Vladimir Nabokov

Vladimir Nabokov

Yazar
7.8/10
873 Kişi
·
2.777
Okunma
·
441
Beğeni
·
15,6bin
Gösterim
Adı:
Vladimir Nabokov
Tam adı:
Vladimir Vladimiroviç Nabokov
Unvan:
Rus Asıllı Amerikalı Yazar
Doğum:
St. Petersburg, Rusya, 22 Nisan 1899
Ölüm:
Montrö, İsviçre, 2 Temmuz 1977
Vladimir Vladimiroviç Nabokov (22 Nisan 1899 – 2 Temmuz 1977) Rus asıllı ABD'li yazar. İlk eserlerini Rusça yazdı, uluslararası ününü İngilizce yazdığı romanlarla kazandı. En tanınmış eseri Stanley Kubrick ve Adrian Lyne tarafından filme de çekilen Lolita adlı romanıdır.

1899'da St. Petersburg'da aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Özel eğitim gördü ve küçük yaşta İngilizce öğrendi. Bolşevikler iktidara geldiğinde aile Rusya'dan ayrılarak önce Londra, sonra Berlin'e gitti. Öğrenimini Cambridge Üniversitesi, Trinity College'de tamamladı. 1923 ile 1940 arasında anadilinde romanlar, hikâyeler, oyunlar, şiirler yazdı ve kuşağının seçkin Rus göçmen yazarlarından biri olarak ün kazandı. 1940 yılında karısı ve oğluyla ABD'ye göç etti ve 1941'den 1948'e kadar Wellesley College'de dersler verdi. 1955'te yayımlanan Lolita'nın dünya çapındaki başarısından sonra, 1959'da Cornell Üniversitesi Rus edebiyatı profesörlüğünden emekli olarak İsviçre'ye yerleşti. İngilizce ilk romanı olan The Real Life of Sebastian Knight'ı 1941'de yayımladı ve bu dili şaşırtıcı bir yaratıcılıkla kullanarak eserlerini İngilizce yazmaya devam etti.

Nabokov, 1977'de İsviçre'nin Montreux kentinde öldü. Yazarlığının yanı sıra, ünlü bir kelebek toplayıcısı ve satranç problemleri yaratıcısıdır.
“Dikkatle, beceriksizce, tabancayı doldurdum, sonra ışığı söndürdüm. Bir zamanlar beni o kadar korkutan ölüm düşüncesi, şimdi içli dışlı olduğum basit bir meseleydi.

Kurşunun yol açabileceği acıdan korkuyordum, çok fena korkuyordum; ama siyah kadifemsi uykudan, yaşamın alacalı bulacalı uyurgezerliğinden daha kabul edilebilir ve anlaşılır olan safi karanlıktan korkmak?

Saçmalık - ondan kim korkabilirdi ki? Karanlık odanın ortasında durdum, gömleğimin düğmelerini çözdüm, belden öne doğru eğildim, kaburgalarımın arasında kalbimi elimle arayıp buldum.

Güvenli bir yere götürmek isteyeceğiniz küçük bir hayvan gibi titriyordu. Yavru bir kuşa veya bir tarla faresine korkulacak bir şey olmadığını, tam tersine kendi iyiliği için böyle davrandığınızı açıklayamazsınız.

Fakat o kadar canlıydı ki kalbim, namluyu altında portatif bir dünyanın inatla nabız gibi attığı ince tene bastırmak bana her nedense iğrendirici geldi. Bu yüzden tuhaf bir şekilde eğilmiş kolumu, silahın çeliği çıplak göğsüme değmesin diye biraz uzaklaştırdım.

Sonra kendimi hazırlayıp ateş ettim.

Kuvvetli bir sarsıntı oldu ve arkamda hoş, titreşimli bir ses yankılandı; o titreşimi asla unutmayacağım. Onun yerini anında bir su gurultusu, boğuk taşkın bir gürültü aldı.

Nefes aldım ve akışkan bir sıvılık nefesimi tıkadı; içimde ve etrafımdaki her şey akar, karışır durumdaydı. Kendimi yere diz çökmüş buldum; dengemi bulmak için elimi uzattım ama elim dipsiz suya batar gibi zemine gömüldü.

Bir süre sonra, tabii insan burada zamandan bahsedebilirse;

..Anlaşıldı ki ölümden sonra düşünce ivmeyle var olmayı sürdürüyor.”
Vladimir Nabokov
Sayfa 40 - ePub
"Seni sevdim. Beş kollu bir canavarım ben, ama seni sevdim. Aşağılıktım, kabaydım, alçaktım, her şeydim, ama seni sevmiştim, seni sevmiştim! Hem, zaman zaman senin bana olan duygularını da fark etmiş, fark etmiş de cehennem acıları içinde kıvranmıştım, küçüğüm benim. Lolita'm, kızım, gözüpek Dolly Schiller'im!"
Vladimir Nabokov
Sayfa 328 - Nabokov
“Dinliyordu, bu kesin. Beni dinlemesini dinledim. Benim onun beni dinlemesini dinlememi dinledi. Bir şey koptu. Hiç de düşündüğümü zannettiğim şeyi düşünmediğimi fark ettim; bilincimin tökezleyişini yakalamaya çalıştım, ama yolumu şaşırıverdim.”
"Duygusal" ile "duyarlı"yı ayırt etmemiz lazım. Duygusal biri boş zamanlarında gayet gaddar olabilir. Oysa duyarlı biri asla zalim değildir.
364 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Lolita, bir dönemin yasaklı kitabı, adı ve konusu itibariyle az çok neden bahsettiği tahmin edilebilir ve bu nedenle kaçınılan, tiksinti verebileceği düşünülen bir kitap. Orta yaşlı bir adamın 11-12 yaşlarında küçük bir kıza olan saplantısı ve küçük kızın ona olan mecburi bağlılığı üzerine kurulan sağlıksız ilişkiyi anlatan bir kitap ne kadar güzel olabilir ki diyebilirsiniz. İşte edebiyatın güzelliği, naifligi de burada ortaya çıkıyor. Bir pedofiliyi, aklımızın hayalimizin almayacağı korkunç bir çocuk istismarını, arkasında yatan sebepleri dantel gibi işleyen, bu sağlıksız ilişki üzerinden Amerikan toplumunu, aile yapısını, kurumların umursamazligini taşlayan, ebeveynlik ve eğitim konusunda büyük dersler veren, okudukça hayretler içinde bırakan müthiş bir eser. Anne baba ve eğitimcilerin okuması gerektiği salık veriliyor. Nabokov'un bu eseri, yazıldığı yüzyılın en iyi romanlarından seçilmiş. 1960lar ve 90larda çekilmiş iki farklı oyuncu kadrosuyla denenmiş iki filmi de var. Filmi izlemeye yürek dayanır mı bilmem ama kitabı edebiyat sever herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
364 syf.
Küçüklüğümüzde kimbilir neler yaşadık ? Kimbilir ne sırlarımız var acı ve kimselere anlatamadığımız. Bazı insanlar çok şanslı. Çocukken bir travma yaşamadılar bir sıkıntıları olmadı normal bir şekilde idame ettirdiler hayatlarını. Kötü şeyler yaşamış olanlar ise ya birilerine anlatıp hafifledi ya da daha çok altında kaldı dağ gibi sırların. Benim de var hayatımda kimse ile paylaşmadığım anlatamadığım şeyler. Peki neden mi paylaşamaz insan? Dinleyeni yoktur çünkü anlayan olmaz. Yargılanır korkusu olur yahut yaşadıkları küçümsenir önemsenmez. Halbuki o senin travmandır senin yaptığın hataların kaynağı şu anki senin sebebidir. İnsan gerçekten sevebiliyor mu? Benliğini bir kenarda tutarken bencilce davranmadan sevebiliyor mu? O kadar az ki belki de hiç yok böyle sevebilen. Kendi hırslarını doğrularını bir kenara bırakıp da sevebilmek nerdeyse mümkün değil. Bunun nasıl olabileceği bu kitapta çok güzel anlatılmıştı.Sevgi Yapabilir miyiz? Evet ama zor.

Bu kitapta ise orta yaşlı bir adamın çocuğa olan saplantısına şahit oluyoruz sanıyorduk başta. Sonra işler değişti. Adam çocukluktan gelen acısı ile bu haldeydi. Basit bir pedofili miydi ortada olan yoksa aslında eski haline, çocukluğuna dönmek, o anları yaşamak istemesi miydi? Çocuğa gelirsek ya o ne istiyordu? Baba istemiyor muydu, sevilmek istemiyor muydu ? Evet evet! Aslında her ikisi de sevgiye açtı. Biz ise sadece cinsel sapıklık görüyorduk ortada. Zaten hep böyle değil midir? İnsan kendinden bile kaçmaz mı? Gerçekleri gözardı etmez miyiz hep sadece yüzeysel yaşamaz miyiz ? Ruhen hastayız birçoğumuz ve bunun farkında değiliz. Farkına vardığımızda ya iş işten geçmiş oluyor ya da sadece kendimize acımakla yetiniyoruz. İyileşmiyoruz atıyoruz öteye yaralarımızı sonra sadece ortaya öfkeli saplantılı sapık insanlar çıkıyor. Farkında olmayan insanlara ise yardım etmek yerine göstermek yerine yok ediyoruz. Toplumdan kişiliğinden benliğinden... Hiçbirimiz pedofili manyaklarını tecavüzcüleri sadistleri sevmeyiz. Hep suçlarız asarız onları. Şu an yani onlar bu hale geldikten sonra onları düzeltme şansımızın neredeyse hiç olmadığını düşünüyorum. Peki ya o hale gelene kadar ne yapıyoruz? Onlar dışlanıyor onlar baskılanıyor ve belki de kendileri bir tecavüz mağduru. Farklı oldukları için onları dışlayanlar kim? Bizleriz ne yazık ki... Mükemmel olan bizler! Bizim gibi olmayan herkesi dışlamakta üstümüze yok. Bu insanları biz yapıyoruz bu insanların bu hale gelmesi bizim yüzümüzden. Biz bir anne baba arkadaşız. Ve iyi değiliz. Sadece izliyoruz. Black Mirror dizisinin tam olarak ortasındayız ve Mindhunter dizisindeki gerçek insanları oluşturuyoruz. Sonra ise sadece onlar suçlu onlar sapık! Kolayı bu çünkü öyle değil mi?

Şimdi ben burada şunu yapalım desem yapılır mı? Hayır. Dinleyin desem duyun sesleri desem kulaklarınızdaki tıpaları çıkaracak mısınız? Peki ya ben? Ben ne yapacağım? Duyacak mıyım insanları kendi yaralarım ile yüzleşip bunu paylaşacak mıyım? Hayır! Peki ya ben bu incelemeyi niye yazdım? Boşverin arkadaşlar bu kitabı sadece akıcı ve çok güzel betimlemeler yüzünden okursanız okuyun. Çünkü dili gerçekten benzersiz. Geri kalan şeylere zaten hepimiz sağır ve dilsiziz. Değişen sadece egolarımız. Sadece kendini düşünen duyguların ve düşüncelerin bir önemi olmadığı robot hayatlarımıza devam edelim biz. Sevmek mi? Sevgi mi? Ne olduğunu bilmeden yaşamaya devam!
364 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10 puan
Bataille edebiyat üzerine kaleme aldığı kitabında, edebiyatın artık suçunu itiraf etmesi gerektiğini çünkü onun masumiyetten çok günahtan beslendiğini söylemiştir. İçerisinde büyük gerilimler barındırmayan, tutku ve pişmanlık ekseninde örülmeyen birçok edebi eserin samanımsı tadının hala ağzımda kalmasından hareketle Bataille'e katılmadan edemiyorum. Bir tarafta karşı koyulamayacak, insanı büyük günahlara sürükleyecek derecede güçlü tutkular, öbür tarafta tutkunun tatmininden sonra gelen o baş döndürücü pişmanlık ve aşağılanmışlık hissi, birçok büyük eserin bel kemiğini oluşturmuştur. Lakin edebiyatçıyı bir “duygu dünyası kâşifi” olarak ele alırsak, çağımızda birçok ırmağa isim verilmiş, birçok dağın yüzölçümü saptanmıştır. Geriye çoğu kâşifin korkusundan ya da tiksintisinden yaklaşamadığı iğrenç bataklıklar ve derin okyanus tabanları kalmıştır. Nabokov da bu eserinde birçok kâşifin gördüğü anda burnunu kapatarak yanından geçtiği o iğrenç kokulu bataklığın içerisine dalıyor: pedofilinin.

Nabokov ‘un 20. yy’ın en büyük edebiyatçılarından birisi olmasında onun aynı zamanda bir sinestetik olmasının büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Yani renklerin tadını alır, müziğin görüntüsünü görür Nabokov. Edebiyat için bundan daha uygun bir hastalık (?) olamaz muhtemelen. Lolita’da da akla hayale gelmez müthiş betimlemelerin ve saptamaların eşliğinde bataklığın yüzölçümünü alma imkânına erişiyorsunuz. Çocuk gibi masum ve temiz bir şeye karşı tutkulu cinsel duygular beslemek, çoğu pedofili vakasında görüldüğü üzere, duyguyu besleyenin bile kaldıramayacağı derecede bir iğrençlik olarak nüksetmiştir bünyemize. İşte günahın gerilimi konusunda çıtayı epey yukarıya taşıyan Nabokov, belki de 21. yy insanını şaşırtacak bir şey kalmadığı için bu derece hassas bir konuyu kalemine malzeme etmiştir. Roman didaktik bir roman değil, size pedofili olmanız gerektiğini söylemiyor ya da pedofiliyi övmüyor. Sadece o iğrenç olduğu derecede güçlü tutkuyu ve onun ardından gelen acılı ve sert aşağılanmayı betimleyerek ilerliyor. Bataklığın kokusuna tahammül edemiyorsanız, yakınında dolaşmayın. Bu kitabı okumayın…
364 syf.
·9 günde·9/10 puan
Bir çok insan kitaptan bahsederken seksuel içeriğine kafayı takmalarindan dolayı kitabin içeriğindeki güzelliği ,edebi metni, şiirselligi ,yaratıcılığı, duygusallığı ,romantikliği goz ardi ettikleri eşsiz bir eser.
Sanirim bu da çoğu insanın kitapta olanı değil ,sadece kendilerinin görmek istediğinden görmelerinden kaynaklanıyor.
Nabokov beni muhteşem dili ile kendine hayran bıraktı.
141 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Nabokov'un ilk romanı olan Maşenka hem karakterleri, hem de betimlemeri ile iyi ki okudum dediğim, çok sevdiğim kitaplardan bir tanesi.
Durağan ilerlemesine rağmen bir kere kendinizi Nabokov'un satırlarını kaptirdiğiniz zaman satirlarin katman katman açıldığını fark ediyorsunuz.
Bir Rus pansiyonu içinde hem birbirinden farklı karakterlerin hayatlarına, hayallerine dokunuyoruz hem de ana karakter Ganin'in hayatına daha yakından bakma fırsatımız oluyor.
Nabokov ile tanismayanlar için harika bir tanışma kitabı olacaktir.
364 syf.
·5 günde·4/10 puan
Bu kitap ile ilgili ne yazacağımı uzun müddet düşündüm ama yine de doğru kelimeleri seçemeyebilirim mazur görün. Aldığım andan itibaren içimin ısınmadığı, ilk 120 sayfayı okuyup yarım bıraktığım, sonra ha gayret diyerek bitirdiğim Lolita.. Kitabı anlamak için Nabokov’u ve postmodernizmi anlamak gerektiğini öğrendim. Kitap yalın ve akıcı bir anlatıma sahip merak uyandıran yer yer içinize oturan ögeler mevcut. Üzerine basa basa ‘ahlaki bir kitap’ olduğunu vurgulayan Nabokov; “Takdire değer okur kendisini okuduğu kitaptaki erkek ya da kadınla değil, o kitabı yaratan, kurgulayan akılla özdeşleştirir.” Diyor. Sanırım kitabını okuyan her okuru takdire değer okur olarak gördüğü ve onu anlayacağını umduğu için böyle bir konu seçmiş ya da daha yüksek ihtimal ne düşündüğünüz umrumda değil havasında olabilir. Tüm bunları anlamak, özdeşleştirmek, sindirmek bana biraz ağır geldiği için ben kitabı beğenmedim. Belki sonraki zamanlarda (hiç sanmıyorum ama) Nabokov’u anlayabilirim. Kitabın konusu bana göre fazlasıyla ahlak dışı olduğu için üsluptaki sanatsallığı, yazarın o arada yaptığı eleştirileri değindiği noktaları hiç anlamadığımı kitabı bitirdikten sonra okuduğum bir yazıda gördüm ve meğer neler neler varmış dedim. Velhasıl kelam ben bu kitabı beğenmedim arkadaşlar okumanızı tavsiye etmiyorum. İyi günler dilerim.
364 syf.
·16 günde·8/10 puan
vladimir nabokov’un ilk yayınladığında ingiltere ve fransa’da yasaklanan eseri kitabın kahramanı bir pedofilidir ve 12 yaşında bir kıza aşıktır.
Yazarın; kitaptaki karakteri yaptıklarının ve yapacaklarının bilincinde ve sürekli olarak okuyucu tarafından destek görme çabası içinde, yaptıklarını kabullendirme yolunda tarihten, yasalardan, farklı kültür ve coğrafyalardan örnekler vererek eylemlerini meşrulaştırma yoluna giderken, benliğini aşağılayarak kendisiyle muhtemel empati kurulacak yolu da açık tutmaya çalışmıştır.
Roman iki defa sinemaya uyarlanmıştır 1962-1997
364 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı bitirdiğimde sabahın 06:00 sularında, oturduğum eve yakın, 7/24 açık olan bir simit kafedeydim. Oldukça zorlanarak okuduğum (konusu gereği ağır bir roman) bu kitabı, sayfaların beni sürükleyip durduğu kaostan (birçok şey ifade edilebileceği için kaos) bir an bile ayrılmayıp, sabahlayarak ancak bitirebilmiştim. Bu bende belli başlı konularda teknik hâline gelmiş olsa gerek ki; bu kitabı okumaya başlamadan önce de hakkında en ufak bir eleştiri okumadım, yorum almadım. Benim için bunlar, sadece kapağın üzerindekilerle sınırlıdır. Kitabı okuduktan sonra yapılması gereken bir eylem olduğunu savunuyorum bunun. Böylece vâkıf olduğum bir kitaptaki konu, olay örgüsü ve karakterlere karşı yapılan yorumlar ile; insanların tepkilerini gözlemleme, kişiliklerinden ufak bile olsa (beden dili değil sonuçta, sadece yazı dili) yansımaları görme fırsatı buluyorum. Bu sefer de aynı şeyi yaptım. Bu site ve başka sitelerde tabi. Ancak okuduğum eleştiriler, bu güçlü ve pek başarılı roman için yapılabilecek en değersiz eleştirilerdendi. Bu eleştirilerden günümüz toplumunun çürük kokusunu almak hiç zor olmuyor inanın. İsterseniz defalarca okuyun o olumsuz eleştirileri. Dediğimi anlayacaksınız. Sorun, kitaba yapılan eleştirinin olumsuz olmasından ziyade, eleştirinin nasıl bir bakış açısıyla yapıldığı. Gözlemlerim kitapta yaşanan şeyler kadar rahatsız edici. Ve kitapla ilgili de olduğundan bu duyarlı, duyarsız kalmak dengesizliğini bir kez daha ortaya koyuyor insanlar. Mesela şöyle böyle anlatabilirim demek istediğimi. (Anlatabilirim miyim acaba? :)) Dünyada ve Ortadoğu ülkelerinde yoğun olmakla birlikte her gün çok kötü şeyler yaşanıyor. İnsanlar 1000/1'ini bile bilemiyor bunların. Ne kadar gelişmiş bir haber, bilgi ağına sahip olsak bile.. Bilgili, ancak duyarlı bir insan olmadığınız zaman (evet tam olarak mazlumun yanında, mazlum için olmadığınızda), önünüze bu gerçeklerin evrensel ve varlığını reddedemeyeceğiniz, durumu aklayamayacağınız veya esnetemeyeceğiniz bir şekilde (kitap, film vb.) zank diye konulması sizi çarpıyor. Devreye o uca bucağa sığdıramadığınız ahlâk kurallarınız (içgüdüsel olarak ahlâksızlıkları örtbas etmek veya reddetmek için kullanılan şeylerden bahsediyorum, bence tamamen gri) giriyor ve gerçeği görmek istememek gibi bir eyleme girişiyorsunuz. Kaçıyorsunuz ondan. Çünkü arkasından bir duyarlı olup, olmama eylemi içine girmek zorunda kalıyorsunuz. İnsanlar gerçekleri ne kadar kendilerinden uzaklaştırırlarsa, o kadar huzurlu olacaklarını düşünürler genelde. Şu an belki de tam olarak açıklayamadığım bu durumdan dolayı inanın (sadece bu site için söylemiyorum) mide bulandırıcı bir havası vardı o eleştirilerin. Ben burada kitap hakkında değil kitaptaki konuya yorum ve yaklaşım hakkında bir eleştiri eklemiş bulundum. Kitabı bitirdiğimde paylaştığım yorum ise şuydu sevgili meraklılar; "Beynimin, içindeki karakterlerle duygularımın ve hatta midemin sınırlarını zorlayan bu çok başarılı romanla sabahı getirmiş bulunmaktayım. (Tiksindirici olan başka bir konu da; dünyanın, romandaki karakterlerden daha da tiksindirici insanlarla dolu olmasıdır.) Günaydın herkes! Güzel insanlara sevgiler..." Kitap asla ama asla, bir kesimi iyi göstermeye çalışmıyor. Bütün çarpıklıklarıyla insan ırkının aşamadığı bir evrimsel aşamanın (üreme) sancılarını (aşılamadığı için sapık insanlar, sapık toplumlar, sapık inançlar... vs.) farklı bir kalemde, zor bir kalemde anlatıyor. Anlatmak istediğim psikolojik geçişleri ve manipülasyonları aktarabildim mi bilmiyorum. Ama yazıyı burada kesersem iyi olacak. Gök gürültüsüne uyanmış biri olarak 3-4 saatlik uykuyla duruyorum. Zihnim aşırı yorgun ve bulanık. Takdir edersiniz ki bahsi geçen roman insanın beynini gerçekten yoruyor. Ve evet uyandığımda da tam olarak gök gürültüsüne bağırıyordum. :) Sanki dedim; tanrıların öfkeleri birbirlerine karışıp, birbirlerinden taşarcasına bizi ıslatmaya geliyor. Ne bereketli bir öfke! Uykumdan ne istiyorsunuz sayın tanrılar? Ne güzel dedim ama!
Meraklılara;
Saygılar, sevgiler..
77 syf.
Gözümüz bizden bağımsız kendimizi gözetler olsa ansızın neler olurdu?
Net hatırlamıyorum ama yazın başıma böyle bir şey gelmişti ;) ilki bir baygınlık-sersemlik anında. Kapı çalıyor, düşmek üzere ayağa kalkıyor, üçüncü bakışla kendimi başka bir boyuta sürüklenmiş buluyorum. Kapıya yaslanan ben değilim, biliyorum. Düşündüklerimin benle bile ilgisi yok :) Vedalar diyorum önceden yapılmalı, bilinçsizlik anında insan gerçekten bir başkasının bakışında buluyor kendini. Bir diğerinde hiç çözemediğim bir sorunun üzerinde volta atıyor algım. Kendime gelip yanımdakine anlatıyorum aklımdan geçenleri, tepkisi şu şekilde oluyor; 'tabula sen kafayı yemişsin' :) eh, pek de yalan sayılmaz.
Göz başlıklı bu roman Milan Kundera'nın Kimlik romanına da götürdü beni biraz hatta Öteki adlı filme.

"Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet. Yüzünü düşleyecektin. Yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi tasarlayacaktın. Ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün. Ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? Bütünüyle yabancı bir yüz görecektin! Ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın:
Yüzün sen değilsin!”
Dışardan nasıl olduğumuz, neye benzediğimi, ne yiyip ne içtiğimizi, hatta neye benzetileceğimizi o kadar ezberlemişiz ki biri imgelemimize aleyhte bir iddiada bulunsa hayır hayır diyere çıkışmaya başlarız dehşetle. 'Benim kim olduğumu nereden bileceksinin ki?' Elbette, ne bilsinler. Ama şu var; asıl siz biliyor musunuz, aynalarla dolu bir odada başkasının silüetine gözünüz takılıyor ve kendinizi 'o' olarak adlandırıyorsunuz ve bir gün aynalardan uzaklaşıp gölgenizi fark edince çatttt! Koca bir oyuk açılıyor bellekte, hayatımı benim yerime yaşayan kimdi?
Aynadan önce olan, göz. Biz aslında birbirimizin gözlerinde var oluyoruz izleklerden önce, şeklimiz, tadımız böyle belirlenip kategorize ediliyor. Zamanı gelince bir paket margarin seçer gibi hafızadan seçiliyor imaj. :)
kaç tane hayatımız var buna gelelim, bize göre bir belki, ama üzerimize çarpan kirpik adedince belki. Bunu bilemeyiz. Ama hangisini seçip kullanabileceğimizi,
kişiyi gözün saran gözün ağımsı tabakaki zincirleri gevşetmek göz önüne alınabilir belki. Ama, ama olmaz, ben böyle alışmışım, yapmayın lütfen; biz bize yakıştırılamayan her şeyiz sonuçta.
Roman birinci tekil şahısla başlar, anlatıcını 'gözüyle' bakarız olaylara, kırılma anından sonra bir başka cam yerleştirir tamirciler; huysuzlanır ama ses çıkarmayız. Üçüncü kişi anlatımıyla merceğin ortasına düşeriz, bu bakış açısı için yarı tanrı bakışı derdi hocalarımızdan biri. Bu kısımdan sonra Yuri Oleşa aklıma nedense, Kıskançlık. Büyülü metinler birbirini çağırır belki bu sebepten. Yeni kişinin gözünden herkesi gözetler, her odaya gireriz. Peki ama bu kahin bakışın sahibi hiç mi kırpmaz gözlerini deriz yavaş yavaş. Gözün sahibi, bakışına kendini de hapsedebilmiş, tutsaklığından çatlaklar vasıtasıyla kurtulmayı umut eder. Peki tüm bu kırıklar körleşmeyi müjdelemez mi? Mutluyum der, üçüncü göz.

"Al heybeni
Ört yüzünü
Ve git
Gece altında
Beyazlar yol
Vakit geç
Defol git
Geçsin
zaman
Unut bir gün yaşadığını
Öl bu zamanda
Ve başla yeniden
Soyunan
evrenin son noktasına
Doğru yürümeye
Değiştir elbiseni
Koru derini
Böylece gizlenir doğru yanlışın altına
..."
364 syf.
·Puan vermedi
“Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lo-Li-Ta; Dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, Üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-Li-Ta”
Muhteşem bir giriş.Roman,kahramanın kendisinden yaşca cok küçük olan bir kız çocuğuna karşı duydugu platonik aşkı konu ediniyor.Bazı bölümleri okurken roman kahramanindan iğrendim.Ahlaksız bir kitap gibi görünse de aslında almamız gereken bir ahlak dersi de var.Küçük kız Doleres in dramı göz yaşartacak cinsten.Romanın sonunda kahramanımız Humbert e acımadım da degil.Eser bir başyapıt okunması gereken bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Vladimir Nabokov
Tam adı:
Vladimir Vladimiroviç Nabokov
Unvan:
Rus Asıllı Amerikalı Yazar
Doğum:
St. Petersburg, Rusya, 22 Nisan 1899
Ölüm:
Montrö, İsviçre, 2 Temmuz 1977
Vladimir Vladimiroviç Nabokov (22 Nisan 1899 – 2 Temmuz 1977) Rus asıllı ABD'li yazar. İlk eserlerini Rusça yazdı, uluslararası ününü İngilizce yazdığı romanlarla kazandı. En tanınmış eseri Stanley Kubrick ve Adrian Lyne tarafından filme de çekilen Lolita adlı romanıdır.

1899'da St. Petersburg'da aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Özel eğitim gördü ve küçük yaşta İngilizce öğrendi. Bolşevikler iktidara geldiğinde aile Rusya'dan ayrılarak önce Londra, sonra Berlin'e gitti. Öğrenimini Cambridge Üniversitesi, Trinity College'de tamamladı. 1923 ile 1940 arasında anadilinde romanlar, hikâyeler, oyunlar, şiirler yazdı ve kuşağının seçkin Rus göçmen yazarlarından biri olarak ün kazandı. 1940 yılında karısı ve oğluyla ABD'ye göç etti ve 1941'den 1948'e kadar Wellesley College'de dersler verdi. 1955'te yayımlanan Lolita'nın dünya çapındaki başarısından sonra, 1959'da Cornell Üniversitesi Rus edebiyatı profesörlüğünden emekli olarak İsviçre'ye yerleşti. İngilizce ilk romanı olan The Real Life of Sebastian Knight'ı 1941'de yayımladı ve bu dili şaşırtıcı bir yaratıcılıkla kullanarak eserlerini İngilizce yazmaya devam etti.

Nabokov, 1977'de İsviçre'nin Montreux kentinde öldü. Yazarlığının yanı sıra, ünlü bir kelebek toplayıcısı ve satranç problemleri yaratıcısıdır.

Yazar istatistikleri

  • 441 okur beğendi.
  • 2.777 okur okudu.
  • 111 okur okuyor.
  • 2.964 okur okuyacak.
  • 128 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları