Ümmühan Çiftçi

Ümmühan Çiftçi

Çevirmen
8.9/10
95 Kişi
·
194
Okunma
·
4
Beğeni
·
161
Gösterim
Adı:
Ümmühan Çiftçi
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
264 syf.
·10/10
Spoiler İçermektedir
Merhabalar Bin Damla Gözyaşı kitabına en beğendiğim alıntı ile başlamak istiyorum : “Geçmişe dönmek istiyorum ! Zaman makinesi yapıp geçmişe dönmek istiyorum eşkiden koşup yürüyüp yuvarlanıp beraber oynadığımız bana bir bak! Ama ne çare tekrar acı gerçeklerle yüzleşiyorum eninde sonunda onlara dönmek zorunda mıyım ? Ben büyük filan istemiyorum hey zaman dur gözyaşlarım akmayın artık!” Çok etkileyici bir alıntıydı.Kemoterapi gören hastalara ve sağlıklı bireylerin kesinlikle okuması gereken bir eser.Kitap 14 yaşında olan Aya isminde bir kızın günlüğünde yer alan gerçek hayattan alınmış olayların anlatıldığı bir eser.Aya ortaokula giderken vücudunda tuhaf giden bir şeylerin olduğunu fark eder ve hastane de Ata’ya teşhis olarak spino serebral ataksi konulur.Spino serebellar ataksi (SCA) beyincik ve omurilikte denge ile ilgili hücrelerin kaybı ya da doğru çalışamaması sonucu oluşan dengesizliğin izlendiği bir hastalıktır. Ataksi tıbbi bir terim olarak dengesizliği ifade etmektedir. Atakside güç kaybı olmaksızın hareketlerin dengeli ve amacına uygun şekilde yapılmasında bozukluk olmaktadır. Bu durum beyincik hasarına bağlı olarak gelişebileceği gibi omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin hasarına bağlı olarak da gelişebilmektedir.O zamanlarda ve günümüzde tam olarak tedavisi olmayan bir hastalıktır.Kullanılan ilaçlar sadece belirtileri ve azda olsa ağrıları bastırıyor.Aya zaman içinde daha da güçsüzleşiyor ve ailesinin ona üzülmesine üzülüyordu.Ayanın yaşadığı zorluklara rağmen hala hayata karşı umut dolu olmasını,ailesinin gösterdiği çaba ve minnet duygusuyla bakan Aya’nın öyküsünü okurken gözleriniz dolacaktır.Aya “Yaşamak için yazmak istiyorum.”diyerek 8 yıl hastalığıyla mücadele ederken günlük tutmuştur.Hayatının geri kalan 2 yılı da yatağa bağımlı olarak geçirdiği için yazamamıştır.Bu arada şunu da belirtmek isterim ülkemizde dizi Bir Litre Gözyaşı olarak uyarlanmıştır.
Kesinlikle Okunup Anlaşılması Gereken Bir Eser
Sağlıcakla ve Kitapla Kalın.
264 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Bin Damla Gözyaşı'ndan önce Bir Litre Gözyaşı ile tanıştım. Kendisi bu günlükten yola çıkarak çekilmiş 12 bölümlük bir dizi. Hayatımda hiç bu kadar uzun, bu kadar içten ağlamamıştım sanırım.
Dizi beni öyle bir çarptı ki hala müziklerini dinledikçe gözlerim doluyor, tanıdığım herkese tavsiye ediyorum. Dizinin bir günlükten uyarlandığını öğrendiğimde araştırmış ama Türkçe çevirisini bulamamıştım. Ve sonra bir gün tesadüf eseri çıktı karşıma. Kitap için şurası şöyle burası böyle diyemem. Eleştiremem de. Çünkü bu, önce küçük bir kızın mücadelesinin, genç bir kadın oluşunun hikayesi. Bir günlük. Edebi bir değeri olsun diye değil, konuşamadığında sesi, yorulduğunda enerjisi olsun diye yazılmış. Gücü olmuş Aya'nın. İyi ya da kötü olmasının hiç bir önemi yok. İlham verici, hüzünlü ve hayat hakkında acımasız bir ders niteliğinde.
https://www.blogger.com/...1#allposts/postNum=0
264 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
2016 yılında okuduğum son kitap, Bin Damla Gözyaşı oldu.
Defterli ve deftersiz halde satılıyor kitap. Ben ne yaptığımı bilmeden defterli aldım. Siparişim geldikten sonra kitapları kurcalarken paketin üzerindeki etiket dikkatimi çekti. Neymiş bu diye bakınca gördüm ki aslında ben defterli halini alarak Leyla'dan Sonra ekibine destek olmuşum. Nedir bu ekip diye merak edenleriniz için, binden fazla tıp öğrencisinin kronik hastalığı olan çocuklarla kaliteli vakit geçirmek ve dileklerinin gerçekleşmesine aracı olmak amaçlı yürüttükleri bir manevi destek projesi.
Böyle bir projeye destek olup, bizimde destek olmamızı sağladıkları için Portakal Kitap ekibine de ne kadar teşekkür etsem az.
Gelelim kitabımıza.
Aya Kito 14 yaşında amansız bir hastalığa yakalanmış. Yapabildiği süre boyunca günlük tutmuş. Aya artık yazamaz hale gelince de annesi bu günlüklerin derlenip kitap olarak basılması için elinden geleni yapmış, basılmış da. Tabii bu olay günümüzden yaklaşık 30 sene öncesine tekabül ediyor.
Günlükler gerçek, yaşanan olaylar gerçek, genç bir kızın günden güne eriyerek biten hayatı gerçek... Ne var biliyor musunuz? Ben, ergen yaşta bir çocuğun böyle olgunluk gösterebileceğini düşünemezdim. O nasıl bir karakterdir!
Benim yaşı çok küçük olmamak kaydıyla tüm okurlara tavsiyemdir bu kitap. Okuyun, okutun!
264 syf.
·Beğendi·8/10
.
" Yaşlı birinin yaşamını sürdürüyorum âdeta. Gençlik yok, yaşam hevesi yok, amaç yok...Olan tek şey, eriyip giden vücudum... "Neden bu vaziyette yaşamak zorundaydım ki?" diye düşündüm. Öte yandan aksine yaşamak da istiyordum. Hayatımdaki eğlenceli şeyleri sayarsam; yemek yemek, kitap okumak ve yazı yazmaktan başka birşey yok. Diğer on dokuz yaşındaki insanlar ne tür şeyler yaparak eğleniyor acaba.?"
.
14 yaşında spino-serebeller ataksi hastalığına yakalanan Aya Kito.. Günden güne eriyen vücuduna rağmen kocaman kalbiyle yaşamın bir ucundan tutmaya çalışan hayat dolu bir genç kız.. Ne yazıkki bu savaştan galip çıkamıyor.. Kitabı okurken öyle yoğun hisler içine girdimki.. O defalarca düştüğünde sızladı kalbim.. Her düştüğünde bir daha bir daha kalkma çabası, hastalığıyla savaş hali kendine hayran bıraktırdı.. Günlüğüne yazdığı satırlar yaş olup aktı gözlerimden.. Kendimi sorguladım "Ben olsam böyle savaşabilirmiydim.? Öleceğimi bile bile belkide, her şeye rağmen yaşama sevincimi diri tutabilirmiydim..? "
264 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Çok güzel ve kocaman açmış çiçeklerin olduğu bir halının üzerinde, sevdiğim müziği dinleyerek uykuya dalsam ne güzel olurdu..."

Böyleydi son cümleleri Aya Kito'nun.On dört yaşında amansız bir hastalığa yakalanmıştı Aya. Beyincik ve omurilikteki hücrelerin dejenere olması sonucu artık onu zor günler bekliyordu. Ama o hâlâ kendini iyi hissederken durmadan yazdı. Yaşadıklarını, yüzleştiği hastalıkla mücadelesini ve en önemlisi de hiç bitmeyen yaşama sevincini…

Ta ki bir süre sonra omuriliği işlevini yerine getiremeyip kasları gittikçe güçsüzleşene, vücut beynin komutlarını dinlemez hâle gelip giderek yürümekte zorlanana, Aya kelimeleri tam olarak çıkaramayıp elleri istem dışı hareket edene ve öyle ki o çok sevdiği günlüğüne artık tek bir kelime bile yazamayıp yatağa bağımlı olana kadar…

Sonrası mı?
Aya'nın kalan kısa ömrünün bu hazin hikâyesini annesi Shioka Kito ve doktoru Hiroko Yamamoto anlatımlarıyla taçlandırdı ve bu metin kitaplaştırılarak Japonya'da yayımlandı. İlerleyen yıllarda da "One Liter of Tears" ismiyle diziye uyarlanıp oldukça ses getiren Bin Damla Gözyaşı, yurt dışında milyonlarca okurun yüreğine dokundu.

Yirmi beş yaşında hayata veda eden Aya Kito'nun günlüklerinde sizleri biraz umut, biraz hüzün, bolca ders ve akıtılacak bin damla gözyaşı bekliyor…

Okurlarımız sadece 17,5 TL'ye kitabı alıp Aya'nın hikâyesine ortak olabilecekleri gibi, 22,5 TL olarak kurguladığımız günlük+kitap alternatifini de tercih edebilecek.
Söz konusu defterden elde edilecek gelir Leyla'dan Sonra ekibine aktarılacaktır.

"Düşsen de önemli değil!
Tekrar ayağa kalkabilirsin!
Düşmüşken yönünü göğe çevir, gökyüzüne bak!
Mavi gökyüzü bugün de senin için sınırsızca genişliyor.
Sana gülümsediğini görüyor musun?
Aya! O zaman sen yaşıyorsun!"
264 syf.
Bir hastalığa yakalansanız ve çaresi olmasa ne yapacağınızı hiç düşündünüz mü? Gözyaşları ile tamamladım. Gerçek olması sizi kendinizden vazgeçip onun yerine koymayı, çaresiz hissetmenizi sağlıyor. Hastalık sürecini iliklerimde hissettim. Belki dizisi de izlenmeli.
264 syf.
·10/10
http://www.leyladansonra.com/hakkimizda/biz-kimiz.html

http://www.leyladansonra.com/leyla-kimdir.html

https://www.instagram.com/leyladansonra/

Bu projenin hayata geçmesinde LEYLA'DAN SONRA gönüllülerinin de çabası söz konusu... Yani kalpleri iyilik dolu tıp öğrencilerimizin... Merhamet, sevgi, inanç, fedakarlık gibi çok önemli bir dizi erdeme gönül verenler âdeta birbirilerine kenetlenip, " Biz LEYLA'DAN SONRA ailesiyiz," diyor. İstanbul Tıp Fakültesi'nde başlayan, sonra ülkemizin birçok tıp fakültesinde kucaklanan LEYLA'DAN SONRA gönüllülük çalışmalarını yürüten sevgili öğrencilerimiz, eğitimlerinin âdeta nefes aldırmayan ağır temposuna karşın, bulabildikleri tüm zamanları, kararlılıkla, bıkmadan usanmadan, öğrencisi oldukları fakülterinin kliniklerinde yatan ve kanser tanısı konmuş çocuk hastalar ve onların aileleriyle dayanışmaya ayırıyor. Yakın zamanda solacak minicik hayatların hasta yatağı başında durabilmenin cesaretiniyse birbirlerinin iyilik dolu kalplerinden alıyorlar.


Prof. Dr. Fatma Arın Namal
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

(Sayfa, 6)


Sayfanın linkine Hasta çocukların yüzünü biraz güldürmek, onlara biraz umut olmak, için gönüllü tıp öğrencilerinden oluşmuş bir ekip Leyla'dan Sonra ekibi. Onlara yardım etmek isterseniz eğer; yukarıya bıraktığım linklerden onlara ulaşabilirsiniz. İmkanı olanlar... Lütfen, yardım edin.

...
Aya,
Aya, hayatımda tanıdığım en umut dolu kız. Çabalamayı hiç bırakmamış. Her şeye rağmen yazmış.Yaşamak için yazıyormuş Aya, öyle söylemiş. Ve yaşamayı çok seviyomuş. Bir kere annesi yaşına geldiğinde, bu hastalıkla ne yapacağını düşünmüştü. Ama annesinin yaşına gelemedi Aya. Aya'nın ömrü sadece yirmi beş yıl, on aydı.

"Fakat ben yaşamak istiyorum..." (Sayfa, 113)

Ama bazen umutsuzluğa bürünüyordu. Hoş ben olsam çok salmıştım.

"Yalnızdım. Hayata dair her şey bomboş geliyordu artık ve ölsem bile umurumda değildi."  (Sayfa, 165)

Ailesinin ve arkadaşlarının yanındayken sürekli güler, mutlu olduğunu gösterirdi onlara. Onların üzülmemesi, onların omuzlarına daha fazla yük olmamak için. Bu kadar ince düşünceli bir kız çocuğuydu Aya.


Turuncu rengini sıcak olduğu için çok seviyor Aya. Kendisi de çok sıcak biri. Yattığı hastanelerdeki insanlar hep bunu söylüyor. Mesela yaşlılar Aya'yı kendi torunu gibi seviyorlardı. Televizyon izlemek için Aya'yı yanına çağırırlardı. Stajyer hemşire, beraber dondurmak için yemek için Aya'nın ziyaretine giderdi. Kocaman bir aile olmuşlardı Aya'ya. Aya öyle hissediyordu. (Sayfa 156'da bunlardan bahsediyor Aya.)

Aynı zamanda yardımsever biri Aya Kito. Öldükten sonra organlarını bağışlamak istediğini yazıyor. İnsanların ona yardım etmesini elbette istiyordu. Minnettardı onlara. Sürekli dile getiriyordu bunu. İnsanları yorduğunu düşünüp düşünüp ağlıyordu. Gözyaşlarını silmek çok isterdim. Ve sarılmak. Ve öpmek.

Kendisine özeleştiri yapıyordu devamlı. Fakat çok gaddarca davranıyordu kendisine. 


Aya örnek aldığım biri. Onu ömür boyu örnek alacağım kendime.  Onun o kocaman yüreğini hissettim kitabın her sayfasında.

Bu kitap Aya'nın günlüklerinden oluşuyor. 14 yaşından 21 yaşına göre tam 46 tane defter kullanıyor Aya. Annesi, Shioka Kito 1986 yılında, diğer hasta insanlara bir nebze umut olmak için Aya'nın günlüklerini bastırıyor.

Aya ise 23 Mayıs 1988 yılında, gece saat 00:55'te bu dünyadan gitti.

Aya koşmayı çok istiyordu. Bunu hep dile getirmiş günlüklerinde. Koşamadı. Aya için koşun bugün. Aya için gülün. Aya için https://youtu.be/2a0ZIcZPmYw bu şarkıyı dinleyin. Aya bu şarkıyla yemek yediği zaman, yemek ona çok lezzetli gelirmiş. Öyle söylüyor. (Sayfa, 23) Aya ders çalışmayı da çok severmiş.

Umutla.
264 syf.
İnsan... Doğmak... Yaşamak... Ve o son noktayı koyan ölüm.

Kabullenmek ne kadar güç olsa da bizim dünya ritüelimiz belli. Doğmak için yaratılıp biçimlendiriliyoruz Yüce bir kudret tarafından. 9 ay gibi süreçte korumacı bir bedende sefahatteyiz. O süreç bitip dünya denen ıstırap sahnesine düştüğümüzde ise rollerimiz belirleniyor.

Dökeceğimiz gözyaşı için de şu şişe senin ya da şu kova senin deniyor.

Neden bu sözleri diyorum, emin değilim. Ancak öyle bir kitap okudum ki kafama dank eden düşünceler oldu.

Gelin dostlar, kendimizi kandırmayalım. Hepimiz bir gün öleceğimizi düşündük, değil mi? Evet, düşündük. O yüzden bırakın an'ı yaşayalım. Anın tadını çıkarıp bu ıstırap dünyasına gözyaşı şişelerinden ziyade tebessüm kelebekleri uçuralım.

Nasıl doğmak ve yaşamak insan içinse ölmek de insan için. Fakat ölmenin biçimleri ve sebepleri var. Sonuç ise yine stabil.

Çaresi olan hastalıklar, tedavisi olmayan hastalıklar, kazalar vb. Hepsinin sonu yine de ölüm. Kabul edelim.

Aya Kito'nun başına gelen de doğmak, yaşamak ve ölmekti aslında. Tek fark ölüm faktörünün nasıl geldiği ve nasıl oluştuğu.

Tedavisi olmayan bir hastalık; Beyincik Dejenerasyonu. Henüz genç bir kızın hayatının nasıl karardığını okudum. Ölüme nasıl kavuştuğunu izledim. Gerçek hayatta meydana gelen bu trajik hayat yaşantısı edebiyata ve sinemaya da yansıtılıyor.

Amansız bir hastalıkla mücadeleyi ve insan gücünü idrak etmek isterseniz okuyabilirsiniz. Anılarından ve hastalık sürecinden oluşan bu kitabı iyi ki okudum diyorum. Çünkü yaşamak ve ölmek anlamlandı. Doğmak ise epey külfetli.
264 syf.
Aya 14 yaşındayken spino-serebellar ataksi hastalığına yakalanır ve ondan sonra hayatı eskisi gibi olmaz. Bu kitap Aya'nın hastalığı sürecinde yazdığı günlük aslında. Aya ile aynı zamanda yaşamamış olsak da onu tanımamıza vesile olan kitap. Yaşı küçük olsa da aslında yüreği kocaman bir kız Aya. Kısacık yaşamında hastalıklarla uğraşmış ancak yine de hayata tutunmayı bırakmamış. Bu süreçte çok zor kararlar alması gerekse de hepsini büyük bir olgunlukla karşılamış, son anlarına kadar asla yaşamaktan vazgeçmemiş. Aya'nın yaşamından hepimizin çıkarması gereken dersler var bence.

Son olarak Aya'nın kendisine yazdığı şiiri eklemek istiyorum buraya.

Düşsen de önemli değil!
Tekrar ayağa kalkabilirsin!
Düşmüşken yönünü göğe çevir, gökyüzüne bak!
Mavi gökyüzü bugün de senin için sınırsızca genişliyor.
Sana gülümsediğini görüyor musun?
Aya! O zaman sen yaşıyorsun!
sayfa 82

Yazarın biyografisi

Adı:
Ümmühan Çiftçi

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 194 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 215 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.