Yasin Öksüz

Yasin Öksüz

Tasarımcı
8.4/10
1.633 Kişi
·
3.531
Okunma
·
0
Beğeni
·
49
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
574 syf.
·6 günde·9/10
İŞTE KÜÇÜK BİR GERÇEK
Öleceksiniz.
İlk sayfayı açıyorsunuz ve karşılaştığınız ilk cümle... Cümlenin sahibi kim? Hepimizin tanışacağı bir şey ya da biri!

Hikaye Hitler döneminde geçiyor, 2. Dünya Savaşı Almanya'sında, Alman ırkının üstün olduğu, Yahudilere işkence edildiği, acımadan öldürüldüğü dönemde!

Bir tren yolculuğu ve verilen kayıplar ile başlıyor Kitap Hırsızı Liesel'in hikayesi. İlk kitap hırsızlığını yapıyor, en büyük kayıplarını veriyor o yolculukta. Yolcuğunun sebebi Rosa ve Hans Hubermann'a evlatlık verilmesidir. Hubermannlar savaş ortamında Liesel'in annesi ve babası olacaktır.
Hubermannların yaşadığı sokağın adı Himmel Sokağı. Himmel sözcüğünün Almanca anlamı CENNET... Savaşta cennet mi olur? Bu nasıl bir ironi?

Yeni arkadaşları, ailesi ve komşuları var artık Liesel'in. Ama kolay mı uyum sağlamak? Rüyalar, kabuslar... 10 yaşında bir çocuğa al bu senin annen ve baban, burası yeni evin, yeni hayatın demek ve kolaylıkla kabullenmesini beklemek olanaksız.

Kelimeleri okuyamayan küçük kitap hırsızı Liesel Meminger. Babası (Hans Hubermann) ile büyük uğraşlar verecekler okuyabilmek için. Okumayı bilmeden kitaplara değer veren bu çocuk, okumayı öğrenince neler yapmazdı ki?

Ara ara arkadaşı Rudy ile ya da tek başına hırsızlıkları devam ediyor. Hırsızlık kötü bir şey ama beni bu hırsızlık hiç rahatsız etmedi. Hitler'in, savaşın, ordunun ondan çaldıkları yanında kitap ya da meyve çalmak zerre kadar rahatsız etmedi beni!

Bir çocuk Yahudi olmanın kötü olduğunu düşünemez, çocuğun yüreği o diktatörlüğü bilemez. Yahudilerin Dachau Toplama Kamplarına götürüldüğü sırada Liesel'in kalbini gördüm, onlara yardım edemediği için içinin acıdığını hissettim. Bu çocuğun kalbi merhamet doluydu.

Dachau Toplama Kampı hakkında kitapta detay verilmemiş. Biraz bahsetmek istiyorum. 45.000 kişiye mezar olmuştur. Kapısında "ARBEIT MACHT FREI" yazar, yani "ÇALIŞMAK ÖZGÜRLEŞTİRİR." Kamptaki İNSANLAR, ölene kadar köle gibi çalıştırılır ve ölünce KREMATORYUM odalarında kül olurlar. İNSAN MI? Bu sözcük yanlış oldu galiba...

Ya Hitler? Önce halkına kelimelerle hükmetmiş, ele geçirmiştir, kelimelerle nasıl oynayacağını çok iyi bilmiş. Evet kabul edelim zekice davranmıştır. Dünyanın görebileceği en büyük diktatörlerdendir.

Hepimizin bir gün tanışacağı anlatıcı, sürekli gelecek sayfaları sezdirmiş ve spoiler vermiş. Fakat bu rahatsızlık vermiyor açıkçası. Gece gündüz kitap okumaya çalışan biri için zaten kitap ismi ve içerik ziyadesiyle çekici.
Savaş dönemi hikayelerini okumak, biraz olsun yaşanan acılarını hissetmek bana iyi geliyor galiba. Siz de hissetmek isterseniz tavsiyedir.

Son olarak sana seslenmek istiyorum canım Liesel. Ah Liesel'im! Şöyle bir düşündüm de yıllar geçmiş, biz hala savaşın içindeyiz, insanlık hala çare bulamamış savaşa. Çocuklar ve suçsuz insanlar savaşın ortasında ve biz sadece izliyoruz...
304 syf.
·18 günde·8/10
Kitabın isminde biraz mübalağa yapılmış olsa da tam olarak konusu bu. Kadın Doğum uzmanı bir doktorun otobiyografi tadında mesleğe başlamasından, emekliliğine kadar yaşadığı, şahit olduğu insan halleri ve sağlık sektörünü anlatıyor.

Bu sizin bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitap değil. Sayfa sayısından veya yazarın dilinden dolayı değil,vicdanı ağırlığınızdan.
İçerisinde öyle hikayeler var ki gerçekten mola vererek okumak istiyorsunuz. O molada da başımı nerelere çarpsam diye düşünürsünüz muhtemelen.
Kendi öz evladına tacizde bulunan..zihinsel ve işitme engelli kardeşine sahip olan ve yeterince iğrençleşememiş gibi pazarlayan, eşiyle bir olup iki küçük kızlarını cinsel birleşmeye zorlayan... insan olarak yaratılan varlık ne kadar iğrençlik yolunda zirveye tırmanabilirse o kadardan daha fazlası bu kitap..
Ayrıca pisliklere maruz kalan sadece kadınlar değil. Dedesinin mirasından pay alabilmek için öldüren, veya emekli maaşını usulsüz biçimde alabilmek için ölüm kaydı açmaması adına doktora saldıran..
Okuyunca bir duruyorsunuz. Soluğunuz kesiliyor..
Uzun uzun nefes almaya çalışıyorsunuz, içinizde bir yumru. Okuduğunuz şey bir senaryo değil, bu gerçek. Ne acı değil mi? Bu bizim yaşadığımız ülkenin gerçeği. Biz bu insanlarla aynı havayı soluyoruz. Bu kadınlar,adamlar senin komşun. Belki de sabah gülümseyip selam verdin? Belki alışveriş yaptığın marketin sahibi.
Bir insan evladı nasıl bu kadar hayati değerlerini yitirebilir ki?
Kendi canından,kanından olan kızını nasıl pazarlar? Geceleri nasıl uyuyabilir ki? O vicdanla nasıl yaşar? O masumun yüzüne nasıl kıyıp bakabilir?
Maalesef toplum olarak çok çok çok eksiğimiz var. İnsanlık adına çok eksiğimiz var. Kimseyi o - bu - şu diye ayıramayız. Kendi içimizde parçalanmamalıyız,tüm bunların sebebi bu. Ancak bütün olursak huzura erebiliriz. Şu an etrafa baksanız, herkes çok duyarlı. Bilinçli. Yürüyüş yapıyorlar, bir olay olduğunda sosyal medyada ateş yağdırıyorlar, profil karartıp tepki verdiğini,üzerine düşeni yaptığını sanıyorlar. Bu çözüm değil ki. Bu kadar insanlıktan nasibini almamış birisi sen iki tane mesaj yayınladın diye vazgeçer mi yaptığından? Bunlardan vazgeçin demiyorum.
Kötü yanlarınızı iyileştirmemiz lazım diyorum yaraları sarmamız lazım. Bunun için eğitmeliyiz. İnsanlara bilgi aşılamaktan lütfen vazgeçmeyin.

Kitabın yarısının okunmasını herkese tavsiye ederim. Hatta televizyonlarda felan gösterilmeli. Diğer yarısı biraz Feraye hanımın mesleğinde yaşadığı sorunları ele alıyor. Çok güzel tıbbı bilgiler verilmiş ama okumayı da zorlaştırmış. Feraye hanım çok donanımlı ama kitap biraz karışık olmuş konudan konuya atlamış, bilgi kalabalıklığı oluşmuş.
‘ yeri gelmişken fikrimi söyliyeyim’ havasında yazılmış. En son ‘ nerede o eski bayramlar ? ‘ a bağlanmıştı :)
Kitabın genelinde bir bütünlük yok,ayrı ayrı kaleme alınsa daha verimli bir çalışma olurdu.
352 syf.
Bazen bazı şeyleri yaşarsın kimseye söylemeden, anlatmadan sadece içinde yaşarsın ama bir yerden sonra içinde yaşadıkların ağır gelmeye başlar ve bir yerde yazmaya başlarsın... Bir kağıda bir deftere bir yerlere karalarsın içinin karanlıklarını. Ama yazdıklarında bile kendi kendine anlatmak istemezsin kimseye anlatamadıklarını, kağıtlarında seslendirirken bile ağır gelir ve birilerine duyurmaya çalışırsın işte böyle durumlarda konuştuğun mektuplarını kimse duymayacak, okumayacak. Zaten bazen okunsun diye değil içindekiler seni boğmasın diye yazarsın. O yüzden bu mektupların bir sahibi olmasına rağmen gidecek bir adresi cevabının gönderilerceği bir karşı adres yoktur. Yazmışsındır, rahatlamışsındır isimsiz adressiz kalır bir köşede.
Evet itiraf ediyorum benim de asla postacının kapısını çalmayacak olan bi alıcıya yazdığım mektuplarım var...
352 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Bir kitabı bitirdikten sonra bana bir şeyler kattığını hissettiğim zaman "iyi ki" demeyi çok seviyorum. Kitabı tebessümle kapatıp dakikalarca bir noktaya odaklanip düşünmeyi de seviyorum.
Ilk başta öylesine elime aldım aslında "okumasam da olur" diye düşünüyordum. Şimdiyse içimde bir sürü "iyi ki" taşıyarak yazıyorum.
Küçük bir ödevle başlayan mektuplardan oluşuyor kitap. Kız kardeşini yeni kaybetmiş, hatta onunla birlikte birçok şeyi kaybetmiş kendini arayan bir kız yazıyor hepsini. Mükemmel dostluklar kurması, yaşadığı her şeye rağmen güçlü kalma çabası beni çok etkiledi. Mektup yazdığı kişiler öylesine güzel ki... Kendimi aramaya başladığım su dönemde yaptığım en doğru şey bu kitabı okumak oldu. Cok güzel insanlar tanıdım, çok güzel şiirler okudum ve çok güzel sarkilar dinledim sayesinde. Kitabın en sonunda söyledikleri şarkıyı defalarca dinledim ve dinlenmeye devam edeceğim, böylelikle her zaman Laurel, May ve diğerlerini yanımda hissedecegim.
352 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Buna çok fazla kafa yoruyorsun, değil mi? Sürekli aslında nasıl olması gerektiğini düşünüyorsun." (sf 91/Sky beyciğimiz)

evvveet sevgili okuyucu, ben de sürekli aslında nasıl olması gerektiğini düşünenlerdenim.
Hayatım bu şekilde ilerlememeliydi, bu kaybı yaşamamalıydım, daha çok sarılmalıydım, kötü kitaplarda zaman harcamamalıydım...

Laurel'da benim gibi (hatta belki senin gibi) sürekli aslında nasıl olması gerektiğini düşünen, olayları yoluna koymaya çalışan ama hayatı sürekli olarak çılgınca patlaklar veren bir insan.

Fark şu ki Laurel'ın ablası sadece Laurel'ın bildiği şekilde ölmüş, ablasıyla birlikte birçok şeyini kaybetmiş.

Onun ölümüyle çekip giden bir annesi, kendi kabuğuna çekilen bir babası olduğunu da unutmamak lazım elbette.

Öncelikle bu benim ikinci okuyuşumdu, tekrar okuyacağım ve büyük ihtimalle tekrar tekrar aşık olacağım.

Bu kitabı bu kadar abarta abarta sevmemin sebeplerinden biri Kurt Cobain ve Amelia Earhart'ı bu kitapla tanımış olmam. Evet sevgili okuyucu, gülebilirsin. Nirvana'nın solistinin Kurt Cobain olduğunu bile bilmiyordum..
Aynı zamanda birçok güzel şiir ve şarkıyla yine bu kitap sayesinde tanıştım. Bu yüzden yeri bende çok ayrı ve unutulmazdır.

Mektuplar.. Evet mektuplar.
Mektupların dilinden bahsetmeme gerek olmadığını düşünüyorum, zaten kendisi her cümlesi alıntı yapılası bir kitap.

İsmi ilk duyunca 'o ne öyle yağğ öyle kitap adı mı olurmuş kahkakkahkah' gibi tepkilere maruz kalsa da -kendi arkadaşlarımdan biliyorum- bence fazlasıyla anlamlı bir isim.
Çünkü kızımız diyor ki mesela
"Bazı şeyler var ki artık bu dünyada olmayanlar dışında kimseye söyleyemem."

Yani içimden bir ses bu incelemeyi uzat da uzat da uzat, içini dök, bas spoiyi dese de..

Kitabı okumayanlara söyleyebileceğim çok bir şey yok.

Alın okuyun ve kitap hakkında saatleeeeerce konuşalım. Sky'dan bahsedelim, küfür edelim, sonra kendimizi onun yerine koymayı deneyelim. Hannah'nın bir erkeğe ihtiyaç duymasını ve Natalie'yi nasıl sevdiğini tartışalım. May idol alınabilecek bir insan mıydı sorgulayalım.

Bu kitabı okuduğum için asla pişman olmadım, umarım siz de olmazsınız.

Uzun tutmamak için uğraşmama rağmen görüyorum ki kopkocamaaaan bir inceleme olmuş.

İyi günleeeeer :))
574 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Beni mutlu etmeyin. Lütfen beni umutlandırıp bütün bunlardan iyi bir şeyler çıkabileceğini düşündürmeyin. Çürüklerime bakın. Şu sıyrıklara bakın. İçimdeki sıyrıkları görüyor musunuz? Gözlerinizin önünde büyüdüklerini, içimi aşındırdıklarını görüyor musunuz? Artık hiçbir şey için umut istemiyorum…”


Liesel ve küçük kardeşi kendilerini evlat edinecek bir ailenin yanına gitmek için trendedirler. Ama trende Liesel in kardeşinin ölmesiyle kardeşinin cenazesinde mezarının cebinden düşen kitabı alır ve ilk kitap hırsızlığı başlamış olur. Üzüntüyle yolculuğuna devam eden Liesel, onu evlat edinen ailesinin yanına istemeyerek gelir başlangıçta zorlansa da onlara alışmaya başlar. Özellikle babasıyla daha iyi anlaşır. Babasıyla her gün ilk çaldığı Mezar Kazıcının Elkitabını birlikte okurlar ve böylece Liesel okumayı öğrenmeye başlar. Kelimeler bazen sevip bazen nefret etse de hayatının değiştirdiğine inanır bu yüzden kitap okunması yasak olmasına rağmen Liesel yakılmak için atılan kitapları kurtararak külleriyle alıp evine getirir ve babasıyla okumaya devam ederek kitaplara verilen değeri gösterir.
Savaş yıllarında Hitler yüzünden yahudiler dışlasa da Hubermann ailesi Max isimli yahudiyi evlerine alıp onu saklarlar ve aileden biri gibi davranarak onu dışlamadan iyileştirmeye çalışırlar. Liesel de ona her zaman kitap okuyarak iyileşeceğini düşünür. Liesel ve arkadaşı Rudy aç olmalarına rağmen çaldıkları ekmeği ezilen yahudilere vererek onlara yardımcı olur,babası bile onlara yardım ederken kırbaçlanır böylece yazar yardımseverliğin,insanlara ırkçılık yaparak dışlamamanın ne kadar önemli olduğunu örneklerle göstererek bizlere yaşanılanları tasvir eder. 2.Dünya Savaş yıllarında çoğu şey iyi değildir. Yangınlar,bombalar,parçalanmış cesetler,ayrılıklar vs. pek çok kötü durumlar kitabımızda yansıtılarak yaşanılanlari bizlere oradaymış gibi hissettirip,insanı üzüntüye boğar. Kitabın sonunda Himmel Sokağına bombalar atıldıktan sonra tek sağlam kişinin Liesel olması ve tüm ailesini kaybetmesiyle karşılaşırız. Kahramanımız Liesel Meminger de ileri bir yaşa kadar uzaklarda yaşamış ve Sydney'in bir banliyösünde ölmüştür. Her ne kadar üzüntüyle dolu olsa da bazen de güldüren bu romanı onlarla yaşıyormuş gibi heyecanla,üzüntüyle, zaman zaman da yorumlar yaparak okuduğumu belirtmek ister, okunulması gereken her kitabı okumanızı dilerim. ;)
304 syf.
·7/10
Alengirli bir kitap ismi bulmuşlar​ cok satsın ilgi ceksin diye ancak doktorlarınızı sevin, çocuklarınıza doktorları sevmesini aşılayın, doktorlarınızı darp etmeyin gibi saçma nasihatlerde bulunan kitap.

Bir doktor hanım efendinin yaşantısı da diyebiliriz. Şöyle doktor oldum şöyle zorluk çektim falan filan.

Bir iki üstü kapali ensest ve ilginç hikaye vardı ancak onlar da edebi anlatımdan uzaktı. İsminin hakkını veremedi bu kitap.
444 syf.
·4 günde·7/10
Birkaç gün önce markette görüp aldığım dört kitaptan biri. Rastgele seçip okumaya başladığımda, bu kitapların seri olduğunu ve okuduğum kitabın serinin son kitabı olduğunu öğrendim ama okumaya devam ettim. Kısa polisiye hikayelerden oluşuyor. Normal şartlarda ilgimi çekmeyecek objelerin nasıl kanıt niteliği taşıyabileceğini öğrenmek oldukça ilgimi çekti. Güzel bir kitap.
Kitaba çok büyük bir hevesle başladım. Muhteşem bir şekilde motiveydim kitabı okumaya, heyecanlıydım çünkü uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı. Şu hayatta bir işim düzgün gitmedi.

Okuoku.com'dan, yazarın üç kitabı halinde setini almıştım.

Kitap Hırsızı
Hiç Kimse Sıradan Değildir
Kilden Köprü


Neyse efendim ben başladım kitabı okumaya. Her şey çok güzel ilerlerken, 321. sayfaya geldim. Diğer sayfada kitap boyu merak ettiğim biri kendini tanıtacaktı.

321'in son cümleleri;

" Gerçekte nasıl göründüğümü bilmek ister misiniz?
Size yardım edeyim."

ve koccamann bir merakla, sayfayı çevirdim. Ufak çaplı bir şok kaçınılmazdı.. İki sayfa da bomboştu.

Bunun bilerek yapıldığını düşündüm ve gülümsedim. Kişinin kendini boşluk olarak tanımladığını düşündüm. Ancak sonraki sayfanın bir cümlenin devamıyla başladığını gördüğümde şok yaşadım.

İki sayfada bir, basım hatası yapıldığını, sayfaların boş olduğunu fark ettim. Kalan 250 sayfada hem de.

Bendeniz İrem burada dururken bu basım hatasının sizlerden birine denk gelmesini beklemiyordunuz herhalde :)


Ben de abime danışayım dedim. Ne yapmalıyım diye.

" Sen zeki kızsın kardeşim, boş kalan kısımları kendin tamamla. Hem hayal gücün de gelişir. "

Allah razı olsun abiciğim, buradan sana da tekrar selamlar. Önerin hiçbir işe yaramamış da olsa.

Öylece hevesimi kucağıma aldım, hayal kırıklığımı da yanına ekledim ve kitabı yarıda bırakmak durumunda kaldım.

Umarım böyle fena bir durumu siz yaşamazsınız.


sevgiler.
i.d.
574 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
HARİKA BİR KİTAPTI.
İlk defa bu yazarın kitabını okudum. Açıkçası yazarla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Ama kitaba başladığımda elimden bırakamadım. Kitap gayet akıcıydı.

Kitabın konusu Nazi Almanyasında evlatlık alınan bir kızın babasının ona okuma yazma öğretmesiyle başlayan kitap okuma aşkı.
Liesel daha 10 yaşında bir kızdır. Kitapları çok sever ve kitap çalmaya başlar. Daha sonra arkadaşı Rudy ile beraber kitap dışında başka şeyler de çalmaya başlar...

Nazi Almanyasında Yahudiler tutuklanır. Öldürülür. Evleri yağmalanır. Liesel ve ailesi de bodrumlarında bir Yahudiyi saklar, ona hayatta kalması için yardım ederler...

Genel olarak kitap bu iki ana konunun etrafında gerçekleşen olaylardan oluşuyordu. Kitabın en sevdiğim yanıysa olayların azrailin gözünden anlatılması.

Çok güzel bit kitaptı :)

https://www.instagram.com/...;igshid=t2mi4ep9kq3l

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 3.531 okur okudu.
  • 85 okur okuyor.
  • 1.451 okur okuyacak.
  • 50 okur yarım bıraktı.