Zekai Kocatürk

Zekai Kocatürk

Çevirmen
8.8/10
32 Kişi
·
74
Okunma
·
0
Beğeni
·
44
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
142 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle yazıyı okuyacaklar için, kafa karışıklığı oluşturur isem kusuruma bakmayınız ve en iyisi kitabı da okuyunuz.


Yaşam nedir?
Herkes buna farklı yollar ile cevap verecektir. Örneğin: Bir nefes alma ile başlayıp, o nefesi yıllar yılı kullanarak en sonunda tüketip karanlığa gömülme...
Sonuç hep aynıdır tanımlar farklı olsa da. Sonunda ölüm vardır. Tüm canlılar ölüme hatta cansız varlıklar da yok olmaya mahkumdur. Sonsuzluk kavramı mümkünatı olmayan bir şeydir. Biz sonsuza dek yaşamın olmasını istesek dahi koskoca yıldızlar bile belli bir süreç sonunda yok olup karanlığa gömülüyorsa biz ne hakla sonsuzluğu düşünebiliriz ki?


İnsanlığın ilk varolduğu andan itibaren devamlı olarak bir şeyleri keşfedip öğrenmesi bilincin ne kadar harika bir şey olduğunun göstergesidir. Küçücükken eli sıcak sobaya değen bir çocuk o acıyla tanışarak, aynı şeyi tekrar yapmaz yahut bu şeyle tekrar karşı karşıya kaldığı zaman geçmişte yaşadığı acıyı anımsar. Bu bizim bilincimize işleyen, öğrenilmiş durumlardan sadece bir tanesidir. Bunun örnekleri arttırılabilir. Bu konuya burada şimdilik bir ara vererek başka bir konuya değinmek istiyorum: İyi ve kötüye...


"İyi nedir?" sorusunu duyunca "Kime göre? Neye göre?" düşüncesi gelmesi akla çok normaldir. Görecelidir çünkü. "İnsanın yaşamış olduğu tecrübeler ile beraber hayattan beklentileri, istekleri ve bu doğrultuda harekete geçmesi ile paraleldir." denilebilir.
Kötü ise iyinin olmayışıdır. Kötülük ile başka birçok kavram da beraberdir. Bundan önce şunları ekleyelim: İyi diye bahsettiğimiz belli başlı davranışlar vardır. Yardımseverlik, cömertlik vb. Bunlar hep kişinin kendini rahatlatmasıdır aslında. Birine yardım ederim o kişi mutlu olur ve "ben"de onun "ben"den dolayı mutlu olduğunu gördüğümde haz duyarım. Bu beklenilen bir durumdur. Peki ya beklentilerimiz gerçekleşmez, isteklerimiz olmaz ise? Bu durumlar beraberinde arzularımıza ters düşen eylemler ile sonuçlanır. Böylelikle içimizde bir acı hissederiz, eksiklik duyarız. Bu eksikliğin olmadığı kişiler ile karşılaştığımız zaman ise devreye "kıskançlık" girer. Başkalarının da acı çekmesini onların da aynı şeyleri yaşamasını isteriz. Bu da kendi acımızı azaltır ve üstüne başkalarının acısından haz duymamıza sebep olur. Şimdi böyle bahsedince "yok ya ben öyle değilim." diyenlerin olduğuna eminim. Halbuki bunu zaten kimse kabul etmez ancak birçok kişinin farkında olarak ya da olmayarak yaptığına şahidiz. Tarafımıza yapılan bir kötülük olduğunda ise içimizde oluşan kin ve nefret duyguları ile "intikam" gibi alçak bir istek oluşur. Bu durumdan üstelik bir de zevk alırız. Canımızı yakanın canının yanması haz duygusu oluşturur. Tüm bunları alt edebilir miyiz peki? Elbette mümkündür; fakat o yüceliğe erişebilmek herkesin harcı değildir ne yazık ki...


Sevgiye gelelim...
Herkes birilerine sevgi duyduğunu iddia ediyor. Ama altına bakmak kimsenin aklına gelmiyor bu duygunun. Örneklerle gideyim:

Sevgiliniz var. Tabiki seviyorsunuz yoksa neden ilişkiniz olsun ki. Hazır da sevgililer günü yaklaşıyor. Hediye beklemiyor musunuz? (Başka mevzular da var bu konu ile ilgili ama şu an konumuz sevgi.:))
Durun daha basite inelim:
Sevgiliniz için "bana mesaj atsın devamlı beni arasın" "Neden haber vermiyor?" Artık hatta tuvalete giderken bile haber verilmesini isteyecek düzeyde isteklerin olması nedir? Bunlar hep beklentidir. Bencilliktir!
Bencilce kendi hazlarını giderme ihtiyacıdır. Bunu sevgi diye adlandırarak, aslında ego beslenmesini sağlamaktır. Bu bencilce olan sevgidir.
Arkadaşlık ilişkileri, aile ilişkileri vb. hepimizin içinde bulunduğu birçok ilişki aslında çıkar üzerine kuruludur ve bencillikten öteye gidememektedir.


O zaman nedir asıl sevgi?
İçinde merhamet olan sevgidir. Karşısındaki kişinin hem sevincini hem acısını paylaşabilmektir. Özellikle de acısını...

Karşısındakinin rahat olmasını, acı çekmemesini istersin. Onun hissettiklerini içselleştirir duyumsarsın. Kendini onun yerine koyar, sanki onun bedenindeymiş gibi yaşadığı acıyı yaşar, hissedersin. Bu şekilde de ona acıma ve merhamet duyarsın. Onun acı çekmesine engel olmaya çalışırsın. Yeri gelir onun için kendini feda edebilirsin. Bu da seni sevgiye götürür. Bu duygu sayesinde de sevdiğin kişiler ile arandaki engeller kalkar, duvarlar yıkılır. Bambaşka bir durumdur bu içinde hem acıyı hem sevgiyi barındıran...


Pekala gelelim öfkeye...
Hiç mi öfke duymayız?
Elbetteki birçok sebepten dolayı öfke duyabiliriz. Bunu aşmanın en önemli yolu ise "vicdan"dır. Vicdanımızın sesi ile birlikte bu şu şekilde atlatabiliriz:
Karşınızdakine büyük bir öfke ve nefret duyduğunuzda o kişinin hem fiziksel hem de ruhsal olarak kötü bir durumda olduğunu hayal edelim. Belki hasta olduğunu belki ölümcül bir durumla karşı karşıya geldiğini örnekler arttırılabilir. O an aklımıza ne geliyorsa. Bu durumda ona acıma hissederiz. Merhamet duyarız ve bu şekilde öfkemiz sönebilir.

" Çünkü merhamet öfkenin panzehiridir."(Sayfa 120)

Son olarak adaleti ele alalım.
Şu alıntı ile devam etmek istiyorum:

#40731798

Gerçekten de böyle değil midir? Adaleti isteriz ama elimizi taşın altına koymayız. Başkalarından beklersiniz adaleti, kendinizi geriye çeker car car geriden bağırmakla yetinirsiniz. Üstelik bu tarz kişiler genelde sadece kendi çıkarlarına uygun adaletle meşgalelidir. Mesela kendi düşüncesinde olmayan kişilere karşı gayet gaddar ve acımasız olurlar. Adalet sadece kendileri için vardır. Gözlerini kin ve nefret bürümüştür kendi düşüncesine zıt olan kişilere karşı. Çünkü vicdanları kararmış, paslanmış, hatta örümcek ağlarla örülmüştür sesi dinlemeye dinlemeye...

Kitap boyunca devamlı aklıma gelen Nilgün Marmara alıntısını da eklemek istiyorum:

"Herkesin vicdanı kendi polisidir!"

Sonuna gelebildim sonunda. Daha anlatılabilecek öyle çok anlam var ki... Bunun için kitabı okumanız daha yararlı olacaktır. Sonuçta ben kendi algılarımla sınırlıyım. Herkesin algısı farklı ve ele alacağı unsurlar değişkendir. Kendimden parçalar bulduğum bir kitabı daha devirdim ancak bilgi ile çoğaldıkça acı da artıyor. Bunu göze alarak okuyunuz ve korkmayınız.
Sevgilerimle...
155 syf.
·7 günde·9/10
Kitap Schopenhauer'un ahlak anlayışını anlamak için başucu kitabıdır. Schopenhauer ahlak anlayışını merhamet kavramı üzerine temellendirir. Bu bağlamda Kant' in ahlak anlayışına eleştiriler yapar. Aynı şekilde Spinoza ve Kant' in merhamet kavramını önemsiz hatta zayıflık olarak görmelerine eleştiriler getirir. Kantin merhamet duygusunu gereksiz bulmasına çok içerlemiş ve ona eleştiriler getirmiştir. Buna karşın K.J. Rousseau'ya övgüler dizer. Onun için "insan yüreğini gerçekten de derinden tanımaktadır." Bu kişi bilgeliğini masa başı kitaplardan değil hayattan aldığını ifade eder. Kendisi daha fazla tutamayacağını ifade ederek sayfalarsa ona methiyeler sunar.

Schopenhauer'in ahlak anlayışı insanlarala özdeşlik kurmayı sağlamada ileri gelen acıma duygusuna yani merhamete dayandığı söylenebilir. Empati duygusunu da merhamete iliskendirdigi kolaylıkla görülebilir. Ona göre insanı insancıl yapan yada davranışını ahlakı kılan yegane duygu merhamettir.

Kant' in yalan söylememe ile ilgili kesin tutumunu sert bir şekilde eleştirir. Kişi yalana kendisini savunmak için başvurabileceğini ifade eder. iyi ,kötü, adil, hak, sevgi, adalet, gibi kavramların yanında özellikle bencillik, kötülük ve merhamet kavramlarına ekstra bir vurgu yapar.

Schopenhauer'a göre bir davranışın ahlakı olabilmesi için, karşılık beklemeksizin kaşınızdaki kişiye yardim elini uzatmanızdır. Tek amaç karşınızdaki kişinin ihtiyacını giderebilmek olmalıdır. Ama burada bir şerh koyar ve bu yardımı herkesin hak etmediğini ve herkese yapılamayacağını da söyler.

"Bir davranış ancak ve ancak merhamet duygusu ile ortaya çıkmışsa,ona ahlâkı bir değer atfedilebilir. Bunun dışında başka güdü veya duygularla tetiklenen davranışların hiçbiri için ahlakı olma olasılığından dahi söz konusu degildir" şeklinde kesin bir ifade kullanır.

Schopenhauer kitapta belli bir yerden sonra düşüncelerini desteklemek için çok fazla doğrudan alıntı yapar. Alıntılar gayet etkileyici ve güzeldir.

Schopenhauer dinlere atıflar yapar. Ahlakı bir toplum için dinlerin çok etkisinin olmadığını ifade eder. "Dinin ahlaklı olmak konusundaki etkisi uygulamada oldukça azdir" şeklinde ifade eder. Yunanları örnek verir. Hıristiyan ahlakını teoride ve pratikte farklı olduğunu, haçlı seferleri, din savaşları vb. örnekler vererek eleştirir. Bir işinin davranışlarını öbür dünyadaki mükafat için düzeltmiş olmasını ahlakı olarak görmez.


Birçok kültür ve inanışta merhametin önemine atıflar yapar ve onu zirveleridir.
yaptığı bir kaç alıntı.

"Merhamet erdemlerin en degerlisidir."

"En iyi insan en merhametli olan insandır."

"Nasıl oluyorda merhamet bizi bu denli sarsıyor......" J. J. Rousseau emile'sinden alıntılar yapar.


Önemli bir vurgusu da hayvan haklarıyla ilgilidir. Çok ileri düzeyde hayvan hakları ile ilgi methiyeler dizer. ingilizler ve Amerikalılar'da hayvan hakları savunucularına ve derneklerine vurgu yapar. 1839'da gazete ve dergilerde hayvan hakları ile ilgili hassasiyeti över. Hayvan hakları için bağışçıları ve o derneklerin çabasını tabiri caizse göklere çıkarır. Almanların örnek almasını ister. Buradan bakinca adamların 1800 lerde sorun ettiği şeyleri daha yeni yeni yasal düzenlemeler yapmaya başladığımız aklıma gelince üzülmesek elde değil maalesef:((


Sonuç olarak okumak gerekir. Okuyun bu kitabı derim. Schopenhauer'un ahlak anlayışını öğrenmek istiyorsanız baş ucu kitabı olacak niteliktedir. Vesselâm.
155 syf.
·23 günde·10/10
Eser; Schopenhauer'un hemen her eseri gibi akıcı, muhkem ve vurucu bir üslûba sahip. Bu eserde Schopenhauer ahlâkı kendi düşüncesine göre temellendiriyor, bunu yaparken günlük hayattan seçtiği örneklerden, diğer filozofların görüşleriden ve kendi felsefesini üzerine oturttuğu ''iradeyle''den destek alıyor. Bu da yapığı temellendirmeyi son derece vâzıh bir hâle bürüyor.

İnsan davranışlarını kötülük, bencillik ve merhametin yönelttiğini söyleyen filozof, eserin adından da anlaşılacağı gibi Schopenhauer ahlâkın temeline merhameti yerleştiriyor. Bir davranışın ahlâklı sayılabilmesinin yegâne göstergesinin temelinde merhametin yer alıp almamasının olduğunu söylüyor. Kant ve Nietzsche'nin zayıflık olarak niteledikleri merhamet, Schopenhauer'un ahlâk felsefesinde en temelde yer alıyor. Filozofun ahlâk anlayışı tam da ilk hocası olarak gördüğü Kant'ın ilkelere, değişmezliklere, akla dayalı ahlâk anlayışının karşısında yer alıyor.

Sarsıcı, düşündürücü ve dönemin filozoflarının tersine (Hegel, Fichte, Schiller) son derece açık bir üslûba sahip olan eserin özellikle ahlâk felsefesine meraklı kitapseverlerin kütüphanesinde mutlaka yer almalı diye düşünüyorum.
155 syf.
·9/10
Schopenhauer merhamet kavramının en iyi zıddıyla anlatmak zannına kapılmış olacak ki kitap boyunca merhametin diğer kutbuna oturttuğu bencilliğe fazlasıyla gönderme yapar. Kötülüklerin merkezine bencilliği alınca, başkasına karşı duyulan çıkarsız fikri merhamet diye önceler. Mantık olarak doğru sonuçlara ulaştığına şüphe yok. Sadece kavramların yer değiştirmesi ya da başka cephelerden başkalaşıma uğramaları mümkün. Yani ortaya konulan fikir bireysel olsa da kavramlar filozofu bağlasa da doğruya ve yanlışa götüren yolu göstermesi açısından evrensel kaidelerin satır aralarında yakalandığını görülür. Sonuçta iyiliğin ve kötülüğün kefesine konanların cinsinden ziyade hangi kefenin daha ağır bastığı önemlidir. Schopenhauer ölçüde tartıda hile yapın iyiliğin tarafına elinizi atın diyor. Dinlediğimizde pek de pişman olacağımız bir düşünce değil. Fakat yine de Schopen konudan çok dışarı çıktığı bazı fikirlerinde yadırganacak görüşlere imza atıyor. Misal kadınlar hakkında :)
155 syf.
·5 günde·8/10
Schopenhauer bence dahilikle dediliğin sınırında devriye atan bir cambaz. Schopenhauer'i yakından tanıdıkça Nietzsche'nin ne kadar şanslı bir kerata olduğunu yakından müşahade ettim. Nitekim Nietzsche'nin neredeyse felsefesinin yüzde 80ninde hocası olan Schopenhauer'in etkisini görmek mümkün.

Neyse mevzumuz merhamet. Bu eser Schopenhauer için ahlak felsefesinin bizzat kendisi. Ona göre insan ancak merhamet duygusuyla ahlaklı olabilir. Çünkü merhamet ahlaka giden, insanın kendisini başkasının yerine koyabildiği tek duygudur.

İsteme ve Tasarım Olarak Dünya adlı felsefesini tamamladığı bu şaheserine Arthur Schopenhauer istemenin yani iradenin ne olduğu fikriyle başlangıç yapar. Merhamet adlı eserine de aynı şekilde istenç fikriyle başlar. Tabi öncesinde kötümser felsefenin biricik prensi Schopenhauer acıdan kötümserlikten ve acının mutluluktan üstün olduğundan dem vurur. Hatta varoluş mutluluğun en az olduğu vakit kendini hissettirir der. René Descartes 'ın "düşünüyorum o halde varım" George Berkeley 'in "var olmak algılanmış olmaktır" gibi beylik lafları Schopenhauer de adeta var olmak acı çekmektir şeklinde tezahür ediyor.

Schopenhauer feminenleri Aşkın Metafiziği adlı eseriyle yerinden zıplatmış biri olarak bu eserinde de kadınlarla hayvanları aynı kefeye koyuyor. Mesela ahlakla merhameti aynı kefeye koyuyor. Merhametli olan ahlaklı da olur diyor. Ancak bu bütün kadınlarda geçerli değildir. Çünkü merhamet her kadında olabilir ama her kadın ahlaklı değildir. Hayvanlar da merhametlidir ama ahlak açısından yoksundurlar der.

Bu eserde Schopenhauer merhameti en deruni duygu olarak işler ve tanrıya giden, insanı anlamanın ve kendini başkasının yerine koyarak anlamanın en iyi yolu olarak görür.

Okunması gereken güzel bir eser. Sizlere çok şey katacağından eminim...
155 syf.
·6 günde·10/10
Schopenhauer kendi ahlak felsefesinin temellerini anlattığı bu eserinde, yine çok karmaşık ve çetrefilli konulara değiniyor.

Öncelikle insanın istek ve arzularının kontrolsüzce peşinden koşmasının, insanın doğasındaki bencilliğinin, hırslarının analizini yapıyor. Bunun sonucunda da hayattaki acıların izini sürüyor ve gözler önüne seriyor.

Schopenhauer bu içinden çıkılmaz ortamda, ahlaki olarak değerlendirebileceğimiz iyilik, cömertlik, merhamet gibi davranışların da bu acılardan doğduğunu ve bu acıları, hem kendisinde hem de başka canlılarda farkına varan insanın daha ahlaklı olabileceğini vurguluyor. Bu noktada da ahlakın, iyiliğin, sevginin temeline de insandaki merhamet duygusunu oturtuyor. Buna göre, kendisini başkasının bedeninde, duygusunda, acılarında hisseden, yani empati sahibi insanın merhamet sahibi ve iyi bir insan olabileceğini ifade ediyor. Merhamet duygusuna dayanmayan sevginin ise her ne olursa olsun bencillikten kurtulamayacağını belirtiyor. Ayrıca merhameti de yalnızca insanlara yönelik değil, başta hayvanlar olmak üzere bütün canlılara yönelik olarak ele almakta. Yazarın dönemini göz önünde bulundurunca bu konuda daha ileri bir noktada olduğunu söyleyebiliriz.

Kitapta ahlakın kurallarla dayatılmasının insanların davranışları değiştirse de kalbe inemeyeceğini, insanı gerçekten ahlaklı yapamayacağını da belirtiyor. Bu noktada yazar, insanın özüne, vicdanına odaklanıyor. İnsanın iyiliğe, kötülüğe, bencilliğe ya da merhamete ancak doğuştan sahip olabileceğini, bunun sonradan değiştirilemeyeceğini belirterek, yine karamsar bir sonuca bağlıyor düşüncelerini. :)

Sonuç olarak, Schopenhauer'un eleştirdiği ve birçok filozofun ihmal ettiğini belirttiği merhamet duygusu ile ilgili olarak çok değerli tespitleri bulunmakta. Okumak ve değerlendirmek şart diye düşünüyorum.
155 syf.
·Beğendi·10/10
Genellikle acıyla dolu hayat hikayeleri bizi derinden etkiler. Sinema sanatında çokca kullanılan, kökenlerini Antik Yunan'da bulduğumuz "katarsis" tam olarak bunu ifade eder. Bizler katarsis yaparız yani böylesine darmadağın olmuş hayat hikayelerinde kendimizi acı çeken insanın yerine koyar ve onunla birlikte arınırız. Schopenhauer her kitabında olduğu gibi bu kitabında da bizi acının pozitif gerçekliği ile yüzleştirir. İyimser bir bakış açısını, yaşama sevincinin yanlış bir telaffuzu olarak niteler. Bu dünyada her canlıya ihtiyacı olanın en azı verilmiştir ve bu yüzden tüm canlılar durmadan bir varoluş savaşı içerisindedir. Hayat cehennemdir, ona kötülük hakimdir. İşte böyle bir dünyada hayatı yaşanabilir kılan ahlakın kaynağında bulunan acıma duygusu, yani merhamettir. Merhamet bizi yüce olana sevkeder. Ancak biz başkasının yerine kendimizi koyarak iyi bir şeyler yapabiliriz. Şunu da söyleyebilirim ki diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da istenç ve acı kavramları üzerinden açıklamalarını yapmış. Her cümlesinin altını çizeceğiniz ve her cümlesi üzerinde defalarca düşünebileceğiniz bir eser. Hayatın temelinde acı olduğunu, mutluluğun şakacı bir hayalet gibi el uzattığınızda yok olacağını, dünyanın bir seyir kutusu olmadığını düşünüyorsanız Schopenhauer hislerinize tercüman olabilecek nadir kalemlerden biridir.
142 syf.
·13 günde·10/10
Schopenhauer bu eserinde merhametin her yönden değerlendirmesini yapmıştır. Metinde yapılan zekice örneklemeler hoştu. Beğenmediğim tek nokta Schopenhauer'un tıpkı Aşkın Metafiziği'nde de yapmış olduğu gibi kadınları küçük görmesi oldu.( Schopenhauer'un kadınlara yapmış olduğu bu ayrımcılığı içten yaptığını düşünmüyorum, yalnızca gençlik yıllarında yaşamış olduğu karşılıksız sevgilerinden dolayı kadınlara beslemiş olduğu bir kin duygusunun sonucu oluşan vasat ve çaresizliğinin belirtisi olan hakaretler olarak değerlendiriyorum.) Kitapta en beğendiğim kısım ise eserin son kısımlarına doğru Schopenhauer'un hayvan sevgisinin ve hayvan haklarını gözetmiş olduğunun kanıtı olan o zarif cümlelerdi. Ki buradan da anlaşılıyor ki Schopenhauer merhamet hissini barındıran bir filozoftur, ve içinde merhamet barındıran bir beyefendinin kadınlara yapmış olduğu ayrımcılıkta içten olamayacağı oldukça barizdir.
Eser oldukça kısa bir eser olmasına rağmen Schopenhauer'un eserlerini bir anda okuyup geçemiyorum, çünkü Schopenhauer'un da söylemiş olduğu gibi okumaktan çok düşünmek daha faydalıdır. Bu sözün sahibi olan filozofun eserini bir anda okuyup düşünmeden geçseydim sanırım vicdan azabı çekerdim.:) Ayrıca bir uyarıda bulunmak isterim ki eğer fikirleriniz çok çabuk manipüle olma potansiyeline sahip ise kitabı okuduktan sonra nihilist olmanız yüksek muhtemel. Ki bence bir tezden ne kadar etkilenirseniz etkilenin antitezini okuyup kafanızda bir sentez yapıp kendi tezinizi oluşturmadan bir fikire körü körüne inanmayın.
Eseri okurken neredeyse her cümleyi alıntılamak istedim. :)
Eseri okumanızı ve okurken bol bol düşünmenizi tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
155 syf.
·21 günde·8/10
Kitap Schopenhauer'un ahlâk felsefesini açıkladığı bir eser.
Schopenhauer'un ahlak felsefesinde en yüce duygu Merhamettir. Schopenhauer'un denemelerinden oluşuyor, denemelerin bazılarının konuları şöyle; Niçin Merhamet duyarız?, Merhamet niçin en yüce duygudur?, Merhamet'in kökeni nedir?.
Kitabın birçok denemesinde Psikolojik ve Metafizik açıklamalara girişiliyor. Eğer bu alanlara ilginiz var ise okursanız zevk alacağınız bir eser.
Ayrıca eserde Brahmanizme, Hristiyanlığın sevgi diline,Asya/Ortadoğu dinlerindeki merhamette inanca,Batılı devletler arasındaki farklara değiniliyor.
Schopenhauer'un Aşkın metafiziği kitabını okuyunca kafanızda oluşan Schopenhauer'un Aşkı bir makine gibi tanımlası, Bir sisteme oturtmasıyla oluşan imajı kesinlikle silip atıyor.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 74 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 123 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.