna Kiretmitçinin yürek kalemini sevenlerin mutlaka okuması gereken devasa kitaplardan biri...Aşkı gönülden yaşayıp yarım bırakılmış,terkedilmiş, burukluğunu,kırgınlığını ,mutluluğunu,sevinçlerini derununda hissetmek isteyenlerin okumasını tavsiye ederim.

Kitap Hakkında

Kahramanımız Memet Olcay adında bir gitaristtir. Başarısız bir evliliğin ardından, yalnız bir hayatın içinde bulmuştur kendini. Haftanın bir günü görüştüğü kızı, karısı, karısının yeni kocası ve öğrencileri vardır hayatında. Bir de aynı apartmanda oturduğu iki arkadaşı: Ayşe ile Orhan. Onların da evliliği bir dönüm noktasına gelmiştir. “Bu İşte Bir Yalnızlık Var”, işte tam bu noktada başlıyor. Bir ayrılık hikâyesi giriyor devreye. Kocası tarafından terk edilen Ayşe, kahramanımızın yalnız dünyasına sığınıyor. Böylece yanlış bir aşk da gün yüzüne çıkıyor. Müziğin, bir müzisyenin hayata tutunma çabalarının, bir erkeğin zayıf ve güçlü yanlarının, bir kadının terk edilme acısının, gizli kalmış aşkların, yarım kalmış bestelerin, hayallerin, mutluluk arayışlarının romanı bu. Ve elbette yalnızlığın... "Git Kendini Çok Sevdirmeden" adlı ilk romanıyla geniş bir okuyucu kitlesine seslenen Tuna Kiremitçi, yeni romanında da insanlık halleri üzerine yazmayı sürdürüyor ve akıcı üslubu, gerçekçi diyaloglarıyla Türk okuyucusunun vazgeçilmez yazarları arasında kendine sağlam bir yer ediniyor.

Yazar Hakkında:

1973 yılında Eskişehir’de doğdu. İlk şiirleri, Galatasaray Lisesi yıllarında Varlık’ta yayımlandı. İlk şiir kitabı “Ayabakanlar” ile, 1994 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü kazandı. 2002’de yayımlanan ilk romanı “Git Kendini Çok Sevdirmeden”, o yılın en önemli edebiyat olaylarından biri oldu. Daha sonra yayımlanan “Yolda Üç Kişi”, “Dualar Kalıcıdır” ve “Selanik’te Sonbahar” gibi romanlarıyla da geniş bir okur kitlesiyle buluştu. İlk romanları Prof. Gürsel Aytaç tarafından “edebiyatımızda romantik ironi örnekleri” olarak değerlendirilen yazarın son çalışmalarında, fantezi ve kara mizah öğeleri de görülmektedir. Edebiyatın yanı sıra sinema ve müzik çalışmaları da olan Tuna Kiremitçi’nin romanları, Fransa’dan Brezilya’ya, 10 ülkede yayımlanıyor.
197 syf.
·7/10
Genel olarak bakıldığında kitap çabuk ilerliyor. Hikayesi pek abartılı olmasa da yazarın dili akıcı, basit, vasat cümleler yok. Memet`in iç savaşları, düşünceleri insana olduğu gibi yansıyor.
Beğenmediğim kısım benden kaynaklanıyor galiba. Küfür çoktu. Ben " asil " kitapları severim. :) Bunun için çok seçiciyimdir. Bilmiyorum belki normaldir ama ben kaldıramadım...

Keyifli okumalar.
200 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Yazarın ilk kitabı olan "Git Kendini Çok Sevdirmeden"; yalın anlatımı, olay kurgusu yönüyle sürükleyici bir aşk hikâyesi.
Kitapta olaylar, iki zaman diliminde anlatılmış. Kişilerin gençlik ve 20 yıl sonraki halleri bir arada verilerek olaylar arası geçiş sağlanmış.

Kitabın konusu ise:
İlk aşkıyla (Ertuğrul) , abisi Fırat'la yaptığı İstanbul seyahatinde tanışır Arda. Yıllar sonra bu iki aşık tekrar karşılaşacaklardır.
Ama zaman çok şeyi değiştirmiştir.
Arda evlenmiş, bir oğlu olmuştur. Fakat oğlunu trafik kazasında kaybetmiştir ve evliliği de kötü gitmektedir.
Ertuğrul' da evlenmiştir. Fakat eşi ölmüş, kızıyla baş başa kalmıştır.

Hayatın tekrar karşılaştırdığı iki insan, kitabı okunması için cezbedici kılsa da, finali malesef "havada kalıyor".
178 syf.
·Puan vermedi
Ağabeyiyle Eskişehir'den İstanbul'a gelen Arda'nın ağabeyinin arkadaşına genç olmasının vermiş olduğu saflıkla aşık olması ve bir süre sonra Arda ile Ertuğrul' un farklı dünyalara yol alması sonucu biten bir aşk hikayesi.Yıllar sonra Arda'nın oğlunu trafik kazasında kaybetmesi ve bu acıyla baş etmeye çalışırken eşi Ali' den uzaklaşıp Eskişehir'deki annesinin evine taşındıktan sonra ilk aşkının ortaya çıkması konu alan bu kitap iki farklı zaman diliminde hem Arda ile Ertuğrul'un hikayesine hem de annesiz kalan bir çocukla,çocuksuz kalan bir annenin buluşmasına odaklanmıştır. Yazarın ilk kitabı olması özelliğini taşıyan bu eseri okurken kendimi sanki yaşlanmışım da eski hatıra defterimi okuyormuşum gibi hissettim.
120 syf.
·2 günde·9/10
Tuna Kiremitçi severek takip ettiğim bir kişi. Gerek söylediği şarkılar, gerek Ot Dergisi'nde yazdığı yazılar olsun dikkatimi çeken bir insan. Bu nedenle kitabını okumamak da olmazdı. Kitabın içerisinde, yazdığı şarkı sözleri ver şiirler yer almakta. Ben okurken -daha doğrusu dinlerken demek daha doğru olur sanırım- çok zevk aldım. Eğer bu kitabı okumayı düşünüyorsanız şarkı sözlerini okurken arkada şarkıyı açmalısınız mutlaka. Yok ben okumayı düşünmüyorum diyorsanız yine de şarkılarını dinlememek için bir nedeniniz yok bence.Keyifli okumalar ve keyifli dinlemeler :)
160 syf.
·3 günde·9/10
Karşılıklı diyalog şeklinde yazılmış tamamen ama “ BİRİNİ MAHKUM ETMEDEN DUALARINI DİNLEMEK LAZIM “ diyebilmiş bir kitaptır. Madam Rosella ve Pelin arkasındaki sohbet buram buram merak kokuyor. Farklı bir havası vardı . Sevdim evet. Kendimi o hikayeden birinin yerine koysam , en çok madam Rossella.Empati kurdum çoğu kez “-napardım?” .Bana göre her defasında madam Rosella ‘ nın acıları sıradan değildi. Yolculuğum güzel geçti

Yazarın biyografisi

Adı:
Tuna Kiremitçi
Unvan:
Türk Yazar, Müzisyen ve Sinemacı
Doğum:
Eskişehir, Türkiye, 24 Şubat 1973
İlk şiirleri, Galatasaray Lisesi yıllarında Varlık dergisinde yayımlandı. Kendisine "Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü"nü kazandıran "Ayabakanlar" adlı kitabı 1994 yılında okuyucuyla buluştu. 1997’de Bosnalı şair İzzet Sarayliç’le "Erguvan Balkan Şiir Ödülü"nü paylaştı. Bunu 1998 tarihli ikinci şiir kitabı olan "Akademi" izledi.

Tuna Kiremitçi'nin 2002’de çıkan ilk romanı "Git Kendini Çok Sevdirmeden" büyük yankı uyandırdı ve o yılın önemli edebiyat olaylarından biri kabul edildi. 2003'te ikinci romanı "Bu İşte Bir Yalnızlık Var" ve şiirlerini derlediği "Bazı Şiirler Bazı Şarkılar" yayımlandı. 2005 yılında yayımlanan "Yolda Üç Kişi" adlı romanı da geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşmuş ve beğeni kazanmıştır.

Daha sonra da 2007 tarihli "Dualar Kalıcıdır", 2009'da "Küçüğe Bir Dondurma", 2011'de "Selanik'te Sonbahar" ve 2012'de "Gönül Meselesi" romanları yayımlanmıştır.

Genellikle sıradan insanların trajedilerini, günümüz toplumundaki kadın-erkek ilişkilerinin açmazlarını ve yaşlanmanın melankolisini hüzünlü, yer yer de gülümseten bir anlatımla işlediği romanları, Profesör Gürsel Aytaç tarafından Türk edebiyatında "romantik ironi" örnekleri olarak değerlendirilmiştir (Hürriyet Gösteri; Temmuz-Ağustos 2005).

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde sinema eğitimi gören, kısa filmleri çeşitli festivallerde ödüller alan Tuna Kiremitçi, 2009 yılında ilk uzun metrajlı filmi "Adını Sen Koy"un çekimlerini tamamlamıştır.

Ayrıca, 1990'lı yıllarda Kumdan Kaleler topluluğuyla Etnik Rock çalışmaları yapmış, besteci ve solist olarak bir albüme ("Denize Doğru"; 1996) imza atmıştır.

2010 yılında polisin yabancı uyruklu kadınları pazarlayan bir fuhuş mafyasına yaptığı operasyonda ismine mafyanın müşterileri arasında rastlamış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade vermeye çağrılmıştır.

Romanları 10 dile (Fransızca, Almanca, Bulgarca, Yunanca, Romence, Estonca, Portekizce, Boşnakça, Arapça, Çince) çevrilen Kiremitçi, bir oğul babasıdır. Bir dönem Cumhuriyet gazetesinde yazmıştır.

11 Haziran 2010 tarihi itibarı ile Hürriyet gazetesinin Kelebek ekinde yazmaya başlamışsa da 2012 yılında görevine son verilmiş, gazetenin kadrosundan çıkarılmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 237 okur beğendi.
  • 5.602 okur okudu.
  • 28 okur okuyor.
  • 1.206 okur okuyacak.
  • 60 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları