Wieslaw Mysliwski

Wieslaw Mysliwski

Yazar
8.3/10
3 Kişi
·
7
Okunma
·
1
Beğeni
·
291
Gösterim
Adı:
Wieslaw Mysliwski
Unvan:
Yazar
Doğum:
1932
“Gerçi, mezar dediğine de bir tür ev diyorlar, ama öbür dünyanın evi, o başka. Ebediyet için olsun olmasın, insan, benim diyeceği bir köşeye sahip olmalı.”
“...Çünkü insan sağlıklıyken yalnızca bu dünyayı düşünür. Öteki dünyayı düşünmeye kalksa, camdan kayan dalga gibi akar düşünceler. Ne de olsa oraya, tüm ruhun, bedenin ve düşüncelerinle gitmek lazım. Temelli.”
“Hayatlarında toprağa bile dokunmamışlar, okulda ne öğrendilerse o. Toprak kitaptan öğrenilmez, işin kendi öğretir her şeyi sana.”
“Bizim köyde artık huzur kalmadı. Varsa, yoksa otomobiller. Sanki bu yolu otomobiller için yapmışlar da, insanları unutmuşlar. Bu dünyada bir tek otomobiller mi var sanki? Belki zaman gelecek, hiç insan kalmayacak, sadece otomobiller olacak. O zaman birbirlerini gebertip dursun lanetler. Hatta savaşsınlar da insanlardan daha çok yesinler başlarını. Nefret etsinler birbirlerinden, dövüşsünler, lanet okusunlar. Belki o zaman, Otomobil Tanrısı çıkar da, bunlara kızıp ortalığı sele boğar. Geriye kalan, yine kendi ayakları üzerinde yürümek zorunda kalır.”
İnsan istemezse bile,tek bir sözcük yeter.Söz sözü açar.Sözcükler her şeyi yüzeye çıkarır.En derindeki,en ağrılı şeyleri.Kanını boşaltır,insan daha hafif hisseder kendini.Çünkü sözcük bir lütuftur.İnsana sözden daha önemli verilmiş ne vardır ki?
Mezar dediğine de bir tür ev diyorlar,ama öbür dünyanın evi,o başka.Ebediyet için olsun olmasın,insan,benim diyeceği bir köşeye sahip olmalı.
500 syf.
·5 günde
“Taş Taş Üstünde” savaş sonrası Polonya edebiyatında bir başyapıt olarak kabul edilen bir kitap. Kitabı bitirmek yazarın 10 yılını almış. Yazar da ülkenin en saygın edebiyat ödülünü iki kez kazanmış. Dilimize maalesef çevrilen tek eseri bu.

Kitapta adı geçmeyen bir Polonya köyünde yaşayan çiftçi Szymek Pietruszka’nın toprağı, tanrısı, ailesi, ülkesi, âşıkları, gelenekleri, arkadaşları ile olan ilişkisinin hikâyesini ya da daha doğru söylemek gerekirse hikâyelerini “dinliyoruz”. Dinlemek bence burada söylenecek en uygun kelime. Gerçekten kitabı okumuyorsunuz adeta dinliyormuş gibi hissedeceksiniz. 1920’lerde doğan anlatıcı hikâyesini çocukluktan başlamak üzere 1960’lı yıllara kadar anlatıyor. Direniş ordusundaki komutanlığından savaş sonrası döneme kadar tutun da daha birçok sosyal olaylar kitapta anı olarak geniş yer tutuyor. Kitap 9 bölümden oluşuyor ve bu 9 bölümü birbirine bağlarsak ortaya Szymek’in yaşam öyküsü çıkıyor, sadece onun değil Polonya köylüsünün de hikâyesini öğrenmiş oluyoruz. Kitap bir köy romanı gibi görünse de o kategoriye sokamayız. Szymek, hayatını zaman ve mekânda belli bir sıra ve düzen gözetmeksizin anlatıyor, bu yüzden dağınık ve kronolojik olmayan bir anlatım söz konusu. Bir hikâye tamamlanmadan başka bir hikâye ortaya çıkıyor. Konudan sapmalar bir hayli fazla. Bu durum biraz karışık gelebilir okur için. Kitabın tamamı kocaman bir tiyatro monoloğu gibi. Kitaptaki diğer karakterler de sanki benzer bir şekilde dile gelmekte. Son derece az diyalog var. Zaten az sayıdaki karaktere de monolog şansı veriliyor. Edebiyat tarihinde sanırım 500 sayfalık bir monolog daha yoktur. Yazılı bir geleneğinin değil de sözlü geleneğin bir ürünü adeta bu kitap. Syzmek’in kendisi de tam bir hikâyeci zaten. Berber, polis, nikâh memuru ve daha yaptığı pek çok iş hep halkla iletişime bağlıdır. Bu konudaki beceresi son derece iyidir.

Bu kitabın içeriğine ve anlatımına dair size şöyle bir örnek vereyim. Hiç başınıza geldi mi bilmiyorum, hani bazen tanımadığınız bir yaşlı amcaya ya da nineye bir soru sorarsınız da bin ah işitirsiniz ya burada da durum aynen böyle. Bey amca bana hayatını anlat deseniz birine size “Bak evladım…” diye başlar saatlerce anlatmaya başlar. Bu anlatımda bir sıra yoktur. Amcamız ya da ninemiz, başından geçenleri zaman ve mekân sıralaması takip etmeden anlatmaya başlar, anlattıkça aklına yeni anılar gelir. Anılarını deştikçe ortaya başkaları çıkar. Bu durum bu şekilde saatlerce sürebilir, ta ki dinleyicinin canı sıkılana kadar. Bu kitapta da aynı durum söz konusu. Bir adamın 500 sayfalık monoloğuna katlanabilecekseniz bu kitaptan çok zevk alacaksınız. Benim canım sıkılır derseniz bu kitap size göre değil. Kitabın ilginç bir özelliği cümleler o kadar basit ki, her cümle yaklaşık en fazla 7-8 kelimeden oluşuyor. Ben bu kadar basit cümle ve kelimelerle yazılmış bir kitap daha okumadım. (çocuk kitapları bile bana bazen daha karışık gelir) Bu basitlik ve sadelik bence anlatıcı ve ana kahramanın aynı kişi olmasıyla alakalı. Kitapta yazılan her şeyi okur çok kolay anlıyor ama daha birkaç sayfa geçmeden dinlediklerini unutuyor, çünkü araya o kadar çok olay giriyor ki. Kitap bitince ne anladın diye sorsalar aslında çok şey anlamış ama aynı zamanda hiçbir şey hatırlayamıyormuş gibi hissedeceğiniz kesin.

Kitapta şunu anlatıyor bunu anlatıyor diye hiçbir şey yazmak istemiyorum, zaten unuttum da neler okuduğumu. Ama okurken her cümlesinden çok zevk aldığımın altını çizmek istiyorum. Bu kitabı ya çok seveceksiniz ya da hiç sevmeyeceksiniz. Bunun ortası yok gibi düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Wieslaw Mysliwski
Unvan:
Yazar
Doğum:
1932

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 7 okur okudu.
  • 17 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.