Unica Zürn

Unica Zürn

Yazar
7.9/10
19 Kişi
·
49
Okunma
·
4
Beğeni
·
251
Gösterim
Adı:
Unica Zürn
Unvan:
Alman Sanatçı ve Yazar
Doğum:
Grunewald, Almanya, 6 Temmuz 1916
Ölüm:
Paris, Fransa, 19 Ekim 1970
'Yabancı bir toprakta ölmek' - bunu bir yerde okumuştu ve hiç unutmamıştı.
Ah! Bir akşam olsa! Ama kuşlar hala şakıyor ve gü­neş batmak istemiyor. Yalnızca hava karanlıkken ölümle yüz yüze gelme cesaretinin olacağını biliyor.
Çocukluk hayalinin görüntüsüyle bu adamın görünt birbirinin aynısı.Tek bir farkla, o felçli değil ve burada onu çevreleyen yaseminlerld dolu bir bahçe yok.
Adam sakin sakin, derin derin nefes alıp veriyor. Siyah bir ipin ucunda altın bir nazarlık sarkıyor güğsünde. Mavi kırmızı çizgili uzun bir elbisenin üzerine yatıyor, bu elbise ona büyülü bir hava veriyor. Parlak siyah saçları kıvır kıvır. Gözleri olağanüstü büyük ve ifadeleri ciddi ve mertçe. Üç arkadaşı kızlarla şakalaşıyor. Adam hiç konuşmuyor, ama şefkatle bakan gözlerini çocuklara dikmiş. Sanki insan ırkının bütün asil ve güzel yanlarını kendisinde birleştirmiş. Kız bu yüzle sarhoş olduğunu hissediyor. Bütün ömrü boyunca hayatına bu adamdan daha güzel hiçbir şeyin giremeyeceğine inanıyor. İki derin ve melankolik çizgi adamın burnunun her iki yanından ağzına doğru iniyor. Şimdi artık neden yaşadığını en sonunda biliyor: onu tanımak için. Sık sık, o umutsuz ve karanlık saatlerde, neden bu dünyaya geldiğini sorduğu olmuştu. Onu dünyaya getirdikleri için anne babasına öfkelenmişti. Bu dünya ona düşmanca ve zalim görünmüştü. Şimdi ise adamın görünüşünden o kadar etkilendi ki o an ölse mutlu olurdu. Hiçbir şey bu yabancıyı seyretmekten daha muhteşem ve heyecan verici olamazdı. Hayatında ilk defa babasından başka birini seviyor. Bu şimdiye kadar hissettiği en derin duygu. Tir tir titremeye başlıyor ve gözleri yaş doluyor. Bu gece odasında saatlerce ağlayacak. Sanki birisi boğazını sıkıyor, zar zor nefes alabiliyor. Evet, bu güçlü duygu onu öldürecek. Zira kim uğrunda ölmediği sürece aşka dayanabilir? Kader ona merhametsiz davranıyor. Henüz daha bir çocukken ilk aşkını yaşamak zorunda. En küçük bir deneyimi bile yok ve kendisini korumaktan aciz. Kendisini fırtınanın içinde bir toz zerresi gibi hissediyor. Bu sanki korkunç bir hortumun tam ortasında olmak gibi bir şey. Ona yardım edecek kimse yok, içinde bulunduğu durum hakkında kimsenin en küçük bir fikri yok. Evet, şimdi artık emin: Bu dünyaya geldi çünkü kaderinde onunla karşılaşmak vardı. Bu ilişkiyle birlikte korkunç bir ıstırap başlıyor. Ağzına kadar aşkla dolu - taşıyor. Bu ciddi, hem de çok ciddi bir durum. Adam gözlerini hiç üstüne çevirmeyecek mi? Gerçi onun bakışlarına dayanamayacağını biliyor. Kendisine baksa o kara gözlerin bir anda onu ateş gibi yakıp kül edeceğine inanıyor. Şimdilik bu ilk bakıştan kendini korumalı, ancak adamın ona bakmasını bütün kalbiyle istiyor. Zamanı unutuyor. Anne babasını ve yaşadığı evi unutuyor. Eve gitme ve ödevlerini yapma zamanının geleceğini unutuyor...
O gece adam bir hayalet gibi evin dışında dolaşıyor, penceresine gelip içeri bakıyor. Uzun bir süre sakin, vakur gözleri kızın üzerinde sabit kalıyor. Kız yüzünü ellerine gömüp ağlamaya başlıyor. Adam ona gerçekten hiç bakmamış olsa bile, kız adamın derin ve rahatsız edici bir aşkın yansıdığı gözlerle ona nasıl baktığını hayalinde canlandırabiliyor. Uyurken kızın üzerine eğilip öylece bekliyor. Kız, adamın sahip olmak istediği, ama ona hiç bağışlanmayan çocuk. Uyandığı zaman adam pencerenin dışında durmuş gülümsüyor. Bütün oda bu gülümseyişle doluyor. Kız aynanın önüne geçerek adamı taklit etmeye çalışıyor. Hareketleri değişiyor, rahatlık ve incelik kazanıyor. Adam için güzel, ele avuca sığmaz bir dansçı olmak istiyor. Dayanmakta zorluk çektiği böylesi bir zenginlikle kendini şeytana tutulmuş gibi hissediyor. Şimdi, o birçok boş ve yalnız geçen günden sonra, ansızın bolluk içinde yaşıyor. Ve bu bolluk büyümeye devam ediyor. Sabahları okula gittiğinde sokaklarda onu arıyor. Onu gerçekte görmese bile, attığı her adımda kendisine eşlik ettiğini biliyor. Adamın onu tanımadığını bile unutuyor. Aksine adamın onun hakkında her şeyi bildiğinden emin. Mucizelere inanıyor. Adam kapalı kapılardan geçiyor. Şimdiden evdeki bütün eşyaları tanıyor. Kızın daha önceden onun yüzünü çizmeyi denediğini biliyor.
Unica Zürn
Sayfa 37 - Kırmızı Kedi Yayınları
Başlangıcın başında olmak bir şans. Başımıza hiçbir şey gelemez biz bile kendi başımıza gelemeyiz.
Unica Zürn
Sayfa 12 - Dedalus Kitap - 1.baskı
64 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Şöyle diyen bir kız çocuğu düşünün: “Hayat mutsuzluk yoksa katlanılmaz” Ve bu kız çocuğunun neler yaşamış olabileceğini..
.
‘Yabancı bir toprakta ölme’yi arzulamak.Bir kız çocuğunun büyüme sancılarından ziyade çok daha derin bir şey var bu kısacık eserde.
Unica Zürn’ün korkuları,hayal kırıklıkları,hayallerinin sınırsızlığı ve beklenen sonu..Aldığım nefesi altüst eden bir okumaydı. Tabii ki yazarın yaşamını okuyup ürettiklerini incelemenin de etkisiyle..
.
Çeviride Osman Çakmakçı,kapak tasarımında Zürn çizgileriyle Cüneyt Çomoğlu yer almakta~
64 syf.
Adam sakin sakin, derin derin nefes alıp veriyor. Siyah bir ipin ucunda altın bir nazarlık sarkıyor güğsünde. Mavi kırmızı çizgili uzun bir elbisenin üzerine yatıyor, bu elbise ona büyülü bir hava veriyor. Parlak siyah saçları kıvır kıvır. Gözleri olağanüstü büyük ve ifadeleri ciddi ve mertçe. Üç arkadaşı kızlarla şakalaşıyor. Adam hiç konuşmuyor, ama şefkatle bakan gözlerini çocuklara dikmiş. Sanki insan ırkının bütün asil ve güzel yanlarını kendisinde birleştirmiş. Kız bu yüzle sarhoş olduğunu hissediyor. Bütün ömrü boyunca hayatına bu adamdan daha güzel hiçbir şeyin giremeyeceğine inanıyor. İki derin ve melankolik çizgi adamın burnunun her iki yanından ağzına doğru iniyor. Şimdi artık neden yaşadığını en sonunda biliyor: onu tanımak için. Sık sık, o umutsuz ve karanlık saatlerde, neden bu dünyaya geldiğini sorduğu olmuştu. Onu dünyaya getirdikleri için anne babasına öfkelenmişti. Bu dünya ona düşmanca ve zalim görünmüştü. Şimdi ise adamın görünüşünden o kadar etkilendi ki o an ölse mutlu olurdu. Hiçbir şey bu yabancıyı seyretmekten daha muhteşem ve heyecan verici olamazdı. Hayatında ilk defa babasından başka birini seviyor. Bu şimdiye kadar hissettiği en derin duygu. Tir tir titremeye başlıyor ve gözleri yaş doluyor. Bu gece odasında saatlerce ağlayacak. Sanki birisi boğazını sıkıyor, zar zor nefes alabiliyor. Evet, bu güçlü duygu onu öldürecek. Zira kim uğrunda ölmediği sürece aşka dayanabilir? Kader ona merhametsiz davranıyor. Henüz daha bir çocukken ilk aşkını yaşamak zorunda. En küçük bir deneyimi bile yok ve kendisini korumaktan aciz. Kendisini fırtınanın içinde bir toz zerresi gibi hissediyor. Bu sanki korkunç bir hortumun tam ortasında olmak gibi bir şey. Ona yardım edecek kimse yok, içinde bulunduğu durum hakkında kimsenin en küçük bir fikri yok. Evet, şimdi artık emin: Bu dünyaya geldi çünkü kaderinde onunla karşılaşmak vardı. Bu ilişkiyle birlikte korkunç bir ıstırap başlıyor. Ağzına kadar aşkla dolu - taşıyor. Bu ciddi, hem de çok ciddi bir durum. Adam gözlerini hiç üstüne çevirmeyecek mi? Gerçi onun bakışlarına dayanamayacağını biliyor. Kendisine baksa o kara gözlerin bir anda onu ateş gibi yakıp kül edeceğine inanıyor. Şimdilik bu ilk bakıştan kendini korumalı, ancak adamın ona bakmasını bütün kalbiyle istiyor. Zamanı unutuyor. Anne babasını ve yaşadığı evi unutuyor. Eve gitme ve ödevlerini yapma zamanının geleceğini unutuyor...
O gece adam bir hayalet gibi evin dışında dolaşıyor, penceresine gelip içeri bakıyor. Uzun bir süre sakin, vakur gözleri kızın üzerinde sabit kalıyor. Kız yüzünü ellerine gömüp ağlamaya başlıyor. Adam ona gerçekten hiç bakmamış olsa bile, kız adamın derin ve rahatsız edici bir aşkın yansıdığı gözlerle ona nasıl baktığını hayalinde canlandırabiliyor. Uyurken kızın üzerine eğilip öylece bekliyor. Kız, adamın sahip olmak istediği, ama ona hiç bağışlanmayan çocuk. Uyandığı zaman adam pencerenin dışında durmuş gülümsüyor. Bütün oda bu gülümseyişle doluyor. Kız aynanın önüne geçerek adamı taklit etmeye çalışıyor. Hareketleri değişiyor, rahatlık ve incelik kazanıyor. Adam için güzel, ele avuca sığmaz bir dansçı olmak istiyor. Dayanmakta zorluk çektiği böylesi bir zenginlikle kendini şeytana tutulmuş gibi hissediyor. Şimdi, o birçok boş ve yalnız geçen günden sonra, ansızın bolluk içinde yaşıyor. Ve bu bolluk büyümeye devam ediyor. Sabahları okula gittiğinde sokaklarda onu arıyor. Onu gerçekte görmese bile, attığı her adımda kendisine eşlik ettiğini biliyor. Adamın onu tanımadığını bile unutuyor. Aksine adamın onun hakkında her şeyi bildiğinden emin. Mucizelere inanıyor. Adam kapalı kapılardan geçiyor. Şimdiden evdeki bütün eşyaları tanıyor. Kızın daha önceden onun yüzünü çizmeyi denediğini biliyor.
s.31-32
64 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Unica Zürn ile Yasemin Adam kitabıyla tanışmıştım.Okuduğum ikinci kitap olan Kara Bahar’ın anlatımını Yasemin Adam’dan çok daha anlaşılır buldum.
Kara Bahar’ın ana karakteri isimsiz kız çocuğu, aile fertlerinin birbirinden kopuk yaşadığı, sorunlu bir aileye sahip.Üzerine büyümenin sancıları da eklenince trajik bir sona doğru ilerler.Çok etkileyici buldum Kara Bahar’ı.
64 syf.
·6/10
Bu kitap ilr ilgili yorumlarınızı da merak ediyorum
Kitaptan ne anladım hiç bir şey diyemem ama yazarın şizofren oluşu ilgimi çekti bu yüzden kitap ilginç geldi yazarın kendi çocukluğu ve ömrünün finali diyeceğim kitap
Not yabancı ve bayan yazarı neden bir erkek çevirmen çevirir ki ayrım yapmak istemiyorum sadece bir merak
120 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
Aynı harflerle yazılan ama harfleri yer değiştirince ayrı anlama gelen sözcük ya da cümlelere anagram deniliyor.Unica Zürn, anagramlarla kendine ait bir dünya inşa ederken aynı zamanda çiziyor da...
Hans Bellmer ile tanışıp, Paris'te yaşamaya başladığı dönemde, Andre Breton, Marcel Duchamp ve Henri Michaux ile de yolları kesişiyor.Henri Michaux'ta çocukluğunda düşlediği ideal kocayı görüyor ve Yasemin Adam'ı yazmaya başlıyor.Ancak şizofreninin ilk belirtileri de görülüyor.Hayatının büyük bölümü kliniklerde geçiyor.
Yasemin Adam, şizofreninin gölgesinde yazılmış çok farklı bir metin.
64 syf.
·Puan vermedi
Doğumuyla ölümü arasına sığdırdığı on iki yıllık bir sürede bir kız çocuğunun çektiği büyüme sancılarını anlatan kısacık bir kitap. Dağılmış bir aile ya da birbirleri ile olan bağları iyice zayıflamış bir ailedeki en küçük bireyin duyguları ve izlenimleri.

Sanki kitabın kısa olması, ismi verilmeyen karakterin yaşamının kısalığını anlatmak gibi. Kitabın ismi ise tam yerinde bir isim olmuş zira hayatının baharını yaşayacak olan bir kızın, -karakter olarak da en çok korktuğu renk olan siyahın- cıvıl cıvıl geçmediği işleniyor.

Yazarın da kitaptaki karakteri gibi bir sonla yaşamını sonlandırması olayı da var ki üzüntü verici ama bir yandan da yazdığı kitaba hayranlık uyandırıcı bir şey.
64 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"...Şimdi artık neden yaşadığını en sonunda biliyor: Onu tanımak için!”
Kitabın ilk sayfalarında tek düze cümle kalıpları tatmin etmeyecek gibi gelse de kendinizi kitabın son sayfasında Unica Zurn'e ait çok çarpıcı bir sonla hayretler içinde buluyorsunuz.
Unica Zurn aslinda bir kız çocuğunun psikolojik olarak cinsel ve kişilik kimliğini tanımaya başladığını anlatıyor bu eserde fakat normalin dışında bir gelişmeyle; büyük bir buhranla...
120 syf.
Anagram nedir bilir misiniz? Bu kelimey' le bir kaç kez karşılaşsam dahi dürtme sonucu kelimeyi araştırmaya sonra da sorgulamaya başlıyorsunuz.Anagram bir sözcük ya da cümlenin yerlerini değiştirerek başka bir harf katmadan meydana çıkarttığın kelime. Her hangi bir kaynaktan okuduğunuz bir kelime, duyduğunuz bir söz yahut okuduğunuz bir çocuk şiirinden hareket edip ortaya bütünüyle büyüleyici parçalar çıkartmak. Yazarın önsüzünü okuduğum andan beri okuduğum bu kitapla ara verdiğim hakan gunday kitapları aklıma geldi. Bir kez daha zihin neye karar verirse versin kendini tesadüf sonucu da olsun kendini eşitleyecek bir başlangıçla buluşuyor.
1916 Berlin doğumlu olan yazar, ressam ve dramaturg unica güzel anılarla dolu bir çocukluğu sahip,babası rütbeli bir asker annesi de 'bazen' yazar işte bu kelime bazen tam olmayan, sürekliliği olmayan bir kavram bu andan itibaren yazarın matematiksel hesaplamalar' la yaşam belirtilerini hissedebiliyordum.
1957' de unica Fransız ( Ressam şair) Henri Michaux ile tanışıyor. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğu ideal kocayı, kitaba adı verilen ' yasemin adam'ı görüyor. Bu adam unica' ya yazdırmaya başlasa da kısa yakınlık sonrası ilk defa şizofrenik belirtileri göstermesi sonucu kendini ruhsal olarak bir daha toparlayamıyor ve Bellmer'i terk edip 1960 sonralarında döndüğü Berlin'de psikiyatri kliniginde çizim ve yazmalarına devam ediyordu.
Havaalanından onu karşılamaya gelen arkadaşları baştan aşağı siyahlar içinde, kolunun altında çizimleriyle dolu kartonlarla sevinç içinde onlara doğru yürüyor ve arkadaşları şöyle diyordu baştan aşağı "deli"...
Kızmıyor aksine hoşuna gidiyordu tam anlamıyla ne olduğunu bilmekle ilgili bir kavram.
Bir çok metafizik ve bilim kadını biyografi ve haklarında yazılan romanlar okudum. Altı yaşında gördüğü rüyayla anksiyete bozukluğu ve şizofreni yüzünden buhranlar geçiren anı defteri' ni okumak. Denildiği gibi yazarın hayatı ışıklar içinde uyusun Tezer özlü'yü anımsattığı halde kendi beyin fırtınasının derinliklerinde oluşturdukları gezegenlere gitmek için acele eden çoğul yazarlar gibi.
64 syf.
·Beğendi·8/10
Kitabın arka kapağı 'Hayat mutsuzluk yoksa katlanılmaz.' Kara bahar, dünyaya bilenen küçük bir kızın büyüme ve sonunda yere çakılma öyküsüdür. Burada ibretin bulaşıcılığından zerre bulamayacaksınız diyor.
Bunlardan daha özet ve vurucu bir inceleme yapılamaz. Ancak 55. sayfada geçen şu cümle de beni çok düşündürdü ' Şimdiye kadar kendinin öldürmeye niyetlenmemiş tek bir kimse bile olmadığına dair bir önsezi var içindr.'

Yazarın biyografisi

Adı:
Unica Zürn
Unvan:
Alman Sanatçı ve Yazar
Doğum:
Grunewald, Almanya, 6 Temmuz 1916
Ölüm:
Paris, Fransa, 19 Ekim 1970

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 49 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 19 okur okuyacak.