Ümit Yaşar Oğuzcan

Ümit Yaşar Oğuzcan

YazarDerleyen
8.9/10
1.615 Kişi
·
5,4bin
Okunma
·
2.137
Beğeni
·
49bin
Gösterim
Adı:
Ümit Yaşar Oğuzcan
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Tarsus, Türkiye, 22 Ağustos 1926
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 4 Kasım 1984
Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946). Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara ve İstanbul’da çalıştı. Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, hizmette otuz yılını doldurunca kendi isteğiyle emekliye ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/...mit_Yaşar_Oğuzcan
Bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp
Birer birer öpmeliyim
Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana
Böylece ölmeliyiz
Aradan yıllar geçip
Bizi buldukları zaman
Etlerimiz çürümüş olsa da
Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden
Hadi gel
Nefes almak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum
“Doğuda açlık varmış”
—Biraz havyar alır mısınız?
“Hayvanlar ölüyormuş yemsizlikten”
—Istakozu beğendiniz mi?
“Yakmak için tezek bulamayan”
—Hanımefendi, ne kadar güzelsiniz
“Açlık ve cehalet bütün hızıyla”
—Garson! Bir viski daha
“Yoksulluktan çocuğunu terk eden bir anne”
—Monşer, ne demiş şair? “Güzel sev, iç bade”
“Emekli, dul ve yetim aylıkları”
—On bin lira banko
“Açıkta kalan öğrencilerin”
—Bu dansı bana lütfeder misiniz?
“Ekonomik krizin sebepleri”
—Restinizi görüyorum
“Bir imam, 10 yaşında bir kız çocuğunun”
—Ayol, yapma görecekler
“Bir an önce kalkınmak için”
—Çin! Çin
“Hükümetten beklediği ulusun”
—Yeni yılınız kutlu olsun!
Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
Sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
Alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
Daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
Yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...
Oysaki her zaman ve günün her saatinde
Yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
Pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
Emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
Bana alış demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
O zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
Sevginle yepyeni bir ben yaratacaksın benden!
İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle
Mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
Kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.
Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
Senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
Seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
Bir bütün haline geliyoruz durmadan...
Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...
Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...
Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...
Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....
Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...
Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.
Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...
Uzun süren bir baygınlık sonrasının
O anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...
Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman
Seninle vardığım yüksekliğe erişemez...
Açılmış bütün kuyuların derinliği
İçimde seni bulduğum yer kadar derin değil...
Alışkanlık kozasını ören bir ipek böceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.
Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.
Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.
Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.
Alev almayan bir yerimiz kalmadı.
Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.
Hiçbir su, bu ateşi söndüremez artık.
Nehirler, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.
Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.
Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...
Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde
Bizden güçlüsü olmayacak!
En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...
Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.
Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...
240 syf.
Merhaba 1K okuyucular... Âşık Veysel zikredince aklıma gelen şiirlerinden biri #79983013

Âşık Veysel Kimdir?

1894 yılında Âşık Veysel , Sivas’ta doğmuştur.
Yedi yaşında Sivas’ta salgın olan çiçek hastalığına yakalanarak sağ gözünü kaybetmiştir. Bir müddet sonra da sol gözüne perde iner. Babası sol gözündeki perdeyi aldırmak için Yozgat’a doktora götürmeye karar verir. Ancak bir gün inek sağan annesini izlerken arka tarafından babası gelir ve ‘’Veysel,’’ diye seslenir. Arkaya dönmesiyle babasının koltuğunun altındaki ucu sivri bir değnek sol gözüne saplanır ve artık o gözünü de tamamen kaybeder büyük ozan.
Genç yaşımda felek vurdu başıma
Aldırdım elimden iki gözümü
Yeni değmiş idim yedi yaşıma
Kayıb ettim baharımı yazımı #79982168

Şiirle uğraşmayı hep sevmiştir. Köylerine gelen halk ozanlarını büyük ilgiyle dinler, onlara hep yakınlık duyardı. Derdini unutsun diye babası ona sazını almıştır ve babasının yakın arkadaşından saz dersleri almaya başlamıştır.
Evlenme çağına geldiğinde ailesi aynı köyden olan Esma adında bir kızla evlendirirler. İki çocuğu olur ama birini on günlükken kaybeder. Eşi Esma evden kaçar. Bunlar yetmezmiş gibi ana ve babasını da kaybeder. Felaket durmak bilmez Veysel’in hayatında; ilk çocuğu da bir süre sonra vefat eder.
Kaderle sınanırken, içine kapanır, kimseyle konuşmaz. Tek dostu sazıdır. Sazıyla dertleşir, konuşur, ağlar… Bu durumu akrabalarını ve arkadaşlarını çok üzer. Yeniden evlendirmeye karar verirler. Yeni karısından yedi çocuğu olur. Bunlardan birini yine kaybeder ama iki oğlu, dört kızıyla yaşar…
Bilinmez bir nedenle kendi türkülerinden değil de başka aşıkların türkülerini çalar söyler. Ta ki ünlü şairAhmet Kutsi Tecer ile tanışana kadar.
Âşık Veysel , çok az halk şairinde görülen bir milliyet duygusu ile yazar şiirlerini. Çünkü Türklük, onun için iftihar kaynağıdır. Aynı zamanda doğaya aşık bir ozandır. Gözlerinin görmemesi, istediği bazı şeylerden yoksun kalmasının sonucu, üstün bir hayal gücüne sahip olur.
Okumayı çok istemesine rağmen, gözleri görmediği için hiçbir okula gidememiştir. Onun şiirlerine baktığımızda, eğitimi, okumayı, ilimi övdüğünü; cahilliği, bilgisizliği, kendini geliştirmemeyi yerdiğini görürüz. Birlik ve beraberlik içinde yaşamayı överken aynı zamanda kavgayı bırakıp hep birlikte gelişmeye, ilerlemeye çağıran âşık şöyle der:
Herkes ilim deryasında yüzüyor
Çıkmış ayın çevresinde geziyor
Yazık bize yollarımız uzuyor
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız.
#79982362
Veysel’in pek çok şiirinde; vatan, tabiat, birlik, çalışma, yardımlaşma konuları yer alır.En önemli noktanın vatana bağlılık ve idealistlik olduğu görülür. Bütün bu özellikler onu vatan şairi yapmıştır.
Son şiiri şu dizelerdir:

Selam saygı hepinize
Gelmez yola gidiyorum
Ne şehre ne de köye
Gelmez yola gidiyorum…

Âşık Veysel şöyle buyurur "Ben öldükten sonra mezarıma taş koymayın.Mezarımda beton hiçbir şey olmasın.Sadece toprağa gömün beni.Üstümde biten otları inekler,koyunlar yesin; Et olsun,süt olsun.Mezarımda açan çiçekleri arılar emsin,bal olsun.Toprak olayım,benim toprağım da milletime hizmet etsin" işte böyle bir bir adam
Âşık Veysel ,Ölse bile vatanını milletini, hayvanları böyle seviyor,böyle Aşık...

"Ben Giderim Şarkım Kalır Dostlar Beni Unutmasın Hatırlasın"
Hiçbir zaman kalbimizden ve hafızalarımızdan silinmeyecek büyük ozanımızı ölümünün 47'nci yılında saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz.
(Bu genel bilgi 1k tarafından kaldırılmaması için link bırakıyorum
https://www.sabah.com.tr/...-satiroglunun-hayati)

Keyifli okumalar...
276 syf.
·Puan vermedi
Habersiz gelen hüzünlerde boğulduk.

Nice sevgilerin, hüzün yağmurunda toprağa karıştığını gördük.

Toprak olduk ve özümüze döndük.
*
Ümit Yaşar Oğuzcan 'dan okuduğum ilk kitap.

Kendisini yaşayarak cezalandıran bir şair.
Adının tam zıttı bir yaşantıyla karşımızda.
Ümitsiz yaşayanların duyguları var bu kitapta.

Yüzü gülen, mutsuz insanlar bu kitap size göre.
Sahibini arayan mektuplar sahipsiz kalmasın.
Sizde okuyun ve kendinizi ait hissettiğiniz mektubu alın.
*
Keyifli okumalar dilerim.
85 syf.
İç yanması diye bir şey var.
Bazen öyle anlar gelir ki kendini bir yerlere atıp ağlamaya, sustuklarını haykırmaya çalışırsın. Haykırırsın sonuna kadar, kendi sesimi duymayayım diye. Ne kadar çabalasan da etrafında sadece yalnızlığının sığınağını saran o hüzünden örülü duvarlarla baş başa kaldığını görürsün. Konuşmak istersin, konuşamazsın duvarlar cevap vermez ki sana duvarlar anlamaz ki seni. İçin acır. Hem öyle bir yanar ki canın , sen bile sana acıyan olursun. Susarsın hiç bir şey yokmuş gibi , sevdan özlemin geçmiş gibi gülümsersin herkese her şeye. İnandılar sana zannedersin. Bilmez anlamazsın ki gözlerinden yansıyan hüzünlere , aman dilediğin yardım beklediğin o tükenmek bilmez sızına rağmen sadece tebessüm ederler. Bağışlıyorum dersin, eskisi gibi olabilmek istersin; ama bağışlamanın ne olduğunu , bağışlasan da nasıl unutman gerektiğini , Sevmek istediğinde korkunu nasıl yeneceğini, söylenemeyen onlarca hasret, sarılma özleminin aranıza duvar oluşturmadan nasıl besleneceğini bilemezsin. Gitmesini söyledim derken aslında gitme kal dediğini hissedemezsin. Gidemediğin ve kalamadığın gibi. Ne konuşabilir, ne susabilir, ne anlayabilir ne de anlatabilirsin.
Ümit Yaşar Oğuzcan 'ın anlatmaya çalıştıklarını bir gün anlarsın. Anlatamadığım her şey gibi. Keyifli okumalar.
276 syf.
''Güzeldin, ama önce iyiydin. Elbette seni yazacaktım..''


Kaç zamandır kendi yalanlarım içinde kayboluyorum. Bir türlü kendime yediremiyorum gerçeği. Her ne kadar gerçek olanı bilsem de kendimi kandırmakta bir numarayım. Niye mi? Mazoşistlik bünyeme işlemiş. Artık ne yaparsam yapayım çıkar yolum hep aynı “üzüntü, stres, güvensizlik”. Hayat ne çok zorluk çıkardı karşıma, yüzlerce cevaplarını bir türlü öğrenemediğim sınavdan geçtim. Hadi her şeyi geçtim. Bir gün karşıma biri çıkıyor ve onu sahipleniyorum. Kısa zamanda her şeyim oluveriyor o kişi. Ve bilindik klişe laflar “beni bırakma, ben seninle mutluyum, sen varken sevgiliye asla ihtiyaç duymuyorum” ve ben bunlara inanıyorum olmayacağını bile bile. Öyle çok güveniyorum ki “o yapmaz, asla beni üzmez” diyorum. Tamam diyorum bu sefer tamam , sonunu dilim varmıyor söylemeye , aklım almıyor, kabullenemiyor, dudaklarımdan dökülmüyor , mantık dışı, kalbime aykırı ama…
Nedenini bilmediğim bir şekilde başlıyorum sürekli umut etmeye, o da seviyor, çekiniyor, kaybetmekten korkuyor, bu sefer hata bende. Ciddi düşünüyor, belki de beni kıskandırıyor…Ve onlarca, yüzlerce ve binlerce umut; beni olduğum yerde bırakıyor, karşıma geçiyor ve bir güzelce fantastik hayalleri de peşi sıra dizip önüme günlerce, aylarca ve yıllarca oyalıyor beni..
Hele ki, niyetini sorgulamadıysam, yerimden kıpırdayamıyor hissedemiyor ve göremiyorum. Duymuyor, hayattan kopuyorum.
Yine aynı acı gerçek eminim artık beni sadece eğlence olarak görüyor...
Peki, ne oluyor sonu? Yine hüsran. Hayatın bir sınav olduğunu bile bile kendi hayatımla oynuyor kendi sınavımdan kalıyorum. Bir kanepede dalıp gidersin de kimse gelmez üstünü örtmeye ya aynen işte böyle..Tek bildiğim gerçek var ki yarınım asla değişmiyor.. Her başlangıcın sonu bitiştir aslında, her ne kadar istemesem de. Benim için mutlu son diye bir şey yok asla. Ne zaman tam anlamıyla mutlu olabilmişim? Mutlaka beni üzen kişiler çıkıyor, beni yok etmek isteyen, hayatımla oynamak isteyen, dalga geçip eğlenmek isteyen bir sürü kişi oluyor. Neden bir başkasının sustuklarını konuşmak hep bana kalıyor? Canım acıyor hep sürekli bıkmışlıktan. İnsan bir kişiye güvenemez mi hiç? Neden insanlar bu kadar değişken olur ki? Ne isterler benden, mutluluğumdan? Oysa sevilesi, güvenilesi ne güzel şeyler var ki hayatta. Mesela kitaplardaki karakterlere güvenebilirim. Onlar hiç gitmezler, onlar hiç üzmezler beni. Beni sürekli mutlu kılabilir, mutlu edebilirler. Ya da bir şarkının umut veren dizelerine ezgilerine sığınabilirim. Gitmek istiyorum hep hiçbir şey olmayacağını bile bile. Gitmek istesem geride bıraktıklarıma üzülüyor, kalmak istesem bu sefer de yalanlarla dolu bir kuyuda buluyorum kendimi. Kaçmaya bile çalışamıyorum her şeyi bildiğim halde. Çok yoruldum, her şeyden sıkılmış başımı almış, umudumu kesmişim. Bir kelebek benden kısa yaşamıyormuş meğerse .. İnsanların tek yaptığı güven duygusuna hala inanmakta ısrar ede ede kendimi bitirmişim.
Gitmekle kalmak arasında bir arafta hayatım film şeridi gibi izletilirken yaşadıklarım hep çok acıklı diyeceğim. .Günler geçiyor. Günler koşar adım. Günleri tutamıyorum. Okuyorum. Yazıyorum. Niyetlerin dilini sökmeye çalışıyorum. Ve ölene kadar böyle yaşamakla mükellefim ve kimse bana hayat güzel demesin, asla inanmıyorum..
Gökyüzü Güneş olsa
''Ne dedimse inanma
Seni değil kendimi aldatıyorum
Sen istediğin kadar
Varlığın ta kendisi ol
Ölümsüzlüğün ta kendisi
Ben günden güne yok olmaktayım
Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
Anlamıyor musun?
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım''
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be
Keyifli okumalar.
232 syf.
Aklınızdaki, hayalinizdeki sevgiliye artık ulaşmanız imkansız olunca , adı konmamış bir şehirde hem de aramaktan vazgeçtiğiniz anda adım adım size gelen sevgili ile duymasın ama sadece dinlesin endişesiyle konuşmayı denediniz mi hiç?
İçinize yerleşen, koskocaman şöyle derince çekilen vermekten korktuğunuz, gizlediğiniz, yüreğinizdeki nefesin ‘’Çünkü canımsın’’ sızısından kaçtınız mı hiç?

Deliler gibi sevdiğiniz, günün hangi saatinde olursa olsun, söylediği bir ‘’günaydını’’ ile seviştiğiniz birisini kaybetmekten korkup , O'nsuz ilk sabah neler hissedeceğiniz aklınıza geldi mi hiç? Yatakta gözlerinizi ilk açtığınızda hatırladığınız şeyin içinizdeki dipsiz boşluk hissini, uyurken daha da yorulmuş bedeninizdeki anlamsızlığı , itirazı bilir misiniz? Güneşli güzel bir havanın, bir kuşun cıvıl cıvıl ötüşünün, masmavi denizden gelen hafif bir esintinin, kalbinize saplanan bir bıçak darbesi olduğunu, görünmez olmayı düşleyip, kaybolmayı, sivrilmemeyi, göze batmamayı arzulayıp, isminizin bilinmeyip unutulmayı, hiç fark edilmeden tek sevdiğinize yakın olmayı, içinizde bir ömür saklamaya hazırken, bir ömür boyu kaybetmekten korkmanın acısının ne olduğunu anlayabilir misiniz?
Bütün renklileri ayırıp aralarına hiç siyah katmadan , tertemiz beyazlarını anlatacağınız bir hikaye yazmak varken,
Daha kaf dağını aşmamışken, aşk makamına takılıp kaldım deyip duygularınızı susturmaya çalışırken attığı sessiz çığlıkları duydunuz mu hiç?
Bilmiyorsanız beni anlayamazsınız.

Bazen bir kaç dize okursunuz, bazen de bir şarkı gelir , artık ulaşılamaz olan o uzaklardan özlemlerinizin çağrısına yaslanarak. Dinlemeye başlarsınız içinizdeki bütün yarım kalmışlıklar ile birlikte, yüzünüzde beliren minicik bir gülümseme. Sevgiliniz duyacak umudu ile yüreğinizden ''unutmadım, unutmayacağım'' dersiniz derin bir iç çekişle.
Hayat akıp giderken "geçme dur" dediğimiz , çok ama çok mutlu olduğumuz o an için. Yeni hayatlarda, eskinin unutulmaya adım adım ulaşıldığı, inanıldığı, sevip sevildiğimiz tüm zamanlar için.
Susmalı bazen de bir ezgidir tam yeri geldiğinde susmak .

https://youtu.be/IqVdYh87Pl8

Az ya da çok sevmeyin, güzel sevin.

Korkmayın!
Kaçmayın ben gibi. Mutlu olun. Sahip çıkın sevdiklerinize, sonra gidiyorlar.
Bir parça sevgi bıraktım korkmayanlar adına buyrun alın.
Keyifli okumalar.
276 syf.
·6 günde·8/10 puan
Hep alıntılarını görür ve çok merak ederdim Ümit Yaşar’ı. Sonunda okuma fırsatı buldum ve çok beğenerek okudum. Şiirlerinin hepsi birbirinden güzeldi ama Karanlığın Gözleri şiirini tekrar tekrar okudum.
Şiirlerden sonra Sahibini Arayan Mektuplar, Hüzün Şarkıları ve Mihriban’a Mektuplar var. Öyle bir aşkla, öyle bir bağlılıkla yazılmış ki bu mektuplar insan hayrete düşüyor. Kimmiş bu Mihriban, nasıl bir kadınmış diye düşünüyor. Yazar öyle bir anlatmış ki, her mektubun sonunda iç sesiniz “vay be” demeden edemiyor.
634 syf.
·10/10 puan
Ümit Yaşar Oğuzcan şiirini
"ben yazdım sana yazdım" diyen sevgilim,
bildiğim halde çaktırmayan ben ve
"Aay ne romantik çocuk şiir bile yazıyor sana" diyerek kıskandığı için sevgilimi elimden alan arkadaşım evlenmişti.
Romantiklik işe yaramadı şiddetli geçimsizlikten boşandılar. Şiir geldi aklıma. Benim için bana yazılan sahte şiir ve sahte insanlarla kurulan sahte evlilikler. Oh olsun diyemiyorum. (Şaka beter olsunlar ve oldular.)

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...
Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında
Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.
Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında...
Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin,
Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim!
Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!
Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,
O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini
264 syf.
Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki , adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

Sabahlar geceler günler anlamını yitirdi, tarihler de yok artık. Seni sevmenin, seni sevmekten başka bir şey olduğunu bilen de yok. Şubat bitiyor, kar da yağınca kapanır tüm yollar. Olsun mevsim kış olsa da benim içim sana hep ilkbahar.

Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki , adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

Ben en çok senden, sensizliğinden öğrendim ki her gece gölgeme sarılıp ağlamayı, yaşlanamayan bir özlem de koydun aramıza, bazıları keder diye unuturken kelimelerini, ben hatıra diye saklıyorum hecelerini.

Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki, adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

Yok'luğun yaramı iyileştirmiyor mühür gibi taşıyorum içimde sensizliği. Elime kağıdı kalemi alıp sende yazıyorum kendimi; hüzünlü gözlerimi özleyen kalbimi . Sonra usulca sana okuyorum yazdığım sendeki sesimi, ben sevmedim ki kalbim sevdi seni.

Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki , adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

Öyle yalnızım ki; yolunu kaybetmiş o yaşlı martı ve eskilerden kalma https://youtu.be/afBQ5L4xpus şu şarkı da olmasa inan unuturdum kim olduğumu da adımı da.

Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki, adı konmamış bir şehirde nasılım diye?

Benim aşkım senin kalbinin, senin yüreğinin, senin dileğinin insiyatifinde .

Seni her düşündüğümde kalbimde temize çekiliyor aşk ve ;

Pencereden giren bir hayat gibi kurdum seni nefesime, seni bir alıp hiç vermiyorum ve senden öğrendiklerim ile sevmeye devam ediyorum.
Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ümit Yaşar Oğuzcan
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Tarsus, Türkiye, 22 Ağustos 1926
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 4 Kasım 1984
Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946). Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara ve İstanbul’da çalıştı. Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, hizmette otuz yılını doldurunca kendi isteğiyle emekliye ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/...mit_Yaşar_Oğuzcan

Yazar istatistikleri

  • 2.137 okur beğendi.
  • 5,4bin okur okudu.
  • 228 okur okuyor.
  • 2.618 okur okuyacak.
  • 47 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları