Yeşim Ercan Aydın

Yeşim Ercan Aydın

Tasarımcı
7.6/10
67 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
3
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
208 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Virginia Woolf'un bilinç akışı tekniği ile yazdığı romanlarının en iyi örneklerinden birisi Mrs. Dalloway. Kendine Ait Bir Oda'dan sonra okuduğum ikinci Virginia Woolf kitabı. Bu kitabında biraz zorlandım, bilinç akışı tekniği olması dolayısıyla zor bir kitap olacağını düşünüyordum öncesinde de. Peki nedir bilinç akışı tekniği ona bakalım. Karakterin düşünme eylemi olduğu gibi yansıtılmaya çalışılır. İç diyalog şeklinde görebiliriz. Yazar kahramanın, hayatı, nesneleri, etrafında gördüğü şeyleri nasıl algıladığını, bir bilinç yansıması eşliğinde aktarır. Cümleler genellikle derin ve soyut ifadelerden meydana gelir.

İnsanların duygularını anlamayı, onların ruh hallerini çözümlemeyi seve okurlar için çok iyi bir anlatım şekli. Ben de seviyorum karakterlerin derinliklerine inmeyi. Ancak Mrs. Dalloway da bu durumu yaşayamadım ne yazık ki. Bilinç akışı tekniğe baktığımızda daha derin anlatımlar okuyacağımı düşünmüştüm ama beklediğimi bulamadım. Nedeni hiç kuşkusuz çok fazla karakterin olmasıydı. Clarissa Dalloway caddede yürürken veya bir parkın önünden geçerken gördüğü bir kişi bile bir anda kitaba dahil oluyor ve onu tanımaya başlıyoruz, sonra başka bir karakter çıkıyor onu okuyoruz anlamaya çalışıyoruz. Hal böyle olunca çoğu karakter yüzeysel kaldı.

Kitabın konusu Clarissa Dalloway'ın akşam vereceği davete kadar düşüncelerini, geçmişe dönüşlerini, hatıralarını içeren bir günü. Clarissa'nın ilk aşkı Peter Walsh ve arkadaşları Sally'nin gelişi Clarissa'yı geçmişe götürüyor. Yaptığı seçimleri, vazgeçişleri, şimdiki evliliğini, eşini, hayatını gözden geçiriyor. Bunun yanında ölüm ve aşk üzerine düşüncelerini de aktarmış Virginia Woolf.

Clarissa'nın duyguları onu şimdiki yaşadığı sıkıcı hayata sürükleyen seçimlerini okumak keyifliydi. Ayrıca iki karakterin konuşmasında birbirlerine söylemedikleri iç konuşmalarını duymak da güzel ve farklı geldi bana. Sadece çok fazla parantez içinde anlatılan bölümler dikkatimi çekti. Beni sıktı çünkü cümlenin ortasında kullanılan parantezli anlatımlar okuduğum cümlelerde kopukluklara neden oldu. Bilinç akışı tekniğinde mi böyle kullanılıyor bilemiyorum ancak beni rahatsız etti.

Kitap hakkında genel bir kanıya varamayacağım. Okurken gerçekten keyif aldığım yerler de oldu, beğenmediğim noktalar da oldu. Olay ağırlıklı kitapları seven okurlara tavsiye etmiyorum, merak edenlerin okuyup kendi yorumlarını yapmalarını, bir fikir edinmelerini tavsiye ediyorum.
208 syf.
·3 günde·8/10
"Mrs.Dalloway çiçekleri kendisinin alacağını söyledi." Kitap işte bu meşhur cümleyle başlıyor ve bütün bir gün boyunca Mrs.Dalloway'in gününe, saatlerine tanıklık ediyoruz. (Kitabın ismi bu yüzden zaman kavramında geçtiği için saatler olarak kalacakmış ama sonradan değiştirilmiş.)
Anlatimi bakimindan karışık ve biraz da zor bir kitap Mrs.Dalloway. Yapilan yorumlardan anlayacagimiz üzere tam olarak zaman, mekan, karakter kavramı oturmadigindan, farklı zamanlarda geçtiği ve bir diğer zamana geçişte belirgin herhangi bir sey olmadığından sanırım pekte sevilmemiş. Evet bazi noktalarda hak veriyorum ama tam olarak da öyle düşündüğüm söylenemez, Mrs.Dalloway'in düşüncelerine paralellik gösteren düşüncelerim ve hareketlerim beni kitaba bağlamakta hiçte zorlamadi:) Her okur bir olmadigindan dolayi kitap benim icin gayet de akiciydi. Kitap bittikten sonra araştırma yaparken de karşıma bir film çıktı. Virginia Woolf'un Mrs.Dalloway kitabını yazarken ki sürecini anlatan bir film:The Hours(Saatler). Kitabı okuduktan sonra üzerine bu filmi izlemek kitapla ilgili sahip olduğum boşlukları doldurmada bana oldukça yardımcı oldu. Yanlış anlaşılma olmaması için tekrar belirteyim kitabın filmi değil,bu kitap yazılırken ki Virginia Woolf'un yaşamını anlatıyor, düşüncelerini ve hislerini yansıtıyor. Ama eğer kitabı okursanız ardından mutlaka filmi izleyin derim çünkü kitapta farklı zamanlarda geçen konu kafanızda tam yer etmediyse, bazı taşların yerine oturması açısından film çok çok yardımcı oluyor. Size tavsiyem kitabi okudum ama anlam veremedim diyorsanız mutlaka filmi izleyin.. İzleyin ki Virginia'yı anlayın.. Virginia.. Virginia ve kitabı bitirdikten sonra ki o hazin sonu... Ceplerine taş doldurup kendini göle bırakması... Kocasına bıraktığı o mektup... Ben burada noktalıyorum. Benim yazacaklarımın devamını Virginia'nın mektubu tamamlasın...
"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."
%34 (70/208)
·3/10
Her okurun okuma zevki farklıdır tabii ama bu kitap hayatımda okuduğum en sıkıcı kitap olabilir. Virginia Woolf, özellikle 'Kendine Ait Bir Oda' eseriyle, tanışmak istediğim bir yazardı. Bu kitabıyla başlamaya karar verdim. Genelde kitapları satır atlamadan düşünerek okumaya çalışırım. Çok çok zor oldu neden bilmiyorum. Kitapta bilinçakışı tekniği uygulanmış. Zaman mekan olay belli değil, zihnin içinde spontan bir dağılış var. Açıkçası bana hiçbir şey katmadı. Bundan sonra bi kitabın arkasında bilinçakışı tekniği gördüğüm an "tövbe estağfurullah" diyip yavaşça yerine bırakırım heralde. Yarım bırakıyorum üzülerek.
208 syf.
·10 günde·Beğendi·6/10
Sonunda oldu. Bir kitabı daha yarıda bıraktım. Ama inan bana gitmiyor, bitmiyor ve yetmiyor. O kadar boğuluyorum ki bu tür akıcılığı olmayan kitaplar okuduğumda , zaten istemeden ruhum , beynim ve fikirlerim kitaptan ayrılıp başka bir dünyaya gidiyor ve okumamın bir anlamı kalmıyor kitabı. Benim bu eleştirim tamamen benim zevkimle alakalı belki de binlerce kişi hatta milyonlarca kişi sevmiş olabilir ama bu kitap bana kesinlikle hitap etmiyor . . .
Maalesef yarıda bıraktığım için üzüldüğüm bir roman oldu.
Karakterimiz İngiliz soylusu. Yıllar sonra çok sevdiği eski aşkı İngiltere'ye döner. Onun da davet edildiği akşam yemeği tertip edilmiştir. O karşılaşma gününde onlarca karakterin günlük duyguları, uğraşları eskiye dair atıflarla anlatılmaya çalışılmış. Aslında eski iki aşığın karşılaşma anında hem birbirinden kaçmaya çalışma hem de birbirine yaklaşma isteklerini ve çatışmalarını anlatmış ve psikolojilerini iyi aktarmış ama fazla karakter ve fazla alakasız konular kitabın akışını inanılmaz düşürmüş. Konu güzel ama kitabın okunurluluğu bir o kadar zor. Sabrederim, okurum diyenlere tavsiye ederim.
208 syf.
·8/10
Virgine'yı dinliyorum, hem de gözlerim açık!
Anlamaya çalışıyorum ha bire
Ama nafile...
Sahi senin mi, bu bin parçaya bölünmüş satırlar?
Issız Septimus öldü mü?
Dante gibi, sende ortasında mısın hayatın
Alnın sıcak değil biliyorum.
Mrs.Dallowey de kim?
Onun mu Allahım, bu çizgili yüz
Zamanla nasıl değişiyor insan
Nerden çıktı bu cenaze, ölen kim?
Aman Tanrım!,
yoksa Septimus mu?...
İmdi yürek yırtılır!
208 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Virginia Woolf eserlerini okumak için uzun zaman çekinerek bekledim. Çünkü sağdan soldan zor okunan bir yazar olduğunu duyuyordum. Nihayet kendimi hazır hissettiğimi düşündüm ve Mrs. Dalloway'i okudum. Gördüğüm; hiç de çekinilecek bir yazar değilmiş. Emin olmak için Deniz Feneri'ni de okudum ve kararımı verdim; Virginia Woolf yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından biri olduğu gibi, hiç de zor okunan bir yazar değilmiş. Ben çok beğendim ve öneriyorum. İyi okumalar.
208 syf.
·10/10
Virginia Woolf şüphesiz benim en sevdiğim yazarlardan birisi ve demeliyim ki, her yazdığı sözcükte kendimi buluyorum, bu sıkça yaşanan bir olay da olmuyor.

Belki bilen bilir Virginia, depresif birisi ve bunu eserlerinde ağır bir şekilde hissediyorsunuz, zaten kitaplar bilinç akışı tekniğiyle yazılınca o depresifliği tam anlamıyla alıyorsunuz ruhunuza. Ama kötü hissettirmiyor, tam tersine sanki bu koskoca evrende yalnız değilmişsiniz gibi hissettiriyor, sanki ne hissettiğimizi anlıyormuş gibi sarılıyor derinden. Belki de bir bana oluyordur bu, sizi bilemiyorum.

Bu kitap şu ana kadar okuduğum en iyi Woolf kitabı, diyebilirim. Her bir karakterde kendimden bir parça buldum, her biri bir korkumu, sevincimi, heyecanımı ve anımı yansıtıyordu sanki. Onların düşüncelerinde çok şey gördüm, fikir alışverişi yaptım. Okudukça ruhuma işlediler sanki.



(SPOİLER OLABİLİR.)




(SPOİLER OLABİLİR)




(SPOİLER OLABİLİR.)




Ama özellikle ilgimi çeken bir karakter vardı kitapta: Septimus. Uzun uzun yazardım onun hakkında, yazılmayacak bir karakter değil. Yaşadığı savaştan etkilenmiş, psikolojisine işlemiş bir karakter. Karısı onun bu haline üzülüyor, derdine derman bulacağım derken...

Ah, dedim Septimus intihar ettiğinde, keşke o odada bulunsaydım ve intiharına engel olabilseydim, sarılabilseydim, tüm acılarına ortak olabilseydim.

Hayatta nice Septimuslar var, görmesi zor değil.
208 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Tek bi gün anlatılıyor hatta birkaç saat. Mrs. Dalloway'in vereceği bir parti ve ansızın şehre gelen ilk aşkı ile karşılaşması. Bu karşılaşmadan sonra canlanan mazi. Yazarın ölümle ilgili düşünceleri yine bir iki karakter üzerinden işlenmiş. En çok ilgimi çeken yerlerdi bu düşünceleri.
208 syf.
·1 günde·10/10
Kitap bizi, yansıtılanların aslında içeride öyle hissedilmediği, beklentilerin gerçekleşmediği bir dünyaya götürüyor, yani gerçek dünyaya. Öyle bir roman ki insan gerçekten aşkın hayatta bir kere olacağını ve asla etkisinin geçmeyeceğini görüyor. Evliliklerin ne kadar sahte ve bir o kadar da çıkarcı olduğunu, tüm gösterişlerin aslında yanıltmaca olduğunu gösteriyor. Okurken defalarca kez kendinizi sorgulayacağınız bir kitap.
Hayatın hep tozpembe olmadığını iletirken dünyanın gerçeklerini de gözler önüne seriyor. Bu dünyada aklını yitirmenin ne kadar olanaklı olduğunu da bir karakterle anlatıyor. Hayattaki yanlış seçimlerin fark edilmesi, sorgulanması ve sonuçsuzlanması...
Kesinlikle okunması gereken bir kitap.