Tuncay Akgöl

Tuncay Akgöl

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
8
Gösterim
Adı:
Tuncay Akgöl
Unvan:
Yazar, Şair
Doğum:
25 Ağustos 1988
Beton Laboratuvar Teknisyeni aynı zamanda şair ve yazar olan Tuncay AKGÖL, 25.08.1988 tarihinde İzmir’in Karşıyaka ilçesinde doğdu.
İlk ve ortaöğrenimini burada tamamlayarak okul hayatını noktalayıp iş hayatına atıldı. Liseyi ve üniversite öğrenimini hem çalışıp hem okuyarak tamamladı.
Yirmili yaşların başında hikaye ve şiire önem vermeye başladı. Bir kaç hikayesi dizi projesi olarak tv kanallarına sunulup, maddi konulardan ötürü anlaşma sağlanamamıştır. Şu an bilinen bir çok şiiri ve hikayesi bulunmaktadır. Yazım aşamasında olan roman hazırlıkları vardır.
Bazen sen susarsın, hayat konuşur. Sen başlarsın bazen konuşmaya, ama o susmaz hem konuşup hem de yoluna devam eder.
Tuncay Akgöl
Sayfa 14 - Gece Kitaplığı
İster demir ol istersen tunç, zaman, usta bir demirci ve en kralını adam eder. Biraz çekiç, biraz su…
Tuncay Akgöl
Sayfa 15 - Tecrit Kitap Gece kitaplığí
Gök yarılmıştı adeta, beni seninle tanıştıran o gece.
Belki de Tanrı da sıkılmıştı benden diye düşündüm o an,
Sıkılmalıydı gerçekten de benden,
Geceler boyunca ettiğimiz sohbetten.
İyi bir dostun yapacağı gibi,
Git, git evlen diyordu bana.
Bunu yaparken bana,
Hiç bilmediğim yollar çıkarıyordu karşıma.
Tepemden yıldırımlar hızla düşercesine kaçarken,
Karşımda onu görünce şükret, şükret diyordu bana.
Bir gece kondu sokağına girerken,
Ertesi günün sabahının hayalini kurduruyordu bana.
Ve ben şükretmenin ne demek olduğunu,
Daha yeni öğreniyordum.
Tuncay Akgöl
Sayfa 14 - Gece kitaplığı Tuncay Akgöl şiir
AVCI

Akşam karanlığı çökmek üzereydi. Tunç, her zamanki gibi oyuna dalmıştı. Yaz sıcağında güneşin altında top oynuyordu. Üvey babası Zaim’in vardiyası bitmek üzereydi. Sokağın başından babası göründü. Üstü başı çamur içindeydi. Dizlerinde ufak yaralar oluşmuştu. Top yukarıya doğru kaçtı. Babasının geldiğini göremedi, topu almak için hareketlendi. Koşarken köyün girişinde babasına rastladı. Korkudan dili tutulacaktı neredeyse ve kaçmaya bile fırsat bulamadan babası onu yakaladı. Topu elinden aldı. Cebinden çıkardığı sustalıyla topu patlattı. Oğlunun ensesinden yakaladığı gibi bir elinde top, diğer elinde oğlu eve doğru hareketlenmeye başladı. Çocuklara köy meydanında bağıran Zaim, hiçbir şeyden korkusu olmadan çocukları kaçırdı. Eve girdiklerinde küçük odaya oğlunu atan Zaim, belinden çıkardığı kemerle oğlunu dövmeye başladı. Üvey oğlunu öyle bir alıştırmıştı ki canı yansa bile ona ses çıkarmamayı öğretmişti. Bu bir insan için hayvanca bir duyguydu. Annesi araya girmeye çalışsa da engel olmayı başaramadı. O arada annesi de birkaç darbeye maruz kaldı.
Ablası Elif kapıda göründü. Kızın okuldan gelme saati yaklaşmıştı. Elif, çok güzel bir kızdı ve üvey babası ondan çok hoşlanıyordu. Onu ikinci eşi olarak almak istiyordu. Bunların hiçbirinden haberi olmayan Elif, evden ayrılmak için son senesinin bitmesini bekliyordu. Çok ısrar etmesine rağmen annesini o adamla evlenmekten vazgeçirememişti. Bu yüzden annesine çok kızgındı. Bir gece içtikten sonra Elif’in odasına girmeyi kafasına koyan Zaim, herkes yattıktan sonra harekete geçti. Küçük oğlu Tunç, Zaim’i odaya girerken gördü. Mutfağa gitti ve bir bıçak aldı. Ama babasından öyle korkuyordu ki bunu başaramadı. Odadan tuhaf sesler geldi. Çok geçmeden babası odadan çıktı. Ablasının odasına gittiğinde ablasını perişan bir halde buldu.
Sabah olduğunda ise babası hiçbir şey yokmuş gibi işe gitti. Ablası gün boyu odasından çıkmadı. Annesi Tunç’u zorla okula gönderdi. Tunç’un morali kız kardeşine olanlardan dolayı çok bozuktu. Kız kardeşi annesine hastayım diyerek akşama kadar odasından çıkmadı.
Tunç en yakın arkadaşlarına durumu anlattı. Arkadaşları ne olduğunu bilecek yaşa gelmişlerdi. Hep beraber bir plan yaptılar ve Tunç’un üvey babasını öldürmeye karar verdiler. Onu gizlice öldürmenin tek bir yolu vardı; köye yakın olan ormana Tunç’un babasını çekecekler ve böylece sessizce işini bitireceklerdi. Yanlarına 4 tane bıçak aldılar. Hepsi aynı boyda ve aynı renkteydi. Karanlık çöktüğünde Tunç köyün girişinde beklemeye başladı. Babası işten köy girişine geldiğinde, Tunç’u ve elinde de çekmecesinden yürüttüğü paraları gördü. Öfkeden kıpkırmızı olan Tunç’un üvey babası Zaim, kendisinden kaçan Tunç’u ormana kadar kovaladı. Babası Tunç’u tam köşeye sıkıştırmışken arkasından 3 arkadaşı bıçaklarıyla çıktılar. Tunç da cebindeki bıçağı çıkartıp Zaim’e doğru yürümeye başladı. Zaim ne olduğunu anlayamadan, Tunç önden ve üç arkadaşı arkadan bıçaklarıyla saldırdılar. Çok geçmeden babayı öldürdüler. Aralarından biri köye inip kazma kürek getirdi ve babayı gömdüler. Dört bıçakla beraber dört arkadaş ölümüne yemin edip bıçakları ayrı ayrı gömdüler. Hiçbirinin birbirinden haberi olmayacaktı. Köye birbirlerinden ayrı bir şekilde girdiler. Köye geldiklerinde polisler köyü çevrelemişti. Çok korktular ama hiç bir şey olmamış gibi polislerin durduğu yere gittiler. Yaklaştıkça ne olduğunu fark ettiler. Tunç’un ablası intihar etmişti. Herkes ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Ama anlam veremedi. Polise babasının ablasına tecavüzünü anlatan Tunç, polislerin babasının peşine düşmesini sağladı. Polisler haftalarca hatta aylarca adamı aradı. Ama bir sonuç çıkmayınca olay kapanıp gitti.
15 YIL SONRA
Mert, ormanda yalnız başına gezmekteydi. Akşam karanlığı çökmek üzereydi ve çok korkmuştu. Piknik için geldikleri bu alanda, anne babasının dalgınlığından yararlanıp, köpeğiyle tek başına gezintiye çıkmıştı. Ormanda kaybolabileceğini tahmin etmemişti. Babası Avni ve annesi Seher onu aramaya çıkmıştı. Dik bir yamaçtan aşağıya inen Mert çok dikkatliydi. Köpeği Tommy de yanındaydı. Köpeği bir şeyin kokusunu alıp yanından hızla koştu. Ona durmasını emretti. Köpek ise oralı bile olmadı. O da köpeğin peşinden koşmaya başladı. Ayağı birden ağaç dalına takıldı. Yokuştan aşağıya doğru yuvarlanmaya başladı. Nihayet düz zemine geldiğinde üstü başı toprak olmuştu. Ayağa kalktığında elinin acısını hissetti. Ellerinde yaralar oluşmuştu. Yukarı, düştüğü yere doğru baktığında köpeğin bir yeri kazdığını gördü. Köpeğinin yanına gitti. Köpeğin kazdığı yerden bir insan eli çıktı. Hızla koşmaya başlayan Mert, iki yüz metre kadar koştu. Arkasına dönüp baktığında köpeği peşinden gelmemişti. Koşmaya devam etti. Sonunda sertçe birisine çarptı. Önüne döndüğünde karşısındakinin babası olduğunu anladı. Babasına olan biteni anlatan Mert çok korkmuştu. Babası ona kaçtığı yere götürmesini söyledi. Tekrar aynı yere gittiklerinde karşılarında bir ceset gördüler. Babası hemen telefon açıp polise haber verdi. Polisler geldiğinde ifadelerini aldı. Kazılan yerden bir kimlik çıktı. Kimlikte yer alan isim Sabri Uzuner’di ve eski bir bebek tecavüzcüsünün adıydı. Bir yıl kadar polisten kaçmış ve insanlar en sonunda belki de cezasını bulmuştur diye düşünüyordu. Polisler mezarı kapatmak üzereyken cesedin çıktığı yerden bir maktul daha çıktı. Bu isim de Zaim Kabasakal’dan başkası değildi. Olay büyüyordu. Cinayet Masası amiri Tunç DEMİRÖZ, iki cesetten daha fazlası olabileceğini düşünerek, daha fazla kazılmasını emretti. Narkotikten ilave köpek istediler. İki zanlı vahşice öldürülmüştü. Üzerlerinde hâlâ ok izleri duruyordu. Ama oklar ölüm sebebi değildi. Buraya diri diri gömülmüşlerdi. Toprak derin kazılmamıştı. Birisi cesetlerin bulunmasını istiyordu. Köpekler, toprağın farklı yerlerinden yaklaşık otuz dört ceset daha çıkardılar. İlk bulunan iki ceset hariç diğerlerin üzerinden hiçbir şey çıkmadı. Polisler olayı derinlemesine araştırmaya başladılar.
Ormanda araştırma yapan Komiser İlkay ve Olay Yeri İnceleme komiseri Serdar, ormanın derinliklerine daldılar. Biraz ilerledikten sonra ormanın içinde bir dağ evine denk geldiler. İçeride Salih Atmaca ve Cem Kalyon ikilisi vardı ve ormandaki ağaç kovuklarına koydukları gizli kameralarla onları izliyorlardı. Eve gelince kapıyı çaldılar. Salih ve Cem, soğukkanlı bir şekilde evde bulunan av malzemelerini kaldırdılar. Yerde hemen bir ayı postu duruyordu. Kapının geç açılması üzerine Komiser İlkay, evin etrafını araştırdı. Olay yeri inceleme komiseri Serdar ise kapının açılmasını bekledi. Kapıyı Salih Atmaca açmıştı. Onu biraz sorguladılar; ama bir şey çıkmadı. Kendisi bir öğretmendi. Burayı eşiyle satın aldıklarını ve beraber yaşadıklarını belirtti. Polisler hiçbir şeyden şüphelenmeden oradan ayrıldılar.
Polislerden Komiser İlkay olayın sıradan cinayetler olmadığını, ağır suçluların sıradan bir av hayvan gibi avlandığını anladı. Diğer cesetler kıyafetleriyle gömülmezken bunların neden gömüldüğünü merak ettiler. Cesetlerin çoğunun; bıçak, ok, kılıç, eski savaş aletleriyle öldürüldüklerini anladılar. Çıkan otopsi sonucu herkesi çok şaşırtmıştı. Bu yıllar boyunca işlenmiş bir seri katil olayıydı. Dosyalar incelendiğinde, şehirde bunun gibi ağır suçluların ortadan kaybolduğu bildirilmişti. Polisler internet üzerinden derin bir araştırma yaptı. Sonunda kendisine “Adalet Avcısı” diye isim veren bir grubun internet ortamında çokça duyulduğunu gördüler. Ama gerçek hayatta şimdiye kadar bu guruba rastlanmamıştı. Suç örgütünün kendilerince iyi bir şey yaptıklarına olan inançları tamdı.

Örgütü kim, ne için ve hangi amaçla kurmuştu? Polisler ilk olarak internet ortamında olayı araştırmaya başladılar. Ekşi sözlük dahil her yerde isimleri vardı. Ancak bu gruba nasıl ulaşılacağına dair bir bilgi yoktu. Bu olaya Siber Suçlar Erişim Bürosu da dahil oldu. Deep wep yani internetin karanlık olayları olarak bilinen yerde, çokça bunun gibi ilanlara rastlanıyordu. Hangisinin gerçek olduğunaysa, deneme yanılma yöntemiyle öğreneceklerdi. Bunun için sahte bir suç profili oluşturdular. Ancak Adalet Avcıları bunu yemedi. Yakalanmaları için belki de gerçek bir suçluya ihtiyaçları vardı.
Başsavcı Zeki olayın çözülmesi için baskı yapıyordu. Eğer bu iş çözülmezse hepsinin sürgün ya da emekli edileceğini söyledi. Aynı zamanda Emniyet ve İçişleri de olayın çözülmesi için başlarına müfettiş göndermişti. Çok yakın arkadaş olan Emniyet Amiri Tunç ve Başsavcı Zeki olayın çözülmesi için beraber omuz omuza vermişti.
Tunç’un eşinin gizli bir ilişkisi vardı ve ilişkisi olan kişi ise Başsavcı Zeki’ydi. İhaneti bilen birisi daha vardı. Bu kişi ise ihaneti tesadüf sonucu öğrenen, Komiser İlkay’dan başkası değildi.
Tunç’un eşi Halide’nin, eşinden gizli Başsavcı Zeki’yle olan ilişkisi çok tehlikeli bir hal almıştı. Sapığın teki onu arıyordu. Sürekli ihanetinden ve geçmiş günahlarından bahsediyordu. Çok korkan Halide, eşinin bu durumu öğrenmesi durumunda onu yaşatmayacağını biliyordu. Böyle bir adama karşı yapılan ihanet karşılıksız kalmazdı. Çocukların ikisi de eşinden değildi. Bunu bilen Halide bir hal yolu bulması gerektiğinin farkındaydı. Başsavcı Zeki ise hem çocukları hem de Halide’yi istiyordu. Eski arkadaşını bunun için harcamaya hazırdı.
İnternetten bu Adalet Avcılarıyla ilgili bütün bilgiler toplandı. Çok daha fazla bilgi için Derin İnternete girildi. Bir internet sitede, Suç ve Günah isimli bir web sayfasına denk geldiler. İnternet sitesine fotoğraf konuluyor ve karşısına günahı yazılıyordu. Daha sonra fotoğrafı ve suçu yazılan suçlu kısa süre sonra ortadan kayboluyordu. İlkay ve polisler, sitedeki yorum bölümlerinden hangisinin gerçek olduğunu araştırmaya başladılar. Karşılaştıkları olaylar karşısında çok şaşıran polisler, kaybolan suçluların internet sitesindekiyle aynı olduğu ortaya çıkardı. Buldukları cesetlerin çoğunun, sabıkalı olan bu kişilerle DNA’sı uyuşuyordu. Burada daha fazla cinayet olduğunu anladılar.
Adresleri tespit etmeye çalışsalar da bunu bir türlü beceremediler. Hemen gerçeğe yakın bir suç profili oluşturmaya karar verdiler. Bunun için en uygun kişi, Siber Suçlar polisi Ahmet’ti ve onu ikna ettiler. Suç profilini oluşturduktan sonra onu izlemeye başladılar. Bir bara giden Ahmet, peşindekilerin onu izlemesinden memnundu ama aynı zamanda da korkuyordu. Hiç daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamıştı. Karanlık internete nerede çalıştığını da yazmışlardı. Barda çalışacaktı. Önce Cem Kalyon geldi. Ortalığı tespit edip kolaçan etmeye başladı ve elinden geldiğince kameralara görünmeden dışarıya çıktı. Polislerden İlkay ve Serdar’ı görünce hemen tuzak olduğunu anladı ve oradan uzaklaştı. Etrafı kolaçan eden Salih Atmaca ise arkadaşının dışarıya çıkmasıyla oradan uzaklaştı.
Boşa kürek çektiklerini anlayan polisler için artık geriye tek bir hedef kalmıştı. Siteyi takip edip gerçek bir suçlu bulup, suçlulardan önce onu yakalamaktı. Çok geçmeden gerçek bir hedef belirmişti. Hedef bir uyuşturucu satıcısı ve imalatçısıydı. Bunu gören polisler, hedefi hemen takibe aldılar. Adamlar polislerden önce davranıp, onu almaya başardılar. Ancak olay yerinde düşürdükleri bir aksesuar, İlkay’ın dikkatini tekrar Cem Kalyon’un kaldığı orman evine çekti. İlkay orman evine arama yapmak için gitti. Ancak Cem Kalyon’un evinde hiçbir şey bulamadı. Daha sonra ormana kameralar yerleştirdiler. Ancak Cem Kalyon ve Salih Atmaca bütün kameraların yerini biliyordu. Her yerde, insan avı başladı yazıyordu. Soğuk hava depolarından birinde, adamı vahşice eline bir silah tutuşturup avladılar.
İlkay ve polisler her adım attıklarında, Adalet Avcıları onlardan bir adım öndeydiler. Bunu nasıl başarıyorlardı? İlkay ve polisler kaçırdıkları adamlar yüzünden ve olayı çözemedikleri için işlerinden olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Siteyi takip etmeye devam eden polisler bir suçlunun daha ismini gördüler. Fotoğrafı gördüklerinde ise polisler tam bir şok etkisi yaşadılar. Gördükleri fotoğraf, Tunç’un eşinden başkası değildi. İhaneti bir tesadüf sonucu öğrenen İlkay, Başkomiserin adamlara haber verdiğini düşündü. Polisler hemen Tunç Başkomiseri göz altına aldılar.
Kadın ortadan kaybolmuştu. İlkay ve polisler kadının peşine düştüler. Tunç’un eşini bulduklarında ise karşılarında Salih Atmaca’yı ve Cem Kalyon’u görünce gerçek suçluların kim olduğunu anladılar. Ancak suçluları ellerinden kaçırdılar. Nerede olabileceklerini ve üzerlerine kayıtlı mal varlıklarını araştırmaya başladılar. Bir fabrikanın adresine ulaştılar. Operasyon için hazırlanmaya başladıkları sırada gözaltı yerine gelen Başsavcı Zeki, Başkomisere eşinden olan çocuklardan bahsetti ve artık çocuklarını alma zamanı geldiğini söyledi. Oradan ayrıldıktan sonra Başkomiser Tunç kaçması gerektiğini anladı. Hemen bayılmış numarası yaptı. Gözaltı yerinde bulunan Yasemin polis, hemen yardımına koştu. Silahı alan Başkomiser, Yasemin’in başına doğru tutup onu rehin alarak oradan kaçmayı başardı.
Depoya vardıklarında Başsavcı Zeki, çocuklarını almanın gururunu yaşadı. Başsavcı Zeki, Cem Kalyon ve Salih Atmaca ile buluştuğunda Zeki’nin Adalet Avcılarının başı olduğu ve Cem Kalyon’un, Salih Atmaca’nın ve Başkomiser Tunç’un da diğer çete üyeleri olduğu anlaşıldı. Bu 4 kişi çocukken ormanda Tunç’un babasını öldürüp gömen 4 arkadaştı. Polisler operasyona başlamak üzereyken Başkomiser Tunç olaya dahil oldu ve gizlice depoya girmeyi başardı. Arkadaşları olan iki seri katile fotoğrafı gönderenin kendisi olmadığını, bunu yapanın Zeki olduğunu ve onları yakalatmaya çalıştığını söyledi. Arkadaşı Cem’den bir kurşun yiyen Başkomiser Tunç vuruldu. Ama gelirken çelik yelek giymişti. Yere düşen Tunç arkadaşlarının kendi aralarında olan konuşmayı duydu. Silahını tekrar ateşleyen Cem Halide’yi vurdu ve Halide orada can verdi. İçeriye giren polisler, hiçbir şeyin farkında olmadan Salih Atmaca’yı kolundan vurdular ve hepsinin üzerine kurşun yağdırmaya başladılar. Polislerin, Zeki tarafından kandırıldığını anlayan Başkomiser ve Salih Atmaca hemen silahlarına sarıldılar. Adamları vurmayacak şekilde sıkmaya başladılar. Tek hedefleri ise Cem Kalyon ve Zeki Başsavcıdır. Ama ikisini de vuramadan arka taraftan kaçmayı başardılar ve bir araca atlayan Salih ve Tunç oradan uzaklaştılar. Peşlerinde ise polisler vardı ve üzerlerine giderken kurşun yağdırdı. Bir köprüye geldiklerinde, araçtan inip atlamak üzereyken Tunç vuruldu ve ikisi de nehire düştü.
Mutlu bir tablo çizen Başsavcı Zeki, çocuklarından biri olan Çağlar’ın kaçırılmasıyla şoka uğradı. Yıllarca oğlunu aradı ama bulamadı. Çocuğu kaçıran Salih Atmaca’ydı ve onu bir seri katil olarak yetiştirdi. Oğlunu babasına düşman etti.
TECRİT KİTAP
Tuncay AKGÖL
Tuncay Akgöl
Sayfa 22 - Gece Kitaplığı Tecrit Kitabından Hikaye
Üşüyordum, faşist yüreklere baktıkça, bana yapacaklarından ötürü değil, insanlığa karşı yapacak olduklarından.
Tuncay Akgöl
Sayfa 15 - Gece kitaplığı
Her ruh, içinde bir cehennem taşır. İnsan, içindeki cehenneme düşmek istemiyorsa her daim vicdanını temiz tutmak zorundadır.
Tuncay Akgöl
Sayfa 14 - Gece kitaplığı
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tuncay Akgöl
Unvan:
Yazar, Şair
Doğum:
25 Ağustos 1988
Beton Laboratuvar Teknisyeni aynı zamanda şair ve yazar olan Tuncay AKGÖL, 25.08.1988 tarihinde İzmir’in Karşıyaka ilçesinde doğdu.
İlk ve ortaöğrenimini burada tamamlayarak okul hayatını noktalayıp iş hayatına atıldı. Liseyi ve üniversite öğrenimini hem çalışıp hem okuyarak tamamladı.
Yirmili yaşların başında hikaye ve şiire önem vermeye başladı. Bir kaç hikayesi dizi projesi olarak tv kanallarına sunulup, maddi konulardan ötürü anlaşma sağlanamamıştır. Şu an bilinen bir çok şiiri ve hikayesi bulunmaktadır. Yazım aşamasında olan roman hazırlıkları vardır.