Ümmühan Çiftçi

Ümmühan Çiftçi

Çevirmen
9.1/10
46 Kişi
·
79
Okunma
·
1
Beğeni
·
81
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
264 syf.
·10/10
Spoiler İçermektedir
Merhabalar Bin Damla Gözyaşı kitabına en beğendiğim alıntı ile başlamak istiyorum : “Geçmişe dönmek istiyorum ! Zaman makinesi yapıp geçmişe dönmek istiyorum eşkiden koşup yürüyüp yuvarlanıp beraber oynadığımız bana bir bak! Ama ne çare tekrar acı gerçeklerle yüzleşiyorum eninde sonunda onlara dönmek zorunda mıyım ? Ben büyük filan istemiyorum hey zaman dur gözyaşlarım akmayın artık!” Çok etkileyici bir alıntıydı.Kemoterapi gören hastalara ve sağlıklı bireylerin kesinlikle okuması gereken bir eser.Kitap 14 yaşında olan Aya isminde bir kızın günlüğünde yer alan gerçek hayattan alınmış olayların anlatıldığı bir eser.Aya ortaokula giderken vücudunda tuhaf giden bir şeylerin olduğunu fark eder ve hastane de Ata’ya teşhis olarak spino serebral ataksi konulur.Spino serebellar ataksi (SCA) beyincik ve omurilikte denge ile ilgili hücrelerin kaybı ya da doğru çalışamaması sonucu oluşan dengesizliğin izlendiği bir hastalıktır. Ataksi tıbbi bir terim olarak dengesizliği ifade etmektedir. Atakside güç kaybı olmaksızın hareketlerin dengeli ve amacına uygun şekilde yapılmasında bozukluk olmaktadır. Bu durum beyincik hasarına bağlı olarak gelişebileceği gibi omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin hasarına bağlı olarak da gelişebilmektedir.O zamanlarda ve günümüzde tam olarak tedavisi olmayan bir hastalıktır.Kullanılan ilaçlar sadece belirtileri ve azda olsa ağrıları bastırıyor.Aya zaman içinde daha da güçsüzleşiyor ve ailesinin ona üzülmesine üzülüyordu.Ayanın yaşadığı zorluklara rağmen hala hayata karşı umut dolu olmasını,ailesinin gösterdiği çaba ve minnet duygusuyla bakan Aya’nın öyküsünü okurken gözleriniz dolacaktır.Aya “Yaşamak için yazmak istiyorum.”diyerek 8 yıl hastalığıyla mücadele ederken günlük tutmuştur.Hayatının geri kalan 2 yılı da yatağa bağımlı olarak geçirdiği için yazamamıştır.Bu arada şunu da belirtmek isterim ülkemizde dizi Bir Litre Gözyaşı olarak uyarlanmıştır.
Kesinlikle Okunup Anlaşılması Gereken Bir Eser
Sağlıcakla ve Kitapla Kalın.
264 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Bin Damla Gözyaşı'ndan önce Bir Litre Gözyaşı ile tanıştım. Kendisi bu günlükten yola çıkarak çekilmiş 12 bölümlük bir dizi. Hayatımda hiç bu kadar uzun, bu kadar içten ağlamamıştım sanırım.
Dizi beni öyle bir çarptı ki hala müziklerini dinledikçe gözlerim doluyor, tanıdığım herkese tavsiye ediyorum. Dizinin bir günlükten uyarlandığını öğrendiğimde araştırmış ama Türkçe çevirisini bulamamıştım. Ve sonra bir gün tesadüf eseri çıktı karşıma. Kitap için şurası şöyle burası böyle diyemem. Eleştiremem de. Çünkü bu, önce küçük bir kızın mücadelesinin, genç bir kadın oluşunun hikayesi. Bir günlük. Edebi bir değeri olsun diye değil, konuşamadığında sesi, yorulduğunda enerjisi olsun diye yazılmış. Gücü olmuş Aya'nın. İyi ya da kötü olmasının hiç bir önemi yok. İlham verici, hüzünlü ve hayat hakkında acımasız bir ders niteliğinde.
https://www.blogger.com/...1#allposts/postNum=0
264 syf.
·Beğendi·10/10
Sevgili okur, kitabın ön sözünde de söylendiği gibi, bu metin acı bir kadere sahip insanlara sırtını dönme kolaycılığını seçenlere göre değil.

Bu Asya yine hangi mangayı hangi edebi değeri düşük karalamayı okuyor diye düşünen takipçilerim olmuş olabilir, Aya Kito diye bir yazar, bin damla gözyaşı gibi saçma iç bunaltan klişe kokan kitap ismi...

Asya, nereden buluyorsun gerçekten böyle şeyleri okuma isteğini...ciddi olamazsın tarzı şeylerle eleştirilmiş de olabilirim, çokça alıntı yaptığım bu kitap sayesinde.

Öncelikle incelemesini okuduğunuz bu 'şey', Bin Damla Gözyaşı, on beş yaşında ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir kızın eli kalem tutamayacak duruma gelene kadar inatla yaşama tutunduğunu kanıtlar şekilde kimi zaman savaşçı kimi zaman yenilgiye hazırlık yapan kimi zaman büyük bir sevgiyle tekrar ayaklanan çığlıklarıyla dolu günlüğü.

Bu bir kitap değil, hayır çirkin bir iftira olur bu.

Aya'nın kalbindeki -hâlâ inanamadığım ve anlam veremediğim- kocaman sevginin -dünya, insan, hayvan, bitki...sevgisi- tüm acısına tüm yıkılışlarına rağmen eksilmeden son anına kadar, kemikleri kendini ayakta tutamazken parmakları itaat etmeyip oynamazken, dudakları aralanmazken çevresine yansımaya devam eden sımsıcak SEVGİ'sinin soluğunu yüreğinizde hissedeceğiniz CANLI hatta sizden daha CANLI bir şey.

Tamam tamam öyledir, kesin öyledir dediğinizi duyar gibiyim.

'Sıkıyosa git oku gör gününü' diyerek çirkefleşirdim ama hayır, seni anlıyorum.

Gerçekten anlıyorum.

Şu isme bak: Bin Damla Gözyaşı...

Kitap kapağı zaten oldukça itici duruyor.

Portakal Kitap Yayınları mı, peh...

Bu kadar yeter, gel seni pişman edeceğim ;)

~

Aya Kito.
Spino-serebellar ataksi.
Aya, Aya-chan, Aya-san.

Asya ve Aya, bir 's' harfiyle ayırmış annem bizi, gülümsüyorum.

Aya, on beş yaşında sevimli uysal ve çalışkan bir kız çocuğu olarak çıktı karşıma.

Çiçeklerden, gökyüzünün mavisinden, kitaplardan, müzikten, düşlerden hoşlanan çevresine duyarlı tombul yanaklı bir Japon kız.

Bu cimcime kız bir gün yolda yürürken düşer ve çenesini yere çarpar, kötü bir düşüş olur bu.

Şimdi dengenizin bozulduğunu ve düştüğünüzü düşünelim, yüz üstü düşerken refleks olarak kollarınızla yüzünüzü saklarsınız ya da kafanızı yana çevirirsiniz; çene üstüne düşmek fiziksel anlamda sağlıklı bir insanın kolay kolay başına gelecek şey değil.

Aya çenesinin üstüne sertçe düşüp eve geldiğinde annesi, kendisi hemşire, kızı hakkında bazı endişelere kapılmıştı.

Bir şeylerin habercisi olmuştu bu düşüş.

Aya günden güne zayıflamaya başladı.
Hareketleri ağırlaştıkça bir şeylerden geri kalmaya ve çevresinden uyarılar almaya başladı.

Bu durum biraz daha ilerlediğinde yürüyüş bozuklukları, sırtta kambur, titremeler baş gösterdi.

Annesiyle birlikte gittiği hastanede tanıştığı doktor, son anına kadar saygı ve sevgiyle anacağı ve hastalığını iyileştiremediği için küçücük bir sitem bile etmeyeceği kadın, Aya'yı ilk kez gördüğünde zeki ve başarılı bir çocuk olduğunu anlamıştı.

Hastalığın getirdiği fiziksel engeller yüzünden, bu zamana kadar aldığı yüksek notlarıyla iyi bir geleceğe sahip olur gözüyle bakılan Aya, okulunu bırakıp fiziksel engelliler için kurulmuş başarı oranı düşük okula gittiğinde hayallerinin bir bir suya düşüşünü de büyük bir öfkeyle kabulleniyorsunuz...

Kitabın sonunda doktorun dilinden Aya ile kurduğu bağı, Aya'nın iri pırıl pırıl gözlerine gözlerini dikerek hastalığının iyileşmeyeceğini, gittikçe daha ağırlaşıp yatalak olacağını açıklamasını okurken bin damla çarpı bin damla gözyaşı akıtabilirsiniz dikkat edin de kitap ıslanmasın, benim telefonumun ekranında tsunami yarattım da konuşuyorum...

Bir dizi tetkik ardından Aya'nın serebellar ataksi hastalığının başlangıç evresinde olduğu anlaşıldı.

Bu hastalık beyindeki sinir hücre gruplarının yavaş yavaş ölmesiyle birlikte, yürüme, konuşma, yutkunma ve nefes almaya kadar pek çok hayati şeyin yapılmasını engelliyor.

Aya'nın beden egzersizleri, konuşma antrenmanları, yemek çubuklarıyla savaşı...diren Aya başaracaksın diyebilmek o kadar zordu ki annesi onu öyle canla başla sertleşmiş kaslarını hareket ettirerek zar zor ayağa kalkmasını, mızıkaya üfleyerek nefesini güçlendirmeye çalışmasını izleyemiyordu.

Kızına günlük tutmasını söyleyen annesiydi diye hatırlıyorum, iyi ki de Aya kalem tutamaz kadar kötü duruma gelene kadar yazmış diyebiliyorum yalnızca.

Yaşamak için yazmak istiyorum! demişti Aya annesine ve zar zor kalemi tutarak okunaksız bir yazıyla devam etmişti yazmaya.

Tükürüğünü bile zar zor yutkunan ve bir gece genzine kaçan tükürükle ölümden dönen Aya, dilini döndüremeyen ve yemekleri ağzının kenarlarından dökülen, yürümeyi tamamen unutup yerde emekleyen, ben evlenebilecek miyim diyerek doktoruna azap veren soruyu soran genç kız.

Aya-chan, kendisinden büyükler bile ona Aya-chan diye sesleniyordu yatılı kaldığı hastanede.
(Chan eki küçük kızlar için kullanılıyor, kadınlar için -san eki)

Bir hastalıkla mücadele veriyorsunuz ve yenileceğinizi biliyorsunuz, nasıl nasıl nasıl nasıl nasıl nasıl!

Bin kere nasıl diye sormak istiyorum işte.

Aya nasıl ileride engelli bedenimle topluma yararlı bir birey olabilirim, aileme yük olmam, dünyayı güzelleştirebilmek için neler yapabilirim gibi nahoş şeyler düşünebilirsin küçüğüm?

Dünyasını da toplumunu da güzelliğini de diye başlayıp 260 sayfa (kitap 260 sayfa) sövebilirdim, eğer böyle bir hastalığa sahip olsaydım.

Nereden buldun bu yüceliği?

Yaklaşık 46 defterden ayrıştırılıp alınmış cümlelerle Aya'nın ölümünden iki yıl önce basılan bu günlük Aya'nın tamamen yatalak olduğunu anladığınız anda Doktor ve anne tarafından eklenmiş yazılarla sona eriyor.

Diyorsunuz ki işte bitti Aya, bir kelime bile veremiyorsun artık.

Bitti kızım, sesini duyamıyorum işte.

Toplum, insanlık, dünya; sağ baştan...demek istiyorum, bunu yalnızca benim gibi sığ ruhlar yapabilir.

Eğer Aya, son ana kadar direnmeseydi şu an ben, Türkiye'den Asya, Japonya'dan Aya'nın gözyaşlarını akıta akıta yazdığı satırlarıyla gözyaşları akıtmayacaktım.

Ben senden bir harf fazlasıysam sen benden bin insan bin duygu bin yaşam fazlasısın Aya-chan.

Seni böyle kötü bir olay, kötü bir son yüzünden tanımak başıma gelebilecek en güzel şey oldu.

Özür dilerim.
264 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
2016 yılında okuduğum son kitap, Bin Damla Gözyaşı oldu.
Defterli ve deftersiz halde satılıyor kitap. Ben ne yaptığımı bilmeden defterli aldım. Siparişim geldikten sonra kitapları kurcalarken paketin üzerindeki etiket dikkatimi çekti. Neymiş bu diye bakınca gördüm ki aslında ben defterli halini alarak Leyla'dan Sonra ekibine destek olmuşum. Nedir bu ekip diye merak edenleriniz için, binden fazla tıp öğrencisinin kronik hastalığı olan çocuklarla kaliteli vakit geçirmek ve dileklerinin gerçekleşmesine aracı olmak amaçlı yürüttükleri bir manevi destek projesi.
Böyle bir projeye destek olup, bizimde destek olmamızı sağladıkları için Portakal Kitap ekibine de ne kadar teşekkür etsem az.
Gelelim kitabımıza.
Aya Kito 14 yaşında amansız bir hastalığa yakalanmış. Yapabildiği süre boyunca günlük tutmuş. Aya artık yazamaz hale gelince de annesi bu günlüklerin derlenip kitap olarak basılması için elinden geleni yapmış, basılmış da. Tabii bu olay günümüzden yaklaşık 30 sene öncesine tekabül ediyor.
Günlükler gerçek, yaşanan olaylar gerçek, genç bir kızın günden güne eriyerek biten hayatı gerçek... Ne var biliyor musunuz? Ben, ergen yaşta bir çocuğun böyle olgunluk gösterebileceğini düşünemezdim. O nasıl bir karakterdir!
Benim yaşı çok küçük olmamak kaydıyla tüm okurlara tavsiyemdir bu kitap. Okuyun, okutun!
264 syf.
·Beğendi·8/10
.
" Yaşlı birinin yaşamını sürdürüyorum âdeta. Gençlik yok, yaşam hevesi yok, amaç yok...Olan tek şey, eriyip giden vücudum... "Neden bu vaziyette yaşamak zorundaydım ki?" diye düşündüm. Öte yandan aksine yaşamak da istiyordum. Hayatımdaki eğlenceli şeyleri sayarsam; yemek yemek, kitap okumak ve yazı yazmaktan başka birşey yok. Diğer on dokuz yaşındaki insanlar ne tür şeyler yaparak eğleniyor acaba.?"
.
14 yaşında spino-serebeller ataksi hastalığına yakalanan Aya Kito.. Günden güne eriyen vücuduna rağmen kocaman kalbiyle yaşamın bir ucundan tutmaya çalışan hayat dolu bir genç kız.. Ne yazıkki bu savaştan galip çıkamıyor.. Kitabı okurken öyle yoğun hisler içine girdimki.. O defalarca düştüğünde sızladı kalbim.. Her düştüğünde bir daha bir daha kalkma çabası, hastalığıyla savaş hali kendine hayran bıraktırdı.. Günlüğüne yazdığı satırlar yaş olup aktı gözlerimden.. Kendimi sorguladım "Ben olsam böyle savaşabilirmiydim.? Öleceğimi bile bile belkide, her şeye rağmen yaşama sevincimi diri tutabilirmiydim..? "
264 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Çok güzel ve kocaman açmış çiçeklerin olduğu bir halının üzerinde, sevdiğim müziği dinleyerek uykuya dalsam ne güzel olurdu..."

Böyleydi son cümleleri Aya Kito'nun.On dört yaşında amansız bir hastalığa yakalanmıştı Aya. Beyincik ve omurilikteki hücrelerin dejenere olması sonucu artık onu zor günler bekliyordu. Ama o hâlâ kendini iyi hissederken durmadan yazdı. Yaşadıklarını, yüzleştiği hastalıkla mücadelesini ve en önemlisi de hiç bitmeyen yaşama sevincini…

Ta ki bir süre sonra omuriliği işlevini yerine getiremeyip kasları gittikçe güçsüzleşene, vücut beynin komutlarını dinlemez hâle gelip giderek yürümekte zorlanana, Aya kelimeleri tam olarak çıkaramayıp elleri istem dışı hareket edene ve öyle ki o çok sevdiği günlüğüne artık tek bir kelime bile yazamayıp yatağa bağımlı olana kadar…

Sonrası mı?
Aya'nın kalan kısa ömrünün bu hazin hikâyesini annesi Shioka Kito ve doktoru Hiroko Yamamoto anlatımlarıyla taçlandırdı ve bu metin kitaplaştırılarak Japonya'da yayımlandı. İlerleyen yıllarda da "One Liter of Tears" ismiyle diziye uyarlanıp oldukça ses getiren Bin Damla Gözyaşı, yurt dışında milyonlarca okurun yüreğine dokundu.

Yirmi beş yaşında hayata veda eden Aya Kito'nun günlüklerinde sizleri biraz umut, biraz hüzün, bolca ders ve akıtılacak bin damla gözyaşı bekliyor…

Okurlarımız sadece 17,5 TL'ye kitabı alıp Aya'nın hikâyesine ortak olabilecekleri gibi, 22,5 TL olarak kurguladığımız günlük+kitap alternatifini de tercih edebilecek.
Söz konusu defterden elde edilecek gelir Leyla'dan Sonra ekibine aktarılacaktır.

"Düşsen de önemli değil!
Tekrar ayağa kalkabilirsin!
Düşmüşken yönünü göğe çevir, gökyüzüne bak!
Mavi gökyüzü bugün de senin için sınırsızca genişliyor.
Sana gülümsediğini görüyor musun?
Aya! O zaman sen yaşıyorsun!"
264 syf.
İnsan... Doğmak... Yaşamak... Ve o son noktayı koyan ölüm.

Kabullenmek ne kadar güç olsa da bizim dünya ritüelimiz belli. Doğmak için yaratılıp biçimlendiriliyoruz Yüce bir kudret tarafından. 9 ay gibi süreçte korumacı bir bedende sefahatteyiz. O süreç bitip dünya denen ıstırap sahnesine düştüğümüzde ise rollerimiz belirleniyor.

Dökeceğimiz gözyaşı için de şu şişe senin ya da şu kova senin deniyor.

Neden bu sözleri diyorum, emin değilim. Ancak öyle bir kitap okudum ki kafama dank eden düşünceler oldu.

Gelin dostlar, kendimizi kandırmayalım. Hepimiz bir gün öleceğimizi düşündük, değil mi? Evet, düşündük. O yüzden bırakın an'ı yaşayalım. Anın tadını çıkarıp bu ıstırap dünyasına gözyaşı şişelerinden ziyade tebessüm kelebekleri uçuralım.

Nasıl doğmak ve yaşamak insan içinse ölmek de insan için. Fakat ölmenin biçimleri ve sebepleri var. Sonuç ise yine stabil.

Çaresi olan hastalıklar, tedavisi olmayan hastalıklar, kazalar vb. Hepsinin sonu yine de ölüm. Kabul edelim.

Aya Kito'nun başına gelen de doğmak, yaşamak ve ölmekti aslında. Tek fark ölüm faktörünün nasıl geldiği ve nasıl oluştuğu.

Tedavisi olmayan bir hastalık; Beyincik Dejenerasyonu. Henüz genç bir kızın hayatının nasıl karardığını okudum. Ölüme nasıl kavuştuğunu izledim. Gerçek hayatta meydana gelen bu trajik hayat yaşantısı edebiyata ve sinemaya da yansıtılıyor.

Amansız bir hastalıkla mücadeleyi ve insan gücünü idrak etmek isterseniz okuyabilirsiniz. Anılarından ve hastalık sürecinden oluşan bu kitabı iyi ki okudum diyorum. Çünkü yaşamak ve ölmek anlamlandı. Doğmak ise epey külfetli.
264 syf.
·2 günde·9/10
Kitap Aya' nın günlüğünden oluşuyor. Japon yapımı dizi "Bir Litre Gözyaşı" sayesinde Aya ile önceden tanışmıştım. Kitabı okurken her defasında dizi sahneleri de gözümün önüne geldi. Kitap çok anlamlıydı. Bir hastalığın seyrini hastalığı yaşayan kişinin ağzından canlı canlı dinlemek çok başka.. Dünyaya farklı pencerelerden bakmayı ve şükrü öğreten güzel kitaplardan.
264 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Etkilenmemek mümkün değil.. Ah aya ah.. Her satırda halimize şükür ettiğimiz bir kitap .aya nın en büyük destekçisi ailesi oluyor. Hastalığına rağmen yaşama sevinci yazma sevincini kaybetmeyen bir zambak. Yaşanmış bir hikaye olması daha çok etkiliyor insanı. Aldığımız verdiğimiz nefese bin şükür.
264 syf.
·Beğendi·9/10
Açıkçası bu şu son zamanlarda  okuduğum ve  en çok etkilendiğim kitaplardan birisiydi.konu bakımdan ve içerik bakımından olsu  her  açıdan etkilendiğim bir kitaptı. Günlük hayatta yaşadığım ve çok kafama taktığım olayları bile  aslında  boşu boşu yere  taktığımı çok net  bir şekilde  anladığım bir kitaptı.derinden ve içten bir şekilde etkilediğim ilk kitaptı.Her  kişinin mutlaka okuması gereken bir kitaptı. Konusuna gelirsek  hikaye Aya adlı 14  yaşında  bir kızın gözünden anlatıla geliyor. Aya hayatıni 14  yaşına kadar  sorunsuz bir şekilde  geçiriyor fakat  belli bir süre  sonra  vücudunda  istem dışı davranışların ve  tepkilerin meydana geldiğini fark ediyor. Ve  kısa zaman içerinde  durumu ilerliyor. Yeterince  iyi  yürüyemeye başlıyor ve  fiziksel aktiviteleri yapamiyor konumuna geliyor. Ve omuriligi islevini yavas  yavas kaybediyor. Bütün bunlar  olurken de Aya yaşadiğı olayları ve duygularını günlüğüne yazmaya başlar.ve bunu hastalığı iyice  ilerleyene kadar  ve  en sonunda  omuriligi tamamen islevini kaybedene kadar  yazar.ve bir süre  sonra  hiçbir şekilde  hareket  edemez  konuma gelir. Daha  sonra  ise  Aya'nın yaşadıkları annesi ve  doktoru yamamoto  anlatır. Kitap kısacası aya'nın yaşadıklarını konu alıyor. Sonlara doğru özellikle annesinin yazdığı kısımda dayanamayıp ağladığımı ve duyulandığımı bilirim.Tamamen farkli bir kitap olarak okumanizı kesinlikle tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ümmühan Çiftçi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 79 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 166 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.