1000Kitap Logosu
Vladimir İlyiç Lenin

Vladimir İlyiç Lenin

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
4.597
Okunma
497
Beğeni
18,7bin
Gösterim
Tam adı
Vladimir İlyiç Ulyanov, V. İ. Lenin
Unvan
Rus Sosyalist Devrimci, Ekim Devrimi'nin Lideri, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin Öncülü Olan Rus Komünist Partisi/bolşevik Lideri, Yazar
Doğum
Ulyanovsk, Rusya İmparatorluğu, 1870
Ölüm
Moskova, Sovyetler Birliği, 1924
Yaşamı
Vladimir İlyiç Ulyanov, bilinen adıyla Lenin (22 Nisan 1870, Simbirsk - 21 Ocak 1924, Moskova), Rus sosyalist devrimci, Ekim Devrimi'nin lideri, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin öncülü olan Rus Komünist Partisi/Bolşevik lideridir. Lenin aynı zamanda Marksist teorik ve felsefi yazıların yazarı olarak bilimsel sosyalizmin Marx ve Engels sonrası geliştiricilerindendir. Lenin'in en büyük amacı; kapitalizmin uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden proleter bir dünya devrimi oluşturup toplumsal sınıf karşıtlıklarının olmadığı insan toplumunun tarihsel oluşumuna öncülük etmekti. Kendisi, Marksizm üzerine kurulmuş politik ve ekonomik bir teori olan Leninizm'in de kurucusudur. Leninizm, Marksizmin çağın gereklerine göre hem kuramsal hem politik hem de ekonomik alanda, temel ilkelere bağlı kalarak yeniden uyarlanması olarak anlaşılır. Leninizm kavramı, yeni olgular ve yeni bilimsel gelişmeler doğrultusunda Marksizmin yeniden üretilmesi gereği üzerinden değerlendirilir ve Marksizmin devrimci ve bilimsel özüne uygun olarak geliştirilmesi olarak anlaşılır. Rusya İmparatorluğu zamanında adı Simbirsk olan Ulyanovsk'ta doğan Lenin demokrasi ve özgür eğitim için mücadele veren devlet memuru İlya Nikolayeviç Ulyanov (1831-1886) ile liberal görüşlere sahip Maria Aleksandrovna Ulyanov'un (1835-1916) oğludur. Ailenin etnik yapısı çeşitlilik gösterir. "Lenin'in ataları Rus, Kalmuk (Oyrat), Tatar, Yahudi, Alman, İsveçli ve muhtemelen diğer birkaç halka daha mensuptur." Lenin Rus Ortodoks Kilisesi'nde vaftiz edilmiştir. Yaşamının ilk yıllarında iki trajedi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birincisi 1886 yılında babasının beyin kanamasından ölümü, ikincisi de Mayıs 1887'de ağabeyi Aleksandr İlyiç Ulyanov'un Rus çarı III. Aleksandr'ın hayatına kasteden bir bombalama eylemine katılması nedeniyle asılmasıdır. Aleksandr tutuklandığı sırada yanında bulunan kızkardeşi Anna, Karzan yakınlarındaki küçük Kokuchkino kasabasına sürülmüştür. Resmi Sovyet biyografilerinde, devrimci eylemlerinin temelinin bu olaylarda yattığı söylenir. Sovyet ders kitabında basılan Beluzov'un ünlü resmi genç Lenin'i ve annesini Aleksandr'ın kaybı için yas tutarken gösterir. "Farklı bir yol izleyeceğiz" cümlesi Lenin'in halk devrimi için anarşist ve bireysel yöntemler yerine Marksist bir yaklaşım seçtiği anlamına gelmektedir. Lenin Marksizm ile ilgilenmeye başladıktan sonra öğrenci gösterilerine katıldı ve sonunda tutuklandı. Kazan Üniversitesi'nden atıldıktan sonra bağımsız olarak çalışmalarına devam etti ve 1891 yılında avukatlık yapmak için lisans aldı. Latince ve Yunanca konusunda kendini gösteren Lenin aynı zamanda Almanca, Fransızca ve İngilizce de öğrendi. Ancak Fransızca ve Almanca bilgileri yetersizdi. 1917'de Inessa Armand'ın yardımıyla Fransızca ve İngilizce ile yazılan makaleleri çevirmiş ve aynı yıl Cenevre'de S.N. Raviç'e Benim Fransızca ile ders verme kabiliyetim yok. demiştir. Lenin Samara'da birkaç yıl çalıştıktan sonra 1893 yılında St. Petersburg'a yerleşti. Kariyer yapmak yerine devrimci propaganda ile uğraşmayı tercih etti ve Marksizm üzerine çalıştı. 7 Aralık 1895'te tutuklandı. 14 ay tutulduktan sonra Sibirya'daki Shushenskoye köyüne sürgüne gönderildi. Temmuz 1898'de bir sosyalist eylemci olan Nadejda Krupskaya ile evlendi. Nisan 1899'da Razvitiye kapitalizma v Rossi (Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi - Geniş-Çaplı Sanayi İçin Bir İçpazarın Oluşma Süreci) yayımlandı. 1900 yılında cezasının sona ermesinin ardından Rusya'da ve Avrupa'nın çeşitli şehirlerinde çalıştı. Zürih, Cenevre, Münih, Prag, Viyana, Manchester ve Londra'da bulundu. Sürgünde iken, sonraları önde gelen rakiplerinden olacak olan Julius Martov ile Iskra gazetesini kurdu. Devrimci hareket üzerine çeşitli makaleler ve kitaplar yazdı. Bu dönemde çeşitli mahlaslar kullandıktan sonra sonunda Lenin mahlasını kullanmaya karar verdi. Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nde (RSDİP) etkin görev aldı. 1903 yılında yazdığı Çto delat? kitapçığının kısmen etkilemesiyle ortaya çıkan parti içi bölünmede Menşeviklere karşı Bolşeviklere önderlik etti. Bu kitapçığın devrim öncesi Rusya'sında en etkili kitapçıklardan biri olduğu söylenir. 1906 yılında RSDİP'nin başkanlığına seçildi ve güvenlik nedeniyle 1907 yılında Finlandiya'ya geçti. Avrupa'daki seyahatlerine devam ederek 1912'de Prag Parti Konferansı ve 1915'de Zimmerwald Konferansı gibi birçok sosyalist toplantıya ve etkinliğe katıldı. Lenin Zimmerwald Solu'nun en önemli lideriydi. Inessa Armand Rusya'yı terkedip Paris'e yerleştikten sonra sürgünde yaşayan Lenin ve diğer Bolşevikler'le karşılaştı. Armand'ın bu dönemde Lenin'in sevgilisi olduğuna inanılır. Lenin daha sonra İsviçre'ye geçti. 1914 yılında I. Dünya Savaşı başladığında, o zamanlar kendilerini Marksist diye tanımlayan Avrupa'nın Sosyal Demokrat partileri kendi ülkelerinin savaş için harcadığı çabayı destekledi. Lenin, Alman Sosyal Demokratları'nın savaşı desteklediğine ilk başlarda inanmamıştı, bu olaylar neticesinde savaşı destekleyen partilerden oluşan İkinci Enternasyonal'den ayrıldı. Lenin "emperyalist savaş" olarak nitelediği bu durumun sınıflar arası savaşa dönmesi gerektiğini savunuyordu. Ekim Devrimi 8 Kasım'da Lenin, Rus Sovyet Kongresi tarafından "Halk Komiserleri Konsey Başkanı" (hükümet başkanı) seçildi. "Komünizm Sovyet iktidarı ile tüm ülkeye elektriğin ulaştırılmasıdır" diyen Lenin, Rusya'nın her yerine elektrik götürülmesinin ve tarım ile sanayinin modernize edilmesinin önemini vurgulamıştır. "Sanayinin modern ve ileri teknoloji üzerinde örgütlenmesinin ve kent ile kırsal arasında bağlantı sağlayacak olan elektriğin yaygınlaştırılmasının kent ile kırsal arasındaki ayrımı ortadan kaldıracağını, kırsaldaki kültür düzeyini yükseltmeye olanak sağlayacağını ve ülkenin en ücra köşelerinde bile geri kalmışlığı, cehaleti, yoksulluğu, hastalığı ve barbarlığı yok edeceğini köylülere göstermeliyiz." Herkes için ücretsiz evrensel bir sağlık sistemi kurmak, kadınlara haklarını iade etmek ve okur yazar olmayan Rus halkına okuma yazma öğretmek konularında çok hevesliydi. Ama Bolşevik hükümetinin öncelikli eylemi Rusya'yı I. Dünya Savaşı'ndan çekip kurtarmaktı. Yaşamının son yılları Lenin'in sağlığı, devrim ve savaşın getirdiği gerginlik sonucu oldukça zarar görmüş, suikast girişiminde aldığı yaralar sağlık durumunu daha da kötüye götürmüştü. Kurşun hala boynunda idi ve omuriliğe yakın durduğu için, o günün tıp tekniğiyle çıkarılması mümkün değildi. 1922 Mayıs'ında ilk defa felç geçirerek sağ tarafı kısmen felçli kalan Lenin'in hükümetteki rolü giderek azaldı. Aynı yılın Aralık ayında geçirdiği ikinci felçten sonra aktif politikadan çekildi. 1923 Mart'ında geçirdiği üçüncü felcin sonrasında konuşma yeteneğini de yitirerek ölene kadar yatağa bağımlı kaldı. İlk kez felç geçirdikten sonra, hükümet ile ilgili bazı yazıları eşine dikte ettirdi. Bunların arasında en ünlüsü Lenin'in Vasiyeti'dir. Bu vasiyette, başta Stalin olmak üzere önde gelen komünistleri eleştiriyordu. 1922 Nisan ayından itibaren Komünist Parti'nin genel sekreteri olan Stalin'in eline sınırsız bir otoritenin geçtiğini söylemiş ve yoldaşların Stalin'i bu görevden uzaklaştırmak için bir yol aramalarını önermiştir. Lenin'in ölümünden sonra eşi, 1924 Mayıs'ındaki 13. Parti Kongresi'nde okunmak üzere vasiyeti Merkez Komite Sekretaryasına teslim eder. Vasiyet o dönemde partiyi yöneten Grigori Zinoviev, Lev Kamenev ve Josef Stalin'i zor durumda bırakır. Partide Lenin'in büyük otoritesi ve saygınlığı metnin örtbas edilmesi ihtimalini imkansız kılıyordu. Ancak Leon Troçki'ye karşı iktidar mücadelesi veren Zinoviev, Kamenev ve Stalin ellerini zayıflatmak da istemiyorlardı. Bu durumda Merkez Komite toplanacak[29] ve metnin 13. Kongre delegelerine not tutmamaları ve metinden kongrede bahsetmemeleri şartıyla okutulmasına karar verilir. Lenin'in eşi Krupskaya karara karşı çıksa da sonuç değişmez. Metin delegeler tarafından ayrı ayrı okunur ve Lenin'in beklediği iddia edilen etkiyi yaratmaz. Stalin Genel Sekreterliğe devam eder. Vasiyetin bır kısmı ilk olarak 1926 yılında Max Eastman tarafından Amerika Birleşik Devletleri'nde yayımlandı. Troçki ise partiden tasfiye edilip sürgüne gittiği dönem içerisinde 1934 yılında metni basacaktır. Lenin 21 Ocak 1924 günü, 53 yaşında öldü. Lenin'in ölüm sebebi için yapılan resmi açıklama serebral arteriyoskleroz ya da dördüncü bir inme idi. Ancak Lenin'i tedavi etmeye çalışan 27 doktorun yalnız sekizi otopsi raporunda bu sonuca vardığı için, ölümü ile ilgili başka teoriler de ortaya atıldı. Tarihçilerin büyük çoğunluğu ölüm sebebinin, suikast neticesi boynunda kalan kurşunun neden olduğu bir felç olduğu konusunda hemfikirdir. Lenin'in ölümünden üç gün sonra Petrograd şehrinin adı Leningrad olarak değiştirildi. Sovyetler Birliği, 1991 yılında dağıldıktan sonra şehrin adı Sankt Petersburg oldu. Leonid Krasin'in önerisiyle mumyalanan naaşı 27 Ocak 1924 tarihinde Moskova'da Lenin'in Mozolesi'nde daimi istirahatgahına kondu.
94 syf.
·
2 günde
Mülksüzleştirenleri Mülksüzleştireceğiz!
Marksizm’in ne olduğu sorulduğunda, muhtemelen “Marx’ın öğretileri” cevabı gelecektir. Marx’ın öğretilerinin ne olduğu ise “komünizm” denecektir. Komünizm nedir sorusu ise “eşitlikçi bir düzen” cevabıyla taçlandırılacaktır. Ancak bunlar yeterli cevaplar olmaya yakın değil. Marx’ın kapitalizm hakkındaki incelemeleri, çözümü ve felsefi düşünceleri tek kelimeyle özetlenemez. Marx’ın öğretileri “komünizm”den daha kapsamlıdır. Bu kitapta başlangıçta Marx’ın hayatıyla sade bir giriş yapıyor Lenin. Ardından “Marx’ın Öğretisi” başlığıyla ciddi bir konuya gireceğini belli ediyor. Burada; felsefi materyalizm, diyalektik, materyalist tarih anlayışı ve son olarak da sınıf savaşını tanımlıyor. Marksizm’e merakı olmayıp da ilk defa okuyacak olanların bu kısımları okurken zorluk çektiğine eminim. Bu felsefi kısımlar hakkında kısaca anlatım yapıp, ardından da ekonomik öğretilerine ve sosyalizm bölümünden bahsedeceğiz. 1) Marx’ın Felsefi Öğretileri 1.1) Materyalizm ve İdealizm Kimi filozoflar felsefelerini yaparken maddeye (doğa), kimileri düşünceye (ruh) öncelik vermiş, öbürünü ikincil plana atmıştır. Lenin’in bu kitapta da yer verdiği üzere; Engels,
Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu
Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu
adlı kitabında şöyle yazıyor: “Her felsefenin, ama özellikle de yeni felsefenin en büyük sorunu düşüncenin oluşla, ruhun doğayla ilişkisi, bunlardan hangisinin ilk olduğudur: Ruh mu önce gelir, doğa mı? Bu soruya verdikleri yanıtlara göre filozoflar iki büyük kampa ayrılmışlardır. Doğadan önce ruh vardı diyerek öyle ya da böyle dünyanın yaratıldığını kabul edenler idealist kampı oluştururken, doğanın ruhtan önce geldiğini öne süren öbür grupsa, değişik ekolleriyle materyalizmi oluşturdu.” A) İdealizm İdealizm sürekli egemen sınıfların çıkarları doğrultusunda hizmet veren bir yöntem olmuştur. İdealistler, zihnin dünyanın temeli olduğunu savunurlar. Bu açıdan ikiye ayrılırlar: a) Öznel İdealistler Şeptulin’e göre, “Bazılarına göre, dünyadaki tüm fenomenlerin temelini oluşturan zihin, insanın bilinci, duyumları, algıları, kanıları ve fikirleri biçiminde, insanın öznel faaliyeti olarak var olur. Böyle düşünen filozoflara, öznel idealist denir.” Yani bu fikirde olan insanlar insan aklının nesnel gerçeği yansıtamayacağını, dolayısıyla gerçeğe ulaşamayacağını varsayar. Bunlara örnek olarak 18. yüzyıl filozoflarından Fichte’yi verebiliriz. b) Nesnel İdealistler Yine Şeptulin’in tanımına göre, nesnel idealistler, “zihnin Mutlak İdea olarak, saf bilinç ve benzeri bir biçimde var olduğunu savunurlar.” Nesnel idealistlere Platon’u örnek verebiliriz. İster öznel, ister nesnel olsun; idealizm, emekçi kitlelerin gerçekliğe yeryüzünde ulaşması için büyük bir engeldir. Din, her iki idealizmi de içine alır. Dinler, mükafatın öbür dünyada olacağını varsayarlarken, nedense idealizme saldıranlara karşı cezalarını bu dünyada göstermektedirler. B) Materyalizm Materyalistlere göre, madde bilinçten önce gelir. Bilinç, maddenin belirli koşullarda ortaya çıkan bir özelliğidir. Marx ve Engels, Feuerbach’ın materyalizmini yetersiz bulmuş, onun “'asıl özünü' alarak, onu materyalizmin bilimsel ve felsefi bir teorisi biçiminde geliştirmişler, ve onun idealist, dini-ahlaki kabuklarını kaldırıp atmışlardır.” Marx’ın Kapital’in ikinci basımına ön söz olarak yazdığı gibi: “idea adı altında bağımsız bir özneye bile dönüştürdüğü düşünme süreci, bu sürecin sadece dış görünüşünü oluşturan gerçekliğin demiurgosudur (yaratıcı, var eden)... Bendeyse, tam tersine, düşünsel olan (das Idealle), maddi olanın insan kafasına yerleştirilmiş ve tercüme edilmiş biçiminden başka bir şey değildir.” 1.2) Diyalektik Diyalektik, metafiziğin tam karşıtıdır. Diyalektiğe göre hiçbir şey durağan değildir, kalıcı değildir, sonsuz değildir. Doğa, toplum, hayat, hatta gerçekliğin kendisi bile bir değişim içindedir ve doğaya bakış açısı her şeyin birbirinden bağımsız değil, hepsinin belli bir bağ içinde bulunduğudur. Bir şeyi ezberleyip, bir daha onun hakkında düşünmemek diyalektik mantığa uygun değildir. O şeyin doğumu, gelişimi, ölümü, yok oluşu, dönüşümü… Diyalektik bununla ilgilenir ve doğaya böyle bakar. Engels, metafizik yanlılarını
Anti-Dühring
Anti-Dühring
kitabında şöyle eleştirir: "...Yalnızca evet, evet, hayır, hayır diye konuşur, bunun dışındaki her şey ona göre önemsizdir. Ona göre bir şey ya vardır, ya da yoktur. Bir şey aynı zamanda hem kendisi hem de bir başkası olamaz. Olumlu ve olumsuz birbirini mutlak olarak dıştalar..." Diyalektik fikri ilk olarak Antik Yunan’da görülse de onu geliştiren 18. yüzyıl filozoflarından Hegel’dir. Ancak Hegel diyalektiğinin bazı sorunları vardır. Onun diyalektiği idealisttir. Hegel’e göre dış dünya, fikrinin gelişmesi için zorunlu bir bahaneden başka bir şey değildir. Engels,
Anti-Dühring
Anti-Dühring
kitabında şöyle der: “Ben ve Marx, bilinçli diyalektiği (idealizmin ve o arada Hegelciliğin de yıkımından) kurtarmayı ve onu doğanın materyalist kavranışına uygulamayı kendine görev edinmiş biricik insanlardık diyebilirim.” Marx da Kapital’e yazdığı şu ön sözle Hegel’le olan farkını şöyle açıklıyor: "Benim diyalektik yöntemim, yalnızca ilkeleri bakımından Hegel'inkinden ayrılmakla kalmaz, aynı zamanda doğrudan doğruya ona karşıt bir yol tutar. Hegel'e göre, Fikir adı altında bağımsız bir özne oluşturan düşüncenin süreci gerçeğin yaratıcısıdır; gerçek bu akışın dışa vurmasından başka bir şey değildir. Bana göre ise, tam tersine, fikirler dünyası insan zihnine yansımış, aktarılmış olan madde dünyasından başka bir şey değildir (...) Diyalektik, Hegel'de bir aldatmacaya, mistikleşmeye varır gerçi, ama bu, onun hareket ve gelişmenin genel biçimlerini bütünüyle ve bilinçle ilk kez ortaya koymasını önlemez. N'eyleyelim ki, Hegel'de diyalektik altüst olmuştur, baş aşağı durmaktadır. Mistik kabuğun altındaki akılcı çekirdeği bulmak için onu tersine çevirmek, yani ayakları üstüne oturtmak gerekmektedir." Dediği gibi, Hegel’in diyalektiğini ayakları üstüne oturtmuştur. 1.3) Materyalist Tarih Anlayışı Lenin’in bu kitapta değindiği gibi, “Mademki materyalizme göre genel olarak bilinç varlıktandır ve bunun tersi söz konusu değildir, öyleyse bunun toplum yaşamına uygulanması da, toplumsal bilinç, toplumsal varlıktandır.” Devamında da şunu ekliyor: “Toplumun maddi üretici güçleri, gelişmelerinin belli bir aşamasında mevcut üretim ilişkileriyle ya da –bunun yalnızca hukuksal ifadesi olarak– içinde bugüne dek var oldukları, geliştikleri mülkiyet ilişkileriyle çelişkiye düşerler. Bu ilişkiler artık üretici güçlerin gelişme formu olmaktan çıkar, onlara ayak bağına dönüşür. Böylece toplumsal devrim dönemi başlar.” Lenin’e bu açıklamayı yapmaya iten Marx’ın şu sözüdür: “İnsanların varlığını belirleyen bilinçleri değil, bilinçlerini belirleyen toplumsal varlıklarıdır.” Bu cümleyi biraz açmak için
Anarşizm mi Sosyalizm mi?
Anarşizm mi Sosyalizm mi?
kitabında bahsedilen bir örneği özet geçelim: Küçük bir atölyeye sahip olan bir ayakkabıcı düşünün, bu ayakkabıcı büyük fabrikatörlerle rekabete giremediğinden dolayı dükkanını kapatır ve Adelkhanov’un fabrikasında işçi olarak işe başlar. Bu fabrikaya girme sebebi orada sürekli ücretli işçi olarak çalışmak istemesi değil, para arttırıp, belirli bir miktar sermaye biriktirerek ayakkabıcısını geri açmak istemesidir. Bu aşamada kendisi bir proleterken, bilinci burjuva bilincidir. “Açıktır ki, burada, yani toplumsal yaşamda da, ilk önce dış koşullar değişir, ilk önce bir insanın durumu değişir ve ardından buna uygun olarak bilinci değişir.” Bu proleterleşmiş ayakkabıcı çalışmaya devam eder ve para biriktirmenin öyle kolay bir şey olmadığını görür. Ardından ayakkabıcı açmak artık kendisine çekici gelmemeye başlar; kira ödeme, müşteri kaprisleri, fabrikatörlerin rekabeti vb. sorunlar gözünde büyür. Proleterleşmişken hayatında böyle sorunlar yoktur. Sabah işe gider, akşam döner; zarfını cebine atar. Burada ayakkabıcımızın gönlünde ilk kez proleter özlemler uyanır. Zaman geçer, ayakkabıcımız aldığı paranın en gerekli şeyleri almakta bile yetersiz olduğunu, bir ücret artışına ihtiyacı olduğunu görür. Bu sırada mesai arkadaşlarından “grev, birlik” gibi kelimeler işitir. Durumunu düzeltmenin bir atölye açmak değil, işverene karşı mücadele etmek olduğunu fark eder. Grevlere katılır ve sosyalist düşüncenin hakimiyeti altına girer. Burada görüldüğü gibi, kişinin önce maddi durumu değişmiş; sonra bilinci değişmiştir. Toplumsal yaşamda da aynı şekilde önce maddi koşullar değişir, ardından bilinci değişir. #164501874 1.4) Sınıf Savaşımı #164506009 Tarihin sınıf savaşımları tarihi olduğunu, bugün de bir sınıf savaşımı içinde olduğumuzu biliyoruz. Kapitalist sistemdeki burjuvazi ve proletarya olarak öne çıkan iki sınıfın çıkarları birbiriyle zıttır. “Günümüzde burjuvaziye karşı direnmekte olan tüm toplumsal sınıflar içinde yalnızca proletarya, gerçekten devrimci bir sınıf olarak karşımıza çıkıyor. Öbür bütün sınıflar, ağır sanayinin gelişmesiyle birlikte, yok oluşla sonuçlanacak bir düşüş içine gireceklerdir. Proletarya ise, ağır sanayinin kendisinin ürünüdür.” Bu sınıfların barıştırılması, bir uyum içerisinde yaşaması mümkün değildir. Bunun neden böyle olduğunu en iyi Marx’ın ekonomik öğretilerinde anlayacağız. 2) Marx’ın Ekonomik Öğretisi 2.1) Değer “Her günkü deneyimlerimiz bize gösteriyor ki, gerçekleşen bu türden milyonlarca, milyarlarca mübadele hiç durmadan, birbirinden çok farklı, birbiriyle karşılaştırılamayacak her türden kullanım değerini birbirine eşitliyor.” Lenin bu bölümü oldukça açık anlatıyor. “Belli bir toplumsal ilişkiler sisteminde sürekli olarak birbirine eşitlenen bunca farklı şey arasında ortak olan nedir? Ortak olan, bunların tümünün emek ürünü olmasıdır. Ürünleri birbiriyle değiştirerek, insanlar, birbirinden çok farklı emek türlerini birbirine eşitlemiş olurlar.” Gerçekten de, dünyadaki tüm alakasız emtia üretimlerini birbirine bağlayan tek şey emektir. Marx metayı iki yönlü bir şey olarak inceler: kullanım değeri ve mübadele değeri. Lenin’in kitapta tanımladığı üzere: “Şeylerin yararları, onların kullanım değerini ortaya çıkarır.” Marx’tan alıntıladığı üzere de: “Şeylerin değerini, onlarda yatan emek süreleri belirler.” 2.2) Artık Değer (veya Artı Değer) “Ücretli işçi, toprak, fabrika ya da iş, emek araçları sahibine iş gücünü satar. İşçi, iş gününün bir bölümünü, kendisinin ve ailesinin varlığını sürdürmek için harcar (işçinin ücreti); iş gününün kalan bölümünde ise işçi herhangi bir karşılık almaksızın çalışır, bu sürede kapitalistin ve kapitalistler sınıfının kazançlarının, zenginliklerinin kaynağını oluşturan artık değer yaratır.” Lenin’in de yazdığı üzere, sermayenin genel formülü: “P-M-P, yani, bir metayı (üzerine kâr koyarak) satmak için satın almak.” (P: Para, M: Meta) Patronlar, bir ürünü üretirken kullandıkları ham maddenin parasını satın aldığı şirkete tamı tamına ödemektedirler. Aynı şekilde, kullanılan makinenin ve enerjinin parası da diğer patronlara tamı tamına ödenir. Peki soralım, bu kâr nereden gelir? Kâr, işçinin sömürülen emeğidir. İşçinin çalınan bu emeği, patronun sermayesini arttırır ve bu sermayeyi başka işçileri sömürmek için tekrar kullanır. Patronun işçilere ekmek verdiği hikayesi, aslında işçinin elinden çaldığı ekmek hikayesine dönüşür. Birincisi bir yalan, ikincisi gerçektir. Artık değeri biraz daha net tanımlamak gerekirse: i.hizliresim.com/so4f6u6.jpeg Resimde solda görülen emekçi, “Ben üretiyorum” diyor; ve görselde 8 saatlik emeği görülüyor. Ardından patron geliyor ve “Ben de alıyorum” diyor ve işçinin 6 saatlik emeğini çalıyor. Burada patronun bu kadar çok kazanmadığına dair itiraz gelebilir. Örneğin patronun aldığı 6/8’lik parça, %75’e tekabül eder ve bu kâr oranına ulaşamayan patron oldukça fazladır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. Patronun aldığı 6 parçanın bir kısmı şirketin tanıtımı, iş kollarını genişletmesi ve büyümesi gibi hususlar için harcanır. Bunların sayesinde şirketin sattığı ürün sayısı artar. Örneğin %40 kârla 100 ürün satmak yerine, reklamını yaparak %20 kârla 10.000 ürün satmak daha mantıklıdır. Bir diğer dikkat edilmesi gereken husus da bunların işçiyi hiç ilgilendirmediğidir. Sonuçta patron kârını katbekat arttırırken, bu işçiye hiçbir şekilde yansımaz ve olan, sömürülen emeğine olur. Bu sömürü hem ahlaki olarak yanlıştır, hem de toplumsal olarak. Ama bu durum, tek bir patrona indirgenebilecek bir şey değildir. Bu bir sistem sorunudur. Kapitalist sistem içinde bir şirketi olan patron, işçilerine olabildiğince az maaş vermelidir ki; masrafları kısmış olsun, diğer şirketlerle rekabet etme şansı olsun. Eğer işçilere normalin üstünde ödemeye kalkarsa, uzun vadede onun için büyük bir sermaye kaybı olur. Diğer şirketler, daha ucuza iş gücü mal ediyorsa, öbür şirketi batma eşiğine götürebilir. Aynı şekilde işçilerin tam emeğinin karşılığını ödemeleri ise imkansızdır. Bu da kapitalizm yıkılmadan, emek sömürüsünün asla bitmeyeceğini gösterir. Lenin de kitapta artık değer konusuna kendi örneğini verir: “İş gücünü satın alan para sahibi, haklı olarak onu kullanır, yani işçiyi bütün gün, diyelim 12 saat, çalışmak zorunda bırakır. Bu arada işçi 6 saatlik bir çalışmayla (‘zorunlu’ çalışma süresi) hayatını sürdürmesini sağlayacak ürünü yaratır, kalan 6 saatte (‘artık’ çalışma süresi) ise kapitalist tarafından karşılığı ödenmeyen ‘artık’ ürün ya da artık değer yaratır.” Bir işçinin ömrünün yarısını asalak patronu kazansın diye geçirmesi kabul edilebilir değildir. 3) Sosyalizm #164529519 Lenin,
Devlet ve Devrim
Devlet ve Devrim
adlı kitabında şöyle der: “Burjuva devletleri biçim bakımından çok çeşitlidir, ama özleri aynıdır: Biçimleri ne olursa olsun bütün bu devletler, son çözümlemede, kaçınılmaz olarak birer burjuva diktatörlüğüdür.” Devlet; egemen sınıfın -burjuvazinin-, proletarya üzerindeki baskısı için vardır. Engels’e göre devlet kavramının olmadığı zamanlar vardı. Ne zaman ki toplum sınıflara bölündü, o zaman bir siyasal erkin diğeri üzerindeki baskısı için devlet ortaya çıktı. Lenin bu kitapta da en ilerici burjuva devletinin bile burjuva diktatörlüğünün ve ücretlik kölelik gerçeğini değiştirmeyeceğini, yalnızca biçiminin değiştiğini söyler. Oysa Engels’e göre üretim araçlarına tüm toplumun yararına el konursa, bu, onun devlet olarak son eylemi olacaktır. “İnsanları yönetmenin yerini şeylerin yönetilmesi ve üretim sürecinin düzenlenmesi alır. Devlet ‘lağvedilmeyecek’, yok olup gidecektir.” Bu incelemeden sonra, kitabın sonundaki “Marksizm’in Üç Kaynağı ve Bileşeni” bölümünü tekrar okumanızı tavsiye ederim. Mülksüzleştirenleri mülksüzleştireceğimiz gün gelene kadar sınıf savaşımına devam! “(…) Sermaye tekeli, kendisiyle birlikte ve kendisinin hükmü altında gelişen üretim tarzının ayak bağı olur. Üretim araçlarının merkezileşmesi ve emeğin toplumsallaşması, sonunda, bunların kapitalist kabuklarıyla uyuşamadıkları bir noktaya ulaşır. Kabuk parçalanır. Kapitalist özel mülkiyetin saati çalmıştır. Mülksüzleştirenler mülksüzleştirilir.” (Kapital, I)
Karl Marx ve Marksizm Üzerine
Okuyacaklarıma Ekle
84 syf.
·
1 günde
Lenin'in din hakkındaki fikirlerini kendisinin anlattığı bir kitap. Tanrı ve dini acımasızca eleştiriyor hatta yoksayıyor. Sosyalistin tanrıtanımaz olması gerektiğini sık sık vurguluyor. Din tüccarlarının halkı sömürmesine karşı düşüncelerini belirtiyor.Günümüzde de bu sorunla hala savaşmaktayız. Lenin'e her ne kadar katıldığım noktalar varsa da katılmadıklarım da mevcut. Herkesin onlar gibi düşünmesini bekleyen Lenin, burda karşı çıktığı tarafa benziyor aslında. Herkesin aynı dini yaşamadığı bir toplumda herkes aynı ideolojiyi de savunmak zorunda değildir. Bana göre devlet din, ideoloji,ırk,cinsiyet fark etmeksizin her bireye eşit ve adaletli davranmalıdır. "Dinsel önyargılarla savaşırken son derece dikkatli olmalıyız; kimileri, dinsel duyguları inciterek bu savaşımda çok zarara yol açıyorlar. Propagandayı ve eğitimi kullanmalıyız. Savaşımı aşırı sertleştirmekle yalnızca halkın öfkesini uyandırabiliriz; böyle savaşım yöntemleri, halkın dinsel yollar boyunca bölünmesinin sürmesine vesile olur; oysa bizim kuvvetimiz birliktedir. En derin dinsel önyargı kaynağı yoksulluk ve bilgisizliktir; savaşmamız gereken kötülük de budur."
Sosyalizm ve Din
Okuyacaklarıma Ekle
28 syf.
·
1 günde
Apê Lenîn
Apê Lenîn di hin aliyan de mafdare . Dibêje " heta ku kedxwarî hebe , wekhevî nabe-. Axayê axê bi karker re nabe wekhev , an jî mirovê birçî bi mirovê têr re nabe weke hev ." Bêguman ev gotin rast in û gelek xweşik in jî lê gotin û kirinên Apê Lenîn ne wekhev in. Ji ber ku di navbera "dewleta kapîtalîst " bi navkirina wî , û dewleta komunîstan de tu cudahî tune. Her du jî bi awayekî cuda û navgînên nû xwe wek rastiya civakê didin nîşan. -Kurdên ji xwe re dibêjin em komunîst in,ji kerema xwe komunîzmê bi kurdî bixwîn in û têbigihîj in maneya wê.
Dewlet
0.0/10 · 2 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
94 syf.
·
2 günde
Marksizimin kuramsal geliştiricisi Leninin kaleme aldı bir kitap. Kitap bir gazete için makale tarzında yazılmış ve 4 bölümde toplanmış. 1. Bölümde felsefi materyalizm , diyalektik, materyalist tarih anlayışı ve sınıf savaşı konusunda Marx'ın düşüncelerini açıklamaya çalışmış. Ama bu bölümü açıklarken pek anlaşılır açıklamamış, biraz zor anlaşılıyor . 2. Bölümde Değer ve Artık Değer çok güzel açıklamış. Marx felsefesinin temelini oluşturuyor. 3. Bölümde Sosyalizm anlatılmış. 4. Bölümde Proletaryanın Sınıf Savaşı Taktiği anlatılmış. Kitabı okumak için iyi bir alt yapıya sahip olmak gerekiyor. Lenin Marx'ın notlarından derleyerek yapmış. Okumakta bazen zorluk çektim.
Karl Marx ve Marksizm Üzerine
Okuyacaklarıma Ekle
128 syf.
·
Puan vermedi
"Paris komünü 150" Kitabın anlaşılır zorlamayan güzel bir anlatımı var, yüzeysel geçmiş bazı noktalar mevcut ama okunması gereken kitaplar arasında. 72 gün süren bir süreç sonucu ne olursa olsun bir amaç için ortak noktalarda buluşan bir halkın mücadelesi .128 syf bir iki günde okunabilecek bir kitap gün gün neler yaşandı?, olaylar nasıl gelişti?, halk daha sonra nasıl bastırıldı? kısa ve öz bir şekilde anlatılıyor.
Paris Komünü 150
9.4/10 · 19 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
136 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
lenin'in marksizmde sol sapmayı eleştirdigi ünlü kitabıdır. lenin marksizm ve devrim açısından sol sapmayı sağ sapma (legalizm) kadar tehlikeli görmese de devrimin dik bir doğrultu üzerinde burjuvaziyle hiçbir uzlaşma anlaşma eğilimine girilmeden gerçekleştirilebileceğini düşünen maceracılara bu kitabıyla güzel bir tokat atmıştır. sınıf savaşımında devrimci taktiğin nasıl olması gerektiği konusunda bir baş ucu eseri diyebiliriz. Her solcunun mutlaka okuması gerektigini düşünüyorum.
"Sol" Komünizm
Okuyacaklarıma Ekle
320 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Merhaba kitap dostları,keyifli pazarlar dilerim.Bugün sizlere politik bir kitaptan bahsetmek istiyorum.Lenin/Halkın Devlet Yönetimine Katılımı Üzerine isimli kitaptan. Toprak kararnamesiyle topraklar, manastırlar ve kiliseler diğer mülklerle birlikte büyük toprak sahiplerinin elinden alınarak halka dağıtılmıştır. Toplamda 150 milyon hektarlık toprak dağıtılmış ve köylülerin borçları geçersiz sayılmıştır. İşçi ve memurlar için işsizlik ve ücretsiz sağlık sigortaları uygulanmaya başlanmıştır. İş saati ise 8 saat olarak belirlenmiştir. Farklı uluslar ve yerli halk arasındaki tüm ayrıcalık ve ayrılıklar kaldırılmıştır. Hak eşitliği, egemenlik, kendi kararını verebilme şeklinde yeni haklar tanınmıştır. 1922-1928 yıllarında 5 yıllık kalkınma planı hazırlanmıştır. Halka eğitim ve sağlıktan ücretsiz yararlanabilme hakkı tanınmışt Proletarya diktatörlüğü, sosyalist demokrasi ve sosyalist kuruluş süreci hakkındaki tartışmalarda, belirli özel dönemlerin somut gereksinimleri doğrultusunda kaleme alınmış eserlerden yanlış ya da eksikli sonuçların çıkarılmasıyla sık karşılaşılır. Halkın Devlet Yönetimine Katılımı Üzerine, aynı konuların daha bütünlüklü bir şekilde ele alınmasını kolaylaştıran bir derleme.
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.