1000Kitap Logosu
Resim
Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
8.3
12,3bin Kişi
59,3bin
Okunma
2.268
Beğeni
51,9bin
Gösterim
Unvan
Türk Romancı, Gazeteci, Şair, Diplomat
Doğum
Kahire, Mısır, Osmanlı İmparatorluğu, 27 Mart 1889
Ölüm
Ankara, Türkiye, 13 Aralık 1974
Yaşamı
27 Mart 1889´da Kahire´de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa´da başladı. 1903´te İzmir İdadisi´ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır´a döndü, öğrenimini İskenderiye´deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908´de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi´ni bitirmedi. 1909´da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916´da tedavi olmak için gittiği İsviçre´de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı´nı destekledi. 1921´de Ankara´ya çağrıldı ve bazı görevler verildi.  1923´te Mardin, 1931´de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. Kadro Dergisi 1932´de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934´te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935´te Prag, 1939´da La Haye, 1942´de Bern, 1949´da Tahran ve 1951´de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960´tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974´te Ankara´da öldü.  Yazı Hayatı: Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler´in `sanat şahsî ve muhteremdir` görüşünü paylaştığı ve `sanat için sanat` yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında eserlerinde belli tarihi dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet´in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet´in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920´lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955´ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır.Romanları arasında en ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban´dır. Nur Baba Nur Baba, Karaosmanoğlu´nun ilk romanıdır. 1922´de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu´nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca´daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba´yı Euripides´in Bakkhalar´ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, öykü ve makaleleri ile Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana geçirdiği değişiklikleri anlatmış bir yazardır. Asıl ününü romanları ile sağlayan yazarın en ünlü romanları Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır. Edebiyat yaşamının başında Fecr-i Ati edebiyat topluluğunun kurucu üyeleri arasında yer almış; daha sonra bireyci düşüncelerden uzaklaşarak toplumculuğu kabul etmiş bir yazar olarak değerlendirilir. Milli Mücadele yıllarında ve sonrasında etkin bir siyasal yaşam sürmüştür. Milli Mücadeleden itibaren Atatürk’ün yakın arkadaşları arasında yer almış; TBMM II., IV., XII. dönemlerde milletvekilliği yapmıştır. Kadro Dergisi'nin kurucularındandır. Dergi, devrin yöneticileri ile fikir ayrılığına düşüp Kemalizm’i değiştirmekle suçlanarak kapanmasından sonra diplomat olarak yurtdışında çeşitli görevlerde bulunmuştur. Anadolu Ajansı'nın kurucularındandır, ömrünün son yıllarında ajansın yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır.
214 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bir entelektüel ültimatomu
Çıktığı kabuğu beğenmemek değil bu, kırdığı kabuğu üzerinden çıkartıp atmak. Zira çıktığı kabuğu beğenmeyen, kabuğun içini de dışını da tanımaz; sadece bir aşağılık kompleksi hastalığına tutulmuştur. Oysa kabuğu kırıp çıkan, bütün kompleks hastalıklarına galebe çalmıştır. Yakup Kadri, ikinci nevinden bir kudrete sahiptir bana göre. Bence buradaki ızdırap da hem köyü hem şehri; hem köylüyü hem şehirliyi çok iyi tanımaktan kaynaklanıyor. Zira “Yakup Kadri köylüleri hakir görüyor” diyenler, köylüleri hiç okşamamış uzaktan sevicilerdir. Dolayısıyla muhabbetleri sahte ve siyasidir. Bu haseple yargıları da politik ve demagojiktir. Basit gibi görünür ancak birçok kimsenin tecrübe edemediği ve dolayısıyla gözlemine mevzu edip muhakemesine konu edemediği bir iştir kır-kent mukayesesi. Bir çok kişi tarafı olduğu kısımdan diğerini yargılamak suretiyle ancak inancını pekiştirmek için bu uğraşa yeltenir. Ancak objektif bir betimleme için birçok etkenin bir arada bulunması gerekir ki bunun başında da dürüstlük ve cesaret gelir. Bir çok tarafgilde olmayan bu meziyetler Yakup Kadri’de en kamil şekilde tecelli etmiştir. Bu yüzden tespitleri yetkin ve isabetlidir. Böylesi bir fırsatın oluşması için de evvela köyden şehire yahut şehirden köye bir göç gerekir. İlki kompleks hastalığına davetiye çıkardığından ikincisi daha isabetli görünmektedir. Her iki tarafı da (köy-şehir) yakinen gözlemlemiş ve her iki tarafta da uzun müddet yaşamış bir okur olarak, -Yakup Kadri bir göçmen olmasa bile- onun köylü bilincini çok iyi tanıdığını ve dolayısıyla köylü bilincine dair çözümlemelerinin isabetli olduğunu, hayranlıkla ifade edebilirim. ... Pek tabii eser yalnız köylülerin bireysel bilinçlerinin çözümlemelerine hasredilmiş de değildir. Bir bütün olarak köylülük bilinci de eserde ziyadesiyle çözümlenmiştir. Ve bu kolektif köylülük bilincinin, milli mücadeleyi nasıl okuduğu yahut o bilince nasıl okutulduğunu da bu eserde bulacaksınız. Bu da milli mücadeleyi anadolunun cehalete batmış bir köyünden okuma şansı yakalamanıza neden olacak. Böylece mücadelenin sadece düşmanın silahına karşı değil, dostun cehalete batmış kafasına karşı da verildiğine şahit olacaksınız. Pek tabi gerçek, bir idealden ibaret de değildir. Gerçeğin içinde ideal olan ne kadar mevcut ise bir o kadar da var olan da mevcuttur. Zira elit kadro vatanın kurtuluşu için her şeyi feda etmek gerektiğini savunurken, arkalarında zaten her şeyini feda ermiş bir halk olduğunu unutuluyorlardı. Öyle ya artık onlara göre “bize yaşama hakkı tanınsın, karnımız doysun da kim bizi yönetirse yönetsin.” anlayışına evrildikleri bir gerçekti. Yakup Kadri dolaylı olarak eserinde, bu gerçeği kulak ardı etmiş gibi görünse dolaylı olarak resmetme zahmetine katlanmıştır. Neticede “en büyük mücadele, köylünün bu anlayışına karşı verildi.” demekle, ulusal egemenliğin çok daha mühim olduğunu vurgulamıştır. Yakup Kadri’nin yalın ve sıcak anlatımıyla 1920’li yılları yaşayacağınız ve bir çok acıyı en deruni hislerinizle tadacağınız bu eseri muhakkak tavsiye ediyorum.
Yaban
8.5/10 · 34,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
232 syf.
·
4 günde
Kıyafetler gibi ruhlar da değişir!
“Ne yaşayışın, ne düşünüşün, ne giyinişin üslubu kaldı; her şey gelenek dışına çıktı…” (s.11). Osmanlı Devleti’nin son yılları ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel olarak çok büyük sıkıntılar, buhranlar, değişim ve dönüşümlerle geçiyor. Tanzimat’la başlayıp, Meşrutiyet’le devam eden ve Cumhuriyet’le noktalanan süreçte toplumdan bireye, bireyden topluma bu değişim ve dönüşümün etkileri çok derinden hissediliyor. Özellikle batıdan esen modernleşme rüzgârları tüm kuşakları çok derinden sarsıyor. Esen bu sert rüzgârlar, kimi kuşaklar için sonbaharda dökülen yapraklara, kimi kuşaklar için kışın bora ve tipisine, kimi kuşaklar için de baharın insana tatlı bir sersemlik ve uyku veren havasına dönüşüyor. • • •
Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
bu değişim ve dönüşüm süreçlerinde yaşananları “
Kiralık Konak
”ta üç kuşak üzerinden anlatıyor bizlere. Tanzimat neslini Naim Efendi, Meşrutiyet neslini Servet Bey, Cumhuriyet’e geçiş neslini Seniha ve şair Hakkı Celil’in temsil ettiği romanda geleneği, kültürel aşınmayı, yozlaşmayı, taklitçiliği, sevgiyi, aşkı, ideali, umudu, umutsuzluğu, doğu batı değerlerini bu kuşakların hikâyesi üzerinden bir bir ortaya koyuyor. Adeta iç dinamiklerle çözülen, dış dinamiklerle de savrulan bir toplumun resmini çekerek bir döneme ışık tutuyor. • • • Yakup Kadri’nin, tüm bunları anlatırken Naim Efendi’nin konağını bir metafor olarak kullandığını düşünüyorum. Bu itibarla, üç kuşağın bir araya geldiği bu konağın, bir sembol olarak Osmanlı Devleti’nin son dönemini; konağın mimarisi, bakımsızlığı, yıkılmaya yüz tutuşu ve içinde barındırdığı kuşakların yaşadıkları ise Osmanlı toplumunu temsil ettiği söylenebilir. Doğrusu Yakup Kadri, konak ve konakta yaşananları öyle güzel anlatıyor ki okuru bu yapının odaları, koridorları ve katlarında dolaştırıyor. Yapının odaları, koridorları ve katlarında yapılan konuşmaları ve fısıltıları; yaşanan heyecanları, hayal kırıklıklarını, umutları/umutsuzlukları ve yaşanan kuşaklararası çatışmaları okurun gözleri önüne seriyor. • • • Tüm bunlarla birlikte Yakup Kadri, bir konağın içerisinden açtığı pencereyle okuru, o dönemdeki İstanbul’un sokakları, caddeleri, mahalleleri ve semtlerinde adım adım gezdiriyor. Konakta yaşananlar üzerinden koskoca bir Osmanlı toplumunun savrulması, çözülmesi ve yıkılmasının altında yatan ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel nedenleri bütün ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Bir çocuk dünyaya getirip yetiştirmenin yalnızca onun maddi ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret olmadığını ve bir ailede yaşanan çürümenin tüm toplumu nasıl etkileyebileceğini üç kuşağın yaşamları üzerinden eşsiz bir şekilde anlatıyor. • • • Elbette kitabın bu olumlu özelikleri yanında, Seniha’nın şahsında kadınları merkeze alan “hırslı, hiçbir şeyden hoşnut olmayan, fettan, baştan çıkaran” kadın imgesinin kitabı okurken beni rahatsız ettiğini belirtmek istiyorum. Yaşanan olumsuzluklardan yalnızca kadınları sorumlu tutan bu cinsiyetçi yaklaşım, bir dönemin zihniyetini anlatmak için kısmen de olsa dile getirilebilir. Ancak bu düşünce yapısının nesilden nesile yeniden ve yeniden üretilerek aktarılmasını doğru bulmadığımı ifade etmeliyim. • • • Özcesi “Kiralık Konak”, etkileyici olay örgüsü ve kurgusuyla, akıcı dili, seçilen karakterleri, tasvirleri, mekânları, sosyolojik ve psikolojik analizleriyle bugüne kadar okuduğum en anlamlı ve farklı eserlerden biri oldu benim için. O nedenle, üç kuşağın yaşadıkları üzerinden bir döneme ışık tutan bu dram dolu eseri, eleştirilerimi de dikkate alarak ilgi duyan tüm okurlara tavsiye ederim. “Kıyafetler gibi ruhlar da değişti. Büyüklere eski itaat, eski hürmet nerede, kimde var?” (s.36) sözünü merak eden okurlara… Keyifli okumalar dilerim.
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.