Yasemin Yener

Yasemin Yener

ÇevirmenEditör
8.1/10
2.914 Kişi
·
11,8bin
Okunma
·
1
Beğeni
·
551
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
148 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Denizcilik ile ilgili kitapların yeri bende her zaman ayrı olmuştur.Benim için hep torpilli sınıfına girerler. Ama bazı eserler var ki yazarına Pulitzer ödülü ve daha ileride de Nobel Ödülü kazandıran, onlar gerçekten de torpili hak etmeden en üst seviye sınıfından giriş yapıyorlar listeme.İşte bu kitap da onlardan birisi oldu benim için.

Dili son derece sade ve anlaşılır yazarımız Bay Hemingway’in. Bu yönden biraz Jack London’a benzettim kendisini. Üslubun sade olması sizi yanıltmasın kitap aslında öylesine derin ve öylesine metaforlarla dolu ki. Yaşlı adam aslında bizdik, Deniz aslında hayat, Yakalanan büyük balık da büyük hayallerimiz. O büyük hayalleri elde edebilmek için denizin açıklarına gitmesi gerekiyordu yaşlı Santiago’nun. Bazı riskler alması gerekiyordu ve o riskler karşılığını da verdi balığı yakaladı ama ne uğruna? Sonrasında bir anlamı kalmadı çünkü yetersiz teçhizatla ve yalnız başına gelmişti. Yenilmedim aslında belki biraz fazla açıldım diyerek bana biraz filozof Epiktetos’u hatırlattı. Onun düşünceleri de şu şekildeydi: “Senin yenilgin hakikatın yenilişi demek değildir.Yenilen, yalnız senin ölçüsüzlüğün ve dalaletindir. Halbuki kaleyi bekleyen nöbetçiler, yanlarına gelen herkese parolayı sorarlar. Sen de hayal gücüne gelen şeylere parolayı sorsaydın, baskına uğramazdın!”

Ayrıca büyük hayallerimizi gerçekleştirmek için hepimizin yalnız olduğu gerçeğini tekrardan yüzümüze vuruyor kitap. Her ne kadar bizim çok sevdiğimiz veya bizi seven insanlar olsa da bazı merdivenlerin yalnız çıkılması gerekiyor. Hayallerimize giden yoldaki yalnızlığımız hakkında internet sitemdeki yazıyı da buradan okuyabilirsiniz: https://www.kemalistmanifesto.com/...a-veya-ailemize.html

İnsanoğlu olarak birbirimizle empati yapmayı zaten unutmaya başladığımız bu dünyada, Kitaptaki Yaşlı Adamımız Santiago doğa ile o kadar güzel empati yapıyor ki. Balık nasıl balık olmak için yaratıldıysa ben de balıkçı olmak için yaratılmışım diyerek kendini ifade ediyor; Avladığında bile balıktan özür dileyerek.

Sonuç olarak Yaşlı Adam ve Deniz benim çok beğendiğim bir kitap oldu. Evet belki herkese göre olmayabilir belki bazı insanlara göre sıkıcı geliyor olabilir ama ben keşke bir oturuşta bitirseymişim dediğim bir eserle bir yazarla tanışmış oldum. Kesinlikle okuduğum için memnun kaldım.
136 syf.
·Puan vermedi
Dünya üzerinde bildiğim üç fena hastalık vardır. Hastalık deyince hepimizin aklına bizi kıvrım kıvrım kıvrandıran yataklara düşüren, hastanelere koşturtan bazen daha beter sonuçlara yol açan illetler gelir. Amma benim bildiğim hastalıklar bunlar gibi acı çektiren, hüzünlü şeyler değildir. Yalnız bunlardan beterdir. İnsanın öldürmez de dağ bayır gezdirir, saatlerce su başında, masa başında oturttur; insanın iliklerini işler, o ilikler sönünceye kadar da içlerinden çıkmaz.

Bildiğim hastalıkların ilki defineciliktir. Definecilik lafını duyunca, “cık cık cık tarihi eser kaçakçılığı öyle mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Benim definecilerim yapmak istedikleri fenalığın farkında değillerdir. Bilseler yapmazlar, onlar için bu şans oyunu gibi bir şeydir. Gerçi çoğu hiçbir şey bulamadan göçer gider ya. Hey gidi hey, ne babayiğitlerin ömrünü çürüttün sen be. Hem de ne babayiğitler. Evde şunu şuradan şuraya taşımayan adamlar, dağda bayırda köstebeğe dönüşürler. Öyle hırs öyle azim öyle tutku. Bizim ihtiyarlardan birisi anlatırdı, kocası bir gidermiş de iki üç sene eve uğramazmış, neymiş efendim define bulacakmış. Başka bir dayı vardı, yaş yetmiş, define lafını duyunca birden 50 yaş gençleşirdi. Definecilik işte böyle menem bir hastalıktır efenim.

İkinci hastalığım kumardır. Bu kumar işi kahve masalarında pişpirikle başlar. Adamın aklını başından alır vallahi; saatlerce aç, uykusuz masa başlarında oturtur. Bazılarımız iskambil kağıtlarıyla, okey taşlarıyla ya da en azından tavlayla haşır neşir olmuşuzdur. O nasıl tutkudur efenim, insan kendinden geçer başka bir adam oluverir. Pek bir çözümü de yoktur bu hastalığın, en iyisi hiç bulaşmamak. Kumarbaza şurada yemin ettirin, o masayı, kağıtları gördü mü yine dayanamaz, nevri döner. Nice babayiğitler vardır kumar masalarında canına ot tıkanmış.

Üçüncü hastalığım ise avcılıktır. Avcılık deyince biraz kızdınız mı? Yok kızmayın. Avcı ile doğa katilini evvela birbirinden ayıralım. Avcı adam doğayı korur. Hayvanların kuluçka ve yavrulama dönemlerini hepimizden iyi bilir, hayvanları korur. Doğa katliamcılarını kendisi dışlar toplumdan, ayıplar. Bu avcılık işi de iki çeşittir; kara avcılığı, su avcılığı. Kara avcılığı daha az zahmetli, çok tehlikelidir. Bir tüfek bir köpek tamam; sonrası dağ bayır. Amma o tüfeği kullanmayı bilmek, sağını solunu kollamak icap eder. Ben avda bir anda uçan kuştan ayrılmayan köpeğini vuran, az kalsın birbirini vuracak adamlar gördüm.

Madem o kadar bahsettik kısa bir de yaşanmış hikaye geçelim burada. Biz tanıdıklardan birisi bir gün ava gidiyor. Tarlaları uç bucak geziyor, bıldırcın arıyor ama gelen giden yok. “Ulan” diyor “ artık ne bulursam vuracağım, karatavuk, çıkırıkçı, sarı asma fark etmez, boş gitmektense.” Gezinirken bir bakıyor, bir karatavuk çırpı avlunun üzerinde aşağı yukarı oynaşıyor. Epey de uzak ama, sadece karaltısı seçiliyor. Tüfek alır mı almaz mı, derken tam tetiği çekecek karatavuğun olduğu yerden bir adam gövdesi çıkıyor, başında da siyah bir külah. Meğer avlunun arkasında bir havuz varmış. Adamın biriside havuzun başında, havuzu açmak için debeleniyormuş. Tetiği çekse dayı tahtalı köye bizimki de hapse.

Gelelim su avcılığına. Bu su avcılığı çok zahmetli iştir efenim. Tatlı suyu ayrıdır tuzlu suyu ayrıdır. Küçük balığı ayrıdır, büyük balığı yine ayrıdır, deniz balığı bambaşkadır. Sadece iş olta ile de bitmez her balık ayrı ayrı yem ister. Bildiğiniz ayrı bir bilim dalıdır. Bu arada şunu da belirteyim. Ben ağa, sertmeye karşıyımdır. Bilmem sertme bilir misiniz? Yuvarlak, kenarlarına kurşun takılmış bir ağ çeşididir; daha çok alçak tatlı sularda kullanılır, balık içinde kaldı mı çıkamaz. Çok attım zamanında ama olmaz kurnazlıktır. Balık işi olta balıkçılığıdır diğer türlüsü ticaret olur. Yahu kamış balıkçılığı gibisi var mı? Alacaksın kamışını eline, takacaksın yemini, şamandıraya dikeceksin gözlerini, bekleyeceksin. Balık işi budur. Bu da hastalıkların en tutkulusudur. Normal bir adam saatlerce o şamandırayı gözlerini dikip bekler mi?

Şimdi balık işini bu kadar anlattık gelelim kitaba. İşte kitapta da bu balık avcılığının tutkusu anlatılıyor. İhtiyar bir adam balık avlıyor. Dedik ya, bu hastalıkların hepsi tutku işidir, içinize düştü mü bırakmaz, genç ihtiyar dinlemez diye. Hewingway hikayesini anlatırken çok sade bir dil kullanmış, vallahi hayran kaldım. Sade sade anlatmak duyguyu vermek varken niye içinden çıkılmaz cümleler kurup karıştırsın okurun kafasını. Duygu o kadar gerçekçi ki Dosteyvski’nin Kumarbaz’ı kadar başarılı olmuş desek abartmış olmayız heralde. Güzeldi vesselam sevdim ben kitabı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
132 syf.
·10/10
Merhabalar Yaşlı Adam ve Deniz kitabı Nobel Edebiyat Ödüllü ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 100 Temel Eser arasında yer almaktadır.Kitabın kurgusu ve üslubu mükemmeldi.Dili akıcı ve anlaşılır olduğundan dolayı kolayca okunabilen bir eserdir.Bu kısa ve akıcı öykümüzün iki kahramanı var: Santiago ve Manolin’dir.Konu olarak Kübalı bir balıkçının kendini kanıtlamak İçin denizde yaşanan maceralar anlatılmaktadır.Balıkçı denize açıldıktan sonra denizde karşılaştığı kılıç balığı ile olan mücadele de anlatılmaktadır.Balıkçının 1 günlük balık tutma macerası anlatılmaktadır.Balıkçının azmi,kararlılığı,mücadeleci özelliklerini göz önüne sermektedir.Kitabı bitirdikten sonra balıkçının azmine hayran kaldım ve filmi olduğunu da öğrendim onu da en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum.Kitap ince olmasına rağmen az kelime ile çok şey anlatmaya çalışmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
136 syf.
Yaşlı Adam ve Deniz'i detaylı olarak yorumladığım videom:
https://youtu.be/uypl6476f_w

Yaşlı Adam ve Deniz'i okudum ama bu baskısından çok az bir kısımını okudum. Büyük kısmını e kitap olarak kindle'dan, Bahar Yayınlarının İhtiyar Balıkçı olarak çevirdiği baskıdan okudum. Bu baskısıyla ilgili problemler varmış, araştırabilirsiniz ama benim ekitap olarak okumanın sebebi, çoğunlukla geceleri okumam. Kindle büyük konfor sağlıyor bu konuda.
Benim okuduğum kitabın çevirisini Murat Sezer yapmış, bir sorun yoktu, sahaf alışverişi yapıyorsanız tercih edebilirsiniz.

Son derece yalın ve akıcı bir dille anlatılıyor hikâye.
Konusu ne derseniz, baştan sona tutku.
İşini tutkuyla yapan insanlara her zaman hayranlık duymuşumdur zaten, bu kitap bir kez daha gösteriyor ki, sen işini tutkuyla yap, gerisini düşünme. :) çünkü zaten inançla, tutkuyla, gayretle yapınca bir işi, başarı kaçınılmaz olarak sana geliyor. Böylelikle her zorluğa göğüs gerecek gücü buluyorsun kendinde.
132 syf.
·10/10
SPOİLER yok ama sirf şikayet ettiğiniz için vardır diye düzelteyim.

Duru, sakin, yalın ve etkileyici bir anlatımdı. Bir başladım bitirene kadar bırakamamıştım. Bu akşam aklıma geldi yine okudum. Zaten Nobel Edebiyat ödülleri hep bu yalın sıkmayan anlatımlı kitaplara veriliyor. En azından benim okuduğum ödüllü kitaplar bu tarz anlatıma sahipti.

Yaşlı balıkçımız 90 yaşına merdiven dayamış. Hayatının en büyük balığını tutarken kendini parçalamış ve büyük bir savaş vermiştir. Balıkçı kendi kendine çok güzel diyaloglar kuruyordu. İnce bir kitap bir akşamda bitirilebilir. En kısa zamanda okuduklarım listesine eklemeniz gerekiyor. Çünkü sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor.
132 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Bir adam düşünün, geçimini denizlerden okyanuslardan sağlayan, yaşlı, eski gücünden yoksun ancak tertemiz bir adam. Yakaladığı kılıç balığıyla birlikte başlayan serüvende çektiği zorlukların üstesinden gelen bir adam. Yaşamak iyi şeydir diyor bu adam. Her şeye rağmen yaşamak... Hayata karşı mücadelesini sonuna kadar veriyor, umutsuzluk zerre kadar yok hücrelerinde, talihsizlikler göbek adı olmuş, imkansızlıklarda hep bir yeni çözümle yeniden doğan yaşlı ama yaşamayı seven bir adam... Ernest Hemingway bu sade, tertemiz anlatımıyla kesinlikle çok daha şeyler de düşündürtüyor size. Karakteri yaşatıyor, yaşlı adam siz oluyorsunuz, onunla birlikte mücadele ediyor, onunla birlikte hayaller kurup, hep umutla düşünüyorsunuz... Birçok engel birçok talihsizlik birçok istemedigmiz ummadığımız durumlarla karşılaşıyoruz her gün. Fakat kimi zaman moralimizi bozup yakınıyoruz, kimi zaman hemen pes ediyoruz, kimi zaman umudumuzu kaybedip savaşmayı bırakıyoruz. Peki ya yaşamak? Yaşamayı hiç ama hiç bırakmıyoruz; çünkü yaşamak iyi şeydir... İyi okumalar...
148 syf.
·8/10
Başarının sırrı nedir? İnsan isteğine ulaşmak için nelere katlanır? Peki çok çalışmak her zaman ulaşmak istediğimiz noktaya ulaştırır mı?
Kitap Santiago isimli yaşlı, uzun yıllar balıkçılık yapan, son aylarda balık yakalayamayan adamın son balık avından bahsediyor.
Çok etkileyici anlatımı olan kitapta bu zor günlerinde hissettikleri ruhumuza dokunuyor. Hissettiklerini hissediyor, sanki hemen yanı başında uçan kuşmuş gibi izliyoruz bu ihtiyarı. Denizin sesini duyuyoruz. Köpekbalığı olup yaşlı adamın arzularına saldırıyoruz.
Bu zorlu şartlar, açlık onu arzusu olan en büyük balığı avlamak isteğinden döndermiyor.
Sonda yaşanan olaylar insanı düşünmeye zorluyor. Hayata daha realist yaklaşmaya itiyor.
Hayat toz pembe bulutlar kadar hoş değil.
148 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Sonunda bende Hewingway'in kalemiyle tanışabildim.
Dili sade akıcı ve etkileyiciydi. Kısa ve dolu dolu bir eser.
Okyanusun ortasında günlerce oltaya takılmış olan dev kılıçbalığıyla mücadelesini okuyoruz. Pes etmemeyi, mücadele etmeyi, cesaretli olmayı anlatıyor.

*Deniz çok güzel, çok merhametlidir. Fakat birden öyle değişiverir, öyle zalimleşir ki; başımızın üstünde fırıl fırıl dönen bu ufacık ve ötüşleri hüzünlü kuşlar için dayanılmaz olur.
132 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Hemingway'in yaşlı olmanın zorluklarını anlattığı bu romanı bana bir zamanlar babamın armağan ettiği Orson Welles'in "I Know What It Is To Be Young"* şarkısını anımsattı. Bu çok sevdiğim şarkıyla özdeşleştirdiğim için çok daha fazla anlam kazandı kitap bende.

Yaşlı balıkçının okyanusun ortasında yakaladığı dev kılıç balığıyla olan mücadelesinde ve geri dönüş yolculuğunda yaşadığı tüm talihsizliklere rağmen hala yaşamın güzel olduğunu söylemesi, verdiği mücadeleden hiçbir şekilde vazgeçmeyişi aslında her yaş grubuna örnek olacak nitelikte. Yaşlı balıkçının kendi kendine olan diyalogları Hemingway'ın akıcı ve sade diliyle birlikte ilerlerken kitapta sıklıkla tekrar eden "Keşke çocukta burda olsaydı" cümlesi de -her ne kadar Hemingway sembolizmden uzak bir kitap olduğunu belirtse de- gençliğe seslenişini, ona duyulan özlemini temsil ediyormuş hissine sürükledi beni. Santiago'ya yaşlılığına ve yaşlılığın getirdiği kusurlarına rağmen sevgiyle sonsuz hizmet eden küçük çocuk ise kitabın en çok beğendiğim detaylarının başında geliyor.

Bir çırpıda okunabilecek bu eser, hem Hemingway ile tanışma kitabım oldu hem de tavsiye edeceklerim arasında yerini aldı.

Keyifli okumalar.
*https://youtu.be/QDnXEllpelQ

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 11,8bin okur okudu.
  • 166 okur okuyor.
  • 4.623 okur okuyacak.
  • 110 okur yarım bıraktı.