Giriş Yap

Vigdis Hjorth

Yazar
8.2
624 Kişi
1.531
Okunma
54
Beğeni
3.307
Gösterim
309 syf.
·
12 günde okudu
·
Beğendi
"İnsan ailesini seçemez ama hikayesini anlatmayı seçebilir." Norveçli bir aile. Dört kardeş, anne ve baba. Baba daha hayattayken kardeşler arasında başlayan bir miras meselesi nedeniyle ikiye bölünmüş bir aile ve babanın ölüm haberi ile başlayan bir hikaye. Her ne kadar hikaye bir aile ve miras meselesi gibi başlasa da okudukça öğreniyoruz ki anne ve babası ile görüşmeyen, kardeşleriyle de mesafeli bir ilişkisi olan Bergljot'un çocukluğundan gelen, babası nedeniyle yaşadığı travmanın, saramadığı yarasının hikayesidir aslında Miras. Bergljot'a kalan asıl miras yıllardır çektiği acıdır, bir türlü sağaltamadığı yarasıdır, duyuramadığı sesidir. Anlaşılacağı üzere ensest bir ilişki söz konusu kitapta baba ve kız arasında. Aslında çocuğun yaşı göz önüne alındığında bunun adı pedofili oluyor. Çünkü Bergljot bunları beş ile yedi yaşları arasında yaşıyor. Herkesin bildiği ama yine herkesin böyle bir şey yokmuş gibi davrandığı (özellikle annenin) bilindik, hep rastlanılan, üzeri örtülen bu durum Bergljot'un hayatı boyunca baş etmek için çabaladığı en büyük problemi oluyor. Çağdaş Norveç edebiyatının en önemli temsilcilerinden Vigdis Hjorth'un 50'li yaşlarındaki Bergljot'un çocukluk travmasından yola çıkarak kaleme aldığı Miras yayınlandığı dönem çok ses getiren bir roman olmuş. Kitabın ses getirmesinin esas nedeniyse hikayenin yazarın kendi hayatından esinlenerek yazdığını söylemiş olması. Evet Vigdis Hjorth bu yazılması zor hikayeyi cesurca, ajite etmeden oldukça başarılı ve çarpıcı bir şekilde anlatmış. Kitabın yayınlanmasından sonra en büyük tepkiyi ailesinden görmüş ve hatta kız kardeşlerinden biri kendi bakış acılarıyla karşı bir roman kaleme almış ve Hjorth'u yalanlamış. Yazar Miras için bir söyleşisinde “en politik kitabım” demiş. Devlet ya da kurumlar bir şey yapmadıkları sürece hangi coğrafyada olursa olsun bu tür korkunç olaylar devam ediyor ve ne yazık ki edecekte. Bu nedenle ensest de, cinsel taciz de, kadın cinayetleri de politiktir. Vigdis Hjorth bu kadar hassas bir konunun yani sıra aile içi iliskilere, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan toplumsal ve politik olaylara da değinmiş, ayrıca metni edebiyattan ve sinemadan öğelerle de zenginleştirmiş. Konusu her ne kadar zor olsa da gerek yazarın anlatımı ve kullandığı dil gerekse çevirinin başarısı ile kolay ve elinizden düşürmeden okuyacağınız bir kitap Miras. "Barışmak, affetmek? İnsan itiraf edilmemiş bir şeyi affedemez ki!" İyi okumalar...
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
309 syf.
·
4 günde okudu
·
Beğendi
·
8/10 puan
Acı çekmeyi herkes bilir. Etrafı yakınlarıyla örülüyken yapayalnız kalmayı herkes bilir. Hepimizin başına en az bir kez gelmiştir , boyundan büyük bir yükün altında kalıp ezilmek. Hepimizi harcamıştır bir kutsallık. Hepimizin gözünün önünde bir görüntü vardır bunlardan birine uyan. Muhakkak. Ama işte, “kimsenin dinlemek istemediği önemli bir hikayesi olduğunda, bir kişinin sesi nasıldır?” bilenimiz az. Hangi renktir boğazımızdaki düğüm? Bunu görenimiz az. Çünkü yaşayan kadar çok değildir anlatabilmenimiz. Ve yaşayan kadar çok değildir dinleyenimiz. Vigdis Hjorth
Miras
kitabında işte bu renkleri gösteriyor bize. Bu sesleri duyuruyor. Muhakkak, yakışır bunlara şöyle kulak yırtan bir çığlık. Ve güneşe kıpırtısız bakmak gibi olmalı bunlara bakmak. Haklısınız, haklısınız ama, işte o bizi duygu yumağına sokan, boğazımızda düğüm, göğsümüzde yumru olan anlatımlar var ya, işte onlar en kolayı edebiyatta. Ver duyguyu gitsin. E zaten mesele okuru etkilemek değil mi? Değil mi ki damardan şırınga edilirse acı, hedefine ulaşır kitap.
Vigdis Hjorth
dostlar, değil onlardan. Edebiyatta kolaya kaçanlardan yani. Süslü mü süslü, şiirsel mi şiirsel, altı çizilmesi cümlelerle bezeli bir kitaba kurban etmemiş edebiyatı. Var olsun. Erkek egemen sistemin içinde şiddete maruz kalan kadına dair bir hikayeyi çok çarpıcı bir şekilde, ama müthiş bir serinkanlılıkla ele almış. Üstelik bunu yaparken, karakterinin içinde bulunduğu ruh halini öyle gerçekçi tahlil etmiş ki, sanki bu bir kurgu değil de, yazarın başından geçenleri dinliyormuş gibi oluyorsunuz. Karakter yaratmadaki başarısının üstüne edebi bir anlatım da eklenince övgüyü hak eden, övüldükçe elden ele dolaşan bir kitap çıkarmış ortaya. Bağırmadan, kuzeyin gri, buz mavisi dinginliğine sararak, abartısız, naif, zarifçe anlatmış. Ne güzel anlatmış. Belki o yüzden, bu kadar duygu yoğunluğu olan bir meseleyi okuyup bitirince, içimiz dağlanmış değil de, biraz empati kurmuş, bilinciniz bir zerre daha aydınlanmış kalkıyoruz masadan. Yenik değil, muzaffer okuyucular tarafında saymış bizi. Sağolsun. Okuru bol olsun.. Keyifli okumalar..
·
3 yorumun tümünü gör
309 syf.
İnsan En Kötü Yarasını Ailesinden Mi Alır?
Son dönem Norveç edebiyatının yükselişi tüm edebiyatseverlerin malumu. Miras romanı bu çıtayı daha da yukarıya taşıyor bana göre. Norveç yazarlar bireyin iç dünyasını, travmalarını ve ilginç fikirleriyle yaşam içinde nasıl bir yalnızlığa sürüklendiklerini anlatmada oldukça başarılılar. Ve en önemlisi onları okuduğumuzda ciddi anlamda edebiyattan keyif alıyoruz. Gelelim Miras romanı ve onun yazarına. Miras romanı Vigdis Hjorth’un Norveç’te çok ses getirmiş, kısa zamanda çok okunmuş ve ödüllere layık görülmüş bir roman. Türkiye’de de birkaç ay önce yayınlandı. Vigdis romanında bir ailenin arka portresini bize sunuyor. Dört kardeş, iki kulübe ve bir sır. Olay her ne kadar miras kavgası gibi görünse de aslında roman kahramanı ve anlatıcı Berglijot için hiç de öyle değildir. Çünkü Berglijot’un bir sırrı var. Kitap boyunca kendime şu soruyu sordum: “İnsan en büyük yarasını ailesinden mi alır?” Sanırım cevabı evet. Çünkü bizi yaralayan en büyük olaylar hep en sevdiklerimiz yüzünden olur. Onların bilinçsizce çocukluğumuzu katletmeleriyle olur. Çocuklukta her ne yaşarsak yaşayalım hiç şüphesiz bu bizim bütün yaşamımızı şekillendiriyor. Yaşam serüvenimiz boyunca aldığımız her karar, çizdiğimiz her yolun altında çocuklukta yaşadığımız bu travmanın izini görebiliyoruz. Denilebilir ki: ne mutlu çocukluk travması olmayan insanlara. Kitap babanın ölümüyle başlıyor. Ölen bir baba, acılı bir anne ve birbirinden kopuk ilişkiler yürüten dört yetişkin kardeş. Her birinin ailesi ve çocukları. Berglijot’un romandaki yaşının altmış civarı olması ve buna rağmen çocukluğunda yaşadığı travmanın onu hala bu kadar etkilemesi beni ayrıca şaşırttı. Demek ki ne olursa olsun bazı hikayeler yaşlanmıyor, bazı anılar içimizde bir yerlerde tüm çıplaklığı ile aynı kalıyor. Kitabın psikolojik tarafında Froud ve Jung bulunuyor. Yazar psikanaliz kuramını çok ustaca romana yedirmekle kalmamış aynı zamanda roman kahramanı Berglijot’un psikanaliz sonucunda tüm travmasını nasıl gözler önüne serildiğini ve psikanalizin önemini de gösteriyor. Roman boyunca Berglijot sık sık kendisine, “Derdim neydi?” diye soruyor. Bizde bu acılı kadınla berber kendimize soruyoruz hem kendi derdimizin ne olduğunu hem de Berglijot derdinin ne olduğunu. Bir sır. Bunu yazar çok saklamıyor. Söylüyor okuruna. Ve okur olarak bu sırrı öğrendiğimizde roman daha da içsellik kazanarak ilerlemeye başlıyor. Tam da bu kısımda yazarın belki de tüm okurlarının düşünmesini istediklerini düşünmeye başlıyoruz. “Kendi felaketime koşmak için zorlayıcı bir dürtü vardı içimde. Derdim neydi?” En kötü hikayemizi ailemiz yazmışsa buna gerçekten aile diyebilir miyiz? Ve bizi en çok üzenin annemiz ya da babamız olduğunu öğrendiğimizde ebeveynimizle aramıza nasıl bir uçurum girer? Aile ilişkilerinin sağlıklı olabilmesi için önce anne ve babanın sağlıklı bir ilişkisinin olması gerekir. Sevgisiz bir anne baba eşittir mutsuz çocuklar. Bu romanda sanırım beni en çok etkileyen yerlerden biri de Berglijot’un annesi için söyledikleriydi. Bu kısımda yazar erkek egemenliğinin bir kadın gözünde nasıl göründüğünü o kadar ustaca göstermişki kendi cinsiyetimden tiksinti duydum. Erkekler ve onların iç dünyaları. Tanrım! Berglijot annesi için söylediklerini buraya bırakmak istiyorum. Sanırım birçoğumuz bunu kendi anne ve babamızın ilişkisini anımsayacağız. “Annem babamın mülküydü. Babam bu güzel mülküyle gurur duyarken, annem kaygılar içerisinde parıldardı. Annem saf ve tecrübesiz olduğundan masumdu. Pek çok erkek tecrübesiz, saf, içten, kolayca secde edebilecek çocuklukta, hayran, özverili, hevesli, bağımlı, ironi ile işi olmayan, gizlisi saklısı bulunmayan kadınlara bayılır. Annem tecrübesizdi, çocuksuydu, çocuksu olmayı tercih etmişti. Annem yetişkin olmayı tercih etseydi gerçeklerle başa çıkamazdı. Annem o zamanlar tamda erkeklerin istediği türden bir kadındı. Tarla kuşu devrinde, tarla kuşunun âlâsı.” Ciddi anlamda yazarın üslubuna ve anlatımına hayran kaldım. Çok başarılıydı. Umarım başka romanları da bir an önce Türkçeye çevrilir. Roman hakkında söylenecek daha birçok şey var ama detaylara girmekten kaçınıyorum. Eğer bu romanı okumayı düşünüyorsanız, düşünmeyin, okuyun.
·
1 yorumun tümünü gör
309 syf.
·
13 günde okudu
·
Puan vermedi
… bir savaştan çıktın, yara bere içindesin, ancak birkaç gün içinde daha iyi hissedeceksin, daha iyi olması için genellikle önce canı yanar insanın. #miras #vigdishjorth Acının eşiğini düşünmeden acının içinde kaybolmaya adanmış bi can olduğun zamanları hatırlıyor musun? Mühürlerin ince - dokunur dokunmaz soyulmaya meyilli , daha çocuk , yara izin sonra ? Hangi anından geliyor o yaralar- çok isterdim hepsinin sebebinin bir bisiklet kazasından, bi koşma telaşından , bi sevgi sarılmasından olsun. SEVGİ— diyorum SEVGİ , sevginin bedenine dokunduğunu hissettiğin ama sevenin seni iyi mi kötü mü sevdiğini bilmediğin zamanlardan geliyorum ben- +7 yaş ‘ tan sonrası değil de benim derdim biraz da hatırlayamadıklarında- üstünü nasıl örttüğüne bile odaklanamadığın bazen aklına düştüğünde hayal ürünü sanıp başından savdıklarında… Kitabın adı gibi- miras kalan ,iki kulübe- bi dağılmış aile değil aslında - Berglijot’ un haykıracakları var. Belki senin haykırmak isteyip de cesaret bulamadıklarına bir seslenişi var. Babadan kalan bi miras, bir yük , bi ağrı adı her neyse… ben ona miras diyeceğim- koca koca tıknaz sessiz bi miras… #miras
Reklam
·
Reklamlar hakkında
309 syf.
·
19 saatte okudu
·
10/10 puan
Aile Güven ve Emniyetinden Mahrum Kalmanın En Korkunç Hali
Bir aile içinde dünyaya geliyorsunuz. En güvendikleriniz anneniz ve babanız ve daha çok küçüksünüz. Kime sığınabilir, nereye gidebilirsiniz? Gerçeğe dayalı yazılmış bu kitapta geçenler kanımı dondurdu. Çok spoiler vermek istemiyorum. İskandinav yazarların kitaplarını hep beğenmişimdir. Dili sade,net ve akıcı. Norveç edebiyatının güzel bir örneği. Bir aile ve resmen odada bir fil var. Ve bu aile fertleri odadaki fili görmek istemiyorlar. Yani problemi görmek istemiyorlar ve ondan kaçıyorlar. Problemi meydana getiren ve buna sessiz kalanlar değil ama yaşayan ve anlatan suçlu.... Şimdiden okuyacaklara iyi okumalar diliyorum.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
14
136 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.17