Zeliha Babayiğit

Zeliha Babayiğit

Çevirmen
8.2/10
2.488 Kişi
·
7.351
Okunma
·
4
Beğeni
·
447
Gösterim
Adı:
Zeliha Babayiğit
Tam adı:
Zeliha İyidoğan Babayiğit
Unvan:
Öğretim Üyesi, Çevirmen
Zeliha Babayiğit, 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdi. 1996 yılında İstanbul Üniversitesi, Psikososyal Onkoloji ve Eğitim Anabilim dalında yüksek lisansını, 2007 yılında İstanbul Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde doktora derecesini aldı. Çeşitli hastanelerde psikolog olarak çalıştı. İstanbul Kültür Üniversitesinde Deneysel Psikoloji dersi verdi. Aile terapisi ve çift terapisiyle ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Yetişkin ve çift terapisti olarak danışan görmektedir. Ayrıca 1994 yılından bu yana çeşitli yayın evlerinde özellikle psikoloji alanı ile ilgili önemli eserlerin Türkçe'ye kazandırılması amacıyla çevirmenlik yapmaktadır.
Derin düşüncelerimi sürdürmek için yalnız bir hayat yaşamak istesem ve bu konuda ısrar etsem de, bir yanımın yakın ilişkilere özlem duyduğunu biliyorum. Bazen o eski sevgi dolu bir aile tarafından kucaklanma ve desteklenme hissine anlatılmaz bir özlem duyuyorum ve bu yanım (özlem duyan yanım) isteğini sevinçle karşılıyor ve bende sana sarılıp, "Evet,evet,evet!" diye cevap verme isteği yaratıyor. Ama aynı zamanda diğer yanım, daha güçlü ve daha yüce olan yanım özgürlük için feryat ediyor. Geçmişin geçmişte kalmış ve bir daha asla dönmeyecek olması bana acı veriyor. Ayrıca elimi kolumu bağlayıp bana mani olan acıdan nefret ediyorum. Geçmişte olanları değiştiremem ama gelecekte böyle yoğun bağlılıklardan kaçınmaya karar verdim. Kendimi bir daha asla o çocukça kucaklanma arzumla sarıp sarmalamalıyım. Anlıyor musun?
432 syf.
·Puan vermedi
Selam arkadaşlar. Hele şükür bitti kitap :) İçinizden "ayyyy ayıp şu kadar günde bitirmiş"diyebilmeniz gayet normal bir de bu kişi bensem pek tabi normal :) İçim sızlıyor şu an ana sayfamda 47 günde okudu yazısı canımı yakıyor. Ama açıklayabilirim. uzun zamandır girmiyordum. Ara ara girip ana sayfadaki
paylaşımlara bakmakla yetindim.Uzun bir süredir çok yoğun olduğumdan ötürü daha erken incelemesini yapamadım yoksa aslında kitabı daha önce okumuştum. Okudu yapmak için inceleme yapmayı bekledim. İnceleme yapmazdım normalde ama Hesna Suàrez Ablacığım kitabın incelemesini yapmamı rica etmişti o istemişti doğal olarak yapmak zorunda hissettim. Burdan sevgilerimi sunuyorum sevgili ablacığım.Sıradaki inceleme Hesna ablama gelsin :)

Bu burda yaptığım ilk inceleme. Daha önce niye yapmadım ben de bilmiyorum sanırım yeterli düzeyde edebi üslubumun olmadığını düşündüğümden . Neyse bu incelemeyi sonuna kadar okuyanlara burdan şimdiden kalp emojisi atıyorum ardından öpücük emojisi.Sizi sıkmak istemiyorum içinizden aman be hiç okuyamam şimdi üşeniyorum dediğinizi duyar gibiyim ama okuyun ya ben sizinkileri okuyorum çünkü ayıp çünkü. Neyse çok konuştum tamam sakin.

Karşımızda Yalom'un muhteşem bir kitabı daha. İrvin Yalom kimdir ondan bahsetmek istiyorum önce. Kendisinin mesleki olarak tek sıfatı yok.Psikiyatrist, psikolog, bilim insanı, eğitmen ve roman yazarı. Rus asıllı Yahudi bir aileden gelen Yalom ailesi ile Amerika'ya göç etmiş ve binbir zorluğa rağmen yılmadan kendini eğitime,okumaya, araştırmaya adamış insan . Yazarın kendi alanı psikoloji iken Felsefe ile de ilgilenmiş ve romanlarında yer vermiş. Bu kitabında da dahi filozof Arthur Schopenhauer'i temel malzemesi olarak kullanmış bulunmakta.

Kitaba gelecek olursak; kitabın temel muhtevasını grup terapisi oluşturuyor. Ve Temel konu "Ölüm korkusu nasıl yenilir?" olarak kendini gösteriyor. Yakın zamanda öleceğinizi bilseniz napardınız? Ölümden niye korkuyoruz? Ölüm ne tür bir olaydır? Varolmanın mucizesi nedir? Hayatın temel anlamı nedir? Nasıl mutlu olunur? Vs. Tarzındaki sorular Arthur'un felsefesiyle cevaplanıp açıklanmış.

Kitap grup terapisini anlattığı için her karakter basat durumda fakat ortak konu "Arthur Schopenhauer ve tedavisi". Arthur'u öğretmen olarak edinen onun sayesinde iyileştiğini söyleyen karakter Philip'in gizemli arkadaşı.

Ve adamımız Arthur Schopenhauer...İnsansevmez,pesimist, hayatı acı çekmek, ölümü kurtuluş olarak gören ilginç bir dahi.Arthur, Freud 19.yy'ın ortasında​bir çocukken psikianalilitiğin önemli noktalarına çoktan değinmişti.Birçok pasajında bilinçaltı,ilkel süreç, id, bastırma, kendini aldatma vs. gibi psikolojinin mihenk taşlarını ele almış.O hayata aynı zamanda psikolog gözüyle bakıyordu. Hayata dair tespitleri, insan ilişkileri hakkındaki korkusuz yorumları, ahlâkî adlandırmadaki dürüstlüğü onu farklı kılan etkenler. Freud'u rüya kuramı, bilinçaltı ve bastırma mekanizması konusunda etkilemiş olması psikolojinin temelini atmış olduğu gerçeğini yansıtıyor.(bkz.Bryan Mogee, Philosophy of Schopenhauer). Schopenhauer olmasaydı Freud olmazdı bir de burdan yak saygılarımla.

Arthur bütün hayatı boyunca gerçek bir insan aradığındam ama sert, sefil, bedbaht, sınırlı zekalılar, kötü kalpliler ve kötü huylular dışında kimseyi bulamadığını söylüyor.(Goethe hariç). Schopenhauer hakkında ilgimi çeken okadar çok şey oldu ki hepsini buraya yazmam absürt olur zaten çok uzun olur siz de okumazsınız :). Yalnız öğrendiğim bazı özellikleri onun kitaplarını bir an önce okumamaya feci istek uyandırdı.
-Beslediği kanişi Atman'a yaramazlık yaptığı zaman seni insan diye azarlaması.
-Kadınlar hakkında onlara çok düskündüm beni Bir kabul etselerdi diye atıfta bulunması.
-Yemeğini yalnız yiyebilmek için restoranda iki kişilik yer ücreti ödemesi.
-Ölürken bile cesedinin 5 gün morgda kalıp sonra gömülmesini vasiyet etmesi. Bu liste uzar ama neyse .

Kitabın karakterlerine gelecek olursak Başat karakter Julius 60'larında ve San Francisco'nun en iyi terapisti. Kansere yakalanıp ömrünün az kaldığını öğrenince geçmişteki başarısızlığı olan hastası Philip'i hatırlar. Onu tekrar bulur ve terapi grubuna kataf. Olaylar zinciri Philip'in gruba katılması ile başlıyor.

Yalom ilk grup terapisi özelliği taşıyan bu romanında kişiler arası ilişkiyi,varoluşçuluğu Felsefenin derinliklerini, psikolojik öğeleri okadar iyi açıklıyor ki üslubuna hayran olmamak elde değil ben kendi şahsıma ona kefilim okuyup beğenmeyen gelsin çıkışta görüşürüz. :). Evet bazıları gibi kitap beni ışınladı yok öldürdü diriltti yok Dağları delmeme sebep oldu (heee bizim köyün altından da okyanus geçiyordu) demem ama beni cidden çok etkiledi hatta birçok yerini not ettim ders aldım bir yerinde ağladım desem kendimi ifşa etmiş olabilirim :) Ama süpersin Yalom'cum insan ilişkileri ancak bu kadar güzel anlatılabilir reverans ediyor önünde şapkamı çıkarıyorum.

Arthur Schopenhauer için üzüldüm çok.Keske yalnız olmasaymış ne bileyim hep sevgiden mahrum kalmış. Ama başkalarını da mahrum da bırakmış. Onun adına üzüldüğümü beyan ederken " insanları tanıdığımdan beri hayvanları severim"sözüne yürekten katılıyorum. Seni seviyorum Arthur sen​ kimseyi sevmesen de...
Elim yoruldu, papatya çayım soğudu. Umarım okuduktan sonra kitabı okuma isteği uyandırabilmişimdir.Ama cidden​ bir okuyun valla bak ben çok sevdim çünkü :). Sozlerime son verirken Arthur'cuğumun beni etkileyen bir pasajına yer vermek istiyorum​.

"Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir.Hayatın yarısında işlemenin ön tarafını görürüz, ikinci yarısında ise tersini.İkincisi okadar güzel değildir ama daha öğreticidir. Çünkü iplerin birbirine nasıl bağlandığını görmemizi sağlar."(Sizce de muhteşem bir tespit degil mı)


İyi okumalar, hepinizi seviyorum.. :))
432 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Çözemediğiniz sorunlarınız mı var? İyi bir terapistin grup terapilerine katılmak istiyorsunuz ama yeterli paranız mı yok? İşte size eşsiz fırsat. Irvin Yalom aracılığı ile Julius'un grubundan çok şey öğrenebilirsiniz. Problemlerinize daha farklı yaklaşabilirsiniz.

İşin şakası bir yana.. Yalom yine yaptı yapacağını. Kendisini Nietzsche Ağladığında eseri ile keşfetmiş ve hayran kalmıştım. Ve bu eseri ile hayranlığım da arttı. Aslında Yalom benim hep okumak istediğim ama tam olarak nasıl bir tarza sahip olması gerektiğini zaman zaman açıklayamadığım türde eserler kaleme almış. Gerçek ile kurgunun birleşimi ve okurken edinilen psikolojik desteklerin yanında bir çok mühim alıntı, filozoflarla ilgili bilgiler. Bu kitap aynı zamanda bir Schopenhauer el kitabı gibi. Onunla ilgili fazlasıyla bilgi edinmemi sağladı ve kitaplarını okumam için heveslendirdi.

Irvin Yalom psikanalist, psikiyatrist, psikoterapist ve yazar. Rus-Yahudi kökenli bir aileden gelmekte ve çocukluğunda maddi olarak zorlu süreçler yaşamışlar. Bulunduğu muhitte tek beyaz aile olması ve tehlikeler olması sebebiyle Yalom sık sık güvenilir bulduğu halk kütüphanesinde zaman geçirmiş ve kendini geliştirmiştir. Üniversitede çok sıkı bir çalışma ile başarılı olmuştur. O dönemlerde Yahudi kökenli ailelerin karşılaştığı engeller ve zorluklardan dolayı üniversite için çok fazla çalışması gerekmiş. İleride felsefeye de büyük merak salarak kendisini yönlendirmiştir. Bu sayede eserlerinde gerçek-kurgu birleşimiyle birlikte felsefenin de büyük oranda harmanlandığını görüyoruz. Özellikle varoluşçu terapinin günümüz temsilcilerindendir.

Daha çok kurgu olmayan, eğitici tarzda eserler yazan yazarın bu kitabı yazma sebebi nedir peki? Yalom grup terapisi ve varoluşçu terapi üzerinde eğitici, profesyonel bir dille eserler yazmış ama bunlarda profesyonel bir dil kullanmasından kaynaklanan bazı eksikler olduğunu düşünür. Terapist-hasta ilişkisinin derinliğine inmeyi ama bunu farklı bir dille yapmayı ister. Bu nedenle de kurgusal edebiyata yönelir. Bu şekilde de eserinde bireylerarası teoriye dayalı grup terapisini karakterler üzerinden işliyor ve bu esnada bizlere de başarısız ilişkilerimizde yaşadığımız bazı sorunlara farklı bakış açısıyla yaklaşmamıza yardımcı oluyor. Ben bu terapi diyaloglarının olduğu kısımlardan özellikle zevk aldım.

İçerikten bahsedecek olursam; beklemediği bir anda ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenen psikiyatr Julius, hayatını sorgulamaya başlar. Kalan ömründe ne yapması ve nasıl yaşaması gerektiğini. Bunları sorgularken de üzerinde başarısız olduğu bazı hastalara ne olduğunu, verdiği desteğin hayatları üzerinde sonradan bir etkisi olup olmadığını merak eder ve bunlar arasından Philip'i seçer. Ona ulaşır ve olay zinciri burada başlar. Spoiler vermemek amacıyla çok detayına girmek istemediğim bu özet kısmı zaten kapak arkasında da daha detaylı görebilirsiniz.

İşleyişte bölüm bölüm ilerliyor ve birinde grup terapi sürecine yer verirken bir sonrasında genellikle Schopenhauer’in hayatını anlatıyor. Bu filozofun hayat felsefesini kendisiyle özdeşleştiren Philip sayesinde bir çok nitelikli görüşünü de öğreniyoruz. Asosyal, herkesten uzak yaşayan, sadece köpeğiyle iyi bir iletişimi olan, kendisini felsefeye adamış, yalnız adam Schopenhauer. Hayata dair bakış açısında bir çok kısım insanı fazlasıyla etkilemekle birlikte katılmadığım yerler de oldu. İnsanların kendisini başkalarından fazlasıyla soyutlamasını, ilişkilerini çok fazla kısıtlı tutmasını ve kimseyi önemsemezsek daha çok önemseneceğimizi belirtiyor. Bunlara çok fazla katılmıyorum. Ben fazlasıyla duygu odaklı yaşadığım ve de karşımdakilerin hislerine de önem verdiğim için bunları yapabilmem karakterime de ters. Ama genel anlamıyla hayat üzerine görüşlerini belirtme şekli güzel. Sadece kadınlar üzerine bakış açısını yok sayarak onu benimsiyorum çünkü (sanırım özellikle annesiyle ilgili kötü ilişkisi ve bağının kopmasıyla ilgili olarak) çok fazla önyargılı. Ayrıca hayatı boyunca kadınlardan ilgi görmemesi ve dikkat çekmemesi de onu bu konuda iyice hırçın yapmış. Fikrimce Schopenhauer yaşadığı kötümser hayatın etkisiyle bu bakış açılarına sahip olmuş ama hayatının son dönemlerinde, kazandığı şöhret ile biraz daha sertliğini elden bırakarak bizi çelişkiye düşürmüyor değil.

Eser en çok ‘ölüm korkusu’, onu nasıl yenebileceğimiz ve ne yapmamız gerektiği üzerine odaklanmış ve Julius üzerinden de bize bu konuda iç rahatlatıcı bir görüş açısı sunmuştur. Psikanaliz üzerinden düşündüğümüzde de uzmanlık alanına giren ve profesyonellik isteyen bir konuyu kurguya böyle güzel ve sıkmadan dökmesi beni çok cezbetti. Nietzsche Ağladığında bir tık daha iyi bir eser ama bundaki ustalığı ve etkileyiciliğini de göz ardı edemem. Kesinlikle okunması gereken ama sabır isteyen bir kitap. Hayatı, cinselliği, insanlarla olan başarısız ilişkilerimizi, ölüm korkumuzu, felsefeyi irdeleten bir çok yönüyle çok şey katıyor. Bu eser üzerine uzun uzadıya yazılabilecek o kadar şey var ki, cümlelerimi toparlayamıyorum. Çok şey öğrendim yine. Okuma seviyemi bir çıta daha yükselten Yalom'a teşekkürler.
Keyifle kalın. : )
454 syf.
·Puan vermedi
Yanlış Kullanılan Değerler

Bir insanın en kolay şekilde kullanabilecegi fakat çoğu zaman hatta her zaman kullanacağının farkına varmayan şey akıldır.

Polisiye bir roman olmasının dışında bu kitabın tartışılabilir en iyi yönü kitabın eşsiz bir konuya bağlı eşsiz kahramanlar benimsemesidir. Zekasını en iyi şekilde kullanan John kendini bu yönüyle her zaman farkettirebilmişir. Seri ve soğuk kanlı bir katil olan John kullanabildiği zekası sayesinde bir emniyette temizlikçi olarak işe başlar ve hiçbir zaman yakalanması söz konusu bile olmamıştır. Rahatlıkla kullanabildiği zekasını her zaman kötülüğe yormuştur.

Zekaları yoran ama kullanmasını kısmen öğreten bu kitabı tüm okurlara tavsiye ediyorum.
454 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
• Temizlikçi okuduğum ilk Paul Cleave romanı. Kitabı genel itibariyle beğendiğimi söyleyebilirim ancak 150 sayfa civarına kadar zaman zaman sıkıldığımı eklemekte de fayda var. Okuduğum polisiye-gerilim kitaplarında temponun hiç düşmemesine o kadar alışmışım ki Temizlikçi'de kimi yerlerde şu sayfa bir an önce bitsin diye düşündüğümü hatırlıyorum.

•Ana karakterimiz Joe polis merkezinde temizlikçi olarak çalışan, dışardan bakıldığında zararsız ve hafif kaçık biri. Herkes gibi Joe'nun da sırları var en büyük sırrı ise aylardır şehrin ve dedektiflerin gündeminde ilk sırada yer alan seri cinayetlerin faili olması. Polis merkezinde soruşturmanın gidişatıyla ilgili bilgilere kolaylıkla ulaşan Joe'nun , şehirde işlenen cinayetlerden birinin kendisini taklit etmeye çalışan bir katil tarafından gerçekleştirildiğini öğrenmesiyle kovalamaca başlıyor.

• Temizlikçi bu türde saygı duyduğumuz ve belirli bir okur kitlesi olan diğer yazarların kitapları kadar etkilemese de katilin zihninden geçenleri okuyabileceğiniz, çocukluk travmalarının yetişkin hale gelmiş bireyde ne gibi etkilerinin olabileceğini gösteren bir kitap.
256 syf.
Güneşe bakmak kadar zor olduğundan bahsetmiş ölümle yüzleşmenin, ölüm korkusunu yenmenin...

Aslında bu kitabı okuyana kadar hiç düşünmemiştim, ölüm hakkında ne hissederiz, neler aklımıza yer etmiştir de zaman zaman farklı olaylarda nasıl karşımıza çıkar diye.

Hastalarından örnekler vererek anlatması, özellikle rüyalardaki olayları ve kişileri açıklaması, ünlü düşünürlerin cümlelerini hayat felsefesi haline getirip kitabında da sıkça yer vermesi çok hoşuma gitti. Bu arada makale, kitap ve film önerileri de var.

Dili gayet anlaşılır, sadece meslektaşlarının anlayacağı şekilde yazmaması da bizim için avantaj olmuş.

İyi okumalar dilerim.
56 syf.
Nietzsche Ağladığında kitabında; Nietsche, Freud ve Lou Salome,
Spinoza Problemi kitabında: Baruch Spinoza
Her Gün Biraz Daha Yakın kitabında: Arthur Schopenhauer,
Ölüm Korkusunu Yenmek : Mahabharata-Hint Felsefesi, daha sonra okuyacak olduğum; Günübirlik Hayatlar : Marcus Aurelius

Okuduğum Yalom kitaplarından çoğu yukarıda. Galiba en büyük başarısı,  filozofları kendi romanlarına karakter olarak yerleştirip onların temel öğretilerini herkesin anlayabileceği şekilde indirgemesidir. Felsefecilerin hem yaşam öykülerini anlatıyor hem de felsefe ile psikolojiyi harmanlayor.

Irvin D. Yalom, Rus kökenli, Yahudi asıllı ABD’li psikiyatrist, psikoterapist, varoluşçu, yazar ve eğitimci olarak tanımlanıyor. Hem bize hem de hastalarına felsefe ile terapi yapıp bu akımın öncülüğünü üstleniyor bence.  Hayatı boyunca hasta görerek, klinik çalışmalara katılarak, konferans ve seminerlerde konuşmalar yaparak ve kitap yazarak çalışmalarını sürdürmüş.
Kendisi ile yapılan bir röportajda: "İçinde felsefî unsur olan kitapları bulmaya çalışıyorum. Trendeki hanımı kimin öldürdüğü üstüne yazılmış bir kitaptansa, daha derin soruları irdeleyen kitapları yeğliyorum." demekte...

Bütün kitaplarında kullandığı kurguları "Nietsche Ağladığında"'daki gibi etkili ve vurucu değil belki, bir kısmı ya aceleye getirilmiş ya da ticari amaçla yazılmış gibi gelse de bize okumanın ve düşünmenin hazzını yaşatıyor.
456 syf.
·7 günde·6/10
Kitap hiç beklentilerimi karşılamadı. Evet bir katilin gözünden anlattığı için çok merak ediyordum. Ama tam bir hayal kırıklığı oldu benim için.
İPUCU İÇEREBİLİR!
Baş karakterimiz Joe bir polis merkezinde temizlikçi olarak çalışmaktadır. Herkes onu geri zekalı Joe olarak tanıyor çünkü kendini öyle tanıtıyor. Diğer karakterimiz Sally Joe'dan hoşlanıyor ve onu geri zekalı olarak sanıyor. Joe da Sally'i salak sanıyor. Diğer karakter ise Melissa. Bu karakter sanki kitaba renk katmak veya kitabın sıkıcılığını gidermek için gelmiş gibi yani bana öyle geldi.
Genel olarak kitap durağan ilerliyor, bazı yerlerde sıkılıyorsunuz. Sanki boşuna uzatılmış gibi. Çok bir heyecan beklemeyin. Ve insanların asla göründükleri gibi olmadıklarını unutmayın. Kitabı tavsiye etmiyorum. Zaman kaybı bile diyebilirim. Keyifli okumalar.
592 syf.
·10 günde·9/10
Anlatımı su gibi akıcı, betimlemeler gerçekten çok başarılı. Kitabı okuduktan sonra filmini izlemek ne kadar mantıklı olur bilmiyorum ama kafamda tasarladıklarımı biraz daha görsel hale getireceğini umuyorum. Kitap gibi olamaz kesinlikle farkındayım, zaten aynı tadı beklemiyorum.
Küçücük bir kız çocuğunu, genç bir kızı, çırak bir geyşayı, yetişkin bir geyşayı, olgun bir kadını nefis bir şekilde aktarmayı başarıyor kitap size.
%11 (28/268)
·Beğendi·Puan vermedi
Gençliğimizin baharında, gelecekteki hayatımızı düşünmeye dalmışken, perde açılmadan önce neşeyle oturup sabırsızlıkla oyunun başlamasını bekleyen çocuklar gibiyizdir. Gerçekten neler olacağını bilmemek bizim için bir lütuftur. Eğer önceden görebilsek çocuklar bize, ölüme değil hayata mahkum olan ama cezalarının ne anlama geldiğinden habersiz tutuklular gibi görünebilirler.
720 syf.
·8/10
Tarihle harmanlanmış fantastik bir kitaptan daha iyi ne olabilir :) satranç üzerine kurgulanmış olan kitap sayılara ve çevrenizde olan bitenlere daha fazla dikkat etmenizi sağlıyor. Gizem sevenlere tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Zeliha Babayiğit
Tam adı:
Zeliha İyidoğan Babayiğit
Unvan:
Öğretim Üyesi, Çevirmen
Zeliha Babayiğit, 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdi. 1996 yılında İstanbul Üniversitesi, Psikososyal Onkoloji ve Eğitim Anabilim dalında yüksek lisansını, 2007 yılında İstanbul Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde doktora derecesini aldı. Çeşitli hastanelerde psikolog olarak çalıştı. İstanbul Kültür Üniversitesinde Deneysel Psikoloji dersi verdi. Aile terapisi ve çift terapisiyle ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Yetişkin ve çift terapisti olarak danışan görmektedir. Ayrıca 1994 yılından bu yana çeşitli yayın evlerinde özellikle psikoloji alanı ile ilgili önemli eserlerin Türkçe'ye kazandırılması amacıyla çevirmenlik yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 7.351 okur okudu.
  • 277 okur okuyor.
  • 4.684 okur okuyacak.
  • 166 okur yarım bıraktı.