Yahya Akyüz

Yahya Akyüz

Yazar
8.5/10
4 Kişi
·
22
Okunma
·
0
Beğeni
·
107
Gösterim
Adı:
Yahya Akyüz
Unvan:
Prof. Dr.
Doğum:
1941
Yahya AKYÜZ, Çanakkale'nin Yenice ilçesi, Hamdibey kasabasında doğdu (1941). Biga Sakarya İlkokulunu (1953), Biga Orta Okulunu (1956) ve İstanbul Erkek Lisesini (1959) bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu (1963). Fransa'da Yüksek Lisans ve Doktora yaptı (1967).
Ocak 1968'de Ankara Üniversitesi Eğitim (Bilimleri) Fakültesine Asistan olarak girdi. 1972'de Doçent oldu. Askerlik görevini 1973-1975 tarihleri arasında Balıkesir'de ve Bursa Işıklar Askeri Lisesinde yaptı.

Nisan 1980'de Profesör oldu. Yahya AKYÜZ'ün Türk eğitim tarihi ile ilgili ilk kitabı 1966'da Fransa'da yayınlanmıştır. O zamandan beri esas olarak Türk eğitim tarihi ve inkılâp tarihi alanında araştırmalar yapıyor ve Ocak 1968'den beri de Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesi olarak bulunuyor.

Yahya AKYÜZ, 2004-2005 öğretim yılında kendi olanakları ile ABD’de University of Central Florida Eğitim Fakültesinde “Misafir Profesör” olarak bulunmuş, araştırmalar ve yayınlar yapmıştır. 2005 Kasım ve Aralık aylarında Tokyo University of Foreign Studies’in daveti üzerine Türkçe Bölümünde Japon öğrencilere Türk eğitim ve inkılâp tarihi konularında dersler ve konferanslar vermiştir.
Aralık 2008’de emekli olmuştur.

Yahya AKYÜZ, Türk eğitim tarihi alanındaki araştırmalarına 1964’de başlamış ve 47 yıldır kesintisiz çalışmaktadır. Ayrıca emekli oluncaya kadar Eğitim Bilimleri Fakültesinde 41 yıla yakın bir süre lisans ve lisansüstü düzeyde Türk Eğitim Tarihi dersi ile bu alanla ilgili dersler okutmuş, binlerce eğitimcinin yetişmesinde emeği geçmiştir. Öte yandan çok önemli arşiv belgeleri ve ciddi, özgün araştırma makaleleri yayınlamış, ulusal ve uluslararası pek çok sempozyuma katılarak bilimsel bildiriler sunmuş, konferanslar vermiş, TV programlarında Türk eğitim tarihinin çeşitli konularında kamuoyunu aydınlatmaya çalışmıştır.
...Mekanik için şunları söyler: İki bin yıl önce bu bilimin kitapları yazılmış, uzun süre böyle kalmıştır. Daha sonra Avrupalılar bu kitaplarla meşgul olmuş ve bu bilimi ileri götürmüşlerdir. Fabrikalar, vapurlar, makinalar... Mekanik ile yapılır. Avrupalılar bu bilimi okurlar ve deneyler yaparlar. Osmalılar ise okusalar bile deneye gitmezler, bunun için masraf yapmak istemezler. "Bizde makam ve mevki sahipleri para almaya alışıktır, (uygun yerlere) vermeye alışık değildir." Bu konu üzerinde önce Padişah ve ileri gelen yöneticiler durmalı, teşvik etmelidir. Alt düzeydekiler onlara bakar. Avrupa böyle ilerlemiştir.
Medreselerin ıslahı gerektiğini ileri sürenler arasında bir medrese öğrencisinin bazı görüşleri şöyledir(1913):
"Zamanımızda pek çok kimse vardır ki Kur'an-ı Kerim'in yalnız namaz, abdest gibi ibadeti emrettiğini, hırsızlık, zina gibi kabahatleri nehyettiğini, haşa çalışmanın, yükselmek ve ilerlemenin iyiliklerini anlatmadığını zannediyorlar. Talebe-i ulûmun okuduğu ders kendine yarar vermezse başkasına nasıl zarar verebilir? (...)Talebe-i ulûmun ellerindeki vaaz kitaplarına gelince gelince, gerilememizin sebeplerinden biri de budur. Çünkü bunlar, insanların çalışmasının yararlarını, milletin ilerlemesine sebep ve gereklerini öğretecek biçimde değil" falan zahit dünya malından hiçbir şeye meyletmez, daima ibadetle vakit geçirirdi" gibi uydurma hadis ve hikayelerle dolu olarak yazılmışlardır. Millete atalet ve tembellik tavsiye etmekten başka bir yararları yoktur. "
Sonuçta, medreselerde yapılan eğitim yalnızca "bilimsel" kaygılarla değil, "siyasi iktidarın onlardan beklentilerine göre" şekilleniyordu.
Bu durum, diğer bazı nedenler bir yana, medreselerin neden 9'uncu yy.dan sonra İslam dünyasında silikleşmeye ve donuklaşmaya yüz tutan biimsel hayatı ve fikirsel birikimi canlandırıp hızlandırmakta yetersiz kaldıklarını, neden özgün fikirler ve görüşler bilim adamları yetiştirmekte güçlük çektiklerini, ya da neden Batıdaki kilise okulları gibi görev yaparak tarih içinde oluşturdukları 'gelenek ve bilim anlayışı' ile modern üniversitelerimizin kuruluşuna temel hazırlayamadıklarını bir ölçüde açıklamaktadır.
Yahya Akyüz
Sayfa 82 - M.Ö. 1000 - M.S. 2016, 29'uncu Baskı Ekim 2016, Pegem Akademi Yayıncılık ISBN: 978-975-8792-39-9
Hunlarda ve eski Türklerde çocuk sahibi olmak çok arzulanırdı. Erkek ve kızlar arasında genellikle fark gözetilmez, hatta bazan kızlara daha fazla değer verilirdi. Çocuksuz ailelerin itibarı düşüktü. Dede Korkut Kitabı'nda Bayındır Han'ın yılda bir kez ziyafet verip Oğuz beylerini konuklarken şöyle denir: "Gene ziyafet verip aygır, deve, koç kırdırdı. Bir yere ak otağ (çadır), bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurdu. Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçeyi altına döşeyin, kara koyun yahnisinden getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun. Oğlu kızı olmayanı Allah lânetlemiştir. Biz dahi lânetleriz" demişti.
Askerî Deniz Okulu l. Abdülhamit döneminde açılmıştı. Kendisinden önce hüküm süren kardeşi lll. Mustafa Astrolojiye aşırı düşkündü. Gönderdiği elçiyle, Prusya Kralı ll. Frederik'ten üç iyi müneccim istemişti; nedeni de, Kralın iyi müneccimler sayesinde devlet işlerinde başarılı olduğunu düşünmesiydi. Kral, elçiye şu cevabı verdi: "Başarımın üç sırrı vardır: 1. Tarih okumak ve geçmişin derslerinden yararlanmak 2. İyi bir orduya sahip olmak ve barışta, onu, hemen savaşa girecek gibi eğitmek 3. Hazineyi dolu tutmak. Benim müneccimlerim işte bunlardır. Padişah dostuma böylece bildiriniz."
19. yüzyıla kadar, Türkler, Batı dillerini öğrenmeye ilgi göstermemişler, Devletin tercümanlık işleri vs. İstanbul'da Fener Rumlarının eline verilmiştir. Devlet, ekseriya farkına bile varmadan, bundan büyük zararlar görmüştür. Nihayet, 1820'lerde Yunan isyanının patlamasında İstanbul'daki Rum Patrikhanesinin ve Rumların öteden beri önemli katkılarının olduğu -çok geç olarak- anlaşılmıştır. Bunun üzerine, Devletin tercümanlık işleri Rumlardan alınıp bu kez Ermenilere ve Yahudilere teslim edilmiştir...
Eğitimin güneşi dünyayı aydınlatırken, biz ne zamana kadar böyle gevşekliğin ağır uykusunda kalacağız? Bizim, eğitimi geliştirmekteki ihmalimizin sebepleri neler olabilir? Bazı mutaassıpların "eğitim dini zayıflatır" şeklinde inanışına mı önem veriliyor? Ama "beşikten mezara kadar ilim isteyin" diyen İslâmiyette bu inanış geçersiz değil midir? "Eğitim devletin düzenini bozar" şeklindeki görüşe mi önem veriliyor? Bu da yanlıştır, çünkü eğitim herkese görev ve haklarını bildirdiği için hürriyeti tamamlar, düzeni asla bozmaz. Acaba, "toplumumuzun genel fakirliğinden" mi eğitim geri kalıyor? Ama, eğitimin ilerlemesini zenginliğin artmasından beklemek doğru olamaz, çünkü zenginliğin kaynağı da yine eğitimdir. Acaba, "daha önemli bir başka ihtiyacımız" var da onu mu eğitime tercih etmek zorundayız? Böyle bir ihtiyaç, olsa olsa, askerî işlerde olabilir; ama onlarıda eğitimin önüne koyamayız. Çünkü, eğitim için değil de, ordu için para harcamak, insana kendi beynini yedirip kuvvet kazandırmaya çalışmaya benzer. Şu halde bizim, hiç bir mazeretimiz yoktur! Oysa, bütün insanlık istekle, hızla ilerliyor! Tembellik döşeğinde gaflet uykusundaki toplumların vay haline! Bunun sonu pişmanlık ve yok olmadır! Böyle bir son'dan bir toplumu kurtaracak şey ise yalnızca çalışma ve eğitimdir!
Mustafa Kemal bir gece yanıma gelerek Vatan Kasidesinin teksir edilmiş bir nüshasını 'bunu ezberleyelim' diye bana verdi ve yavaş sesle, fakat büyük bir heyecanla şu mısraları okudu:
Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin,
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten
Yahya Akyüz
Sayfa 200 - Pegem Akademi, Mustafa Kemal Atatürk'ün Harp okulundan arkadaşı Ali Fuat Cebesoy'un anılarından
Atatürk'ün dediği gibi öğretmenlik "milletleri kurtaran ve yükseltenlerin, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirenlerin" mesleğidir.
"Öğrenci yalın ayak, baldırı çıplak, üstü başı pis bir halde ve ufak bir minder üzerinde bağdaş kurmuş, aralık vermeden sallanmaktadır. 5-6 yaşındaki çocukların bile başlarında tulumbacı yemenisi, bellerinde koca bir kuşak sarılıdır. Okulun içi gayet pistir. Hocaların sözünü anlamak imkânı yoktur. Falakaya yatırılmış bir çocuğun çığlıkları, değnek sesi bu gürültüyü biraz değiştirir."
"Anneler 4 yaşındaki bir çocuğun okumayı öğrenemeyeceğini ve okulda sekiz saat kapalı kalmasının vücuduna zararlı olduğunu bilmediklerinden, sadece evlerinde rahat oturmak veya komşuya gezmeye yalnız gidebilmek için çocuklarını baştan savmak amacıyla okula gönderirler (...) Böyle bir okula gitmekten fikir ve sağlık yönünden doğabilecek zarara eski düşünceli halk akıl erdirmekten âcizdir. Çünkü okula evladını insanlık değerlerini öğrenmek maksadiyle değil, sadece 'çocuğum okula gidiyor, dini görevlerini öğreniyor' diyebilmek için yolluyor."
"Okulları bu durumda bırakmak veya bu gibi okullara vatan evlâdını göndermek insanlığa karşı bir suçtur. 4-5 yaşında zekâ örneği olarak okula gelen sağlam bir çocuk, zihne anlayışsızlık getiren, kavraması güç derslerle ahmaklaşmış, rütubet ve kokudan benzi solmuş, sallanmaktan beyni sulanmış, hocanın edebe aykırı davranışlarıyla ahlâkı bozulmuş, acınacak bir durumda okuldan çıkıyor. Vatan okullara, medreselere ne gönderiyor, bunlar vatana neleri geri veriyor..."
Yahya Akyüz
Sayfa 229 - Pegem Akademi, Bursa Maarif Müdürü Ahmet Rıza Bey 'in 1889 Tarihli İlköğretim raporundan
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yahya Akyüz
Unvan:
Prof. Dr.
Doğum:
1941
Yahya AKYÜZ, Çanakkale'nin Yenice ilçesi, Hamdibey kasabasında doğdu (1941). Biga Sakarya İlkokulunu (1953), Biga Orta Okulunu (1956) ve İstanbul Erkek Lisesini (1959) bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu (1963). Fransa'da Yüksek Lisans ve Doktora yaptı (1967).
Ocak 1968'de Ankara Üniversitesi Eğitim (Bilimleri) Fakültesine Asistan olarak girdi. 1972'de Doçent oldu. Askerlik görevini 1973-1975 tarihleri arasında Balıkesir'de ve Bursa Işıklar Askeri Lisesinde yaptı.

Nisan 1980'de Profesör oldu. Yahya AKYÜZ'ün Türk eğitim tarihi ile ilgili ilk kitabı 1966'da Fransa'da yayınlanmıştır. O zamandan beri esas olarak Türk eğitim tarihi ve inkılâp tarihi alanında araştırmalar yapıyor ve Ocak 1968'den beri de Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesi olarak bulunuyor.

Yahya AKYÜZ, 2004-2005 öğretim yılında kendi olanakları ile ABD’de University of Central Florida Eğitim Fakültesinde “Misafir Profesör” olarak bulunmuş, araştırmalar ve yayınlar yapmıştır. 2005 Kasım ve Aralık aylarında Tokyo University of Foreign Studies’in daveti üzerine Türkçe Bölümünde Japon öğrencilere Türk eğitim ve inkılâp tarihi konularında dersler ve konferanslar vermiştir.
Aralık 2008’de emekli olmuştur.

Yahya AKYÜZ, Türk eğitim tarihi alanındaki araştırmalarına 1964’de başlamış ve 47 yıldır kesintisiz çalışmaktadır. Ayrıca emekli oluncaya kadar Eğitim Bilimleri Fakültesinde 41 yıla yakın bir süre lisans ve lisansüstü düzeyde Türk Eğitim Tarihi dersi ile bu alanla ilgili dersler okutmuş, binlerce eğitimcinin yetişmesinde emeği geçmiştir. Öte yandan çok önemli arşiv belgeleri ve ciddi, özgün araştırma makaleleri yayınlamış, ulusal ve uluslararası pek çok sempozyuma katılarak bilimsel bildiriler sunmuş, konferanslar vermiş, TV programlarında Türk eğitim tarihinin çeşitli konularında kamuoyunu aydınlatmaya çalışmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 22 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 15 okur okuyacak.