Vladimir Nabokov

Vladimir Nabokov

Yazar
8.1/10
289 Kişi
·
828
Okunma
·
177
Beğeni
·
8.076
Gösterim
Adı:
Vladimir Nabokov
Tam adı:
Vladimir Vladimiroviç Nabokov
Unvan:
Rus Asıllı Amerikalı Yazar
Doğum:
St. Petersburg, Rusya, 22 Nisan 1899
Ölüm:
Montrö, İsviçre, 2 Temmuz 1977
Vladimir Vladimiroviç Nabokov (22 Nisan 1899 – 2 Temmuz 1977) Rus asıllı ABD'li yazar. İlk eserlerini Rusça yazdı, uluslararası ününü İngilizce yazdığı romanlarla kazandı. En tanınmış eseri Stanley Kubrick ve Adrian Lyne tarafından filme de çekilen Lolita adlı romanıdır.

1899'da St. Petersburg'da aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Özel eğitim gördü ve küçük yaşta İngilizce öğrendi. Bolşevikler iktidara geldiğinde aile Rusya'dan ayrılarak önce Londra, sonra Berlin'e gitti. Öğrenimini Cambridge Üniversitesi, Trinity College'de tamamladı. 1923 ile 1940 arasında anadilinde romanlar, hikâyeler, oyunlar, şiirler yazdı ve kuşağının seçkin Rus göçmen yazarlarından biri olarak ün kazandı. 1940 yılında karısı ve oğluyla ABD'ye göç etti ve 1941'den 1948'e kadar Wellesley College'de dersler verdi. 1955'te yayımlanan Lolita'nın dünya çapındaki başarısından sonra, 1959'da Cornell Üniversitesi Rus edebiyatı profesörlüğünden emekli olarak İsviçre'ye yerleşti. İngilizce ilk romanı olan The Real Life of Sebastian Knight'ı 1941'de yayımladı ve bu dili şaşırtıcı bir yaratıcılıkla kullanarak eserlerini İngilizce yazmaya devam etti.

Nabokov, 1977'de İsviçre'nin Montreux kentinde öldü. Yazarlığının yanı sıra, ünlü bir kelebek toplayıcısı ve satranç problemleri yaratıcısıdır.
"Duygusal" ile "duyarlı"yı ayırt etmemiz lazım. Duygusal biri boş zamanlarında gayet gaddar olabilir. Oysa duyarlı biri asla zalim değildir.
Kendisiyle oyun oynamaktan vazgeçtiğimizde bir köpeğin kalbinin nasıl kırıldığını hangimiz bilebilir?
Yukarıda ne yıldızlar, ne düşünce, ne keder, aşağıdaysa ne büyük bir cahillik vardı.
“Belki de bir gün, bir yerde, daha az rezil bir zamanda yine karşılaşırız.”
Vladimir Nabokov
Sayfa 121 - İletişim Yayınları, 16. Baskı, 2014, Çeviri: Fatih Özgüven
... ona baktım, baktım, şu an, öleceğimi nasıl biliyorsam, o anda da onu bu dünyada görüp göreceğim, ya da başka bir dünyada bulmayı umut edebileceğim her şeyden çok daha fazla sevdiğimi biliyordum.
Vladimir Nabokov
Sayfa 319 - İletişim Yayınları, 16. Baskı, 2014, Çeviri: Fatih Özgüven
Ne gariptir hayat! Peşine düştüğümüz kaderden kaçınmak isteriz bir yandan da!
Vladimir Nabokov
Sayfa 65 - İletişim Yayınları
Hayır, hayır bunlar bir edebiyatçının iki paragraf arasını doldurmak üzere karalayıverdiği şeyler değil, ölümcül arzularımın korkunç hiyeroglifiydi (Lo sökemiyordu neyseki).
Vladimir Nabokov
Sayfa 61 - İletişim Yayınları
Baktım uykusunda gülümsüyordu, alnından öptüm, onu geri dönmemek üzere terk ettim.
Vladimir Nabokov
Sayfa 308 - İletişim Yayınları, 16. Baskı, 2014, Çeviri: Fatih Özgüven
Gülünçlüğün, zavallılığın acılarıyla ıstıraplarının üstünde, kınamaların, azarların ötesindeydim.
Vladimir Nabokov
Sayfa 70 - İletişim Yayınları
Lolita, bir dönemin yasaklı kitabı, adı ve konusu itibariyle az çok neden bahsettiği tahmin edilebilir ve bu nedenle kaçınılan, tiksinti verebileceği düşünülen bir kitap. Orta yaşlı bir adamın 11-12 yaşlarında küçük bir kıza olan saplantısı ve küçük kızın ona olan mecburi bağlılığı üzerine kurulan sağlıksız ilişkiyi anlatan bir kitap ne kadar güzel olabilir ki diyebilirsiniz. İşte edebiyatın güzelliği, naifligi de burada ortaya çıkıyor. Bir pedofiliyi, aklımızın hayalimizin almayacağı korkunç bir çocuk istismarını, arkasında yatan sebepleri dantel gibi işleyen, bu sağlıksız ilişki üzerinden Amerikan toplumunu, aile yapısını, kurumların umursamazligini taşlayan, ebeveynlik ve eğitim konusunda büyük dersler veren, okudukça hayretler içinde bırakan müthiş bir eser. Anne baba ve eğitimcilerin okuması gerektiği salık veriliyor. Nabokov'un bu eseri, yazıldığı yüzyılın en iyi romanlarından seçilmiş. 1960lar ve 90larda çekilmiş iki farklı oyuncu kadrosuyla denenmiş iki filmi de var. Filmi izlemeye yürek dayanır mı bilmem ama kitabı edebiyat sever herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Bataille edebiyat üzerine kaleme aldığı kitabında, edebiyatın artık suçunu itiraf etmesi gerektiğini çünkü onun masumiyetten çok günahtan beslendiğini söylemiştir. İçerisinde büyük gerilimler barındırmayan, tutku ve pişmanlık ekseninde örülmeyen birçok edebi eserin samanımsı tadının hala ağzımda kalmasından hareketle Bataille'e katılmadan edemiyorum. Bir tarafta karşı koyulamayacak, insanı büyük günahlara sürükleyecek derecede güçlü tutkular, öbür tarafta tutkunun tatmininden sonra gelen o baş döndürücü pişmanlık ve aşağılanmışlık hissi, birçok büyük eserin bel kemiğini oluşturmuştur. Lakin edebiyatçıyı bir “duygu dünyası kâşifi” olarak ele alırsak, çağımızda birçok ırmağa isim verilmiş, birçok dağın yüzölçümü saptanmıştır. Geriye çoğu kâşifin korkusundan ya da tiksintisinden yaklaşamadığı iğrenç bataklıklar ve derin okyanus tabanları kalmıştır. Nabokov da bu eserinde birçok kâşifin gördüğü anda burnunu kapatarak yanından geçtiği o iğrenç kokulu bataklığın içerisine dalıyor: pedofilinin.

Nabokov ‘un 20. yy’ın en büyük edebiyatçılarından birisi olmasında onun aynı zamanda bir sinestetik olmasının büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Yani renklerin tadını alır, müziğin görüntüsünü görür Nabokov. Edebiyat için bundan daha uygun bir hastalık (?) olamaz muhtemelen. Lolita’da da akla hayale gelmez müthiş betimlemelerin ve saptamaların eşliğinde bataklığın yüzölçümünü alma imkânına erişiyorsunuz. Çocuk gibi masum ve temiz bir şeye karşı tutkulu cinsel duygular beslemek, çoğu pedofili vakasında görüldüğü üzere, duyguyu besleyenin bile kaldıramayacağı derecede bir iğrençlik olarak nüksetmiştir bünyemize. İşte günahın gerilimi konusunda çıtayı epey yukarıya taşıyan Nabokov, belki de 21. yy insanını şaşırtacak bir şey kalmadığı için bu derece hassas bir konuyu kalemine malzeme etmiştir. Roman didaktik bir roman değil, size pedofili olmanız gerektiğini söylemiyor ya da pedofiliyi övmüyor. Sadece o iğrenç olduğu derecede güçlü tutkuyu ve onun ardından gelen acılı ve sert aşağılanmayı betimleyerek ilerliyor. Bataklığın kokusuna tahammül edemiyorsanız, yakınında dolaşmayın. Bu kitabı okumayın…
“Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lo-Li-Ta; Dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, Üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-Li-Ta”
Muhteşem bir giriş.Roman,kahramanın kendisinden yaşca cok küçük olan bir kız çocuğuna karşı duydugu platonik aşkı konu ediniyor.Bazı bölümleri okurken roman kahramanindan iğrendim.Ahlaksız bir kitap gibi görünse de aslında almamız gereken bir ahlak dersi de var.Küçük kız Doleres in dramı göz yaşartacak cinsten.Romanın sonunda kahramanımız Humbert e acımadım da degil.Eser bir başyapıt okunması gereken bir kitap.
Gözümüz bizden bağımsız kendimizi gözetler olsa ansızın neler olurdu?
Net hatırlamıyorum ama yazın başıma böyle bir şey gelmişti ;) ilki bir baygınlık-sersemlik anında. Kapı çalıyor, düşmek üzere ayağa kalkıyor, üçüncü bakışla kendimi başka bir boyuta sürüklenmiş buluyorum. Kapıya yaslanan ben değilim, biliyorum. Düşündüklerimin benle bile ilgisi yok :) Vedalar diyorum önceden yapılmalı, bilinçsizlik anında insan gerçekten bir başkasının bakışında buluyor kendini. Bir diğerinde hiç çözemediğim bir sorunun üzerinde volta atıyor algım. Kendime gelip yanımdakine anlatıyorum aklımdan geçenleri, tepkisi şu şekilde oluyor; 'tabula sen kafayı yemişsin' :) eh, pek de yalan sayılmaz.
Göz başlıklı bu roman Milan Kundera'nın Kimlik romanına da götürdü beni biraz hatta Öteki adlı filme.

"Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet. Yüzünü düşleyecektin. Yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi tasarlayacaktın. Ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün. Ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? Bütünüyle yabancı bir yüz görecektin! Ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın:
Yüzün sen değilsin!”
Dışardan nasıl olduğumuz, neye benzediğimi, ne yiyip ne içtiğimizi, hatta neye benzetileceğimizi o kadar ezberlemişiz ki biri imgelemimize aleyhte bir iddiada bulunsa hayır hayır diyere çıkışmaya başlarız dehşetle. 'Benim kim olduğumu nereden bileceksinin ki?' Elbette, ne bilsinler. Ama şu var; asıl siz biliyor musunuz, aynalarla dolu bir odada başkasının silüetine gözünüz takılıyor ve kendinizi 'o' olarak adlandırıyorsunuz ve bir gün aynalardan uzaklaşıp gölgenizi fark edince çatttt! Koca bir oyuk açılıyor bellekte, hayatımı benim yerime yaşayan kimdi?
Aynadan önce olan, göz. Biz aslında birbirimizin gözlerinde var oluyoruz izleklerden önce, şeklimiz, tadımız böyle belirlenip kategorize ediliyor. Zamanı gelince bir paket margarin seçer gibi hafızadan seçiliyor imaj. :)
kaç tane hayatımız var buna gelelim, bize göre bir belki, ama üzerimize çarpan kirpik adedince belki. Bunu bilemeyiz. Ama hangisini seçip kullanabileceğimizi,
kişiyi gözün saran gözün ağımsı tabakaki zincirleri gevşetmek göz önüne alınabilir belki. Ama, ama olmaz, ben böyle alışmışım, yapmayın lütfen; biz bize yakıştırılamayan her şeyiz sonuçta.
Roman birinci tekil şahısla başlar, anlatıcını 'gözüyle' bakarız olaylara, kırılma anından sonra bir başka cam yerleştirir tamirciler; huysuzlanır ama ses çıkarmayız. Üçüncü kişi anlatımıyla merceğin ortasına düşeriz, bu bakış açısı için yarı tanrı bakışı derdi hocalarımızdan biri. Bu kısımdan sonra Yuri Oleşa aklıma nedense, Kıskançlık. Büyülü metinler birbirini çağırır belki bu sebepten. Yeni kişinin gözünden herkesi gözetler, her odaya gireriz. Peki ama bu kahin bakışın sahibi hiç mi kırpmaz gözlerini deriz yavaş yavaş. Gözün sahibi, bakışına kendini de hapsedebilmiş, tutsaklığından çatlaklar vasıtasıyla kurtulmayı umut eder. Peki tüm bu kırıklar körleşmeyi müjdelemez mi? Mutluyum der, üçüncü göz.

"Al heybeni
Ört yüzünü
Ve git
Gece altında
Beyazlar yol
Vakit geç
Defol git
Geçsin
zaman
Unut bir gün yaşadığını
Öl bu zamanda
Ve başla yeniden
Soyunan
evrenin son noktasına
Doğru yürümeye
Değiştir elbiseni
Koru derini
Böylece gizlenir doğru yanlışın altına
..."
Bu kitap ile ilgili ne yazacağımı uzun müddet düşündüm ama yine de doğru kelimeleri seçemeyebilirim mazur görün. Aldığım andan itibaren içimin ısınmadığı, ilk 120 sayfayı okuyup yarım bıraktığım, sonra ha gayret diyerek bitirdiğim Lolita.. Kitabı anlamak için Nabokov’u ve postmodernizmi anlamak gerektiğini öğrendim. Kitap yalın ve akıcı bir anlatıma sahip merak uyandıran yer yer içinize oturan ögeler mevcut. Üzerine basa basa ‘ahlaki bir kitap’ olduğunu vurgulayan Nabokov; “Takdire değer okur kendisini okuduğu kitaptaki erkek ya da kadınla değil, o kitabı yaratan, kurgulayan akılla özdeşleştirir.” Diyor. Sanırım kitabını okuyan her okuru takdire değer okur olarak gördüğü ve onu anlayacağını umduğu için böyle bir konu seçmiş ya da daha yüksek ihtimal ne düşündüğünüz umrumda değil havasında olabilir. Tüm bunları anlamak, özdeşleştirmek, sindirmek bana biraz ağır geldiği için ben kitabı beğenmedim. Belki sonraki zamanlarda (hiç sanmıyorum ama) Nabokov’u anlayabilirim. Kitabın konusu bana göre fazlasıyla ahlak dışı olduğu için üsluptaki sanatsallığı, yazarın o arada yaptığı eleştirileri değindiği noktaları hiç anlamadığımı kitabı bitirdikten sonra okuduğum bir yazıda gördüm ve meğer neler neler varmış dedim. Velhasıl kelam ben bu kitabı beğenmedim arkadaşlar okumanızı tavsiye etmiyorum. İyi günler dilerim.
Bizler, ben, sen, o, herkes..
Bazen hiç istemediğimiz halde bulunduğumuz yerden ayrılmak zorunda kalırız. Ya da kendi gerçeklerimizden kaçarız, bencilce davranırız ve geride bıraktıklarımızı önemsemeyiz..

Hiç bilmediğimiz, hiç tanımadığımız yollar çıkarır hayat karşımıza. Bir şekilde uyum sağlamaya çalışırız ve sağlarız da. Ne kadar olur orasını bilmiyorum tabi. En azından yaşamak zorunda olduğumuzu biliriz. Bu kaybolmuşlukla başkalarının hayatına dokunur onları da kaybederiz.

Bilmediğimiz insanlarla aynı yerde yaşamak zorunda kalırız. Hepimiz birbirimizden o kadar farklıyızdır ki.
Bilinmeyiz, anlaşılmayız, anlatmayız...

Heh işte bir de aramızda muhakkak biri olur ki o da umutlarıyla yaşar. Her gün bıkmadan usanmadan amacına ulaşmaya çalışır. Bu süreçte ölmekten korkar.. Çünkü tek bir hayalini de gerçekleştirmeden ölmek istemez. Özgür olmak ister! Yaşamak ister... Ama bazen sadece istediğiyle de kalır. Her şey mutlu sonla bitmeyebilir di mi?

İçimizde biri olur, koşulsuz sevginin nasıl olduğunu gösterir bizlere. Sevilmeyeceğini bildiği halde sever. İçi nasılsa dışı da öyle siyahlara bürünür. Bekler, sadece bekler. Ama neden? Kaybedecek bir şeyin yokken neden sadece beklersin ki?

Onca farklılığın arasında bile geçmişten hatıralar bulabiliriz. Geçmişin ne zaman ve nerede peşimizden geleceği belli olmaz. İstediğin kadar uzağa kaçsan bile bir gün hiç beklemediğin bir an gelip seni bulabilir. İşin garip tarafı da sen her şeyin aynı olacağını sanırsın. Ah ne büyük yanılgı. Bir insan yaptığı hatalardan ve kendi büyük benciliğinden sonra karşı tarafın onca yıl geçmesine rağmen aynı olmasını nasıl bekleyebilir ki? Az önce dedim ya size “ah ne büyük yanılgı,” diye.. İşte hayat bazen eyleme geçmeden önce yanıldığımızı bizlere gösterir.

Karakterlerden bahsetmek yerine böyle ufak bir yazı yazmak istedim. Eğer olur da kitap elinize geçerse incelememi neden böyle kapalı yazdığımı anlarsınız. Yazarı zaten seviyordum ve yazmış olduğu ilk kitabı okuyunca da bu değişmedi. Yer yer betimlemelerinin çok fazla olması beni rahatsız etti ama genel olarak hoştu. Bir de bazı kitaplarda her sayfada bir kişinin farklı isimlerle yazılmasından hoşlanmıyorum. Yani bazen anlaşılamayabiliyor ve akışı bozduğunu düşünüyorum. Ama genel olarak güzel bir hikaye ve güzel bir kurguydu. Her kitap mutlu son ile bitmek zorunda değil. Bazen gerçeklerle yüzleşmek daha iyi gelebiliyor. Hele de benim gibi hayal dünyası çok geniş olan insanlar için...
Aman Tanrı'm! Okunması ne zor bir kitap! Hepi topu 120 sayfa, daha 20'li sayfaları bitiremeden üç kez başa döndüm anlayabilmek için. Tam bu defa kaçırmayacağım dediğimde dikkatimi dağıtan şeyin ara konuşmaları ve başka yerlere atlaması olduğunu fark ettim. Bakalım henüz mücadele ediyorum ve bitirmeyi umuyorum. İlk defa yaşıyorum böyle bir durumu.
Yazar,en sıcak kitabım diyor,edebiyatçılar ise Nabokov'a başlangıç için en ideal kitap olduğunu dile getiriyorlar.Yazara ve edebiyatçılara tamamen katılıyorum,şu ana kadar 4 Nabokov kitabı okudum:Cinnet,Pnin,Lolita ve Lujin Savunması.Nabokov okumak zordur,dili ağırdır,Lujin savunması ise Nabokov'a başlangıç için ideal.

Nabokov okur iken ilk dikkat çekici nokta diğer büyük Rus yazarları gibi Rus esintisi( özellikle Dostoyevski havası ) fark ediliyor.Rus yazarlarınıza aşina iseniz ne demek istediğimi anlarsınız.

Satranç kitabındaki gibi satranca dair bir roman.Yaşamını satranç,yaşamdaki ilişkilerini satranç hamleleri olarak gören satranç dehası Lujin'in yaşamında tutunamaması,içe kapanık yönü,sosyal iletişiminin zayıflığı,saplantıları,takıntıları,delilikleri...gibi durumları ele alıyor.Bu kitabı okuduğum zaman bu kitaba yakın zamanda okuduğum Körleşme kitabını da bana anımsattı.Körleşme' de KİEN tüm yaşamını Doğu Asya kültürü araştırmalarına yer verirken dış dünyayla ilk ciddi ilişkisinde yenilgiye uğramıştır.Lujin' de tüm hayatını satranca adamıştır,satranç dışına çıktığı zaman onu dış etmenlerden koruyan içsel kulesi yıkılır,dış etkilere karşı savunmasız kalır,çünkü dış dünyaya yabancıdır Körleşme'nin KİEN'i gibi LUJİN'de.Satranç tutkunları mutlaka sevecektir eseri ama bununla birlikte satrancı hiç bilmeyen edebiyat sevenlerin bile hayran olabileceği güçlü bir eser karşımızda !
Okuduğunuzda şehvet ve sapkınlık sadece aklınızda kalıyorsa kitabı okumuşunuz demektir. Şehvet ve sapkınlık dışında; hisleri, duyguları, tasvirleri, acıları, hastalıkları, mutlulukları, evin arkasındaki bahçeyi, yaz kampını, gölde yüzmeyi, heyecanı ve daha nicelerini hatırlıyorsanız kitabı gerçekten okumuşunuz demektir. Zamanın da çok tartışılmış, yasaklanmış ve ahlaki olarak elbette kabul görülemeyecek bir konu. Daha da ilginci yazarın kendi kitabı için söyledikleri : "Edebiyat öğretimiyle uğraşanlar, 'Yazarın amacı nedir?' ya da daha kötüsü 'Bu herif ne söylemek istiyor?' gibi sorunlar yaratmaya pek yatkındırlar. Doğrusu, ben, bir kitap üzerinde çalışmaya başladığında o kitaptan bir an önce kurtulmaktan başka amacı olmayan yazarlardan biri olmak durumundayım... ''
'' Lolita'nın başında yararlandığım kimi teknikler ( Humbert'ın güncesi örneğin ) ilk okuyucularımdan kimilerini bunun açık saçık bir kitap olduğunu düşünme yanlışına götürdü. Erotik sahnelerin gitgide yoğunlaşarak art arda dizilmesini beklediler. Bu sahnelerin arkası kesildiğinde, okuyucu da kesildi, sıkıldı, kendini aldatılmış hissetti...''
'' Kimi sevgili okuyucular da kendilerine öğretmediği için Lolita'yı anlamsız bulacaklardır. Ben ne didaktik edebiyat yazarıyım, ne de edebiyatın okuruyum; kaldı ki John Ray'ın öne sürdüğünün aksine, Lolita yedeğinde ahlaki ders getiren bir kitap değildir. Benim için bir sanat eseri, kabaca 'estetik mutluluk' diyebileceğim şeyi sağladığı sürece varolur. ''
'' Öte yandan, yarattığım Humbert bir yabancı ve anarşisttir, supericikleri bir yana, daha birçok konuda onunla aynı düşünceleri paylaşmıyorum. ''
Karar sizin :)
Kitabı okumadan önce sanatın bir şeyler öğretmek gibi bi gayesinin olmadığını aklınızdan çıkarmamanız gerekiyor. Kitabımızın karakteri pedofili bir sapık. Kitapta hem enseste hem de küçük çocuklara olan şehvetten bolca bahsediliyor. Okurken çok rahatsız olduğumu söyleyebilirim ama farklı bi bakış açısını okumak güzel bir deneyimdi. Kitabın pedofiliyi akladığını ise düşünmüyorum. En başında küçük kızın rızası olsa dahi en sonunda böyle bi ilişkinin istismar olduğunu ve kalıcı hasarlara yol açtığını gösteren bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yazarın anlatımını beğensem de aralarda okurken sıkıldığımı söyleyebilirim. Zaman geçirmek için okunabilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Vladimir Nabokov
Tam adı:
Vladimir Vladimiroviç Nabokov
Unvan:
Rus Asıllı Amerikalı Yazar
Doğum:
St. Petersburg, Rusya, 22 Nisan 1899
Ölüm:
Montrö, İsviçre, 2 Temmuz 1977
Vladimir Vladimiroviç Nabokov (22 Nisan 1899 – 2 Temmuz 1977) Rus asıllı ABD'li yazar. İlk eserlerini Rusça yazdı, uluslararası ününü İngilizce yazdığı romanlarla kazandı. En tanınmış eseri Stanley Kubrick ve Adrian Lyne tarafından filme de çekilen Lolita adlı romanıdır.

1899'da St. Petersburg'da aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Özel eğitim gördü ve küçük yaşta İngilizce öğrendi. Bolşevikler iktidara geldiğinde aile Rusya'dan ayrılarak önce Londra, sonra Berlin'e gitti. Öğrenimini Cambridge Üniversitesi, Trinity College'de tamamladı. 1923 ile 1940 arasında anadilinde romanlar, hikâyeler, oyunlar, şiirler yazdı ve kuşağının seçkin Rus göçmen yazarlarından biri olarak ün kazandı. 1940 yılında karısı ve oğluyla ABD'ye göç etti ve 1941'den 1948'e kadar Wellesley College'de dersler verdi. 1955'te yayımlanan Lolita'nın dünya çapındaki başarısından sonra, 1959'da Cornell Üniversitesi Rus edebiyatı profesörlüğünden emekli olarak İsviçre'ye yerleşti. İngilizce ilk romanı olan The Real Life of Sebastian Knight'ı 1941'de yayımladı ve bu dili şaşırtıcı bir yaratıcılıkla kullanarak eserlerini İngilizce yazmaya devam etti.

Nabokov, 1977'de İsviçre'nin Montreux kentinde öldü. Yazarlığının yanı sıra, ünlü bir kelebek toplayıcısı ve satranç problemleri yaratıcısıdır.

Yazar istatistikleri

  • 177 okur beğendi.
  • 828 okur okudu.
  • 36 okur okuyor.
  • 1.129 okur okuyacak.
  • 46 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları