Yasemin Aydın

Yasemin Aydın

Çevirmen
7.2/10
70 Kişi
·
171
Okunma
·
0
Beğeni
·
59
Gösterim
Adı:
Yasemin Aydın
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Ankara, 1978
Yasemin Aydın
1978’de Ankara'da doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1999’da filolog olarak mezun oldu. Ankara, Edirne ve İstanbul illerindeki noter ve adliyelerde yeminli mütercim-tercüman olarak görev yaptı. Halen eş zamanlı olarak İstanbul ve Kavala’da ikâmet etmekte olup, hem edebî ve resmî tercüme işlerine devam etmekte, hem de Yunan ve Türk firmalarına yeminli tercüme, ithalat/ihracat ve yükleme kontrolü konularında danışmanlık yapıyor.

2010’da Kavala Tütün Müzesi için Kobakizade İsmail Hakkı’nın Bir Mübadilin Hatıraları adlı kitabını Yunanca’ya çevirdi ve bu çevirisiyle Kavala Belediyesi tarafından ödüle layık görüldü. 2013’te Jaguar Yayınevi için, Aleksandros Papadiamantis’in Fonissa (Hadula: Bir Ada Hikâyesi) adlı eserini Türkçe'ye tercüme etti ve Dünya Kitap dergisinin Yılın Çeviri Kitabı ödülünü kazandı. 2015’te ise, Orhan Pamuk'un eserlerini Yunancaya kazandıran Stella Vretou’nun yazdığı Ta Kokkina Loustrinia (Kırmızı Rugan Ayakkabılar) adlı romanı, Koton Kitap için Türkçeye tercüme etti.

Yasemin Aydın, Kıraathane Kitapları için Vangelis Hacıyanidis’in Dört Duvar adlı kitabını Yunancadan çevirdi. Hacıyanidis’in Çalınan Zaman adlı romanını da 2019’da yine Aydın’ın çevirisiyle Kıraathane Kitapları’ndan okuyabileceksiniz.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
384 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Zakinthos'ta başlayan, Odessa'ya uzanan, İstanbul'da kök salan ve gelişen, oradan İzmir'e uğrayan ve Atina'ya ulaşan bir aile... Kitapta bu ailenin değil aslında sülalenin hikayesini dinliyoruz. Nehir roman niteliğinde desek yeridir.

Adalı Yannos'un göç etmesiyle başlıyor her şey. Ticaretin merkezi Odessa'da yükselişi ama kalbine bir eş bulabilmek için İstanbul'a yönelişi ise hikayenin kırılma noktasını sağlıyor. Tekrar Odessa'ya dönseler de İstanbul artık onların vatanı oluyor. Karısı Evanthia (ki kendisi kitapta en -belki tek- sevdiğim karakter), çocukları ve onların çocukları ve onların da çocukları anlatıla anlatıla dört kuşağın hayatını okurken aynı zamanda da 93 Harbi ile 1960ların Türkiye'sine kadar olan gelişmeleri takip edebiliyoruz.

Kitapta o kadar çok kişi var ki ister istemez yarısından sonra bir soyağacı çıkartmak durumunda kaldım. :) Bu durum okumayı zorlaştırıyor biraz. Zaten kitabın başlarında olayların çok yavaş ilerlemesinin verdiği etkiyle de vazgeçebilirsiniz. Eğer aile hikayelerini okumak ve farklı bakışla İstanbul'da gezintiye çıkmak isterseniz devam edin. ;)

Yunan yazarın kaleminden ve Yunan karakterlerin ağzından İstanbul, Türkiye, Osmanlı... Elimden geldiğince ön yargı oluşturmadan (ya da mevcut olanları kenara bırakarak) kitaba başladım. Balkan Harbi'nden bahsederken birkaç cümle ile geçiştirilen yorumları okurken 'hadi bakalım neler okuyacağız' desem de yazar aileye odaklanıp dış dünyayı ufak ufak anlatmış yani iğneyi batırıp kaçmış.

İstanbullu Rumlar'ın hatta Ermeni ve Yahudilerin hikayesi... Evet, gayrimüslimler kendi cemaatleriyle hayatlarını sürdürüyorlardır. Ama nedense pek Türklerden bahsedilmemiş yani bu insanların bir tane bile mi arkadaşı yoktu diye kendime sordum sürekli. Romanda Türkler ara ara çeteci olarak girdiler sahneye. Olabilir yani sonuçta her yerde iyi ve kötü insanlar vardır. Sonlara doğru, sokaklarındaki Rumları evine toplayıp 6-7 Eylül'de komşularını koruyan Osman ve Emine çifti gözüktü birkaç satırda geçiştirilen ifadelerle...

Okudum, anlamaya hissetmeye çalıştım, üzüldüm, hak verdim, öz eleştiri yaptım...

!YALNIZ!

EOKA için 'Kıbrıs Milli Mücadele Örgüt' ifadesini kullandıktan sonra yazarın benim kadar objektif olmaya çalışmadığını fark ettim!

6-7 Eylül olayları, Varlık Vergisi, Aşkale kampı... Bunlar elbette kabul edilemez üzücü gerçekler -ki 'mübadele' kavramının duygu sözlüğündeki karşılığı sadece 'acı' olmalı. Fakat KIBRIS'ta küvette çocuklarıyla birlikte katledilmiş bir annenin fotoğrafı (Acı ve uzun bir hikaye Kıbrıs... Kısaca bahsetmek için bu fotoğrafı söyledim) gözlerimizden gitmezken, EOKA'yı yücelttiği ve birlik için direnen mazlum taraf olduklarını ifade ettiği satırlara kan sıçradığını da söylemek isterim. Evet, romanlar tarih kitabı değildir ve yazarın dünyasıdır. Ama hümanist bakışın hüküm sürdüğü bir topluluktan bahsettiğini iddia ediyorsa en azından o toplara girmemeliydi.

Romana döneyim yine... Çarpık ilişkilerle dolu yani ahlaki değeri olan üç beş kişi var. Şahsen Rum ailelerin o durumda olduğunu düşünmüyorum. Bu da bence kötü bir nokta ama yazar hikayeyi böyle dallandırıp budaklandırıyor.

Son olarak da Atina faslına değinmek istiyorum. Son kuşak Nena, ikinci vatanım dediği Atina'ya göç ediyor ve orada her şeyin mükemmel olduğunu, kendisine çok iyi davranıldığı ve özgürlüğünü anlatıyor. Bu durum da pek objektif gelmedi. Nedenini açıklamak yerine sizlere çok güzel bir Yunan filmi tavsiye etmek isterim. Mübadelenin acısını hissetmemizi sağlayan ve arada kalmışlığı çok güzel ifade eden bir film: BİR TUTAM BAHARAT!

Bir Tutam Baharat (Politiki Kouzina) filminde İstanbullu Rumlar'ın "Türkiye'de Yunan, Yunanistan'da Türk" olarak nasıl dışlandığını ve neler yaşadığını göreceksiniz. Yine aynı konuyu işleyen Türk tarafı için de DEDEMİN İNSANLARI sağlam bir film olacaktır.
168 syf.
·2 günde·7/10
1800'lerin sonunda Yunanistan'ın Skiathos adasında yaşayan Hadula isimli yaşlı kadın öyküsü üzerinden o dönemde Yunanistan'da kız çocuğu ailesi olmanın ne kadar zor olduğunu okuyoruz. Örf ve adetler gereği evlenmenin ve yüklü miktarda çeyizin gerekliliğiyle ailelerin kızlarını evlendirememesinin yol açtığı buhranla Hadula'nın kızlarını ve hatta kız torunlarının varlığıyla düştüğü bunalımla kız çocuklarına karşı duyduğu öfkenin nasıl açığa çıktığıyla ilgili bir şahane kitap. Özgün adı Katil kadın olan kitabın kapağı da bir erkek bebek kıyafeti ile desteklenmiş harika olmuş. Yazarın diğer kitaplarının çevirilerini de bekliyorum.
168 syf.
·Puan vermedi
Kitabın yazarı Yunan edebiyatının Dostoyevskisi olarak anılıyor.
Hadula beni çok etkiledi. Ve bu kitabın yazarının bir erkek olması dahada etkiledi sanırım .
Kadının toplumdaki yeri üzerine şöyle kabaca bir gözlem yapılıp bu kadar hissedilerek yazılamazdı. Önce anne- babasına sonra evlenip kocasına , çocuklarına köle olan kadının yeri...
Bu durum yazarı nasıl rahatsız etmiş ki o tarihlerde Hadulayı yaratmış hemen.
Hadula da kız çocuk sahibi olan ailelerin kızlarını evlendirirken çeyiz vermenin maddi külfeti, sonra evlenen kızların çocuklar doğurup aynı döngüyü devam ettirip, kocalarına köle olmalarından duyduğu rahatsızlığa bir çözüm bulmuş kendince : Ölüm .
Kızsam mı Hadula’ ya hak mı versem bilemedim. Kadın olmak demek ki her tarihte her çağda zor .
168 syf.
·1 günde·10/10
Döneminin kadına bakış açısını etkileyici bir biçimde anlatıyor Papadiamantis. Kitabın özgün adı "katil kadın" şeklinde çevriliyor ancak kitaba adını veren Hadula, bizim öykümüzün ana karakteri. Hadula şifalı bitkiler ile ilaçlar hazırlayıp, insanlara yardım eden yaşlı ve yoksul bir kadın. Hayatının her anında gördüğü adaletsiz tutumlara karşı bir savunma mekanizması geliştirerek iyilik yaptığı düşüncesiyle cinayet işliyor ve kız çocuklarını olası kaderlerinden kurtardığını düşünüyor. Yunan edebiyatının okunması gereken en önemli eserlerinden biri Hadula. Hadula ile tanıştığım için çok mutluyum, umarım sizler de bu kadının hayatına dokunursunuz.
168 syf.
·4 günde
Kitabın kapak tasarımı ve içeriği arasındaki uçurum...Ya da bir ada öyküsünden beklenmeyecek bir vahşetle dolu diyebilirim öncelikle.Kitap içeriği itibariyle insan psikolojisi, toplumsal sınıf farklılıkları, cinsiyetçilik gibi konulardan oluşuyor. Hadula diğer ismi ile Fragoyannu tabiri caizse tam bir suç makinesi. Suçun niteliği onu yapanı ne kadar haklı çıkarır bilmem. Yazar bu konuda pek de objektif yaklaşmamış, kitabın sonunda Hadula'yı ölümle cezalandırmış . Çünkü sebebi her ne olursa olsun bir insanın yaşama hakkı asla elinden alınamaz, cinsiyet farkı ise böyle bir durum için söz konusu bile olamaz. Hadula kız çocuklarını kendi kaderinden uzaklaştırmak, belki de toplumun kadını ikinci sınıf bir vatandaş olarak görmesine tepki çekmek için onları öldürüyor ve bunu yaparken de büyük bir haz duyuyor. Sonrasında ise iç hesaplamalar, vicdanının esiri oluyor ama iş işten geçmiştir artık. Çünkü arkasında hem vicdanı, hem dini duyguları hem de jandarmalar vardır. Sonu ise ilahi ve beşeri adaletin gelmesi ile bitiyor.
168 syf.
·7/10
Kız çocuğu olarak doğmanın zorluğunu, çeyiz vermek zorunda olduğu için ailesine olan külfetini, ömrü boyunca hizmet etmeye memur edilmiş yaşantısını Yunan bir yazardan okumak istiyorsanız şöyle buyrun

Hikaye 1800 lü yıllarda Yunanistan'ın Skiathos adasında geçiyor. Tüm bu söylediklerimi bize anlatan yazar ise erkek. Yunan edebiyatinin Dostoyevski'si olarak taninan biri hem de.
O dönem bu durumları farketmesi ve üzerine kitap yazması şahane.
Kitabın özgün adı Katil Kadın ancak Türkçe'ye cevrilirken baş karakterin adı ile "Hadula" olarak dilimize kazandırılmış.
Adada yardimseverligi ile bilinen şifacı Hadula bir gün kızların çilesini sonlandırmak icin bir çözüm bulur ve cinayetlere başlar. Böylelikle hem ebeveynlere hem de kız çocuklarına "iyilik" ettiğini düşünmektedir.
Erkek çocuklarıyla özdeşleşmiş mavi giysili kapağına ise ayrı bayıldım.
Ben severek okudum. Mutlu günlerbilece
168 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
Aleksandros Papadiamantis,Hadula Bir Ada Öyküsü sonrası, "Yunanistan'ın Dostoyevski'si" olarak anılmaya başlanmış.
Kitabın önsözünü kaleme alan Herkül Millas, Papadiamantis'in kullandığı dil üzerine geniş bir açıklama yapmış.Papadiamantis, katharevusa denen ağdalı dili kullanmakla birlikte, kahramanlarının konuşmalarında halk diline yer vermiş.O dönem kullanılan Yunancanın Türkçe kelimelerle dolu olduğuna dikkat çeken Herkül Millas,uzunca bir kelime listesi eklemiş.Çeviride bizim bunu algılamamız elbette güç.️
Papadiamantis'in "Yunanistan'ın Dostoyeski'si" olarak adlandırılmasının nedeni suç ve ceza kavramlarına bakıştaki benzerlik olsa gerek.Kitabın ana karakteri Hadula, kendi kaderinden hatta o dönem yaşayan kadınların ortak kaderinden uzak tutmak istediği kız çocuklarını öldürür.Kadınlar köledir âdeta, evlenebilmek için çeyiz hazırlamaları gerekir, kız çocukları bu konuda aileye yüktür.Kendince çocuklara,ailelerine iyilik yapmaktadır öldürerek.Çok çarpıcı bir kitap Hadula, biraz da kan donduran cinsten.Yine de kızamadım Hadula'ya.Sanırım Papadiamantis'in başarısı burada saklı. Jaguar Kitap çok güzel kitaplar yayımlıyor dikkatinizi çekerim.️
168 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitabın kapağına aldanıp şirin bir kitap okuyacağımı düşündüm fakat tam bir trajedi çıktı. O dönemlerde kız çocukları hayatı boyunca tam bir köle hayatı yaşıyor. Önce ailesi, sonra kocası,çocukları ve torunları için çabalayan birer köle. Aynı zamanda evlendiklerinde çeyizin herhalde tamamını kız evi karşılıyor ( ev, arsa, ev eşyası, giyecek...). Hadula ise kendince onları kurtarıyor bu hayattan ama feci yani...
168 syf.
·7 günde·8/10
#hadulabiradaöyküsü İlk kapağı gördüğüm de çok hoşuma gitmişti. Mavi ( mavi genelde umut demekti sonuçta) sonra bebek hırkası vs.. Ama öyle olmadı işte! Yazar Yunanistan'ın Dostoyevski'si olarak anılmaktaymış.
Bazı yazarları çok geç tanıyoruz, çevirisi de çok geç yapılıyor. Bu kitabında bir kadın, bir kadın olmanın getirileri, beklentileri, kaosu anlatılmış. Bir insan nasıl korkunç hale getirilir anlıyorsunuz.....
Ve Hadula'nın "yaşamak sorununa" bulduğu çözümü okurken, iki duyguyu da yapıyorsunuz. Bazen iyilik diye yaptığımız şeyin karşı tarafa kötülük olduğunu meselâ........ Beni etkileyen bir şey daha vardı o da; içsel hesaplaşmalar.....
Bu trajik öyküyü hiç unutmıycam....
168 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Aleksandros Papadiamantis,1902’de yazmaya başladığı Hadula’da erk kavramı ve kadınlık üzerinden bir hikaye sunuyor. ’Kadınlar annelerinin kaderini yaşar’ lafını doğrularcasına,Hadula büyükannesinin,annesinin,kendisinin,ardından kızlarının çektiği-çekeceği acıların yüküne daha fazla dayanamıyor.Aslında yazar bize toplumun gediklerinden birini gösteriyor.Hadula her kadının gelebileceği bir nokta da olabilir.Baskının,adetlerin ve daha nice nefes almayı bile zorlaştıracak uygulamaların sonunda kim kendinden emin olabilir ki?
Kitabın yazıldığı devir de göz önünde bulundurulduğunda,değeri daha da büyüyor elbette.
Sevdiğim diğer bir özellik ise Herkül Millas ile kitabın çevirmeni Yasemin Aydın’ın açıklayıcı önsözleri.Önsöz harici çevirmen notları da ayrı bir güzellikti.
Umarım yazarın diğer kitaplarının da çevrilme ve okuyucu ile buluşma imkanını görürüz.
Bir alıntı da ekleyeyim:
“Babası ve annesi,gerçekten olduğu gibi ‘ölüsünü kutsuyor’ yani onu evlendiriyordu.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Yasemin Aydın
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Ankara, 1978
Yasemin Aydın
1978’de Ankara'da doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1999’da filolog olarak mezun oldu. Ankara, Edirne ve İstanbul illerindeki noter ve adliyelerde yeminli mütercim-tercüman olarak görev yaptı. Halen eş zamanlı olarak İstanbul ve Kavala’da ikâmet etmekte olup, hem edebî ve resmî tercüme işlerine devam etmekte, hem de Yunan ve Türk firmalarına yeminli tercüme, ithalat/ihracat ve yükleme kontrolü konularında danışmanlık yapıyor.

2010’da Kavala Tütün Müzesi için Kobakizade İsmail Hakkı’nın Bir Mübadilin Hatıraları adlı kitabını Yunanca’ya çevirdi ve bu çevirisiyle Kavala Belediyesi tarafından ödüle layık görüldü. 2013’te Jaguar Yayınevi için, Aleksandros Papadiamantis’in Fonissa (Hadula: Bir Ada Hikâyesi) adlı eserini Türkçe'ye tercüme etti ve Dünya Kitap dergisinin Yılın Çeviri Kitabı ödülünü kazandı. 2015’te ise, Orhan Pamuk'un eserlerini Yunancaya kazandıran Stella Vretou’nun yazdığı Ta Kokkina Loustrinia (Kırmızı Rugan Ayakkabılar) adlı romanı, Koton Kitap için Türkçeye tercüme etti.

Yasemin Aydın, Kıraathane Kitapları için Vangelis Hacıyanidis’in Dört Duvar adlı kitabını Yunancadan çevirdi. Hacıyanidis’in Çalınan Zaman adlı romanını da 2019’da yine Aydın’ın çevirisiyle Kıraathane Kitapları’ndan okuyabileceksiniz.

Yazar istatistikleri

  • 171 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 94 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.