Yüzbaşı Von Herbert

Yüzbaşı Von Herbert

Yazar
10.0/10
1 Kişi
·
2
Okunma
·
0
Beğeni
·
436
Gösterim
Kumandan bize araziyi ölçmek vazifesini verdi. Bu iş, bizim için tamamile yeni bir şeydi, fakat ne yaparsınız ki zaruret dünyanın en ideal bir muallimidir.
Geçtiğimiz yerlerde gördüğümüz manzaraların güzelliği beni mesafeyi tahmin ve takdirden alıkoymuştur. O gece saat sekizde, on iki saat süren oldukça rahatsız bir yolculuktan sonra Edirneye vardık. Muayyen ve muntazam bir yiyeceğimiz yoktu. Elimizde bulunan peksimet, çörek, su ve şurada burada hayır sahibleri tarafından armağan edilen öte beri ile karnımızı doyurmak mecburiyetinde idik.
Fakat askerler o kadar heyecanlanmışlardı ki leğenlerin içinde çamaşır yıkamayı bile, artık, kimsenin düşündüğü yoktu. Bunun üzerine ben hemen dışarıya fırladım ve askerlere Napoleon'un şu vecizesini tekrarladım:
- Harb bacaklarla kazanılır. Sonra buna kendimden de şunu ilave ettim:
- Çorapsız bir bacak da hiç bir şeye yaramaz
Ondan sonra, tanıdığım yüzlerce Türk arasında en orijinal çehrelerden, kendisine hayret ve takdirle bakılacak simalardan birisine sıra gelir: takımın çavuşundan bahsetmek istiyorum. Bunun adı Mustafa Bakkal derler, zabitler de bölükteki Bakkal derler, zabitlerde bölükteki öteki Mustafalardan ayırd edebilmek için kendisini "Mustafa Bakkal,, dive çağırırlardı. Mustafa Silivrili idi. Ufak tefek, çelimsiz, kuru ve çiçek bozuğu idi. Elli yaşlarında vardı. Daha gençliğinde orduya girmiş, 1853 de Silistirede,
1855 de Sivastopolda, 1862 de Karadağda, 1866 dan 1868 senesine kadar Giridde, 1867 de Bosna ve Sırbistanda harbe girmiş, hazar zamanındaki hizmetinde de Kafkasyada, Irakta, Suriye ve Arabistanda bulunmuştu. Türkçe ve Arapça okur, yazardı. Bulgarca bilir, bir kaç Kafkas lehçesinden anlardı. Bilgili bir adam olan Mustafa çavuş, çocukluğunda kendisine hiç bir şey öğretilmediği için ne öğrenmişse kendi kendine öğrenmişti. Elinden gelmiyen İş yoktu: bir Fransız ahçısı gibi yemek pişirir, bir terzi gibi elbise diker, bir ayakkabıcı maharetiyle ayakkapları yamar, Türk ordusundaki cerrahlardan bir çoğundan daha iyi yara sarar, bazı hastalıklara ilaç hazırlar, borazanları ve muzikacıları utandıracak surette boru ve trampet çalardı. Kendisi, taburda kırk türk bir. değneği gibi idi. istihkam yapılırken bir takım mühendislere taş çıkartacak derecede vukuf ve ehliyet gösterirdi. Kendisi herhangi bir mülazımdan, yüzbaşıdan, binbaşıdan daha
iyi bir takıma, bir bölüğe, hatta bir tabura kumanda edebilirdi. Nitekim bazı ihtiyaç zamanlarında kumandayı muvaffakiyetle ele aldığı da görülmüştür.
Her yerde bulunmuş, her şeyi görmüş, hükumdarının memleketini hemen hemen, her yolu, her geçidi, her köyü, her tepeyi, her hanı,
her çiftliği tanımıştı. Nöbetçi diker, keşif müfrezeleri. hücum mangaları gönderir, ricatları idare eder ve bir Prusya bölük kumandanı gibi
murabba teşkil ederdi. Bütün bunlarla beraber, terbiveli, nazik ve ağır baslı idi. Hiç gülmemek kendisince bir prensipti. Arada sırada :
- İnsan gülmez. Derdi. Harekatta çok soğukkanlı idi. Bir defa heyacana düşüb itidalini kaybettiği görülmemistir. Her şeye çabucak bir çare buluşu vardı ki görseydiniz hayret ederdiniz.
Türk askerlerinin yaralıları öldürdüğü hakkında bir takım partizanların ortaya attığı şayia, tamamiyle uydurmadır. Yaralı esirlere tıpkı, Türk kardeşleri gibi muamele edilmiştir.
Üçüncü Plevne harbında Türklerin gösterdiği yararlık, mağrur ve
imanlı bir milletin oğullarının vatanperverlikten ilham aldıkları zaman ne kadar yükseklere yükselebileceğini, üstün istila kuvvetleri, müşterek tehlike karşısında bir millet faziletinin nasıl birlik ve intizam içinde şahlanabileceğini, bu milletin sevilen bir lider idaresinde ne manevi bir azamet iktisab edeceğini, doğru
bir dava uğrunda şuurlu çarpıştıkları için eğer şehid düşerlerse
cennet kapılarının da kendilerine açık durduğuna kanaat beslediklerini göstermiştir.
İbrahim, Jack'dan da, benden de ( çünkü
ikimizin boyumuz da, ağırlığımız da biribirinin aynı idi) bir az daha kısa, fakat biraz daha şişmandı. Güzel siyah gözleriyle tipik bir Türk siması vardı. Hele üzerinde çok uğraşılmış bıyıklarını, ben de, Jack da kıskanırdık. Çünkü bizim yüzlerimiz bir kız yüzü kadar dümdüzdü. İbrahim, Kozmetik bulamadığı zamanlar bıyıklarını yağla burar; onu da bulamazsa o vakit geceleri erimiş mum sürerdi. Fevkalade
iyi kılıç kullanırdı.
Plevnenin şimal ve şarkındaki tepelerde pek az ağaç bulunduğu için inşaatta mümkün olduğu kadar direk kullanmamağa gayret etmiştik. Cenub ve garb tarafları ise ağaçlıktı; ağaçların çoğu da yemiş ağaçları idi. Bu yemiş ağaçlarına yukarıdan verilen bir emirle hiç el sürülmemişti. Bu ağaçlar, aynı zamanda bize bir çok yiyecek veriyordu.
Rusya, önünde yere uzanmış birini görerek ölmekte olduğunu sanan ve onun üzerindeki ötesini berisini ele geçirmeğe uğraşırken ondan çok yerinde ve acısını hayatının son gününe kadar unutamıyacağı iki müthiş tekme yiyen bir adama benzemişti.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yüzbaşı Von Herbert
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 2 okur okudu.
  • 4 okur okuyacak.