Vedat Günyol

Vedat Günyol

YazarDerleyenÇevirmen
8.2/10
4.604 Kişi
·
20,2bin
Okunma
·
32
Beğeni
·
2.775
Gösterim
Adı:
Vedat Günyol
Unvan:
Türk Çevirmen, Eleştirmen, Yayıncı ve Yazar.
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1912
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 2004
Çıkardığı Yeni Ufuklar dergisiyle Sabahattin Eyuboğlu, Azra Erhat ve Halikarnas Balıkçısı ile birlikte Türk hümanizmini kurmaya çalışmıştır.
Arnavutluk'tan gelen bir baba ile Diyarbakırlı bir annenin çocuğu olarak İstanbul Fatih'te doğdu.[1] Orta öğrenimini 1934’de Saint Benoit Fransız Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İlk çevirilerini üniversite yıllarında yaptı.
Paris’te başladığı Devletler Hukuku doktorasını 2. Dünya Savaşı yüzünden yarım bırakmak zorunda kaldı ama 10 yıl sonra geri dönerek tamamladı. Paris’te bulunduğu sürede Halide Edip Adıvar ve eşi Adnan Adıvar ile yakın dost oldu. Halide Edip Adıvar ile ortak çeviriler yaptı. 1941’de Cemal Nadir ve Arkadaş adlı haftalık çocuk dergisini yayınladı. Şirket-i Hayriye ve Yücel dergilerinde çevirmenlik yaptı.
İstanbul Hukuk Fakültesi'nde amme hukuku asistanlığı ve Fransızca okutmanlığı (1939-40); Vefa Lisesi (1940) ve Gedikpaşa Ortaokulu'nda Fransızca öğretmenliği; Ankara MEB'de neşriyat müdürlüğü ve tercüme bürosu üyeliği (1942-50); aynı tarihlerde Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Ankara Gazi Lisesi'nde ve İtalyan Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği (1950); Banko Di Roma'da hukuk müşavirliği (1955-60) görevlerinde bulundu. 1950’de İstanbul barosuna 2550 sicil numarası ile kaydoldu, 8 yıl avukatlık yaptı. 1962 yılında Çan Yayınlarını kurdu. 1972 yılında Atatürk Erkek Lisesi (Taksim) Fransızca Öğretmenliğinden emekli oldu. Birçok ansiklopedide edebi kurul üyeliği yapmıştır.
İki defa yargılanmıştır. Sabahattin Eyüboğlu ile beraber çevirdikleri ve Devrim Yazıları adıyla yayınladıkları bir kitap yüzünden 2 yıl yargılandıktan sonra serbest bırakıldı; 1971’de ise Komünist Parti Kurucularından olduğu iddiasıyla Sabahattin Eyüboğlu ve eşi, Azra Erhat, Yaşar Kemal ve eşi ile birlikte tutuklandı ama ilk celsede beraat ettiler.
Maltepe Üniversitesi bünyesindeki Özel Marmara Radyo Televizyon ve Gazetecilik Anadolu Teknik Lisesi'nde Türker Gedik ile birlikte İnsan Hakları ve Demokrasi dersleri veren Vedat Günyol'a Nisan 2002'de Maltepe Üniversitesi tarafından fahri doktorluk unvanı verildi. Üniversitenin Cevizli Kampusu'nda 2 Mayıs 1998'de Vedat Günyol'un bağışlarıyla açılan bir Vedat Günyol Kitaplığı da bulunuyor.
21 Nisan 2002 tarihinde Hürriyet Gazetesi muhabiri İhsan Yılmaz, Vedat Günyol ile söyleşisini yayınlar: “Türkiye’ye döndüklerinde onlarla görüştüm, asistanlık yaptım. Halide Edip ile Türk’ün Ateşle İmtihanı’nı İngilizce’den Türkçe’ye çevirisini birlikte yaptık. O dikte ediyor ben yazıyordum. Hastalanınca Vedat sen git tercüme edip getir bana diyor, bu sefer ben tercüme ediyorum, o düzeltiyor. Kitabın orijinali Turkish Ordeal’di Ama kitabın İngilizce baskısında Atatürk aleyhine yazdığı yerleri Türkçe’ye çevirirken almadı. Yani o bölümleri kendisi sansürledi.”
Kaynak: Halide Edip Beni 13 Yıl Sömürdü; İhsan Yılmaz - Vedat Günyol Söyleşisi, Hürriyet Gazetesi Pazar Eki, 21 Nisan 2002
1998’de 19. Tüyap Kitap Fuarının onur yazarı seçildi. 1999’da 60. sanat yılını bir törenle kutladı. 9 Temmuz 2004’te İstanbul’da öldü.
Ölümünden sonra anısına Vedat Günyol Deneme Ödülü düzenlenmiştir.
"İnsan yoksulluğa düşmeye görsün! Vicdanla namusun sesi, mideden gelen feryatlar yanında pek zayıf kalır."
Vedat Günyol
Sayfa 89 - Aklımız Aklımıza Emanet
"İnsan ne zaman tükenir? Tüm yaşantısının kalıplaştığı, olduğundan başka hiçbir şey olmayacağını anladığı zaman değil mi?"
Vedat Günyol
Sayfa 54 - Yeni Bir Yılın Eşiğinde
"Bahçıvan: "Bilir misiniz, Françoise, der. Bir devrim ne de olsa bir savaştan daha iyidir. Çünkü, devrime isteyen gider, istemeyen gitmez."
Vedat Günyol
Sayfa 41 - Devlet ve Birey
Bütün geri kalmış ülkelerde, din şarlatanları yönetime ağırlıklarını koyuyorlar, etkilerini toplum yaşamının dört bir yanına yayarak.
"Senin anın bende çok sevilen bir kitap gibidir
Durmadan okunan ve hiçbir zaman kapanmayan diyorum."
Vedat Günyol
Sayfa 122 - Belliğime Çakılan Bir Anı-Aralık 1988
217 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bir başka incelemeden daha selamlar ola kikirikler.. Hemen uyarayım ki bu inceleme ister istemez uzun olacak .. Aslında her ne kadar bu kitabı hiç okumamışlar ve okumayı düşünmeyenler dahi olsa , bu eser hepimizi , biz bilmesek de ilgilendiriyor .. Nasıl mı ? Başlayalım öyleyse ..
Okuyacak olduğunuz hikaye, bir isim ile beraber bir ülkede start alıyor .. Avrupanın yükselişi..Güçlü krallar yeni yeni meydana iniyor .. Ateşli silahlar egemenliği ele almış ,şıkır şıkır zırhlarının içinde halen daha at koşturan ÇİKİ ÇİKİ süvariler var ama eli silahlı piyadeler onların son kullanım tarihlerini belirlemek üzereler .. Çekik gözlü gavur Çinliler odun kömürü , kükürt ve güherçileyi "bahçelerde börülce oynar gelin görümce" diyerek bir araya getirmiş , barutu icat etmişler .. Nerede miyiz ? İlerleyen dönemlerde Kutsal Roma' nın bir zamanlar hüküm sürdüğü topraklarda hak iddaa edecek olan Mussolini' nin memleketi İtalya' da.. Sene 1500 ler .. Bahsedeceğim şahıs aslen bir siyaset kuramcısı .. Çocukluğu Michalengelo ' nun çamura ve kağıtlara can verdiği dönemlere rastlıyor ( sözde ciddi olacaktı bu inceleme ama Mikelanj diyince sizin de aklınıza Öztürk Serengil gelmedi mi? dayanamadım valla napam ? =)) )..O sıralarda Floransa ' da borusu öten aile Mediciler..Hani şu banker aile ..Para bunlarda , canlı bunlarda anlıyacağınız o zamanlar.. Bu arkadaşımız da yanlış hatırlamıyorsam on dört, on beş hadi taş çatlasın on altı sene bu aileye karşı katı bir duruş sergileyen bir hükümetin sözcülüğünü , sekreterliğini yürütüyor .. Bir GS vs FB sendromu işte sen anla! Gün geliyor devran dönüyor, horoz dönüyor tavuk öpüyor ve bizimki işini kaybediyor .. İktidarda Mediciler ..Bunu alıp hapse atıyorlar komplo kurdun sen diyerek ..Bir süre işkence görüyor , uzun müddet hapiste yatırıyorlar ama adalet gereği kanıt yetersizliğinden kız kaçıran edasıyla serbest kalıyor arkadaşımız .. Tabi öncesinde Papanın oğlu Cesare Borgia 'nın kendisine karşı gelenlerin ümüğüne nasıl çöküp boğdurduğunu bir bir görüyor .. Kanın ve diktanın tadını alıyor .. İşte bu serbest kaldığı sıralarda hemencik iki kitap yazıyor bizimki..Birini millet sallamıyor o zamanlar ama konusu eskiye özlem ve eski Roma ile alakalı .. Diğeri ise Il Prince (Prens işte =) ). Bu , dini kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmayacak din simsarı ve otorite özlemiyle yanıp tutuşan güzide kardeşimiz İtalya ' da cumhuriyet kavramına KÖKÜNDEN karşı o dönemde..İtalya' yı ancak ve ancak bir despot bir araya getirebilir ona göre . Bu despotu da şöyle tanımlıyor : Papa kadar yalancı , oğlu kadar acımasız .. Şunlar da kendisine ait cümleler : HİÇ KİMSE PAPA KADAR AĞIRBAŞLI BİR BİÇİMDE ŞEREF SÖZÜ VERİP , VERDİĞİ SÖZDEN BÖYLESİNE ÇABUK DÖNEMEZ...1527 ' de öldüğünde İtalya' nın onun sözünü ettiği türden bir hükümdara sahip olamayacağı çok açıktı (en azından o dönemler)..Kim mi idi bu arkadaşımız ? Az sabır... =)))

Thomas More ise onun Prens ' i yazdığından tam 3 sene sonra , şu an incelemesini yaptığım bu kitabı yazdı .. Bildiğim kadarıyla hiç karşılaşmadılar ve hiç tanışmadılar da .. İkisi de Avrupa ' nın yükselişe geçtiği dönemlerde bu emekleyen ulusların zayıf ve güçlü yanlarını gayet iyi analiz ettiler .. More çok parlak bir kariyere ve parlak biz zekaya sahipti..Yirmisinde başarılı bir avukat iken , yirmilerinin ortasında parlamentoya girdi..Burada bir yasa tasarısı tartışılırken VII. Henry ' ye öyle bir ayar verdi ki , kral More ' un babasına hatırı sayılır bir para cezası vermek zorunda kaldı.. Sonrasında gelen VIII. Henry ise kendisini gayet seviyordu ve onu Adalet Bakanı olarak atadı..Gel zaman git zaman sonra More yukarda da belirttiğim gibi Ütopya' yı kaleme aldı .

Yunanca bir kelime ..Tüm koşulların , şartların güzel olduğu yer demek katharevousada (eski yunanca.. bkz : yunan dili okumuş olmanın yararları=) ).. Biz böyle bir yer olmadığı için dünya üzerinde , YALANYA da diyebiliriz =)) Bu kitapta , Thomas abimiz dönemin krallıklarının ardına düştüğü sonu gelmez askeri şöhret ve budalalıkları hicvediyor Portekizli bir gezginle sohbet ediyorum diyerek..Kralın yanındaki şakşakcıları topa tutuyor.. Diyor ki ; bırak artık savaşmayı ey eşşek Fransa kralı !! Elindekilerle yetin , halihazırda elinde olan topraklara bak ..Onlar sana zaten yeter!! Savaşla uğraşana kadar halkınla ilgilen , onların refahını sağla ..Ve ekliyor hemen "Tabi hiçbir kral buna yanaşmayacaktır!" Peki nasıl bir yerdir bu Yalanya pardon Utopia? Ne var orada ? Nasıl bir zihniyet egemen?
* Utopya' da kral yok .. Bir seçilmişler meclisi var .. Dolayısıyla çoğunluğun rızası ile alınan kararlar söz konusu ..
* Savaştan nefret ediliyor .. Savaş ancak meşru müdafa söz konusu olduğunda bir seçenek onlar için.. Mutlaka savaşmak gerekirse de komşuları PARAYATAPANLAR ' a para vererek kendileri adına savaştırıyorlar (sanırım o dönem , dış borçlarını savaşarak kapayan İsviçrelilere bir kapak yapmış More amcamız burada =) )
* Meclisin en büyük görevi sağlık , eğitim ve su işleri (su diyince garibine gitmesin emmoğlu..o dönemler din-tarım toplumu ortamlar =) )
* Aslen komunizm benzeri bir sistem bu ve herşey ortak..Herkes aynı şeyleri giyiyor ve on senede bir evini değiştiriyor..
* Üretici ve çiftçinin ensesinde boza pişirip vergi alan feodal beyler , lordlar falan yok..
* İş paylaşımı söz konusu lakin ağır işleri mahkumlar yapıyorlar.
* Kimse paraya değer vermiyor , örneğin mücevher takmıyor..
* Buraya çok dikkat !! Avukatları yok çünkü ONLARI ,ASIL İŞLERİ SORUNLARI GİZLEMEK OLAN İNSANLAR olarak görüyorlar ..

Bu kitabı ilginç kılan aslında bahsettiklerinin keskinliği veya tartışılabilirliği değil , zihinde yarattığı KUŞKULAR.. Thomas More yaşadığı dönemde , BİZİM İTALYALI ESAS OĞLANIN AKSİNE , gücün tek bir elde toplanmasından kaynaklanacak sorunları gayet iyi analiz etmiş .. Olası savaşları önceden görmüş baba - oğul Henryleri yakından tanıdığı için..
Esas oğlanımız ise yeni yeni serpilen ve kaba kuvvetle hükmedecek ulusları betimlemiş ve İtalya' nın bu uluslardan biri olacağını ummuş idi.. Thomas More ise bunun tam karşısındaydı ..O belirginleşen , gücü tek elde toplayan ulusların yaratacağı tehlikelere karşı uyardı.. Veeee tahmin edileceği üzere More ' un bahsettiği sistemi pek azı uyguladı..Avrupalılar, Il Prince 'in yolundan gitmeyi seçtiler ..Dünyayı keşfedenler , sömürecek olanlar şiddet yanlısı ve açgözlü MACHIAVELLI taraftarıydılar : Tüccarlar - Askerler ve Hükümdarlar..Sonrası mı ? Dünyanın neresinde olursanız olun .. Kafanızı kaldırıp alıcı gözüyle bir bakın çevrenize .. Tv den medyaya ,eğitim öğretim birimlerinden tutunda sağlık sistemlerine dek bu sistemin izlerini göreceksiniz..

NOT : bir kaç kelam daha edicem ama "Mazot ikmali" yapmam lazım =)) Bakkala gidip gelem az sürtem dışarlarda ayazı ağzıma yüzüme yiyip =))
250 syf.
·3 günde·Beğendi
Dünya Düşünce Tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Thomas More'un Utopia'sı; 1516'da kaleme alınmıştır, var olmayan,kurgusal bir adada geçmektedir. İnsanların eşit olduğu, toplumsal sınıfın ve özel mülkiyetin olmadığı; insanların refah içinde ve mutlu yaşadığı adada suçların da minimuma indiği gözlenmektedir. More kitabında ütopyalıları ve onların yaşam biçimlerini anlatarak, döneminin İngilteresi'ne de bir eleştiri getirmektedir. Kitaba odaklanarak okuduğunuzda zevk alacağınıza inanıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.
103 syf.
·3 günde·Puan vermedi
"Yaşam, bize bütün kitapların öğrettiğinden daha çoğunu öğretir. Çünkü yaşam, bize karşı direnir. İnsan, ancak engellerle karşılaşıp onları aşmaya çalıştıkça kendini tanıyabilir. "

Bazı yazarlar var ki bir kitabının gölgesinde kalabiliyor ne yazık ki. Diğer eserleri yokmuşcasına ismi hep o eseriyle anılıyor. Antoine de Saint-Exupéry'nin de aynı kaderi paylaştığını düşünüyorum. İsmi hep Küçük Prens ile anıldı. Yazar sanki Küçük Prens'i kaleme almış ve başka eser vermemiş gibi bir yanılgıya kapılmıştım ben de. Şimdi bu kitabını da keşfettiğim için mutluyum.

Yazarın eserlerinde pilotluk mesleğinden yararlanmayı sevdiği Küçük Prens'le zaten belli oluyordu. İnsanların Dünyası'nda da kendi pilotluk deneyimlerini ve maceralarını okuyucuya aktarıyor. Bunu yaparken de birçok şeye değiniyor. Yaşadığı maceraları masal tadında aktarıyor yazar. Antoine de Saint-Exupéry'den kuru bir anlatım da bekleyemeyiz zaten. Ancak bu kitabı Küçük Prens'le karşılaştırmak ve onu okurken aldığınız keyfi bu kitapta da aramak doğru olmayacaktır.

Yazar, kısaca hayattan ve insandan bahsediyor. Dostluk, sevgi, ölüm, yaşam ve daha bir çok şey konu ediliyor. Her yaşamın değerli olduğu, doktordan çobana herkesin hayatında gerçekleştirmesi gereken önemli bir görevi olduğu vurgulanıyor. Her birey önemliydi ve her birey bu gizemli yaşama kendinden bir şey katıyordu.
"Kendi payına düşen taşı yerine yerleştirirken, dünyanın kurulmasına yardımda bulunduğunun farkına varmaktır. "
Kitap, her satır arasına işlenmiş, hayata karşı bitmek bilmeyen bir sevgi ve bağlılığı sezdirerek sizi de aynı hisleri paylaşmaya çağırıyor..

Yer yer kitaptan kopmalar yaşadım, sürükleyicilik de arada sekteye uğradı gibi ama heyecan sonlara doğru arttı. Genel olarak beğendiğim bir kitap oldu. Şans verirseniz okuduğunuza pişman olmayacağınız bir kitap olabilir. Özellikle yazar hakkında biraz fikir sahibi olmak isteyenlerin tercih edebileceği bir kitap. Yazar hakkında fikir sahibi olurken, yazarın yaşam ve insan hakkında düşüncelerini duymak da artısı olacaktır.

Benim için kitabın en güzel yanı ise altı çizilesi, her biri değerli olan o cümleler..

"Bir meşe fidanı dikip az sonra geçip gölgesine oturmak ne mümkün!..."

"Yaşam böyledir işte. Önce, yıllar yılı ağaç dikmiş, zenginleşmişizdir. Sonra araya başka yıllar girmiş, zaman bütün bu yaptıklarımızı bir bir söküp atmıştır. "

"Dünyada bir tek gerçek lüks varsa o da insan ilişkisindeki lükstür. "

"Yalnız para pul için çalışırken, kendi elimizle kendi zindanımızı kuruyoruz."

"Sonunda birbirimize kavuşmuştuk. İnsanlar ömürleri boyunca başkalarıyla yan yana yürür. Ama herkes kendi sessizliği içine gömülmüş kalmıştır ."

"İnsanları korkuya salan bilinmeyen dediğimiz şeydir. Ama, bilinmeyenle karşı karşıya gelen her insan için, o artık bilinmeyen olmaktan çıkar."

"Yalnız dünya malına konmak hırsıyla didinenler, yaşanmaya değer hiçbir şey elde edemezler."

"Ama, ölen bir insanla birlikte bilinmeyen bir dünya da göçüp gitmektedir."

"Ancak en silik rolümüzü bile kavradığımız zaman, mutluluğa kavuşabileceğiz."

"Deneyimlerimiz bize göstermiştir ki, sevmek birbirini seyretmek değil, bir arada aynı yöne bakmaktır. "

"İnsanoğlunu ve gereksinimlerimi anlamak, en özlü yanlarını öğrenmek için, birinin gerçeğini öteninkine karşı koymamalıyız."

"Ölüm doğaya uygun olunca, ne kadar da tatlıdır."

Keyifli okumalar.
217 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10 puan
•Thomas More, İngiliz tarihinin büyük isimleri arasında sayılırken bir devlet adamı, bir hukukçu ve Katolik Kilisesi’nin bir savunucusu ünvanlarını ve aynı zamanda da dünya tarihinin ilk sosyalisti ünvanını almıştır.
•Thomas More, istemese de Kral’ın en yakınındaki kilit adam konumuna yükselmiş, görev bilinciyle devletine hizmet etmeye fazlasıyla emek vermiştir.
•Ülkesinin ve Hristiyanların birlik ve düzeninin bozulmaması adına Reformasyona karşı çıkmış ve idam edilmiştir.
•Orta çağda Yunanlılardan sonra tekrar yeşeren Hümanist akımının öncülerinden olmuş, Hümanist bilim adamlarıyla hep iletişim halinde olmuş, insan odaklı ideal bir devleti yani Ütopya’yı hayal etmiştir.
•Thomas More, insanların içinde bulundukları ekonomik koşullardan bağımsız olamayacaklarını; insanları kurtarmak ve yüceltmek için, bu koşulların değişmesi gerektiğini ifade etmişti aslında.
•Ütopya’da herkes mutlu, yiyecekler ve giyecekler bol; herkes, her şeyi ortaklaşa paylaşıyor, savaş ve kavgaya yer verilmiyor, öfke yer almıyor, kadın ve erkek eşitliği her yerde kendini gösteriyor, dinler özgürlüğü arttırıyor ve birleştirici bir nitelik kazanıyor, para ve altına değer verilmiyor, zenginlerin yoksulları sömürmesine izin verilmiyor, çalışma saatleri ciddi ölçüde kısalıyor, eğitim sorun olmaktan çıkıp parasız ve zorunlu oluyor, geçinemeyen eşler boşanabiliyor, insanların sağlık ihtiyaçları ücretsiz karşılanıyor...
•Ütopya, adeta yeryüzünde cennet özleminin ifade edilmiş hali; nerdeyse cennetten hiçbir farkı kalmamış.
•Ütopya iki bölümden oluşuyor; ilk bölümü bir hikaye niteliği taşırken ikinci bölümü yazarın artık Ütopya’nın tüm özelliklerini anlattığı bir monoloğa dönüşmektedir.
•Ütopya’nın üslubu gayet samimi ve akıcı; eser okuyucuyu hayal aleminde gezdirirken düşündürüyor ve adeta Ütopya’nın insanlarıyla tek tek tanıştırıyor.
•Etkilendim, çok beğendim, defalarca okuyabilirim; her fikrine yüzde yüz katılmasam da genel olarak tutarlı ve etkileyici bir eserle tanışmanın hazzını iliklerime kadar tattım.
•Mutlaka ama mutlaka okuyun!..
250 syf.
·10/10 puan
Merhabalar Hasan Ali Yücel Klasikleri arasında yer alan en değerli eserlerden biri olan Ütopya geç olsada okuyup bitirdim.Eser dünyanın kirli ve çarpık düzenini gözler önüne sermektedir.Dünyanın en iyi şekilde portresini çizmektedir.Hayatımızda var olan var olmayan karşılaştırmalar,dünyanın tasviri ve gelecekte biraz olsa bile güzel bir hayat İçin umudun olduğunu belirtmektedir.Kitap tam olarak şunu belirtmektedir idea bir düzen olsaydı o devlet nasıl olurdu ve sonuçları neler getirirdi bunları göz önüne sermektedir.Böyle bir devlet olsaydı dünyanın şimdiki sorunları olur muydu ? Neler değişirdi ? Bunları okudukça daha iyi anlıyoruz.Kitapta dünya devletlerinin kirli işlerini,rüşvetini,adaletini,eşitsizliğini,parasını ve şöhretini gibi kavramlar üzerinde durmaktadır.İnsanların dünyevi değerler ve hırs için neler yapabileceğini bizlere göstermektedir.Ütopya anlaşılarak tekrar tekrar okunması gereken bir eserdir.
Keyifli Okumalar Dilerim
144 syf.
·3 günde
Toplum Sözleşmesi, az okunan, ama üzerinde durmadan söz edilen eserlerin başında gelir. Duymayanınız yoktur heralde, peki okuyanınız? 250 yıl olmuş Jean-Jacques Rousseau bu kitabı yazalı. (Bu arada ismi çok iyi değil mi, can cak russo) O dönemin şartlarında böyle bir kitap yazmak, fikir üretmek ve asırlar sonra bile güncelliğini geçerliğini yitirmemesi kitabın önemini anlatmaya yeter heralde. Kitap dört bölümden oluşuyor; birinci bölüm toplumun sözleşmeye kurulduğundan, ikinci bölüm egemen varlıktan, üçüncü bölüm hükümetler üzerinden sistemlerden ve son bölümde sistemin işleyişinden bahsediyor.
Jacques Rousseau, kitabı yazma sebebinden bahsederken, #24672738 "Özgür bir devletin yurttaşı ve egemen varlığın bir üyesi olarak dünyaya geldiğim için, kamu işlerinde sözlerimin etkisi ne denli az da olsa, oy verme hakkım bu işleri öğrenmek görevini yüklenmeme elverir." diyor. Bu da bizim apolitik gençlerimize biraz ders olur umarım.
Kitabı okurken bir çok yerini not aldım, galiba daha sonra da okuyacağım bir kitap. Sizde geciktirmeyin okuyun.
158 syf.
·10/10 puan
Huzur.. Hayat boyu aradığımız peşinden koştuğumuz huzur. Bu uğurda bazen içimize kapandığımız bazen kendimizi bağımlılıklara bıraktığımız bazen eşimize dostumuza sarıldığımız bazen de kendimizi kalabalıklara vurduğumuz huzur.. Deniz manzaralarında, doğada, köşklerde, lüks yatlarda, barlarda, pavyonlarda, bir insanın sıcaklığında aradığımız huzur. Peki neredeydi bunca zaman, biz kendimizi yerken için için bitirirken köşe bucak ararken neredeydi? Onu bulmak için Nilgün Marmara’nın dediği gibi, Kafatasımızın içini, bir küçük huzur adına aynalarla mı kaplatmalıydık yoksa Sait Faik gibi kendimizi doğaya mı bırakmalıydık? Onlar bulabildiler mi acaba?

Sürekli yalnızlıklardan bahsettik belki de huzur toplu olarak yaşamayı bilmekteydi, toplumdaydı, geleceğe güven ile bakabilmekteydi, can güvenliğimizin olmasıydı, zamanımızın çoğunu başkalarının hesabına çalışarak geçirmemekteydi, dini inanışlara saygıdaydı, bilimdeydi, eğitimdeydi, felsefedeydi, sanattaydı.. Toplum olarak bireylerin huzurunu kaçırmak, çatışmak yerine insana ve insanlığa değer vermekteydi..

Thomas More’de 1516 yılında yayınlanmış Ütopya isimli kitabında huzuru aramış. Yönetenlerden ziyade yönetilenlerin huzurunu refahını. Tarih ne kadar da esik değil mi? Yaklaşık 500 yıl önce.. Üzerinden yüzyıllar geçse de insanlığın sorunları hala aynı. Kitabı iki kısma ayırmış, ilk bölümde dönemin İngiltere ve Fransa’sının sorunlarına yer vermiş. İkinci kısımda ise; zihninde yeni bir ülke yaratmış “Ütopya”. Ne kadar da manidar bir isim değil mi?

Ütopya isimli ülkede insanlar huzur, refah içinde. Bu mükemmel ülkeden çağına göndermelerde bulunmuş. Bunların en çarpıcılarından bir tanesi; insanların hayvanlar gibi çalıştırılması, çalışan bu insanların tüm insanlık adına üreten tek kesim olması, gördükleri muamele ve bu insanlar bu şekilde çalışıp yaşarken efendi, yöneten konumunda olanların hiçbir iş yapmadıkları halde en lüks hayatı yaşayıp çılgınca tüketmeleri.

Yazarın değindiği diğer konular ise; dini hoşgörü, mülkiyet kavramı, savaş ve devlet yönetimi. Bu konuların hepsi zaten iç içe günlük hayatta da. İnsanlığın baş düşmanı. Tüm sorunların kaynağı. Yazar savaş için diyorki, en şerefli zafer bile onur kırıcıdır, insan kanı döktüğü için. Ayrıca yarattığı ülkedeki hiçbir bireyi de savaşa göndermiyor, kimseyi öldürtmüyor çok zor da kalmadığı sürece.

Burada kitaptan koparak mülkiyet kavramı üzerin birkaç cümle de ben kurmak isterim. Herkesin bu kavrama yüklediği farklı anlamlar vardır. Hatta bu kavrama yüklenen anlamlar üzerinden kişilerin ideolojileri hakkında yorumlar da yapılır. Burada bahsettiklerim kesinlikle ideolojik değil kavram ile alakalıdır. Mülkiyet bana göre ahlaksızlıktır, bencilliktir. Dünyadaki suçların %80’inin kaynağı insanlığın baş düşmanıdır. Temel olarak sahip olma iç güdüsünden gelir. Yeri gelir insanın öyle bir gözünü döndürür ki her şeyi yaptırır. Hırsızlık, cinayet, gasp, rüşvet vs. Aklınıza ne kadar pislik geliyorsa. Yahu üç günlük dünya hepimiz kiracıyız, nedir bu alıp veremediğiniz, benim olsa ne senin olsa ne..

Her zaman pislikte değil, iyi niyetli insanlarda bunun kurbanı.. Bir ev için ömrünü feda eden, bir telefon, araba için türlü sıkıntılara giren insanlarla dolu sokaklar.. BEN İNSAN HAYATININ BU KADAR KIYMETSİZ OLMADIĞINI DAHA BÜYÜK AMAÇLAR PEŞİNDE KOŞMAMIZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.

Kitap güzel ben sevdim. Okumak isteyenlere de tavsiye ederim. Bu arada şu mülkiyet meselesini de bir düşünün.

Herkese keyifli okumalar dilerim..
136 syf.
·2 günde·9/10 puan
Yerleşik hayata geçme Göbekli Tepe keşfine kadar çiftçilikle bağdaştırılıyor olsa da bu keşiften sonra amacını değiştirmiş ve insanların bir araya gelmesi, iç içe yaşaması tapınaklara yakın olabilme isteği amacını ortaya çıkarmıştır. Göbekli Tepe’de bulunan T Sütunları ilk insanların sosyalizasyon nedenidir. Dinsel ritüeller aracılığıyla insanlığın yavaş yavaş yerleşik hayata geçmeleri kişileri gruplara, grupları topluluklara ve toplulukları da devlet haline getirme gerekliliği doğurmuştur. İnsanların toplum olma isteği ihtiyaçtan, devlet olma isteği ise toplumun daimi olabilmesi gerekliliğinden doğmuştur.

Devlet olma gerekliliği de yanında birçok şeyi beraberinde getirir. Bu gerekliliğin en önemlisi de yasa adı altında bulunan genellikle devletin ve uyruklarının yararına olan yazılı kararlardır. Kişilerin özgürlüğünü ve eşitliğini temel alarak her uyruğa hitap ettikleri su götürmezdir.

Yazarımız hakkında söylenecek çok şey vardır. Ancak bu lezzeti siz okurların İtiraflarım adlı eserinden okumanızı tavsiye ederim. Bunun nedeni ise Jean-Jacques Rousseau’yu tanımayan ya da yüzeysel tanıyanların asla inanamayacakları bir yaşam öyküsüdür. Romantik felsefe anlayışının fikir babası ya da öncüsü olması ise gözlemlediği her şeyin batmakta olduğu düşüncesini bütün eserlerinde okurlarına romantik bir dille anlattı. Rousseau’yu diğer filozoflardan ayıran en temel özellik ise kullandığı dilin yalın, arı ve anlaşılır olmasıdır. Kendisinden sonra gelen birçok aristokrat/filozofların fikir babası ya da eleştiri kaynağı olmuştur.

Okuma-Yazma bilmeyen bir kadın ile evliliğinden beş çocuğunun olması ve bu çocuklarının her birini yetimhanelere bırakması, Emile gibi bir kitabın ise böyle bir düşünce yapısından çıkıp, eğitim alanında yazılmış en iyi kitap olması yazarın talihi midir yoksa kaderin oyunu mudur? Bunu bilmem ama iyi bir gözlemci, etrafındaki her hareketi iyi okuma ve duygudaşlık gibi meziyetler kişi aristokrat olmasa da güzel düşünceleri ortaya dökebileceğine bir kanıt olduğudur. Doğayı kendine rehber edinen bir iki filozoftan birisidir.

Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev eserinin yazılması; yazarın evden işe giderken yaya yolunu tercih etmesinden Dijon Akademisi’nin yayımlamış olduğu dergide “Bilimlerin ve sanatların gelişmesi ahlakın düzelmesine yardım etmiş midir?” sorusu etken olmuş ve yazarın hayatını baştan sona değiştirmiştir. Sorunun cevabını dillere destan olacak bir biçimde olumsuz olarak cevaplamıştır. Bu eser Rousseau’nun miladı sayılabilir.

Toplum sözleşmesi siyaset ve devlet yönetimi alanında yazılmış en temel ve en iyi kitapların başında gelir. Egemenliğin ve mutlak gücün tanımlarının yapıldığı, devlet yapılarının harika bir şekilde tanımlandığı bu eser, herkesin ilgi alanı olan siyaseti en iyi vurgulayan cümle topluluklarıdır. İçerisinde bol eleştiri ve yazarın yorumlarından çıkarılacak sayısız ders vardır. Ancak bu eseri ele almandan önce Platon’un Devlet adlı eserini okumak okur için faydalı olacaktır.

Her halkın kral olduğu demokrasi, sadece aydın kişilerin yönetime giriştiği aristokrasi ve sadece kralın kral olduğu monarşi gibi devlet yönetim şekillerini de gördüğümüz kitap okuruna toplum sözleşmesi okumadan önce ve toplum sözleşmesi okuduktan sonra ciddi manada bir fikir farklılığı sunuyor.

Yasaları ile gerçek bir devlet babası olan Lykurgos, Atinalı Solon gibi kanun koyucularından bahsinin geçtiği eserde Sulla, Sezar gibi monark liderlere de yer veriyor ve yönetimin nasıl yıkıldığı biz okurlarına haklı sebeple göstererek sunuyor. Unutulmaması gereken şey ise her yönetim şekli yıkımına doğru başka bir yönetim şeklinin zemini oluşturuyor olmasıdır.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir vurgusunu ancak bilinçli toplumlarda görebiliriz. Aksi olduğu sürece yönetim şekli demokrasi olsa bile yürütme mekanizması bir monarşiden farksız olur. Despot, diktatör ya da Yunanlarda gördüğümüz tiranlar gibi halkın ezilmesine ve bütün yükün uyrukların sırtında olmasına sebebiyet verir. Ancak bilinçli bir toplumdaki uyruklar yürütme mekanizmasında bulunan kişilerin görevli olduğunu bilir ve en kısa zamanda gereğini yaparak hükümet değişikliğine gider. Demokrasi ortamı kadar hiçbir yönetim şekli isyana açık bir şekil değildir.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi yerinde ve okur tarafından anlaşılmayacak hiçbir yazımı yoktur. Kitap dört bölüm halinde sunulmuştur. Sayfa kalitesi standart okurunu üzmeyecek şekildedir. Kitabın tek kötü tarafı bu güzel anlatım diliyle daha fazla zaman geçiremeyecek olmanızdır. Ancak bu kadar az sayfada bile birçok şeyi özleyecek ve bakış açınızı daha da genişleteceksiniz.

Sözün özü; siyaset toplum içerisinde yaşayan herkesin içerisinde bulunması gereken bir anlayıştır. Siyasetle ilgilenmiyorum demek ciddi oranda yaşamıyorum demekle aynı şeyi ima eder. Bu sebeple siyaset alanında fikir sahibi olmak, bu güzel yazar ile tanışmak için kitap kesinlikle okunulası ve şiddetle tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.

Son olarak bir kuş katliamında söz etmek isterim. Her yönetici kararı tabi ki de yasa değildir ve her yasa topluma hayırlı olacak diye de bir kaide içermemektedir. 20. Yüzyıl Çin lideri Mao Zedung Çin’de iyi bir tarım ortamı yaratmak isteğiyle hemen reformlara başladı. Serçelerin tarım alanlarına zarar vermesinden dolayı ise serçelerin öldürülmesi gerektiğini beyan edip, halka bu seferberliğin başladığını duyurdu. Hatta öyle bir hal aldı ki bu iş; en çok serçe öldürenler ödüllere layık görüldü. Tahminen 2 milyar serçe katliamı yapıldı. Ancak sonuç beklendiği gibi olmadı. Serçelerin olmayışı tarım alanlarında böceklerin türemesine ve tarım alanlarını mahvetmesiyle ciddi bir kıtlık meydana getirdi. Çin halkı ve lideri yaptıkları yanlışı anladılar, geç olsa da serçelere değer vermeye kutsal saymaya başladılar. Ama iş işten geçmişti. Daha sonrasında ise Rusya’dan serçe ithal edip hayatlarına devam ettiler. Tarihe ise en büyük kuş katliamı olarak yansıdı.

Neyse Hobbes'in dediği gibi insan insanın kurdudur.
249 syf.
·3 günde·Beğendi
Bu kitabı okurken içimden hep "Vaaaoouuuvvv keşke bende Utopıa da yaşasam" dedim. Tam manası ile ideal toplumu ve ideal devleti anlatıyor bu eser.
Eseri yazan Thamos More kitapta sürekli Utopia'nın ne kadar adil bir devlet olduğundan bahsediyor ve kendi devletlerimizde de bu tür bir sistem kullanmamız gerektiğinden bahsediyor ama buna ters bir şekilde de Thomas More'un idam edilmeside ne kadar acıdır...
Bu kitaptan anladığım bir toplumda kargaşanın olmamasını istiyorsanız o toplumda parayı, altını, değerli eşyaları kıymetsiz kılmalısınız. Utopia'da paranın değeri insanların gözünde sıfır.
Okunması gereken nadide bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Vedat Günyol
Unvan:
Türk Çevirmen, Eleştirmen, Yayıncı ve Yazar.
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1912
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 2004
Çıkardığı Yeni Ufuklar dergisiyle Sabahattin Eyuboğlu, Azra Erhat ve Halikarnas Balıkçısı ile birlikte Türk hümanizmini kurmaya çalışmıştır.
Arnavutluk'tan gelen bir baba ile Diyarbakırlı bir annenin çocuğu olarak İstanbul Fatih'te doğdu.[1] Orta öğrenimini 1934’de Saint Benoit Fransız Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İlk çevirilerini üniversite yıllarında yaptı.
Paris’te başladığı Devletler Hukuku doktorasını 2. Dünya Savaşı yüzünden yarım bırakmak zorunda kaldı ama 10 yıl sonra geri dönerek tamamladı. Paris’te bulunduğu sürede Halide Edip Adıvar ve eşi Adnan Adıvar ile yakın dost oldu. Halide Edip Adıvar ile ortak çeviriler yaptı. 1941’de Cemal Nadir ve Arkadaş adlı haftalık çocuk dergisini yayınladı. Şirket-i Hayriye ve Yücel dergilerinde çevirmenlik yaptı.
İstanbul Hukuk Fakültesi'nde amme hukuku asistanlığı ve Fransızca okutmanlığı (1939-40); Vefa Lisesi (1940) ve Gedikpaşa Ortaokulu'nda Fransızca öğretmenliği; Ankara MEB'de neşriyat müdürlüğü ve tercüme bürosu üyeliği (1942-50); aynı tarihlerde Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Ankara Gazi Lisesi'nde ve İtalyan Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği (1950); Banko Di Roma'da hukuk müşavirliği (1955-60) görevlerinde bulundu. 1950’de İstanbul barosuna 2550 sicil numarası ile kaydoldu, 8 yıl avukatlık yaptı. 1962 yılında Çan Yayınlarını kurdu. 1972 yılında Atatürk Erkek Lisesi (Taksim) Fransızca Öğretmenliğinden emekli oldu. Birçok ansiklopedide edebi kurul üyeliği yapmıştır.
İki defa yargılanmıştır. Sabahattin Eyüboğlu ile beraber çevirdikleri ve Devrim Yazıları adıyla yayınladıkları bir kitap yüzünden 2 yıl yargılandıktan sonra serbest bırakıldı; 1971’de ise Komünist Parti Kurucularından olduğu iddiasıyla Sabahattin Eyüboğlu ve eşi, Azra Erhat, Yaşar Kemal ve eşi ile birlikte tutuklandı ama ilk celsede beraat ettiler.
Maltepe Üniversitesi bünyesindeki Özel Marmara Radyo Televizyon ve Gazetecilik Anadolu Teknik Lisesi'nde Türker Gedik ile birlikte İnsan Hakları ve Demokrasi dersleri veren Vedat Günyol'a Nisan 2002'de Maltepe Üniversitesi tarafından fahri doktorluk unvanı verildi. Üniversitenin Cevizli Kampusu'nda 2 Mayıs 1998'de Vedat Günyol'un bağışlarıyla açılan bir Vedat Günyol Kitaplığı da bulunuyor.
21 Nisan 2002 tarihinde Hürriyet Gazetesi muhabiri İhsan Yılmaz, Vedat Günyol ile söyleşisini yayınlar: “Türkiye’ye döndüklerinde onlarla görüştüm, asistanlık yaptım. Halide Edip ile Türk’ün Ateşle İmtihanı’nı İngilizce’den Türkçe’ye çevirisini birlikte yaptık. O dikte ediyor ben yazıyordum. Hastalanınca Vedat sen git tercüme edip getir bana diyor, bu sefer ben tercüme ediyorum, o düzeltiyor. Kitabın orijinali Turkish Ordeal’di Ama kitabın İngilizce baskısında Atatürk aleyhine yazdığı yerleri Türkçe’ye çevirirken almadı. Yani o bölümleri kendisi sansürledi.”
Kaynak: Halide Edip Beni 13 Yıl Sömürdü; İhsan Yılmaz - Vedat Günyol Söyleşisi, Hürriyet Gazetesi Pazar Eki, 21 Nisan 2002
1998’de 19. Tüyap Kitap Fuarının onur yazarı seçildi. 1999’da 60. sanat yılını bir törenle kutladı. 9 Temmuz 2004’te İstanbul’da öldü.
Ölümünden sonra anısına Vedat Günyol Deneme Ödülü düzenlenmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 32 okur beğendi.
  • 20,2bin okur okudu.
  • 939 okur okuyor.
  • 12,2bin okur okuyacak.
  • 544 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları