Vala Nurettin

Vala Nurettin

YazarÇevirmen
8.2/10
29 Kişi
·
84
Okunma
·
5
Beğeni
·
816
Gösterim
Adı:
Vala Nurettin
Tam adı:
Ahmed Vâlâ Nureddin
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Çevirmen
Doğum:
Beyrut, Lübnan, 1901
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 9 Mart 1967
Gençlik yıllarında ünlü şair Nazım Hikmet'in yakın dostu olan yazar, Kurtuluş Savaşı yıllarında onunla birlikte Milli Mücadele'ye katılmak için İstanbul'dan Anadolu'ya geçen; öğrenim görmek için birlikte Moskova'ya giden kişidir. Nazım Hikmet ile ilgili anıları ve yazışmaları yayımlanmıştır. Fıkra yazarlığı, roman, hikâye yazarlığı ve çevirmenlik yapan Vâlâ Nureddin, ilk Türk polisiye yazarları arasında yer alır.

1901’de Beyrut’ta dünyaya geldi (Nüfusa doğum yeri olarak İstanbul yazdırılmıştır). Babası, son Beyrut valisi Nureddin Bey’dir. Babasının 1911 yılında kaybeden Vala Nureddin, o yıl girdiği Mekteb-i Sultani'nin orta bölümünü tamamladı. Nazım Hikmet ile ilk defa bu okulun hazırlık sınıfında tanıştı.

1916'da bazı arkadaşları ile Avusturya'ya gitti ve bir süre Viyana Ticaret Akademisi’nde bankacılık okudu. 1917'de İstanbul'a dönerek İtibarı-ı Milli Bankası'nda ve Maliye Bakanlığı'nda çalıştıysa da bu işi sevmedi[2]; 1918-1920 yılları arasında şair yönüyle öne çıktı ve birkaç arkadaşı ile yayıncılık yaptu.

1 Ocak 1921'de Anadolu’daki Milli Mücadele için silah ve cephane kaçıran gizli bir örgütün yardımıyla şair arkadaşları Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Nazım Hikmet ile birlikte Sirkeci'den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice binerek İnebolu'ya vardı. Ankara'ya geçebilmek için beş altı gün, izin ve yol parası beklediler. O sırada onlar gibi izin bekleyen Almanya’dan gelme sosyalist öğrenciler ile tanıştı. Birlikte gelen dört şairden yalnızca Nazım Hikmet ile Vala Nureddin'e izin çıktı.

Ankara’da Nazım Hikmet’le birlikte ona verilen ilk görev, İstanbul gençliğini milli mücadeleye çağıran bir şiir yazmak oldu. Üç gün içinde yazıp bitirdikleri bu uzun şiir Matbuat Müdürlüğü'nce, 1921 martında on bin adet bastırılıp dağıtıldı. Şiirin yankıları o kadar büyük oldu ki, Millet Meclisi üyeleri böyle güçlü bir çağrının doğurabileceği sorunların nasıl çözüleceğini tartışmak gereğini duydular. Matbuat müdürü Muhittin Bey (Birgen) şiiri yayımlayıp dağıttığı için olumsuz eleştiriler aldı. İstanbullu gençler Ankara'yı doldururlarsa onlara nerede, nasıl iş bulunacağı önemli bir sorundu. Meclis'te sorguya çekilmekten tedirgin olan Muhittin Bey, bir daha böyle bir duruma düşmemek için, Nazım Hikmet ile Vâlâ Nureddin'i Maarif Vekâleti'ne devretmeye karar verdi. Bu arada iki genç İsmail Fazıl Paşa aracılığı ile meclise çağrılıp Mustafa Kemal Paşa’ya takdim edildi.

Kısa süre sonra Fransızca öğretmeni olarak Nazım Hikmet’le birlikte Bolu'ya atandı. İki şair din adamlarının ve tutucu çevrenin baskısı ile karşılaştıkları Bolu’dan ayrılıp daha iyi bir öğrenim görmek için Moskova’ya gitmeye karar verdiler. 30 Eylül 1921’e Batum’ a vardılar. Birlikte Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) yazıldılar. Vâlâ Nureddin, 1925 yılında burada üniversite eğitimini tamamladı.

Yurda döndüğünde banka memurluğu ve öğretmenlik yaptı; 1926’da gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Vakit Gazetesi’nde “Hatice Süreyya” takma adı ile yayımlandı. Uzun yıllar boyunca gazetelerde fıkra yazarlığı yapmanın yanı sıra hikâyeler, romanlar, radyo oyunları yazan sanatçı “Hatice Süreyya, “Ali Marmara”, "Kadri Feyyaz", "Veli Nuri" imzalarının yanı sıra en çok “Vâ-Nû” takma adını kullandı. Telif ve çeviri olarak kırk kadar kitap yayımladı. Ankara Radyosu’nda otuz kadar eseri temsil edildi.

1927-1933 ve 1939-1966 yılları arasında Akşam gazetesinde çalıştı. 1933-1936 arasında kurucuları arasında bulunduğu "Haber" Gazetesi için çalıştı. Ayrıca Köroğlu, Yeni Sabah, Cumhuriyet, Havadis Gazeteleri’nde de yazılar yayımladı.

1932 yılında Meziyet Çürüksu ile evlenen Vala Nureddin, 1939’da eşinin ölümünden sonra 1942’de a Müzehher Hanım ile evlendi. Birçok kitaba “Nihal Karamağaralı” takma adını kullanan eşi ile birlikte imza attı.

1945 yılında Bursa Cezaevi'ndeki arkadaşı Nazım Hikmet ile yeniden temas kurdu ve 1951’de Nazım’ın Rusya’ya kaçışına kadar mektuplaşmayı sürdürdü. Nazım Hikmet'le ilgili anılarını "Bu Dünyadan Nâzım Geçti" (1965) adıyla yayımladı. 1962'de Mehmet Ali Aybar öncülüğünde kurulan Temel Hakları Yaşatma Derneği'nin kurucularından oldu. 9 Mart 1967’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi.

Nazım Hikmet’le yazışmaları, eşi Müzehher Hanım tarafından 1986 yılında “Vâ-Nû’lara Mektuplar” adıyla yayımlanmıştır.
Delikanlım:
Senin kafanın içi
yıldızlı karanlıklar
kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
Yıldızlar ve senin kafan
kâinatın en mükemmel iki şeyidir.
Nazım:" Görüyorsunuz ya, polemiği ve kavgayı Hazret-i Mevlânâ'ya kadar götürmüşüm."
(Hazret'in 'Suret hemi zillest' diye başlayan ve dünyanın bir hayalden, gölgeden ibaret olduğunu söyleyen rubaisine ithafen)
Bir gerçek âlemdi gördüğün ey Celâleddin, heyûlâ filân değil,
uçsuz bucaksız ve yaratılmadı, ressamı illetî-ûlâ filân değil.
Ve senin kızgın etinden kalan rubailerin en muhteşemi:
'Suret hemi zillest...' filan ile başlayan değil...
(illet-i ûla: ilk sebep, heyûla: hayal, suret hemi zillest: görünen her şey gölgedir.)
Tutsağımız önce sosyal insanken, sonra kişisel insan oluverdi. Bütün zorunluluklarıyla, duygularıyla, geride bıraktıklarına beslediği sevgiyle, hasretle ve özellikle onların dertlerini, geçimlerini düşünmesiyle...
Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben
tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret..

Nâzım Hikmet 116 Yaşında
İyiki doğdun...
“Buluşup ayrıldığı bütün kadınlar,onu hep mazur gördüler.Hayırla andılar.Kendisiyle arkadaş kaldılar.Arkasından gizli,aşikâr ağladılar.Bir teki müstesna...”
Delikanlım!
İyi bak yıldızlara, onları belki bir daha göremezsin.
Belki bir daha yıldızların ışığında kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin.
Delikanlım!
Senin kafanın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
Yıldızlar ve senin kafan kainatın en mükemmel iki şeyidir.
"En ümitsiz mâcera:
Yedi yerden yara almak değil.
En ümitsiz mâcera:
İpin ucunu kaybetmek elinden
ve gözlerimiz koyun gibi mahzun,
bıçağın altına kendiliğinden
bıçağın altına bıkkın ve uzun
yatıvermesi boynumuzun."
96 syf.
·2 günde·6/10
Yine baskısı olmayan, zamanın ötesinden gelen bir kitap okudum. Bu sefer kütüphanede de yoktu NecmettiN ZafeR hocam sağolsun sayfaların fotoğrafını çekip gönderdi. :) Okuyacağım diyene çareler tükenmiyor görüyorsunuz. :)

Kitaba gelirsek, oyunu sevmedim. İlki dili tedavülden kalkmış kelimeler ve kullanımlarla doluydu ki kitap 1943 basımı olduğu için başka türlüsü zaten beklenemezdi. Örnek olması adına bir iki cümleye bakarsak;

"Sizce bu sözlerim müdahene mi?" - Müdahene ne demek diye googleda aradığımızda kelimenin Osmanlıca dalkavukluk olduğunu görüyoruz.

"Bununla beraber vaziyetin benim cihetimden güçlüğünü..."

Bu şekilde okuma pek keyif vermedi işte. Keşke günümüz Türkçesiyle tekrar basan bir yayınevi olsa, belki o zaman hem daha taktir görür hem daha anlaşılır olacağı için alınan keyif de artar.

Ama sebep sadece bu değil konuyu ele alışı çok dağınık ve sıkıcıydı. Hali vakti yerinde olan bir tüccarın ve ailesinin iflasa sürüklenişi üzerine bir oyun. (Aaa kitabın adından da hiç anlaşılmıyor halbuki.) Biraz ne oldum değil ne olacağım demeli temalı. (Sen bir tüccar kızısın bense bir seyis parçasıyım.)

Sahnede izlesem daha ilgimi çekerdi belki fakat metin şeklinde sıkıcı geldi. Herkese iyi okumalar.
433 syf.
Nazım Hikmet'i tanımak mı dedi biri(?) O halde bu kitabı okumadan tanıyamazsınız üstad Nazım'ı. Nazım'ın hayatını anlatan harikulade bir eser en yakın dostu Vala Nurettin'den...
203 syf.
·Beğendi·7/10
Ses ve görüntünün kaybolmadığı ve evrenin genişlediği en son noktaya kadar gittiği biliniyor. İşin garip tarafı eserde bu şekilde başlıyor, bir kaya parçasına sesi dinleme aleti sürtünüyor derken Baltacı ile Katerina'nın bulunduğu çadır canlanıyor. Hikaye bu şekilde başlıyor tarihsel olay aynı zamanda hikaye tarzında anlatılmış hem bilgisel olarak doğru hem de ilginç olaylarla ilgi çekiyor.
203 syf.
·Beğendi·7/10
Katerina'nın eziyet ve işkenceden hoşlandığından bahsediyor kitap, ayrıca çıkardığımız seslerin kayalar üzerinde saklandığını ve bunu çözen bir alet yapıp tarihi gerçekleri bulmaya çalışan birisini anlatıyor

Yazarın biyografisi

Adı:
Vala Nurettin
Tam adı:
Ahmed Vâlâ Nureddin
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Çevirmen
Doğum:
Beyrut, Lübnan, 1901
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 9 Mart 1967
Gençlik yıllarında ünlü şair Nazım Hikmet'in yakın dostu olan yazar, Kurtuluş Savaşı yıllarında onunla birlikte Milli Mücadele'ye katılmak için İstanbul'dan Anadolu'ya geçen; öğrenim görmek için birlikte Moskova'ya giden kişidir. Nazım Hikmet ile ilgili anıları ve yazışmaları yayımlanmıştır. Fıkra yazarlığı, roman, hikâye yazarlığı ve çevirmenlik yapan Vâlâ Nureddin, ilk Türk polisiye yazarları arasında yer alır.

1901’de Beyrut’ta dünyaya geldi (Nüfusa doğum yeri olarak İstanbul yazdırılmıştır). Babası, son Beyrut valisi Nureddin Bey’dir. Babasının 1911 yılında kaybeden Vala Nureddin, o yıl girdiği Mekteb-i Sultani'nin orta bölümünü tamamladı. Nazım Hikmet ile ilk defa bu okulun hazırlık sınıfında tanıştı.

1916'da bazı arkadaşları ile Avusturya'ya gitti ve bir süre Viyana Ticaret Akademisi’nde bankacılık okudu. 1917'de İstanbul'a dönerek İtibarı-ı Milli Bankası'nda ve Maliye Bakanlığı'nda çalıştıysa da bu işi sevmedi[2]; 1918-1920 yılları arasında şair yönüyle öne çıktı ve birkaç arkadaşı ile yayıncılık yaptu.

1 Ocak 1921'de Anadolu’daki Milli Mücadele için silah ve cephane kaçıran gizli bir örgütün yardımıyla şair arkadaşları Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Nazım Hikmet ile birlikte Sirkeci'den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice binerek İnebolu'ya vardı. Ankara'ya geçebilmek için beş altı gün, izin ve yol parası beklediler. O sırada onlar gibi izin bekleyen Almanya’dan gelme sosyalist öğrenciler ile tanıştı. Birlikte gelen dört şairden yalnızca Nazım Hikmet ile Vala Nureddin'e izin çıktı.

Ankara’da Nazım Hikmet’le birlikte ona verilen ilk görev, İstanbul gençliğini milli mücadeleye çağıran bir şiir yazmak oldu. Üç gün içinde yazıp bitirdikleri bu uzun şiir Matbuat Müdürlüğü'nce, 1921 martında on bin adet bastırılıp dağıtıldı. Şiirin yankıları o kadar büyük oldu ki, Millet Meclisi üyeleri böyle güçlü bir çağrının doğurabileceği sorunların nasıl çözüleceğini tartışmak gereğini duydular. Matbuat müdürü Muhittin Bey (Birgen) şiiri yayımlayıp dağıttığı için olumsuz eleştiriler aldı. İstanbullu gençler Ankara'yı doldururlarsa onlara nerede, nasıl iş bulunacağı önemli bir sorundu. Meclis'te sorguya çekilmekten tedirgin olan Muhittin Bey, bir daha böyle bir duruma düşmemek için, Nazım Hikmet ile Vâlâ Nureddin'i Maarif Vekâleti'ne devretmeye karar verdi. Bu arada iki genç İsmail Fazıl Paşa aracılığı ile meclise çağrılıp Mustafa Kemal Paşa’ya takdim edildi.

Kısa süre sonra Fransızca öğretmeni olarak Nazım Hikmet’le birlikte Bolu'ya atandı. İki şair din adamlarının ve tutucu çevrenin baskısı ile karşılaştıkları Bolu’dan ayrılıp daha iyi bir öğrenim görmek için Moskova’ya gitmeye karar verdiler. 30 Eylül 1921’e Batum’ a vardılar. Birlikte Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) yazıldılar. Vâlâ Nureddin, 1925 yılında burada üniversite eğitimini tamamladı.

Yurda döndüğünde banka memurluğu ve öğretmenlik yaptı; 1926’da gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Vakit Gazetesi’nde “Hatice Süreyya” takma adı ile yayımlandı. Uzun yıllar boyunca gazetelerde fıkra yazarlığı yapmanın yanı sıra hikâyeler, romanlar, radyo oyunları yazan sanatçı “Hatice Süreyya, “Ali Marmara”, "Kadri Feyyaz", "Veli Nuri" imzalarının yanı sıra en çok “Vâ-Nû” takma adını kullandı. Telif ve çeviri olarak kırk kadar kitap yayımladı. Ankara Radyosu’nda otuz kadar eseri temsil edildi.

1927-1933 ve 1939-1966 yılları arasında Akşam gazetesinde çalıştı. 1933-1936 arasında kurucuları arasında bulunduğu "Haber" Gazetesi için çalıştı. Ayrıca Köroğlu, Yeni Sabah, Cumhuriyet, Havadis Gazeteleri’nde de yazılar yayımladı.

1932 yılında Meziyet Çürüksu ile evlenen Vala Nureddin, 1939’da eşinin ölümünden sonra 1942’de a Müzehher Hanım ile evlendi. Birçok kitaba “Nihal Karamağaralı” takma adını kullanan eşi ile birlikte imza attı.

1945 yılında Bursa Cezaevi'ndeki arkadaşı Nazım Hikmet ile yeniden temas kurdu ve 1951’de Nazım’ın Rusya’ya kaçışına kadar mektuplaşmayı sürdürdü. Nazım Hikmet'le ilgili anılarını "Bu Dünyadan Nâzım Geçti" (1965) adıyla yayımladı. 1962'de Mehmet Ali Aybar öncülüğünde kurulan Temel Hakları Yaşatma Derneği'nin kurucularından oldu. 9 Mart 1967’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi.

Nazım Hikmet’le yazışmaları, eşi Müzehher Hanım tarafından 1986 yılında “Vâ-Nû’lara Mektuplar” adıyla yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 84 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 41 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.