Yunus Emre Özsaray

Yunus Emre Özsaray

Yazar
8.6/10
20 Kişi
·
39
Okunma
·
10
Beğeni
·
379
Gösterim
Adı:
Yunus Emre Özsaray
Söylenenler doğru ise gençliğinde sözü geçen bir insanmış. Düzeltmeye çalışmış birçok şeyi ama gücü yetmemiş, bıkmış usanmış. Yanında eyvallah diyenlerin, ayrılınca yine bildiğini yaptıklarını görmüş. Sonra kendisini çekmiş kalabalıktan.
Saklanacak bir yer bulsam, ah küçülsem, küçülsem de şu kitapların içine girsem. "Sahi kitapların içine girsem büyük adam olur muyum?"
"Doktor bey şu adamı görüyor musunuz?" dedi beni işaret ederek. Sırtı bize dönük... Bir şeyler okuyormuş gibi aynada bizi izliyor. Bizi aynadan izliyor. Belki de onun gözünde aynaya yansıyan kelimeleriz. Gözlerine bakıyor musunuz? Olanı biteni anlamaya çalışıyor. Okumaktan aklını kaçırmış gibi. Aynayı kağıt parçası, bizi de yazı sanmasın.
96 syf.
·10/10
kitabı bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum. bu kitap beni fazlasıyla sardı. Leyla ile mecnun hikâyesini yeniden yazmış yazar. Bunu yazarken de leylayı bir imge olarak ele almış. bu imge zaman zaman bir şehre dönüşüyor, zaman zaman ele geçirilemeyen bir ideale ama neticede divan edebiyatındaki ele geçirilemeyen sevgili gibi sürekli elden kaçıyor. biraz belki anlamın ele geçirilemezliğiyle de alakalı bir durumdur bu. kitabın içinde çok fazla telmih var. bu yüzden de okuma işi zaman zaman başka kitaplara başvurmayı gerektiriyor. okuyayım keyif alayım hoşça vakit geçireyim diyenlere pek uygun olmayabilir ama ciddi okurlar için bence okunacaklar listesinde ilk sıralara eklenmesinde fayda var.
96 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabı beğendim. Güzel bir hikayeyi girift bir şekilde anlatıyor. Aslında hikayede anlatılan olaylar olay olmasının ötesinde olgu. Yakın dönemde Türkiye toplumunda yaşanan olguların olaylaştırılarak okuyucuya aktarılması. Farklı bir öykü tarzı.
96 syf.
·Beğendi·10/10
“Leyla ile Mecnun”, bir Arap efsanesine dayanan klasik aşk hikâyesidir. Adının Kays bin Numan olduğunu bildiğimiz bir âşığın zamanla Mecnun'a dönüşünün şiir ve hikâye ile anlatılmış hali. Farklı zamanlarda, Fars ve Türk edebiyatında yazılmış birçok Leyla ile Mecnun eseri var. Bizdeki en meşhur Leyla ile Mecnun hikayesi ise 1535 yılında kaleme aldığı ve Bağdat valisi Süleymanî Paşa’ya sunmuş olduğu Fuzulî'nin Leyle ile Mecnunudur.

Mecnun'un Şehri Terk Edişi ismiyle ele alınan Leyla ile Mecnun hikayesi ise yeni bir nazarla ele alınmıştır. Yazar, okuyucuyu 21. yüzyıl şartlarında modern bir Leyla ile Mecnun kurgusu ile buluşturmaktadır. Beşeriyetin manevi yolculuğunda her daim derin izler bırakan Leyla ile Mecnun mitinin günümüz şartlarında mevcudiyet ya da ahval sorunu hikayenin bâtınî dokusunda ince bir işçilikle yer almaktadır.

Kendi öz kimliğini kaybeden Leyla ve Mecnun figürlerine dair eleştiri niteliği taşıyan eserde umumi olarak modern zamanlar eleştirisi dikkat çekmektedir. Hususiyette ise yakın tarih Türkiye gerçekliğine dair satır aralarındaki tenkitler eserin özgün kimliğinin yansıması olarak görülebilmektedir.
264 syf.
·63 günde·Beğendi·10/10
Yunus Emre Hoca'nın doktora çalışmasının kitaplaştırılmış hali. 1980 sonrası Türkiye 'de yaşanan toplumsal değişimi hikayeler bağlamında ele alıyor. Güzel bir derleme olmuş. Yunus Emre hocanın Edebiyatın yanı sıra iktisadi ve sosyolojik bir perspektife de sahip olduğunu görüyoruz. Değerli yazarların değerli kitapları.. ilgilisine tavsiye olunur.
96 syf.
·10/10
Yazar farklı bir teknik ile kurgulamış kitabını. Hikâyelerden her biri kendi içinde bir anlamı ihtiva ederken bir arada okunmak istendiğinde de okuru farklı bir anlam bütünlüğüne ulaştırıyor.

Eserde çok fazla anlam katmanı var. Bir çeşit anlam karnavalı denebilir buna. Bu karnavalın arasında kaybolabiliyorsunuz. Ama modern öykü biraz da bu değil mi? Bahtin'in; karnaval düşüncesi tam olarak şunu sunuyor:

"Karnavalda toplumsal rollerin değişmezliği geri plana itilir ve bir süreliğine askıya alınır; ciddi hiyerarşik figürlerin parodileştirilmiş ikizleri, çiftleri vardır; sözgelimi kralın yerini soytarı alır; rahibin yerini düzenbaz veya şarlatan alır; gerçekten de, toplumun tüm yapısı bir süreliğine tersine çevrilip, alaşağı edilerek gülünçleştirilir."

Bu yüzden burada bir Leyla ve Mecnun hikayesi aramak kadar yersiz bir okuma edimi olamaz. Böylesi metinler isteyenler için meselâ Nusret Özcan'ın Leyla ile Mecnun'u oldukça iyidir. Oysa burada yazarın kitaba isim olarak "Mecnun'un Şehri Terk Edişi" gibi bir ismi seçmesi bile, okuru farklı bir okuma edimine davet anlamı taşıyor.

Özsaray'ın metnini tek bir metnin (Leyla ile Mecnun) parodisi olarak okumak da yeterli olmuyor. Yazarın metnini, Rifaterre'nin "dilbilgisel aykırılık" olarak tanımladığı yapıya göre kurguladığını da kimi yerlerinden görüyoruz.

Rifaterre'ye göre; "okur içerisine sokulduğu bağlamda bir uyuşmazlık yaratan göndergenin anlam sorununu çözmek için metinlerarasına başvurmak zorundadır. Her sözcüğün bir de metinsel kökeni bulunur. Önce yalın bir dilbilgisel aykırılık olarak algılanan bir sözcüğün kökeninde okur sonradan başka bir metin olduğunu anlar ve öteki metnin arayışına çıkar."

Böylesi bir arayışa çıkabilmek için bu sözleşmeyi baştan bilmek ve kabul etmek gerekiyor bu tip metinleri okumak için.

Aynı durum Rasim Özdenoren'in Hastalar ve Işıklar yahud İmkansız Öyküler gibi kitapları veya Nazlı Eray'ın fantastik metinleri, Orhan Duru'nun ironisi için de geçerli. Bu işin piri ise James Joyce: Ulysess.

Bütün bu metinler arasında Özsaray'ın metinleri Cortazar'ın Seksek kitabında bahsettiği Büyük Vida Sitesinde mütevazi bir yer taşıyor. Yazardan elbette daha görkemli çıkışlar bekleme hakkımız var.

Bu hazırlık olmadığında bir bulmacayı çözmeyi beceremeyip gazeteyi yırtıp atan okura benzemek kaçınılmaz.

Bulmaca çözmek istemiyor da olabilir okur, bu durumda da pekala son derece kaliteli metinleri olan Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali, Refik Halit, Kemal Tahir veya son dönemden Mustafa Çiftçi gibi isimlerin az katmanlı olarak kurguladıkları tatlı hikâye evrenine girebilir.

Kitap tam anlamıyla bir jungle... Eco'nun Anlatı Ormanlarında 6 gezinti kitabından ödünç alırsak ormanda gezi yaparken sürprizlere hazırlıklı olmalısınız. Orada basit bir düzen, sıradan bir atmosfer sizi beklemiyor.

Bunlar dikkate alındığında ciddi bir okuma serüvenine ve alt yapıya sahip olmak gerekiyor yazarın evreninde soluk alabilmek için. Böylesi bir birikimden yoksunsanız boğuyor sizi yazarın dünyası. Bu durumunda yapılması gereken hikâyeleri tek tek okuyup tat almaya çalışmak.

Her iki şekilde de okumak olası. Noktalama ve imlada ufak tefek kusurlar göze çarpsa da bunlar ilerleyen baskılarda telafi edilebilecek şeyler diye düşünüyorum. Objektif bir bakışla yaklaşmaya çalıştığımda kendi kuşağı üzerinde etkisi hayli çok olan yazarın bu eseri mutlaka okunmalı diye düşünüyorum.
96 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabı okudum. Daha ilk hikâyeden başlayarak kültürel okumalara kapı aralayacak göndermeler içeriyor. Kitabı kiasik leyla mecnun hikayesine rastlamak için okuyacaksanız doğru kitabın bu olmadığını söyleyebilirim. Zaten kitap da leyla ile mecnun hikâyesi olmadığını ismiyle belli ediyor. Türkiye’nin toplumsal değişimine dair tanzimattan bugüne yaşananlara dair alt metne sahip. Akif’in Leyla şiiri, Karakoç’un Leyla ile Mecnun mesnevisi gibi bu öyküde de leyla klasik hikâyedeki anlam örgüsünden koparak modern kültürün imgesine dönüşüyor. Kitabı okurken metnin derinliklerine inerek arkada asıl anlatılana ulaşıyorsunuz. Salt bir metin bir hikaye değil aynı zamanda yakın Türkiye tarihine yolculuk yapıyorsunuz. Modern öykü içerisinde Yunus Emre Özsaray öykülerinin bence ayrıcalıklı bir yeri var. Henüz hakettiği yeri görmemiş, keşfedilmemiş bir değer. Tavsiye ederim.
96 syf.
·1/10
Kitapta bütünlük yok, kopuk ve bir süre sonra sıkıldım. Kitabı modern leyla ve mecnun hikayesi sanan yanılır, bununla da ilgisi yok. 28 şubatı bir şekilde hikayeye yaymış yazar ve darbe ile sevgilisini eş bir mit gibi sunmuş.
96 syf.
·1/10
Kitapla yazarın amacını anlamak çok mümkün değil. Bir yanda Leyla'ya duyulan aşk varken bir yandan da onu terk etme isteği var. Bunu bir tür dengesizlik olarak okumak da mümkün. Öte yandan hikaye boyunca darbe ve leyla konusu karman çorman edilmiş. Yazar burada darbeden yola çıkıp Leyla'yı terk etme nedeninin 28 şubat olduğunu söylemiş sanki. Aslında asıl anlatmak istediği modernleşen zamanla kendi tarifindeki bir leylanın dünya üzerinde var olmadığı yok olup gittiği kanaatimce. Biraz kadını aşağılamak için yazılmış gibi. Kolayca sevilip kolayca terk edilebilir bir nesne gibi. Tümünü okuyunca aşk kelimesinin anlamının yeterince anlaşılamamış olduğunu düşündüm. Kadını şeytan olarak görüp Allah'tan uzaklaştıran bir neden gibi anlatmış sanki alt metinde. Netice olarak Leyla'yı galata kulesinin orada neden terk edip gittiğini anlamadım. Telefon ile duyguların dengesizliği de ortaya çıkıyor. Hem telefon geldiğine seviniyor mecnun hem de açmam gününü görsün gibi bir tribe giriyor. Öte yandan Mecnun demek deli demek sanılıyor toplumda. Mecnunun kelime anlamı deli ya da meczup değildir. "Kendinden geçmiş " demektir mecnun. Siz hiç kendinizden geçtiniz mi? Maddi olarak bayılma manevi olarak ise bu çağda var olamayacak kadar ulvi bir hal içinde olan kişi. İlla birilerini yazacaksanız keremi yazın ferhatı yazın tahiri yazın onlar ismiyle kalmış kahramanlar ama mecnunun adı kays idi o mecnun oldu onu artık bir rahat bırakın. Elhasıl velkelam hikaye bütünlüğü yok, mesajı yok malesef.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yunus Emre Özsaray

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 39 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 12 okur okuyacak.