Walter M. Miller Jr.

Walter M. Miller Jr.

Yazar
7.1/10
57 Kişi
·
94
Okunma
·
3
Beğeni
·
524
Gösterim
Adı:
Walter M. Miller Jr.
Unvan:
Amerikalı Roman ve Kısa Öykü Yazarı
Doğum:
New Smyrna Beach, Florida, ABD, 23 Ocak 1923
Ölüm:
Florida, ABD, 9 Ocak 1996
Miller New Smyrna Beach, Florida doğdu. Tennessee Üniversitesi ve Texas Üniversitesi'nde  mühendis olarak çalıştı. Dünya Savaşı sırasında,  İtalya üzerinden elliden fazla bombalama misyonları uçan bir Radioman ve kuyruk topçu olarak Ordu Hava Kuvvetleri görev yaptı. Onun için travmatik bir deneyim oldu
Cehalet kraldır. Onun tahtından indirilmesi birçoklarının işine gelmez. Birçokları bu karanlık monarşi sayesinde parasına para katar.
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 252 - İthaki Yayınları, 1. Baskı
Eğer katliama katliamla, tecavüze tecavüzle, nefrete nefretle karşılık verilecekse, kimin baltasının daha kanlı olduğunu sormanın bir anlamı kalır mı?
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 328 - İthaki Yayınları, 1. Baskı
... eğer bir kişi bir şeyin yanlış olduğunu bilmiyorsa ve bu cehaletiyle davranırsa ve eğer mantık ona neyin yanlış olduğunu göstermekte yetersiz kalmışsa, o kişi suçluluk duymaz.
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 348 - İthaki Yayınları, 1. Baskı
Eğer düşünce yönetilecekse bu ancak mantığın kabul edeceği bir yönde olabilirdi; aksini zorlamaya kalkarsanız size itaat etmezdi.
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 67 - İthaki Yayınları, 1. Baskı
Eskisi tamamen ortadan kalktığında insanlık hemen iki nesil içinde yeni bir kültür mirası üretebilme yeteneğine sahiptir. Bunu yasa yapıcılar ve peygamberlerle, dahiler ya da delilerle gerçekleştiriyordu; bir Musa ya da Hitler, yahut cahil ama otoriter bir büyükbaba aracılığıyla kültürel bir miras akşamdan sabaha kadar oluşturulabiliyordu ve oluşturulmuştu da.
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 81 - İthaki Yayınları, 1. Baskı
Kin özünde Tanrı’ya karşıdır. Dinle, insanlık, bu kinden vazgeçmen gerek, her şeyden önce, sevgiden bile.
Walter M. Miller Jr.
Sayfa 386 - İthaki Yayınları, 1. Baskı
Eğer katliama katliamla, tecavüze tecavüzle, nefrete nefretle karşılık verilecekse, kimin baltasının daha kanlı olduğunu sormanın bir anlamı kalır mı?
400 syf.
·4 günde·9/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 45. kitap oldu. Bir süredir bilimkurgu klasiklerini okumaya ara vermiştim. Çünkü İthaki Yayınları, bilimkurgu klasikleri serisi içerisinde birbirinden bağımsız 5-6 seriye birden yer vermeye başladı. Basımına başlanılan bir seri daha bitirilmeden yaklaşık 5-6 serinin birden önümüze sunulması ve henüz hiçbir serinin tam olarak bitirilmemiş olması, seri kitaplarını okumama kararını almama sebep oldu. En azından basımına başlanılan bir seri tam olarak tamamlanmadan ilgili seriye ait kitapları okumayacağım.

"Leibowitz İçin Bir İlahi" isimli bu bilimkurgu eseri, bir seri kitabı olmamasının yanında, yazarı Walter M. Miller, Jr.'ın zaten ilk ve tek romanıdır. Bir yazarın ilk ve tek romanının, bilimkurgu klasikleri içerisinde kendisine yer bulması, takdir edilmesi gereken bir başarıdır. Hatta Leibowitz İçin Bir İlahi, bilimkurgu türü içerisinde yazılmış en iyi ilk roman olarak kabul edilmektedir. Bu eserin bir başka değerli özelliği ise, eserin 1960 yılında ilk kez basılıp 1961 yılında Hugo Ödülü’nü kazanmış olmasıdır.

Bilindiği üzere, bilimkurgu yazarlarının çok sevdiği bir tema vardır: O da 3. Dünya Savaşı'nı kurgulayıp devletler tarafından nükleer silahların kullanılmasının akabinde oluşacak olumsuz senaryoları yazıya dökmektir. Herkesin kullandığı bu temayı kullanmanın avantajları olduğu gibi tehlikeleri de vardır. Fakat yazarımızın "klasik" temayı gayet başarılı ve özgün şekilde işlediğini düşünüyorum... Artık konuya geçebiliriz:

Tarihi tam olarak belirtilmemiş bir nükleer savaş sonrasında dünyada yaşam neredeyse yok olmuştur. Dünya, büyük oranda çölleşmiş ve insanlar bir bardak suya muhtaç hale gelmiştir. Açlık, sefalet ve ölüm her tarafı sarmıştır. İnsanlığın yaşam mücadelesi verdiği bu dönemde dünyanın yıkımından dolayı suçu bilime, kitaplara, sanata ve bilim adamlarına atan bir grup insan da türemiştir. Hatta onlara göre, okur yazar olmak bile suç olarak kabul edilmektedir. Zira onlara göre bilim bu kadar gelişmeseydi, nükleer silahlar ortaya çıkmayacak ve insanlık yok olmanın eşiğine gelmemiş olacaktı... Bu mantıkla bulabildikleri bütün kitapları yok etmeye, okuma yazma bilenleri de öldürmeye başlıyorlar. Bu mantığa karşı çıkan elektrik mühendisi Isaac Edward Leibowitz ise bulabildiği tüm kitapları saklıyor ve onları gerek kopya ederek gerekse ezberleyerek gelecek nesillere aktarmaya çalışıyor. Zira ona göre medeniyetin kurtuluşu yine bilimle ve sanatla olacaktır. Leibowitz bu hareketi sayesinde kendisi gibi düşünen insanlardan oluşan bir "kardeşlik" kuruyor. Bu kardeşlik, bir nevi tarikat olarak da düşünülebilir. Şimdilerde böyle bir tarikat olsa, sanırım koşa koşa üyesi olurdum...

Kitap üç bölümden oluşuyor. Her bir bölüm arasında yaklaşık 600 yıllık bir zaman farkı var. Dolayısıyla her bölümde işlenilen konulan da karakterler de medeniyetin gelişimi de farklılık gösteriyor. Bu noktada bölümlere kısaca değinmek gerekiyor:

Kitabın ilk bölümü, Fiat Homo(İnsan Olsun) isimli bölümdür. Bu bölüm, nükleer savaşın ardından yaklaşık 600 yıl sonrasını bize gösteriyor. Tahmin edeceğiniz gibi, bu bölümde insanlığın yaşadığı zorluklar, nükleer savaşın insan ırkına ve doğaya etkileri ile Leibowitz kardeşliğinin kitapları kopyalamaları, çoğaltmaları ve ezberlemeleri anlatılıyor. Bu arada Leibowitz kardeşliği kopyaladıkları, çoğalttıkları veya ezberledikleri eserlerin ne işe yaradığını ve ne anlattığını hiçbir şekilde anlamıyorlar. Buna karşın, gelecek nesiller için canla başla mücadele etmeye devam ediyorlar. Birinci bölüm, 3174 yılı ile kapanıyor.

Kitabın ikinci bölümü, Fiat Lux (İnsan Olsun) isimli bölümdür. Bu bölüm, Leibowitz kardeşliğinin amaçlarına ulaşmaya başladığının göründüğü bölümdür. Zira insanlık, artık çoğalttıkları kitaplar üzerinde düşünmeye başlamış ve eski buluşlarını(tekerlek, elektrik gibi) yeniden keşfetmeye başlamıştır. Bu döneme, insanlığın yeniden yükselme dönemi diyebiliriz. Bu arada dünyada yeniden devletleşme ve politika da kendisini göstermeye başlıyor. Ayrıca bir grup insanın bu dönemde de bilimsel gelişmelere karşı çıkmaya çalıştığını belirtmeden geçemeyiz. Bunca bilimsel gelişme, keşif gerçekleşirken bir takım insanlar cahil kalmak için inanılmaz bir çaba gösteriyor... İkinci bölüm, 3781 yılı ile kapanıyor.

Kitabın üçüncü ve son bölümü ise, Fiat Voluntas Tua (Tanrının İstediği Olsun) isimli bölümdür. Bu bölümde insanlık günümüzdekinden daha ileri seviyeye geçmeyi başarmıştır. Teknoloji, bilim, uzay insanlığın artık hizmetindedir. Dünya devletleri teknolojinin gelişmesi ile yeniden silahlanmaya ve yeniden nükleer silahlar elde ederek kendilerini "savunmayı" amaçlamaya başlamıştır. Tıpkı günümüzdeki gibi savaş yasak bir haldedir; ancak devletler büyük hızda silahlanmaya devam etmektedir. Neden? Olası bir tehlikede kendilerini savunabilmek için. Yersen...

Anlattığım kısımlar gözünüze spoiler gibi görünse de spoiler değildir. Bu bilgileri bilerek kitabı okumanız, alacağınız hazzı azaltmayıp, bilakis artıracaktır.

Kitapta ele alınan yaklaşık 1800 yıllık döngüyü incelersek, yıllar geçse de insanlığın anlayışının değişmediğini, geçmişten ders almak şöyle dursun her geçen yıl daha da kötüye gittiğimizi rahatlıkla görebiliriz. Yaklaşık 1800 yıl önce nükleer silahların kullanılması ile dünyayı yok oluşun eşiğine sürükleyen insanlık, gücü, bilgiyi, bilimi yeniden ele geçirince gözünü kırpmadan dünyayı bir kez daha yok oluşa sürüklemekten çekinmiyor. Ders almıyoruz ve doymuyoruz. Güç, bizi fazlasıyla zehirliyor.

Biraz uzatmış olabilirim; ama son sözümü de kitabın kapağına değinerek incelemeyi sonlandırayım. Dikkat ederseniz, İthaki Yayınlarını ilk paragrafta biraz yerdim. Bu sefer de öveyim bari... İthaki Bilmkurgu Klasikleri serisinin kapakları her zaman beni büyülüyor. Yine bu sefer de büyüledi. Kitabın kapağını incelediğimizde üç adet sarmalın üzerlerinde birer özgür kuş olduğunu, sarmalların kesiştiği noktada insan kafası görünümünde cılız bir kibrit alevinin yandığını, kibritin alt kısmında insan gövdesi görünümde erimekte olan bir mum olduğunu, arka planda ise karanlık bir medeniyetin yer aldığını görüyoruz. Kapak tasarımını yapan Hamdi Akçay isimli sanatçıya da teşekkür etmeden geçemezdim. "Biliyorum buraları okuyorsun Hamdi'ciğim. Ellerine sağlık. Başarılarının devamını diliyorum. Harikasın gerçekten."
400 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitabın yazarını ilk defa duydum. Bu kitabın, yazarın hayatta iken yayınlanan tek kitabı olduğunu öğrendim. Bunları öğrenince bir merak içinde başlayıp aynı merak içerisinde 3 günde bitirdim. Kitabın kapağını çok beğendim. Eski basımında bazı kişilerin şikayet ettiği çeviri ve editörlüğü ben çok iyi buldum bu basımda. Sadece 2 tane yazım yanlış vardı.

Kitabın detaylı konusuna gelecek olursam; kitap 3 bölümden oluşuyor ve bu bölümler arası 600 yıl gibi bir süre var. Bölümlerdeki karakterler ile finale kadar gidemiyoruz, aynı bölüm içinde sonuca bağlanıyor kendi yaşadıkları. Kitap kendi içinde bir çok sorgulama yaptırıyor. Tanrı ile insan arasındaki durumları, cahilliği ve bilimi reddetmeyi, hayvan haklarını konu alıyor. Biraz sabır gerektiren ama alışınca bir çırpıda okuyacağınız bir eser. Puanım 10/10.

Not: Goodreads'e göre bir devam kitabı görünüyor. Bu baskının satışları iyi olursa belki ilerleyen zamanlarda onu da görebiliriz umarım.
368 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10 puan
“Tarih tekerrürden ibarettir “ sözünün distopik biçimde işlendiği, yer yer takılan ama genelde akıcı bir kitap. İthaki Yayınevinin internet sayfaları arasında gezerken tesadüfen alıp okudum ve daha ilk sayfalarda çevremdekilere tavsiye etmeye başladım bile.

Kitap 3 bölümden oluşuyor; Fiat Homo, Fiat Lux ve Fiat Voluntas Tua. Bölümlerin arasında ani şekilde asırlar geçiyor ancak her bölümde bir önceki bölüme küçük göndermeler yapılıyor, (bu da kitabı sevme nedenlerimden biri oldu) konu bütünlüğü hikayenin yanında bu detaylarla da sağlanıyor. Sıkça kullanılan Latince cümlelerin çevirileri sayfa altında yer alıyor, hızlı okuma için olumsuz bir etmen olsa da hayatlarını dini inançlarına adamış insanların o an verdikleri tepkinin bana Türkçe konuşan birinin cümle arasında “inna sabirin” demesiyle eş değer olduğunu düşündürdüğünden bu doğallık oldukça hoşuma gitti. Başlangıçta yazarın edebi dili birazcık zorlama gibi gelse de sayfalar ilerledikçe daha akıcı olup son ~40 sayfada hızda zirve yaptı, daha sayfanın ortasındayken bir sonraki sayfaya geçmek için kenarını kaldırarak okumaya devam ettim.

Bilimkurgu severler için zevkle okunacak bir kitap olduğunu düşünüyorum . Yazarın tek kitabı olması üzücü, bu kalemden çıkan başka kitaplar da okumayı isterdim ancak Walter M. Miller, Jr eşinin ölümünden sonra intihar ettiğinden maalesef başka bir kitabını okuyamayacağım.
400 syf.
·7 günde·7/10 puan
Yazarın hayattayken yayımlanan tek kitabıdır. Kitap, üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler arasında 600 yıllık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Bu bölümler birbirinden farklı olaylar barındırmasına rağmen bölümlerin içerisinde diğer bölümlere yönelik yapılan atıflar sayesinde konu bütünlüğü bozulmamıştır. Kitabın konusu tarihi belli olmayan bir dönemde gerçekleşen nükleer savaş nedeniyle insanlığın bir nevi sonunun gelmesi ve bu savaştan sonra gerçekleşen bilime ve kitaplara olan düşmanlığını konu alıyor. Bu düşmanlık nedeni ile bir çok bilim insanı öldürülmüş ve bir çok kitap yok edilmiştir. Fakat Leibowitz, düşman kesimden kitap kaçırmanın yolunu bularak bir tarikat kurmuştur. Bu tarikat saklanan bu kitapları kopya ederek, ezberleyerek gelecek nesillere aktarmaya ve korumaya yemin etmiş rahiplerdir. Kitap aslında insanoğlunun kaderinden kaçamayacağını, insan var olduğu sürece her zaman bir yıkım ve kaosun da olduğunu anlatmaktadır. Bu kitapta insanlığın tarihinin diriliş-yükseliş- çöküş üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Nükleer savaştan önce bu evreler yaşandı, nükleer savaştan sonra da bu evreler tekrar yaşanacak insanoğlu tekrar yükselecek ve tekrar çöküşe geçecek olması gerçeğini ve bu yaşanan diriliş-yükseliş-çöküş evrelerini yazar oldukça iyi anlatmıştır.

Kitap, akıcı bir dile hakim değildi. Sıklıkla dini terimler ve Latince kelimeler kullanmış olmasından dolayı hızlı okumayı engelliyor ve duraksamanıza sebep oluyor. Çeviriyi ve kapak tasarımını oldukça sevdim. Bilimkurgu sevenlerin okuyabileceği güzel bir kitap. İyi okumalar.
392 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Herkese merhabalar, bugün bir cesaret inceleme yazmaya karar verdim. Aslında bu kitap İthaki Yayınları BK serisinden okuduğum 52. kitap ve ben bu seriyi çok sevmeme rağmen inceleme yapacak kadar yeterli görmüyordum kendimi. Ama nereden estiyse bu kitaba bir inceleme yazmak istedim. Umarım sonu fiyasko olmaz. Neyse hadi başlayalım bakalım.


PS. İncelemem spoiler içermektedir. Lütfen bunun bilincinde olarak okuyun incelemeyi.


Bu kitap 3 ana bölümden oluşuyor. Bölüm isimleri Fiat Homo, Fiat Lux ve Fiat Voluntas Tua.

1. Bölüm: Fiat Homo (İnsan Olsun)
Bu bölümde Ateş tufanı (zamanı tam belli olmayan bir savaş), Serpinti (savaşta atılan bombalar nedeniyle oluşan radyasyonun yayılması), Salgın, Çılgınlık, Diller karmaşası (bu dönemde savaştan dolayı korkan insanlar sağa sola ve kendi dillerinin konuşulmadığı yerlere kadar kaçıyorlar ve dolayısıyla diller karışıyor), Gazap ve Saflaştırma Çağından (bu dönemde insanlar, ‘bizi bu hale kitapta olan bilgilerle yapılan bombalar, savaşlar getirdi diyerek bütün kitapları yakmaya başlıyor. Buna karşı çıkan eğitimli kesimi de atlamıyorlar tabi) sonra gelen dönem anlatılıyor. Bu bölümde kilise; kitapları bulma, saklama, eskileri temize çekme, bazılarını ezberleme, okuma-yazmayı devam ettirme gibi görevleri üstleniyor. Bölümün kahramanı ise Francis Gerard kardeş. Bu arkadaş biraz da saftirik. Çünkü bulduğu Radyoaktif Serpinti Sığınağını, Serpinti denen canavarların mekanı zannedip “Aman Tanrım, canavaaaaannnn” diyor ve kapıya bile yaklaşmıyor. Neyse ki Leibowitz’e ait olduğunu düşündüğü kutuyu alıp kiliseye götürüyor ve ilk başta sığınak mühürlense de sonradan açılıyor ve bir sürü kitap bulmuş oluyorlar. Bu bölüm  3174 yılında bitiyor.

2. Bölüm: Fiat Lux (Işık Olsun)
Bu bölüm 600 yıl sonra ki dönemi anlatıyor. İnsanlar gelişmeye devam ediyor. Aslında ikinci bir Rönesans devrimi bu. Kitapları okumaya ve daha iyi anlamaya başlıyorlar. Hatta kilisede bulunan biri yapay ışığı bile buluyor. Bu bölümde dikkat çeken husus Dekan Taddeo denen kişinin kilise ile çatışması. Bu arkadaş; kendilerinin, yaratılanın (insanların) yaratısı olabileceklerini iddiasında bulunuyor. Ona göre geçen savaşta insan nesli tükenmiş olabilir ve güçlü olan, insan yaratısı kendi türü gelişmeye ve yaşamaya devam etmiş olabilir. Tabi kilise buna karşı çıkıyor. Diğer bir husus ise, kendisi artık kilisenin görevinin bittiğine inanıyor ve kitapları daha emin ellere, akademiye teslim edilmesi gerektiğini düşünüyor. Ama gözünün önünde buluna ışığa bakıp “bu adamlarda da zeka var, baksana ışığı bulmuşlar” demiyor. Bu bölüm 3781 yılında sona eriyor.

3. Bölüm: Fiat Voluntas Tua (Senin İstediğin Olsun)
 En son bölümde ise artık teknoloji uçmuş durumda. Bazı açılardan bizden bile ileri gitmişler. Ama kapıda bekleyen ne? Tabi ki yeni bir savaş. Bence bu kitabı en güzel anlatan alıntılardan biri bu bölümdeydi. O da Joshua kardeşin şu sözleri: “Belki bu da onların talihiydi. İnsanlar ne zaman bir cennet yaratmayı başarıyor gibi olsalar onu beklemeye ya da kendilerine olan tahammülleri de azalıyordu. Kendilerine bir zevk bahçesi kuruyor ve bahçe zenginleşip güzelleştikçe içinde daha da bedbaht oluyorlardı; çünkü o zaman, belki de, bahçede bir şeylerin eksik olduğunun, bir ağacın ya da bir çalının bir türlü büyüyemediğinin farkına daha kolay varıyorlardı. Dünya karanlığa ve sefalete gömüldüğünde mükemmele inanmak ve onun özlemini duymak mümkündü. Ama dünya zenginlikle aydınlandığında iğnenin gözünün aslında ne kadar dar olduğunu hissetmeye başlıyor ve artık inanacağı ve özlemini duyacağı bir şey kalmıyordu. Eh, sırf insanlık sefil karanlığında yine ümit edebilsin diye, Dünya denilen şu uygar ve bilge bahçeyi biz kez daha mahvedeceklerdi, öyle değil mi?” (Sayfa 335-336) Bu bölümün sonunu ya da ne olduğunu yazmayacağım. O kadar da spoiler verilmez çünkü.


Kitapta geçen iki değişik karaktere de değinmek istiyorum. Bunlar Benjamin ve Şair. Benjamin Hz. İsa’nın yetiştirdiği bir Yahudi olarak anlatılmış ve bu olaylar olurken hala yaşıyor. Adam kaç yaşında siz düşünün artık. Şair ise kilisede yatıp kalkıyor, arada herkesle kavga ediyor ama sonunda inandığı şey uğruna ölüyor. Dolayısıyla saygı duyulacak bir karakter. Bu karakterle ilgili komik olan şey ise bir taraftan Harikulade Boncuk Göz Şair Aziz diye anılırken bir taraftan küfürbaz ozan olarak tanınıyor. Bu ikisi aynı kişi olabilir diyenlere de “anam bu kafayı yemiş, kaçın bundan” gözüyle bakıyorlar ama gerçekten aynı kişi olduğunu anlayamıyorlar.

Ve son söz olarak; radyasyon konusu da işlenen bu kitap gibi bir kitap önermek istiyorum. Yine İthaki BK serisinden Kumsalda kitabı. Oldukça sakin ve hüzünlü bir kitap olmasının yanı sıra çok eykileyiciydi benim için. Bu seriden en sevdiğim kitaplar arasında da yerini aldı.

İncelemem bu kadar. Umuyorum ki saçma olmamıştır. Okuyanlara teşekkür eder kitap dolu günler dilerim. Sevgilerle
400 syf.
·5 günde·8/10 puan
Bilim kurgu kitabı olarak görünse de bence bilimi ve kurguyu kullanarak felsefik görüşlerini okurlara aktarmak istiyor yazar Miller. Ben teist ve ateist görüşün argümanlarını dinlemeyi çok seviyorum, özel ilgi alanlarımdan birisi, bu yüzden sanırım burada anlatılan hikayeyi ve arka planını çok sevdim. Ama kitaptan sıkılanları da anlıyorum çünkü herkese hitap etmiyor bu kitap. Yani mesela bir Maymunlar Gezegeni gibi değil, daha felsefik bir kitap. O yüzden biraz araştırıp öyle karar vermekte fayda var.

Bunlar harici post apocalyptic bir dünya ile başlıyoruz kitaba ki bu türü hem bilim kurgu hem fantastik olarak seviyorum. Başladıktan sonra insanlık tarihine sanki evrimden itibaren tekrar şahit oluyor gibi hissettim. Sanırım sevme sebeplerimden birisi de buydu. Kitap genel olarak benim zevklerimle çok örtüştü, gerçekten özel bir kitap ama tekrar edeyim, herkese göre değil.

Son olarak not vermek gerekirse 8 veriyorum ama 8.5 da yapabilirim biraz zaman geçince. :)
400 syf.
·5 günde·9/10 puan
Ah kitabı okumak çok zordu. Çünkü konudan konuya atlamak ve üstün edebi cümleler okumayı zorlaştırıyordu. Fakat Fahrenheit'e oldukça benzer bir hikaye. Sanki yan dalı gibi ama ikisini birbirinden ayıran çok kalın bir çizgi var: o da kitapta yer verilen savaş psikolojisi ve dini eleştiri.
368 syf.
·7 günde·8/10 puan
Kitabı genel olarak çok beğendim. Dini temelli ve nispeten zor okunan durum odaklı bir kitaptı. Derin anlamlar içeren pek çok anlatımla karşılaştım. Çok yüksek bir ivmeyle başlayıp maalesef tempoyu koruyamadan sona erdi.

Bundan sonrası spoiler içerir.

İlk bölüm muhteşemdi. Elimden bırakamadım. Francis’e ve onun masumluğuna, ne kadar korkarsa korksun bildiğini asla inkar etmemesine hayran oldum. Tamamen görev odaklı bir insandı. Önem verdiği şeyler için her türlü acıya katlanan gerçek bir Leibowitz rahibiydi.
Aradan yüzlerce yıl geçecek ve hiç yaşamamış gibi olacağız. Bizden kalan en ufak bir hatıra ise belki de onlarca kuşak sonraki torunlarımızın andaçları olacak.

İkinci bölüm benim için karakter odaklıydı. Büyük şahsiyetlerin akıl savaşlarını okudum. Şairin dışlandığı tarikatta yüzlerce yıl sonra Aziz olarak anılması şahane bir ayrıntıydı.
Yerlilerin suyu hayvanlara verip kendilerinin kan içmeleri çok ilginçti.
Hacının Leibowitz olabileceğini düşünmüştüm fakat akrabası olduğunu öğrenmek şaşırtıcıydı.

Son bölümü diğerleri kadar beğenmedim. Çoğunlukla tahmin edilebilirdi. Başrahip Zerchi ve Doktor Cors arasındaki çatışmayı okumak keyifliydi. Ahlak ve din ikilemi karakterler üzerinden çok güzel bir şekilde anlatılmıştı.

Hacı ve Rachel’ın bir yere bağlanmaması beni rahatsız etti. Hristiyan mitlerinde önemli karakterler olduklarını sonradan öğrendim fakat okurken bunu bilmediğim için merak ettiğim soruların bir kısmı kitabı bitirdiğimde cevaplanmamış oldu.
400 syf.
·7/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisi içerisinde okumuş olduğum 13. kitap oldu. Seri içerisinde ise 49. sırada kendine yer bulmuş ve dilimizdeki yayın tarihi (İthaki'den) hemen hemen 2 ay öncesine dayanan taptaze bir kitap. Yazar Walter M. Miller, 2. Dünya Savaşı esnasında Amerikan Ordusu'nda görev yapmış ve bunun etkilerini üzerinden uzun bir zaman atamamış. İncelemesini yapmaya çalıştığım bu eseri ise yazarın son eseri olarak yerini almış.

Kitabın ana temasına gelecek olursak; Fahrenheit 451'i herhalde kitaplarla hemhal olan birçok okur elden geçirmiştir. İncelememin başlığında da belirttiğim gibi Fahrenheit'ta itfaiyeciler nasıl bir görev üstleniyorlarsa Leibowitz Tarikatının müntesipleri bu görevin zıttında yer alan bir görevi üstleniyorlar: Yok olmaya yüz tutmuş tüm yazılı ve görsel metinleri kayıt altına alıp saklamak! Neden böylesi bir ihtiyaç hasıl oluyor diye soracak olursak; Nükleer bir savaş sonrasında dünyadaki yaşam hemen hemen yok olmaya yüz tutmuş ve Leibowitz Tarikatı bu noktada kitapları saklamış, çoğaltmış ve zaman zaman da ezberleme yoluna gitmiştir. Tarikata ismini veren Isaac Edward Leibowitz bu hareketin öncüsü olmuş ve kendisinden sonra gelip kendisine tabii olanlar Kardeşlik şeklinde isimlendirebileceğimiz bir anlayışı ortaya koymuşlardır.

Kitap yukarıda anlattığım temayı 3 ayrı bölümde inceliyor. Bu bölümler her ne kadar birbirinin devamı şeklinde betimlense de bana oldukça kopuk oldukları şeklinde bir düşünce hasıl oldu. İlk bölümde Francis Kardeş'in hikayesi ele alınıyor. Francis kilisiden uzakta inzivaya çekilmiş ve Büyük Perhiz Orucu adı verilen ibadeti gerçekleştirirken şans eseri yaşlı bir adamla karşılaşmıştır. Yaşlı adamla yaşadıklarının hemen ardında hasbel kader radyoaktif sızıntıdan korunma amaçlı yapıldığı anlaşılan ve yerin altında kalan bir odayı keşfeder. Odada yer alan materyaller arasında tarikatın kurucusu kabul edilen Isaac Edward Leibowitz'e ait olduğunu düşündüğü bir dizi yazılı materyal bulmuş ve bu yazılı materyallerle uzun bir serüvenin ardından hristiyan çevrelerde büyük bir sükse yaratmıştır. Yazılı metnin ardından yaptığı o büyük yürüyüşte Papa'nın huzuruna kadar çıkmış ancak yolda haydutlarla yaşadığı bir dizi sıkıntıdan sonra alnından okla vurularak hayata veda etmiştir ilk bölümün kahramanı Francis Kardeş.

İkinci bölümde ise Francis Kardeş'in ölümünden sonraki dönemde tarikatın geçirdiği bir evrim konu ediliyor. Buradaki kahramanlarımız da Dekan Taddeo, Hannegan ve Claret Kardeş. Kahramanlarımızın etrafında gerçekleşen olaylar silsilesi bizi bir dizi insanın bilimsel gelişmelere kapalılığı ve bir dizi insanın da bilimsel gelişmelere olan olumlu eğilimiyle karşı karşıya bırakıyor. Epey uzun bir süre karanlığın bir kabus gibi çöktüğü ve radyoaktif maddelerin kullanıldığı bir savaşın etkilerinin devam ettiği bu boğucu ortamı Dekan Taddeo ekibiyle beraber ışığın yeniden keşfedilmesiyle aydınlatmış oluyor.

Üçüncü bölüm ise 3781 yılı sonrasını ele alan kitaptaki son bölüm. Burada tabiri caizse yılların ilerlediğini ancak anlayışın iyice geriye gittiğini görüyoruz. Yüzlerce hatta binlerce yıl önce radyoaktif maddeler kullanarak yeryüzünü karanlığa gömen anlayışın birden hortladığına şahit oluyoruz. Dünya yine kutuplaşmış ve nükleer denemelerle birbirlerine göz dağı veren iki büyük süper güç karşı karşıya gelmiştir. Uzun süren sancıların sonucunda bu iki süper güç birbirlerini eritmiş ve yeryüzünü tekrardan karanlığa boğmuştur.

İncelemiş olduğum kitaba puanım 10 üzerinde 7 oldu. Konusunu, mantığını ve vermek istediği mesajı oldukça anlamlı bulmuş olmakla beraber üslubundan ve içeriğinde fazlaca İncil'den, Kiliselerde ve ayinlerde söylenen şarkılardan bahsettiği için ve bunlarla okuyucuyu gereksiz ayrıntılarla boğduğu için 3 puanı eksiltmiş bulunuyorum.
400 syf.
·5 günde·Beğendi·6/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinin 49.kitabı olan “Leibowitz İçin Bir İlahi”, Walter Michael Miller’ın bilimkurgu dergilerinde yayınlanan 3 kısa öyküsünün birleştirilerek kitaplaştırıldığı bir eseri.Her bölüm arasında 600 yıllık bir zaman dilimi var dolayısıyla kitabın başı,ortası ve sonundaki karakterler devamlı değişiyor sadece birkaç karakter sürpriz zamanlarda karşımıza çıkıyor.Aslında 80-100 yıllık periyotlarla yazılmış olan “Vakıf” serisi ile benzerlikler taşısa da maalesef konusu,kurgusu,akıcılığı dolayısıyla bu serinin tadına yaklaşamadı bile.Post-apokaliptik bir dünyada insan ırkının geçmişten günümüze koruyup kollamaya çalıştığı kitaplar ve bilim kaynaklarının etrafında dolanan bir örgüsü var. Hristiyanlık ve de Katolik mezhebinin detaylarında dolanması ,Latincenin sıklıkla kullanılması ve çeviri için devamlı surette dipnotlara gidip gelen okumalar sebebiyle akıcılık konusunda çoğu zaman kitabı bırakmayı düşündüm.Ama bir taraftan da sonunu nereye bağlayacak diye merak edip bitirdim.Rahiplerin inzivaya çekilmesi,gezgin Yahudi efsanesi,Aziz ilan edilme prosedürü gibi konularda gereksiz bilgi bombardımanına maruz kalsam da Ötenazi hakkındaki son bölüm hoşuma gitti.İkili konuşmalardaki felsefik tahliller güzeldi ama maalesef benim bir bilimkurgu kitabından almayı beklediğim keyfi alamadım. Okuyup beğenenler burada yorumlarını paylaşırsa sevinirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Walter M. Miller Jr.
Unvan:
Amerikalı Roman ve Kısa Öykü Yazarı
Doğum:
New Smyrna Beach, Florida, ABD, 23 Ocak 1923
Ölüm:
Florida, ABD, 9 Ocak 1996
Miller New Smyrna Beach, Florida doğdu. Tennessee Üniversitesi ve Texas Üniversitesi'nde  mühendis olarak çalıştı. Dünya Savaşı sırasında,  İtalya üzerinden elliden fazla bombalama misyonları uçan bir Radioman ve kuyruk topçu olarak Ordu Hava Kuvvetleri görev yaptı. Onun için travmatik bir deneyim oldu

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 94 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 105 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.