Vüs'at O. Bener

Vüs'at O. Bener

7.5/10
82 Kişi
·
239
Okunma
·
49
Beğeni
·
4.176
Gösterim
Adı:
Vüs'at O. Bener
Tam adı:
Vüs`at Orhan Bener
Unvan:
Türk Yazar ve Şair
Doğum:
Samsun, Türkiye, 1922
Ölüm:
1 Haziran 2005
Vüs`at O. Bener, (d. 1922 - ö. 2005) Türk yazar ve şair. Yazar Erhan Bener'in kardeşi, Yiğit Bener'in amcasıdır.

Hayatı

Tam adı, Vüs'at Orhan Bener. 1922'de Samsun’da doğdu. İlk, orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli kentlerinde tamamladı. 1941'de Harbiye Mektebi'ni, 1957'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.

Ticaret Bakanlığı'nda raportör, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde hukuk müşaviri olarak çalıştı. Ayşe Bener`le evlendi. Bir sendikanın danışmanlığını yürüttü. Emekliye ayrılıp yazarlıkla geçindi.

1950'de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin birlikte düzenlediği öykü yarışmasında "Dost" isimli öyküsüyle üçüncülük kazandı. Bu başarı tanınmasını sağladı. Seçilmiş Hikayeler, Varlık, Yeditepe dergilerinde yayınlanan şiir ve öyküleriyle dikkat çekti.

1 haziran 2005`te tarihte hayatın yitirdi.

Eserlerinin Özellikleri

Vüs'at O. Bener, eserleri içinde daha çok özyaşamöyküsel nitelik taşıyan öyküleriyle bilinir. Bener, ham gerçekliği edebi bir temele oturtarak ele aldı. Gündelik olaylarla, bilinçaltında birikmiş yaşam parçalarını birleştirdi. Sürekli yeni anlatım biçimleri arayan yazar, bu yönüyle zaman zaman şematizme düşmekle, dış gerçekleri yanlış yerlere koymakla, hatta bozmakla eleştirildi. Bener'in eserlerinde ölüm izleği önemli bir yer tutar. Bunda yazarın genç yaşta doğum sırasında kaybettiği ilk eşi ve doğumdan sonra yaşatılamayan çocuğunun da etkisi vardır. Bu evlilikten sonra tekrar başından evlilikler geçmesine rağmen Vüs'at O. Bener'in çocuğu olmadı. Okurdan çaba isteyen, ayrıksı bir dili olan Bener'in kişilerinin gündelik hayatın ikiyüzlülüklerini dışavuran bilinçakışlarını, Virgül dergisindeki yazısında, Orhan Koçak "iç konferans tekniği" olarak adlandırmıştır. Öykülerinin yanı sıra Vüs'at O. Bener'in şiirleri, kısa dizelerden oluşan, esprili, ironik ve şaşırtıcıdır.

Ödülleri


Ihlamur Ağacı ile 1963 Türk Dil Kurumu Tiyatro Armağanı
İpin Ucu oyunuyla 1980 Abdi İpekçi Armağanı (paylaştı)
2005 İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı (Vefatı nedeniyle eşi Ayşe Bener tarafından kabul edildi.)
Binlerce bıçak sokup çıkaracağım göğsüme, ama sonunda, ağır ya da hızlı önemli değil, er geç yenileceksin..
GEREKÇE VE KARAR

1K adına karar vermeye yetkili incelememiz romandaki mevcut delilleri inceledikten sonra takipçilerin beğeni ve yorumlarına arz edilmiş, kamu davası olmasına gerek duyulmayarak ............
Sanığa soruldu: Harp ve Sulh
okuyor musun?
-O halde komünistsin.

YOLDAŞLAR , ARŞ İLERİ!
1980’li yıllar, mekân Ankara. Annem yine tüm gece uyumamış ve cam kenarında bekliyor oğlunu, ağlayarak.
Çünkü abim yine nezarette, bu demek ki dün gece yine arkadaşlarıyla tüm duvarlara ............. yazmışlar. :))
O zamanlar sprey boya da yok, bunlar bildiğin kova ve fırçalarla badana yapar gibi duvarlara slogan yazıyorlar...
Manifestocular... :))
Babam küfrediyor anarşist oğluna, annem coplanan yerlere krem sürerken parkalardaki boyaları nasıl çıkaracağını düşünüyor. Abim birkaç gün sonra hangi duvara slogan yazacaklarının derdinde... :))

Romanın esas oğlanları da aynı yollardan geçmiş ve yıllar sonra flash back yöntemi ile can bulmuş; kendilerini, memleketi, aşklarını, arkadaşlıklarını sorgulayan karakterler.

YİNE POSTMODERN
Ve postmodernin olmazsa olmaz neyi varsa fazlasıyla var kitapta, hatta arka kapak okumadan önce KAPAK OLDU bana da:
“ Bu zorlu romanın konfeksiyon tipi okuru terleteceği açıktır.”
Bu aşağılamayı hak etmediğimi ispatlamak için özel dikime karar vererek gardımı almıştım zaten.
Bir postmodern okuyucunun başına gelmesi muhtemel her şey geldi başıma:
Belirsizliklerle dolu kurmacanın içine sürüklendim mi , evet. Yazar akışa ve kurmacaya dahil ederken metne yabancı kalmam için ben gariban okuyucuyu zorlayıpnve bana sürekli müdahale etti mi, hem de hiç acımadan.Gerçek hayatla aramdaki bağı koparmam için mantığımı devre dışı bırakmam için uğraştı mı, gözümün yaşına bakmadı. Yazık değil mi bu okuyucuya :)
Fakat ben zinhar pes etmedim, sadece zaman uzadı o kadar. :)

O lâ lâ! Comme-ci, Comme-çâ
Ve DİL...
TDK ( ka değil ke diye okunur) ‘nin görevlerinden biri dilimize türetme , birleştirme yoluyla yeni sözcükler kazandırmaktır. Bu sözcüklerden kimi beğenilir ve kullanılır kimi beğenilmez ve kullanılmaz. Ben ikinci gruba biraz örnek vereyim.
Hostes yerine : Gökkonuksal avrat
Otobüs: Çok oturgaçlı götürgeç
Restoran: Otlangaç
Milli Marş: Ulusal Düttürü
Duayen: Aksakal
Petrol: Yer yağı
Bunları neden hatırlattım? Vüs’at O. Bener de TDK’ ye rakip olabilir. ( Postmodernin bir özelliği de dili bilinen kalıpların dışında kullanmaktır.) Yazar yeni sözcük konusunda hayli cömert...
Zanzalak, uyargan, büklüntü, üzünç, kımılgın, bağışçıl, apaşılan, küsküçül, değgin...
Duymadık demeyin :)

GEREKÇELİ VE SON KARAR
Yargıtay yolu açık olmak üzere, 1947 yılının bilmem ne ayı, falanca gününde verilen karar okuyucuların, okuyacakların, okumayı düşünenlerin hazır bulunduğu son oturumda , konfeksiyon tipi okuyucular hariç legal ya da illegal herhangi bir örgüte üye olan ya da olmayan tüm üyelere okuma izni verildiği açıkça belirtilmiştir.

Yargıç - İmza
Konfeksiyon tipi okuyucu olmadığını ispatlamaya çalışan okuyucu. :)
Hemşehrim Vüs'at amcaya dair edebi kişilik analizi ve yorumlama;
DİLİM DÖNDÜĞÜNCE, AKLIMIN ERDİĞİNCE, YÜREĞİMİN ATTIĞINCA

Adını yıllardır duyuyorum ama okuma fırsatına anca nail olabildim. Kendim de naçizane çapımda öykü-deneme yazdığım için, Türk Edebiyatındaki öykücülerimizi araştırmaya koyuldum.

İbrahim (Sisifos) da dediği gibi dört atlıdan biri olan Vüs'at amcanın "Dost"u ilk sarıldığım kitaplardan oldu. Zira öykü yazmak roman yazmakla bir değildir veya şiir yazmakla.

Bu kitaptaki öyküleri çok hoş. Toplumsal gerçeklerden kesitler sunuyor. Daha çok kendi anılarından yola çıkmış hissi verdi bana. Ben de genelde çıkış noktası olarak geçmişte bir nokta seçerim. Yada olmayan bir zamanda bir nokta. O da benzer bir şekilde ilerlemiş diye düşünüyorum bu kitabında.

Çok basit gündelik olayları bile enfes bir ustalıkla işlemiş ve zihnimize zerk etmiş.
Nedense öykülerde bir ölüm kokusu var. Hayatına biraz baktığımda şunu gördüm; yazar genç yaşta doğum esnasında ilk eşini ve çocuğunu kaybetmiş. Bunun etkisi yadsınamaz sanırım.

Öykülerde küçük yerlerdeki silik tipler çok kullanılmış. Diğer öykücülere göre diyalogları çok sık ve etkili kullanmış.

Öyküler ilk başlarda daha tatlı ilerlerken, sonlara doğru çok sertleşiyor. Yani bazı öyküler var ki gerçekler şamar gibi yüzünüze iniyor.

Vüs'at amcanın, betimlemelerine hayranım."kırmızı araba. geldi, kapıda durdu. Bir adam indi. Yaşlı, kısa saçlı. .." gibi. Bazı yerler kopuk ama okurken zihnimizde birleşiyor aslında. Belki de onun büyüsü de bu.

Kitabı okuyacak dostlara keyifli okumalar dilerim.
"Seni seviyorum. Yanlış anlama :çok fazlanı değil, sen eksiğini.."

Oğuz Atay anısına hediye edilmiş karışık, zor, dopdolu ve yaralı bir siyaset ve aşk romanı.
Bir virüs gibi yaşamak, başkalarına tutunarak..
Yakın tarihimizde yaşanan, Demokrat Parti 'nin kurulması ve kapatılması, tek parti döneminin sancılı kapanışına dair yaşanmışlıkları içeriyor.
"Yeter, söz milletin!"
"Sabah ezanı okuyan müezzinin bet çağrısına uyandım. Makam hak getire.' Tanrı uludur! 'diyor. Gelmedi hoparlörlü' Allah - u Ekber! 'daha gündeme."
.....
Eski heyecanını yitiren bir aşkın romanını okuyor gibi hissettiğiniz an cinsiyet tarihi üzerine anekdotlar düşüyor sayfalara.
" Çalıştırılacak karı, bunların kocaları boynuzludur, demek. "
" Sen bile kalkmış Viola diye bir ad takmışsın. Menekşe desen adi kaçardı, değil mi?"
......
Tamamen boş bir zihinle okumak lazım. Çünkü her satırda inanılmaz doluyorsunuz.
Beni en çok cezbeden, yazarın birbiri ardına devirdiği o 'devrik cümleleri'.
Yalınlığı ve derinliği yutuvermiş gibiler. Arkalarından kendilerini açıklayan satırlar gelmemesi daha güzel. Bu ve nokta kıvamında..
Tekrar okumayı düşündüğüm nadir eserlerden biri oldu.
"Dipnot :Öpmek de yazılamıyor ki, bağışla.."
"Çocuksun!"
Büyüksü, bilgicimsi soğukluğunla olur şey değilsin sevgilim..
.......
Daha ilk cümlede okuru öykünün ortasına mıhlayan, fazlasıyla orijinal, şaşaadan sıyrılmış yalın dili, kendine çeken havasıyla bir Vüs'at Bener klasiği..

Bir kitabı okurken öncelikle aradığım şey beni düşünmeye zorlamasıdır. Yazar bunu öyle üstü kapalı yapıyor ki çok sade kelimelerin arasında görkemli bir anlam gizlenmiş, okuyucuyu bekliyor.
..........
O'nun satırlarındaki tadı bir kere alınca, bu yolculuk daha da zevkli bir hale geliyor. Öylesine güzel anlatıyor ki bizi bize, bu tavır bir tür bağımlılık yapıyor.
..........
Birçok öyküden oluşmuş bu kitapta en çok Dost adındaki öyküyü sevdim. Buzul Çağının Virüsü 'nde zirveye çıkan anlatımının doğuşunu bu öyküde bulmak mümkün.
Yazara monolog tarzı çok yakışıyor. Bir başka güzel anlatıyor kendi kendine konuşurken :))
..........
Uzun olmayan, bağlaçsız, eksik ve devrik cümleler..
Konuşmalarla aynı anda hisleri de verebilmesi okuru sıkı sıkı öyküye bağlıyor.
Okur okumaz hissediyorsunuz ama anlamak için çaba lazım..
Durum öykülerinden oluşmuş bir eser. Bu tarz öyküleri sevenler için güzel bir kitap... Durum öyküsü seviyorsanız kesinlik Bener ve Mustafa Kutlu'yu okumanız gerekir.
Oooovvvvv bu nasıl bir kitaptı böyle. Yandı yandı bir şey kalmadı geriye

Vus'at O. BENER – Buzul Çağının Virüsü

Buzul Çağının Virüsü... Demokrat Parti'nin kurulmasından kapatılmasına kadar geçen dönemi, bu süreçte yaşanan olayları, kadını erkeği, gencinin yaşlısının gözünden birkaç sayfalık hikâyeler halinde anlatıyor ve kesinlikle tek okumayla kavranabilecek bir kitap değil bence. İlk okumanın ardından akılda kırgın bir aşk öyküsü kalırken, en az, ki dikkat edin en az diyorum, ikinci okumadan sonra metin gitgide açılıyor ve bir dönem yaşanmışlıkları ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Şunu gördüm ki şu yaşımda okumam gereken bir eser değilmiş. Eser inanılmaz derece harika ama anlamak için yine okumak durumundayım. Yeniden okunmasının nedeni eseri anlamamaktan ziyade sadece hakettiği değeri verebilmek adına. Yeniden okunacaklar rafındaki yerini aldı.

Benim gibi bu kitabı ilk okuyana aşk romanı gibi gelir fakat değildir aslında. İçinde aşk, tarih, dostluk, siyasi nedenlerle yaşanan tutuklanma süreçleri... Hemen hemen her duygu ve yaşanmışlık mevcuttur.

Bu eser üzerine tezler yazılmış, makaleler yayınlanmıştır. Gerçekten edebi bir o kadar da bilinçakışı tekniği ile yazılmış efsane bir yaratımdır.

Beynim mi? Evet beynim okurken yandı Ama yanmasından büyük bir keyif aldım. Beni bu denli bu anlamda zorlayan “Ses ve Öfke” kitabından sonra “Buzul Çağının Virüsü” de o sekmede yer aldı. İğne ile kuyu kazmak gibi bir his bıraktı üstümde. Çok mesudum

Fakat kesinlikle üzerinde itina ile durulması gereken bir eser. Vus'at O. Bener çok ustaca bir eser ile biz okuyucularına sesleniyor, bizleri yoracak bir eser fakat kesinlikle okunması gereken bir eser.

Herkese keyifli okumalar edebiyat sever güzel insanlar ve devrelerinizin yanışı şimdiden hayırlı olsun.
'Bilinç akışı' tekniğiyle yazılmış. Kitap kendini kolayca açmıyor size. Çünkü olaylar düzenli bir şekilde anlatılmıyor. Kahraman o an kafasının içine dolan düne, bugüne ait düşünceleri ardı arkası kesilmemecesine aktarıyor size.
Roman 1945 ile 1982 arasında geçiyor. Demokrat Parti'nin kurulma aşaması ve sonrasında yaşananları anlatmaya çalışıyor. O günlerin köylüsü, kentlisi, kadını, erkeği. Tabi bir de aşk hikayesi var.
Ben zorlandım okumakta. Ama bir kazanımım oldu. O da yanlış bildiğimiz 'hile hurda' sözcük grubu. Doğrusu 'hile hud'a' imiş. Arapçada hud'a 'dalavere' anlamına geliyor.
"Havva" 2005 yılında kaybettiğimiz Vus'at Orhan BENER'in;YKY tarafından derlenmiş,yirmi bir öyküsünden oluşan kitabı.Her biri dolu dolu;roman ağırlığınca,içe işleyen öykülerle dolu.
Gerçekçi,hırçın,dolambaçsız,su gibi bir üslup.Ama bu üslup,okuyucuyu yoracak şekilde yürümüyor önden önden.Okuyucuyu da koluna alıp yürütüyor;kendi ifadesi ile,"kimsesizler mezarlığına gömdüğü imgeleri ile" birlikte.
Kitaba adını veren "Havva" ile,"Dost ve Bisiklet" öyküleri;kitabın en çarpıcı öykülerinden.O dağ yazmışsa dağ,deniz yazmışsa yosun kokusu getiren bir yazar.Yazdığını yaşatan bir yazar.Kaleminin gücünü hissetmemek mümkün değil.Keyifle okunur.
Serim, düğüm, çözüm şeklinde ilerleyen bir romandan ziyade aforizmalardan müteşekkil bir kitap. Oğuz Atay'dakine benzer bilinç akışı yazıları görülmekte. Postmodern edebiyatın öncülerinden sayılabilir kanaatimce. Genel olayı yakalamaktan ziyade kurulan cümlelerin derinliğine bakarak okunduğunda oldukça keyifli.
bazı öyküler vardı ki içinde vakitsiz bittiler.. beni öykülere ısındıran kitap oldu kendisi. cümlelerin örülüşü ve yargıların sunuluşu beni çok etkiledi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Vüs'at O. Bener
Tam adı:
Vüs`at Orhan Bener
Unvan:
Türk Yazar ve Şair
Doğum:
Samsun, Türkiye, 1922
Ölüm:
1 Haziran 2005
Vüs`at O. Bener, (d. 1922 - ö. 2005) Türk yazar ve şair. Yazar Erhan Bener'in kardeşi, Yiğit Bener'in amcasıdır.

Hayatı

Tam adı, Vüs'at Orhan Bener. 1922'de Samsun’da doğdu. İlk, orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli kentlerinde tamamladı. 1941'de Harbiye Mektebi'ni, 1957'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.

Ticaret Bakanlığı'nda raportör, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde hukuk müşaviri olarak çalıştı. Ayşe Bener`le evlendi. Bir sendikanın danışmanlığını yürüttü. Emekliye ayrılıp yazarlıkla geçindi.

1950'de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin birlikte düzenlediği öykü yarışmasında "Dost" isimli öyküsüyle üçüncülük kazandı. Bu başarı tanınmasını sağladı. Seçilmiş Hikayeler, Varlık, Yeditepe dergilerinde yayınlanan şiir ve öyküleriyle dikkat çekti.

1 haziran 2005`te tarihte hayatın yitirdi.

Eserlerinin Özellikleri

Vüs'at O. Bener, eserleri içinde daha çok özyaşamöyküsel nitelik taşıyan öyküleriyle bilinir. Bener, ham gerçekliği edebi bir temele oturtarak ele aldı. Gündelik olaylarla, bilinçaltında birikmiş yaşam parçalarını birleştirdi. Sürekli yeni anlatım biçimleri arayan yazar, bu yönüyle zaman zaman şematizme düşmekle, dış gerçekleri yanlış yerlere koymakla, hatta bozmakla eleştirildi. Bener'in eserlerinde ölüm izleği önemli bir yer tutar. Bunda yazarın genç yaşta doğum sırasında kaybettiği ilk eşi ve doğumdan sonra yaşatılamayan çocuğunun da etkisi vardır. Bu evlilikten sonra tekrar başından evlilikler geçmesine rağmen Vüs'at O. Bener'in çocuğu olmadı. Okurdan çaba isteyen, ayrıksı bir dili olan Bener'in kişilerinin gündelik hayatın ikiyüzlülüklerini dışavuran bilinçakışlarını, Virgül dergisindeki yazısında, Orhan Koçak "iç konferans tekniği" olarak adlandırmıştır. Öykülerinin yanı sıra Vüs'at O. Bener'in şiirleri, kısa dizelerden oluşan, esprili, ironik ve şaşırtıcıdır.

Ödülleri


Ihlamur Ağacı ile 1963 Türk Dil Kurumu Tiyatro Armağanı
İpin Ucu oyunuyla 1980 Abdi İpekçi Armağanı (paylaştı)
2005 İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı (Vefatı nedeniyle eşi Ayşe Bener tarafından kabul edildi.)

Yazar istatistikleri

  • 49 okur beğendi.
  • 239 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 192 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları