Zeliha Babayiğit

Zeliha Babayiğit

Çevirmen
8.3/10
4.025 Kişi
·
12,5bin
Okunma
·
9
Beğeni
·
1.570
Gösterim
Adı:
Zeliha Babayiğit
Tam adı:
Zeliha İyidoğan Babayiğit
Unvan:
Öğretim Üyesi, Çevirmen
Zeliha Babayiğit, 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdi. 1996 yılında İstanbul Üniversitesi, Psikososyal Onkoloji ve Eğitim Anabilim dalında yüksek lisansını, 2007 yılında İstanbul Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde doktora derecesini aldı. Çeşitli hastanelerde psikolog olarak çalıştı. İstanbul Kültür Üniversitesinde Deneysel Psikoloji dersi verdi. Aile terapisi ve çift terapisiyle ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Yetişkin ve çift terapisti olarak danışan görmektedir. Ayrıca 1994 yılından bu yana çeşitli yayın evlerinde özellikle psikoloji alanı ile ilgili önemli eserlerin Türkçe'ye kazandırılması amacıyla çevirmenlik yapmaktadır.
Derin düşüncelerimi sürdürmek için yalnız bir hayat yaşamak istesem ve bu konuda ısrar etsem de, bir yanımın yakın ilişkilere özlem duyduğunu biliyorum. Bazen o eski sevgi dolu bir aile tarafından kucaklanma ve desteklenme hissine anlatılmaz bir özlem duyuyorum ve bu yanım (özlem duyan yanım) isteğini sevinçle karşılıyor ve bende sana sarılıp, "Evet,evet,evet!" diye cevap verme isteği yaratıyor. Ama aynı zamanda diğer yanım, daha güçlü ve daha yüce olan yanım özgürlük için feryat ediyor. Geçmişin geçmişte kalmış ve bir daha asla dönmeyecek olması bana acı veriyor. Ayrıca elimi kolumu bağlayıp bana mani olan acıdan nefret ediyorum. Geçmişte olanları değiştiremem ama gelecekte böyle yoğun bağlılıklardan kaçınmaya karar verdim. Kendimi bir daha asla o çocukça kucaklanma arzumla sarıp sarmalamalıyım. Anlıyor musun?
432 syf.
Selam arkadaşlar. Hele şükür bitti kitap :) İçinizden "ayyyy ayıp şu kadar günde bitirmiş"diyebilmeniz gayet normal bir de bu kişi bensem pek tabi normal :) İçim sızlıyor şu an ana sayfamda 47 günde okudu yazısı canımı yakıyor. Ama açıklayabilirim. uzun zamandır girmiyordum. Ara ara girip ana sayfadaki
paylaşımlara bakmakla yetindim.Uzun bir süredir çok yoğun olduğumdan ötürü daha erken incelemesini yapamadım yoksa aslında kitabı daha önce okumuştum. Okudu yapmak için inceleme yapmayı bekledim. İnceleme yapmazdım normalde ama Esra Yalciner Ablacığım kitabın incelemesini yapmamı rica etmişti o istemişti doğal olarak yapmak zorunda hissettim. Burdan sevgilerimi sunuyorum sevgili ablacığım.Sıradaki inceleme Hesna ablama gelsin :)

Bu burda yaptığım ilk inceleme. Daha önce niye yapmadım ben de bilmiyorum sanırım yeterli düzeyde edebi üslubumun olmadığını düşündüğümden . Neyse bu incelemeyi sonuna kadar okuyanlara burdan şimdiden kalp emojisi atıyorum ardından öpücük emojisi.Sizi sıkmak istemiyorum içinizden aman be hiç okuyamam şimdi üşeniyorum dediğinizi duyar gibiyim ama okuyun ya ben sizinkileri okuyorum çünkü ayıp çünkü. Neyse çok konuştum tamam sakin.

Karşımızda Yalom'un muhteşem bir kitabı daha. İrvin Yalom kimdir ondan bahsetmek istiyorum önce. Kendisinin mesleki olarak tek sıfatı yok.Psikiyatrist, psikolog, bilim insanı, eğitmen ve roman yazarı. Rus asıllı Yahudi bir aileden gelen Yalom ailesi ile Amerika'ya göç etmiş ve binbir zorluğa rağmen yılmadan kendini eğitime,okumaya, araştırmaya adamış insan . Yazarın kendi alanı psikoloji iken Felsefe ile de ilgilenmiş ve romanlarında yer vermiş. Bu kitabında da dahi filozof Arthur Schopenhauer'i temel malzemesi olarak kullanmış bulunmakta.

Kitaba gelecek olursak; kitabın temel muhtevasını grup terapisi oluşturuyor. Ve Temel konu "Ölüm korkusu nasıl yenilir?" olarak kendini gösteriyor. Yakın zamanda öleceğinizi bilseniz napardınız? Ölümden niye korkuyoruz? Ölüm ne tür bir olaydır? Varolmanın mucizesi nedir? Hayatın temel anlamı nedir? Nasıl mutlu olunur? Vs. Tarzındaki sorular Arthur'un felsefesiyle cevaplanıp açıklanmış.

Kitap grup terapisini anlattığı için her karakter basat durumda fakat ortak konu "Arthur Schopenhauer ve tedavisi". Arthur'u öğretmen olarak edinen onun sayesinde iyileştiğini söyleyen karakter Philip'in gizemli arkadaşı.

Ve adamımız Arthur Schopenhauer...İnsansevmez,pesimist, hayatı acı çekmek, ölümü kurtuluş olarak gören ilginç bir dahi.Arthur, Freud 19.yy'ın ortasında​bir çocukken psikianalilitiğin önemli noktalarına çoktan değinmişti.Birçok pasajında bilinçaltı,ilkel süreç, id, bastırma, kendini aldatma vs. gibi psikolojinin mihenk taşlarını ele almış.O hayata aynı zamanda psikolog gözüyle bakıyordu. Hayata dair tespitleri, insan ilişkileri hakkındaki korkusuz yorumları, ahlâkî adlandırmadaki dürüstlüğü onu farklı kılan etkenler. Freud'u rüya kuramı, bilinçaltı ve bastırma mekanizması konusunda etkilemiş olması psikolojinin temelini atmış olduğu gerçeğini yansıtıyor.(bkz.Bryan Mogee, Philosophy of Schopenhauer). Schopenhauer olmasaydı Freud olmazdı bir de burdan yak saygılarımla.

Arthur bütün hayatı boyunca gerçek bir insan aradığındam ama sert, sefil, bedbaht, sınırlı zekalılar, kötü kalpliler ve kötü huylular dışında kimseyi bulamadığını söylüyor.(Goethe hariç). Schopenhauer hakkında ilgimi çeken okadar çok şey oldu ki hepsini buraya yazmam absürt olur zaten çok uzun olur siz de okumazsınız :). Yalnız öğrendiğim bazı özellikleri onun kitaplarını bir an önce okumamaya feci istek uyandırdı.
-Beslediği kanişi Atman'a yaramazlık yaptığı zaman seni insan diye azarlaması.
-Kadınlar hakkında onlara çok düskündüm beni Bir kabul etselerdi diye atıfta bulunması.
-Yemeğini yalnız yiyebilmek için restoranda iki kişilik yer ücreti ödemesi.
-Ölürken bile cesedinin 5 gün morgda kalıp sonra gömülmesini vasiyet etmesi. Bu liste uzar ama neyse .

Kitabın karakterlerine gelecek olursak Başat karakter Julius 60'larında ve San Francisco'nun en iyi terapisti. Kansere yakalanıp ömrünün az kaldığını öğrenince geçmişteki başarısızlığı olan hastası Philip'i hatırlar. Onu tekrar bulur ve terapi grubuna kataf. Olaylar zinciri Philip'in gruba katılması ile başlıyor.

Yalom ilk grup terapisi özelliği taşıyan bu romanında kişiler arası ilişkiyi,varoluşçuluğu Felsefenin derinliklerini, psikolojik öğeleri okadar iyi açıklıyor ki üslubuna hayran olmamak elde değil ben kendi şahsıma ona kefilim okuyup beğenmeyen gelsin çıkışta görüşürüz. :). Evet bazıları gibi kitap beni ışınladı yok öldürdü diriltti yok Dağları delmeme sebep oldu (heee bizim köyün altından da okyanus geçiyordu) demem ama beni cidden çok etkiledi hatta birçok yerini not ettim ders aldım bir yerinde ağladım desem kendimi ifşa etmiş olabilirim :) Ama süpersin Yalom'cum insan ilişkileri ancak bu kadar güzel anlatılabilir reverans ediyor önünde şapkamı çıkarıyorum.

Arthur Schopenhauer için üzüldüm çok.Keske yalnız olmasaymış ne bileyim hep sevgiden mahrum kalmış. Ama başkalarını da mahrum da bırakmış. Onun adına üzüldüğümü beyan ederken " insanları tanıdığımdan beri hayvanları severim"sözüne yürekten katılıyorum. Seni seviyorum Arthur sen​ kimseyi sevmesen de...
Elim yoruldu, papatya çayım soğudu. Umarım okuduktan sonra kitabı okuma isteği uyandırabilmişimdir.Ama cidden​ bir okuyun valla bak ben çok sevdim çünkü :). Sozlerime son verirken Arthur'cuğumun beni etkileyen bir pasajına yer vermek istiyorum​.

"Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir.Hayatın yarısında işlemenin ön tarafını görürüz, ikinci yarısında ise tersini.İkincisi okadar güzel değildir ama daha öğreticidir. Çünkü iplerin birbirine nasıl bağlandığını görmemizi sağlar."(Sizce de muhteşem bir tespit degil mı)


İyi okumalar, hepinizi seviyorum.. :))
440 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
"Öldükten sonra, doğmadan önce neysen ve nasılsan öyle olacaksın."
Arthur Schopenhauer

Ölüm budur işte önceden neysek sonradan o olacak, geçmiş ne ise gelecek o... Önemli olan şu an bugün. Bugünü nasıl yaşıyoruz? Her birimiz ayrı yaşamlara sahibiz kimisi istediği hayatı yaşadığını düşünüyor... durun bir dakika! Böyle düşünen var mı cidden? Hayatından memnun olan. Doyumsuz bizler yetemiyoruz. Elde ettikçe dahasını, zevk aldıkça daha fazla zevk! Haz doyumuna hiçbir zaman ulaşamayacağız. İnsan budur işte!
Burada devreye Schopenhauer giriyor. Doyum sağlanamayacak, insan denen varlık asla tatmin olmayacak...Bunu bilmek aslında iyidir beklentisiz isteksiz bir yaşam. Schopenhauer için oldukça muazzam. Sonra da ölmek. Sıradan normal olan sona eriş...


"Bir yıl normal bir yaşam sonra bum!
Sonrasında öleceksin" Böyle bir şeyi duyduğumuz zaman genelde yapılabilen iki yol vardır ya yaşama sımsıkı sarılıp hiç yapmadığımız şeyleri yapmak ya da tamamen hayatı bırakmak... Oysa insanın hiç aklına gelmez hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek düşüncesi. Yapılması gereken tam olarak bu. Sandalyelerin baş köşesinde oturan karakterimiz tam olarak bunu yapmış. Öleceğini ilk duyduğu anda şoku yaşamış, geçmişi ile başarısızlıkları ile yüzleşip hayatına olması gerektiği gibi devam etmiş. Bu kişi psikiyatr ve çeşitli danışanları var, grup terapisi yapmakta. Bu bilgi yeterli şimdilik.

İnsanlar hep güzele odaklanırlar. Güzel kadın, güzel ev güzel manzara... Arkasında kalan şeylere, güzel olmasının etkilerine kimse aldırmaz, merak etmez. Çünkü sonuç odaklıdır insan. Ardını arkasını düşünmez. Dışarıdan baktığımızda hiç sıkıntısı olmayan, normal bir yaşamı olduğu düşüncesinde olduğumuz bir kişinin, iç dünyasındaki hayatını kim bilebilir? Bunu bilsek de umursar mıyız? Sahi ya sevdiğimiz insanların bile iç dünyası kaçımızın umrunda?


Ölüm konusuna tekrar dönersek; Ya yakınının kaybı? İnsan sevdiği kişilerin değerini maalesef o yokken anlayabiliyor. Onun/ onların varlığı devam ederken sıradan olması gereken buymuş gibi ona yakınken uzak oluyor. Ancak öldükleri zaman bir daha var olmayacakları gerçeği ile yüzleşince üzerine daha çok düşünüyor ve bunun verdiği ıstırabı keşke kelimesi ile harmanlayıp, vicdan hesaplaşmaları ile katlanılmaz bir ruh durumuna sokuyor kendisini. Zor olmamalı değil mi sevgi sunmak, varlığını hissettirmek. Üstelik de her an her yerde ölümle karşı karşıyayken.

Biraz genel hatları ile kitaptan bahsetmeliyim: Sandalyeler başkarakter dahil sekiz kişiden oluşuyor. Bu sekiz kişi her hafta grup terapisi yapıyor. Grup terapisi demek etkileşim demek iletişim demek toplum demek... Herkes zulasını boşaltmalı, eteğindeki taşları dökmeli, birbirleri ile birebir yüzleşmeli. Schopenhauer felsefesi toplumdan soyutlanma gerektirirken, grup terapisi insanlar ile iletişim halinde tedaviyi hedefler. İşte bu iki zıt olduğu düşünülen yöntemler aslında birbiri ile paralel nasıl yürütülebilir bunu anlıyoruz. Öyle de güzel bir yol ki... İnsanların kendinden kaçışını izliyoruz. Her zaman aslında kendi ile ancak kendi ile yüzleşmekten korkan bu insanların, ana psikolojik sapkınlıklarını nasıl başkalarına yükleyip işin içinden sıyrılma çabalarını...
Sonunda bir bomba patlar her şey açığa çıkar. Her şeyden kaçışta nasıl cinsel yönelim gösterdikleri. Bu aslında doğal olandır: "Yaşama ve üreme arzusu... Bastırılamaz, mantıkla yok edilemez her şeye sızar."(Sayfa347'den) Bu arzu ve istek dolu taleplerimizden ne kadar doyuma ulaşmaya çalışsak da tatmin duygusunun olamayacağını biliyoruz. Peki bundan kurtulmak mümkün müdür? Bundan kurtuluş isteği yok ederek mümkün oluyor. Bu döngüden atlayıp bir parçası olmayarak. Tüm bu görüşler Schopenhauer'a ait, ondan bir parça. Kitapta bölümler halinde O'nun yaşamı da yer alıyor. Bu yüzden onu tanımak ve anlamak açısından oldukça yararlı bir kitap. Özellikle de bu denli karamsar oluşunun en büyük sebebinin sevgisiz yaşamı olduğunu içesine görerek. Hiçbir zaman sevildiğini hissetmemiş. Her zaman her yerde vurgulamaya çalıştığım bir şey bu sevgi... Hayatta yaşama tutunmak sebebidir sevgi ve sevgisizliğin yaşamdan kopma nedeni olması.
"Hayatım boyunca kendimi korkunç derecede yalnız hissettim ve yüreğimin derinliklerinde daima,'bana bir insan ver,' diye iç çektim ama heyhat, boşunaydı. Yalnız kalmaya devam ettim. Fakat dürüstçe ve samimiyetle söyleyebilirim ki bu benim hatam değildi. Çünkü insan olan kimseden uzak durmadım veya onları geri çevirmedim."(Schopenhauer)
Syf.356

Hep görüyoruz ki Schopenhauer beklentisizliğe, yalnız olmanın gerekliliğine, yalnız doğduk yalnız öleceğiz düşüncesine vurgu yapıyor. Ancak burada kendi ifadelerinde de görülüyor ki, bu onun kendini rahatlatma yöntemi ve bu yöntemi çıkılmaza sürüklenen diğer insanlara da tavsiye ediyor. Bu ki tutunma çabası.

"Hayatının son dönemindeki hiçbir insan, samimiyse ve bütün melekeleri yerindeyse, her şeyi yeniden yaşamak istemez. Bunu yapmaktansa tamamen yok olmayı tercih eder."( Schopenhauer/Syf.391)
Bu düşünce ile ilerleyince insanın bir kez yaşadığı hayatı bir daha yaşamak istememesi, bu oldukça kulağa mantıklı geliyor. Ancak kitabın sonlarına doğru yazılan bu söze ve savunulan görüşe karşı Yalom, Nietzsche'den örnek vererek;
"Zerdüşt diyor ki,' Bu hayat mıydı? Eh, o zaman bir kere daha!'"
İki düşünceyi çarpıştırıyor. 'Yaşamak öyle önemli değilse, illaki ölünecek ise tekrar yaşamanın ne sakıncası var Schopenhauer?' deniliyor sanki... Kitapla ilgili üzerine yazılıp konuşabilecek, tartışılabilecek bir çok şey var aslında. Ancak derinliklerde düşünmek daha kolay bir yol sanırım benim için.

Kitap biter geride şu düşünce kalır: "Schopenhauer gibi ilerle, ama asla pes etme!"
440 syf.
·5 günde·8/10
Baruch Spinoza, 17. yüzyılda yaşamış ünlü Yahudi filozoftur. Yaşadığı dönem, batıl inançların hüküm sürdüğü ve ırkçılığın yaygın olduğu bir dönemdir. Fikirleri yüzünden önce 23 yaşındayken Yahudiler tarafından afaroz edilmiş, daha sonra ise Hıristiyanlar tarafından kitapları yasaklanmıştır. Her iki dinin mensupları tarafından afaroz edilmesi ve dışlanması, onun cesur bir fikir adamı olduğunu gösterir. Dolayısıyla fikirleri, bana göre, kesinlikle dikkate alınmaya değerdir.

Irvin D. Yalom ile Spinoza Problemi hakkında daha önce hiçbir fikre sahip değildim. Zaman zaman Yalom'un Nietzsche Ağladığında isimli kitabını görüyordum; fakat hiçbir zaman tam olarak ciddi bir okuma hevesim oluşmamıştı. Spinoza ise, nadiren duyduğum ve fikirlerini hiç bilmediğim bir filozoftu. Sitede Spinoza Problemi'ni okuyan bir arkadaşımın alıntılarını görüp Spinoza'dan fazlasıyla etkilendim. Hatta bazı cümlelerin, benim düşüncelerime oldukça yakın olduğunu fark ettim. Bu ilgi zamanla bir okuma hevesine dönüştü ve şu an hem Yalom hem Spinoza hem de Spinoza Problemi hakkında ciddi bir bilgiye sahibim. İşte 1000Kitap'ı değerli kılan da tam olarak bu özelliğidir.

Spinoza Problemi isimli bu eser, Baruch Spinoza'nın felsefesini ve Adolf Hitler faşizmini birlikte inceleyen, Hitler'in yakın dostu Alfred Rosenberg ile Spinoza arasında garip bir bağlantının kurgulandığı bir eserdir. Yalom bu şekilde bir kurgu oluşturarak hem bizim Spinoza'yı rahatça tanımamızı hem de kitabın sürükleyici olmasını amaçlamış. Amacında başarılı olduğunu söylersek, yanılmış olmayız. Zira kitapta kurgulanan diyaloglar Spinoza'nın felsefesinin anlaşılmasını sağlıyor ve Spinoza'nın fikirlerini herkes tarafından üzerine yorum yapılabilecek bir kıvama getiriyor.

Kitabın dili oldukça yalın ve anlaşılır. Dolayısıyla Spinoza'ya başlamak isteyen okurlar için iyi bir başlangıç olabilir. Edebi açıdan ise kitabı değerlendirmek anlamsız. Zira yazarın amacı edebi bir eser yazmak değil. Onun amacı filozofları yattıkları mezardan kaldırıp bir kitap karakteri haline getirmek, tarihsel kişileri birbirlerine güzel bir şekilde bağlayarak diyaloglar üzerine eser inşa etmek ve okurların filozofları yakından tanımasını sağlamaktır.

Kitaptan anladığım kadarıyla Spinoza'nın başlıca felsefesi şu şekilde:

- Her şeye anlam veren şey zihindir. Bir şeyi iyi veya kötü yapan şey zihnimizdir. Dolayısıyla değişmek veya değiştirmek istiyorsak, önce zihnimizi değiştirmenin yollarını bulmalıyız ve onu başkalarının etkilerinden özgürleştirmeliyiz.

- Hayat boyunca cehalet ve batıl inançla mücadele edilmeli. Mantığımızı hep en önde tutmalıyız.

- Öteki dünya ve ebedi mutluluk diye bir şey yoktur. Gerçek dindarlık, adaleti, yardımseverliği ve insanın komşusunu sevmesini içerir.

- Tanrı, doğadır; doğa da Tanrı'dır. Tanrı'yı ancak akıl yürüterek biliriz ve bu hayattaki tek mutluluk kaynağı bu amansız arayıştır. Herhangi bir dinin müdahalesi olmadan kendimizce dini bir hayat yaşamalıyız. Bütün dinler gerçek dini yolları görmemizi engelliyor. Evrende hayal dünyamızın üzerinde büyük bir ahenk vardır ve bizler bu ahenge ayak uydurmalıyız.

Kitap, Spinoza felsefesini derinlemesine irdelemesinin yanı sıra, Hitler'in yükselişini ve onunla birlikte üstün ve ari ırk yaratma girişiminde olan Alfred Rosenberg'i bir psikanalist olarak irdeliyor. Her diyalogda neredeyse farklı bir psikoterapi tekniğinin kullanıldığını görüyoruz. Tabii bu konuda uzman olan biri değilim. İyi bir psikolog tarafından kitabın incelenmesi neticesinde çok daha doyurucu yorumların yapılacağını düşünüyorum.

Felsefe, psikoloji, din, siyaset, tarih gibi konuların işlendiği ve psikoterapi tekniklerinin ortaya konulduğu bu eseri herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Kendisinden sonra gelen filozofları etkileyen Spinoza'nın felsefesini öğrenmek için bile bu eser okunabilir.
623 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Kitabı en kısa şekilde şöyle özetleyebilirim; Öğrenmen gereken şey,kuzu postunu tilkininkiyle değiştirmektir.Bunu yaparken en çok sen var olmalısın ama bir o kadar da yokmuş gibi görünmelisin çünkü kuzunun olduğu kadar tilkinin de tehlikede olduğu bir çağda yaşıyoruz.Ne zaman kuzu ne zaman tilki olacağını keşfedeceksin..
559 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Bir Geyşanın anıları

Bu kitabı okurken pek çok kişi bana okumayı düşündüklerini söylediler. Bence düşünmeyin, hemen okumaya başlayın.

Karşılıklı oturmuş, şık giyimli her haliyle asil ve ağzından bal damlayan bir hanımefendiyle kahve içip sohbet ettiğinizi düşünün. Ben kahve diyorum ama siz isterseniz çay ya da başka bir sevdiğiniz bir içecek olabilir. Ne içtiğinizin bir önemi yok zira öyle tatlı, samimi bir sohbettesiniz ki, bu güzel ortamın hiç bitmemesini istiyorsunuz. İşte kitap bana yılların birikmişliğini anlatan bir dostun samimi ve sıcak sohbetini dinliyormuş gibi bir his yarattı. Dramatik hikayeleri pek tercih etmem aslında, beni çok fazla etkilediklerinden, hüzünlendirdiklerinden dolayı. Gel gelelim kitap sizi öyle bir içine alıyor ki, bir anda 1930'ların Japonyasına küçük bir kentine Gion'a gidiyorsunuz. Küçük bir kızın hüzünlü hikayesine. Yaşadığı onca zorluklar ve inanılmaz bir mücadele kimin hayatı kolay ki. Sayuri size bütün hatalarını, tutku dolu aşkını ve kaderin savurduğu bir rüzgarla başından geçenleri öyle güzel anlatıyor size hayranlıkla dinlemek kalıyor. Tam her şey yoluna girdi derken 2. dünya savaşı 1940'lı yıllar hayatta kalma mücadelesi ve savaş sonrası her şeyin yıkıldığı yok olduğu zamanlar.

Ben çok keyif aldım. Belkide Japon kültürüne karşı özel ilgimden dolayıdır kim bilir.

Keyifli Okumalar...
432 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Çözemediğiniz sorunlarınız mı var? İyi bir terapistin grup terapilerine katılmak istiyorsunuz ama yeterli paranız mı yok? İşte size eşsiz fırsat. Irvin Yalom aracılığı ile Julius'un grubundan çok şey öğrenebilirsiniz. Problemlerinize daha farklı yaklaşabilirsiniz.

İşin şakası bir yana.. Yalom yine yaptı yapacağını. Kendisini Nietzsche Ağladığında eseri ile keşfetmiş ve hayran kalmıştım. Ve bu eseri ile hayranlığım da arttı. Aslında Yalom benim hep okumak istediğim ama tam olarak nasıl bir tarza sahip olması gerektiğini zaman zaman açıklayamadığım türde eserler kaleme almış. Gerçek ile kurgunun birleşimi ve okurken edinilen psikolojik desteklerin yanında bir çok mühim alıntı, filozoflarla ilgili bilgiler. Bu kitap aynı zamanda bir Schopenhauer el kitabı gibi. Onunla ilgili fazlasıyla bilgi edinmemi sağladı ve kitaplarını okumam için heveslendirdi.

Irvin Yalom psikanalist, psikiyatrist, psikoterapist ve yazar. Rus-Yahudi kökenli bir aileden gelmekte ve çocukluğunda maddi olarak zorlu süreçler yaşamışlar. Bulunduğu muhitte tek beyaz aile olması ve tehlikeler olması sebebiyle Yalom sık sık güvenilir bulduğu halk kütüphanesinde zaman geçirmiş ve kendini geliştirmiştir. Üniversitede çok sıkı bir çalışma ile başarılı olmuştur. O dönemlerde Yahudi kökenli ailelerin karşılaştığı engeller ve zorluklardan dolayı üniversite için çok fazla çalışması gerekmiş. İleride felsefeye de büyük merak salarak kendisini yönlendirmiştir. Bu sayede eserlerinde gerçek-kurgu birleşimiyle birlikte felsefenin de büyük oranda harmanlandığını görüyoruz. Özellikle varoluşçu terapinin günümüz temsilcilerindendir.

Daha çok kurgu olmayan, eğitici tarzda eserler yazan yazarın bu kitabı yazma sebebi nedir peki? Yalom grup terapisi ve varoluşçu terapi üzerinde eğitici, profesyonel bir dille eserler yazmış ama bunlarda profesyonel bir dil kullanmasından kaynaklanan bazı eksikler olduğunu düşünür. Terapist-hasta ilişkisinin derinliğine inmeyi ama bunu farklı bir dille yapmayı ister. Bu nedenle de kurgusal edebiyata yönelir. Bu şekilde de eserinde bireylerarası teoriye dayalı grup terapisini karakterler üzerinden işliyor ve bu esnada bizlere de başarısız ilişkilerimizde yaşadığımız bazı sorunlara farklı bakış açısıyla yaklaşmamıza yardımcı oluyor. Ben bu terapi diyaloglarının olduğu kısımlardan özellikle zevk aldım.

İçerikten bahsedecek olursam; beklemediği bir anda ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenen psikiyatr Julius, hayatını sorgulamaya başlar. Kalan ömründe ne yapması ve nasıl yaşaması gerektiğini. Bunları sorgularken de üzerinde başarısız olduğu bazı hastalara ne olduğunu, verdiği desteğin hayatları üzerinde sonradan bir etkisi olup olmadığını merak eder ve bunlar arasından Philip'i seçer. Ona ulaşır ve olay zinciri burada başlar. Spoiler vermemek amacıyla çok detayına girmek istemediğim bu özet kısmı zaten kapak arkasında da daha detaylı görebilirsiniz.

İşleyişte bölüm bölüm ilerliyor ve birinde grup terapi sürecine yer verirken bir sonrasında genellikle Schopenhauer’in hayatını anlatıyor. Bu filozofun hayat felsefesini kendisiyle özdeşleştiren Philip sayesinde bir çok nitelikli görüşünü de öğreniyoruz. Asosyal, herkesten uzak yaşayan, sadece köpeğiyle iyi bir iletişimi olan, kendisini felsefeye adamış, yalnız adam Schopenhauer. Hayata dair bakış açısında bir çok kısım insanı fazlasıyla etkilemekle birlikte katılmadığım yerler de oldu. İnsanların kendisini başkalarından fazlasıyla soyutlamasını, ilişkilerini çok fazla kısıtlı tutmasını ve kimseyi önemsemezsek daha çok önemseneceğimizi belirtiyor. Bunlara çok fazla katılmıyorum. Ben fazlasıyla duygu odaklı yaşadığım ve de karşımdakilerin hislerine de önem verdiğim için bunları yapabilmem karakterime de ters. Ama genel anlamıyla hayat üzerine görüşlerini belirtme şekli güzel. Sadece kadınlar üzerine bakış açısını yok sayarak onu benimsiyorum çünkü (sanırım özellikle annesiyle ilgili kötü ilişkisi ve bağının kopmasıyla ilgili olarak) çok fazla önyargılı. Ayrıca hayatı boyunca kadınlardan ilgi görmemesi ve dikkat çekmemesi de onu bu konuda iyice hırçın yapmış. Fikrimce Schopenhauer yaşadığı kötümser hayatın etkisiyle bu bakış açılarına sahip olmuş ama hayatının son dönemlerinde, kazandığı şöhret ile biraz daha sertliğini elden bırakarak bizi çelişkiye düşürmüyor değil.

Eser en çok ‘ölüm korkusu’, onu nasıl yenebileceğimiz ve ne yapmamız gerektiği üzerine odaklanmış ve Julius üzerinden de bize bu konuda iç rahatlatıcı bir görüş açısı sunmuştur. Psikanaliz üzerinden düşündüğümüzde de uzmanlık alanına giren ve profesyonellik isteyen bir konuyu kurguya böyle güzel ve sıkmadan dökmesi beni çok cezbetti. Nietzsche Ağladığında bir tık daha iyi bir eser ama bundaki ustalığı ve etkileyiciliğini de göz ardı edemem. Kesinlikle okunması gereken ama sabır isteyen bir kitap. Hayatı, cinselliği, insanlarla olan başarısız ilişkilerimizi, ölüm korkumuzu, felsefeyi irdeleten bir çok yönüyle çok şey katıyor. Bu eser üzerine uzun uzadıya yazılabilecek o kadar şey var ki, cümlelerimi toparlayamıyorum. Çok şey öğrendim yine. Okuma seviyemi bir çıta daha yükselten Yalom'a teşekkürler.
Keyifle kalın. : )
712 syf.
·10/10
Kitap Yalom'un bütün kitaplarının özeti gibi.
Dili ve içeriği çok zengin, o yüzden biraz ağır ilerliyor.
Öncelikle tüm terapistlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap, varoluşsal sancılar yaşayan, ölüm, özgürlük, yalıtım, kişilerarası ilişkiler,anlamsızlık konularında soru işareti olan ya da psikolojik sorgulamalar yapan herkese tavsiye edebileceğim bir kitap.
Psikoloji argonun hakim olmaya gerek yok..
Kitaba 10 üzerinden 10 puan veriyorum.
454 syf.
·Puan vermedi
Yanlış Kullanılan Değerler

Bir insanın en kolay şekilde kullanabilecegi fakat çoğu zaman hatta her zaman kullanacağının farkına varmayan şey akıldır.

Polisiye bir roman olmasının dışında bu kitabın tartışılabilir en iyi yönü kitabın eşsiz bir konuya bağlı eşsiz kahramanlar benimsemesidir. Zekasını en iyi şekilde kullanan John kendini bu yönüyle her zaman farkettirebilmişir. Seri ve soğuk kanlı bir katil olan John kullanabildiği zekası sayesinde bir emniyette temizlikçi olarak işe başlar ve hiçbir zaman yakalanması söz konusu bile olmamıştır. Rahatlıkla kullanabildiği zekasını her zaman kötülüğe yormuştur.

Zekaları yoran ama kullanmasını kısmen öğreten bu kitabı tüm okurlara tavsiye ediyorum.
268 syf.
·21 günde·Beğendi·8/10
İrvin yalom varoluşçu yaklaşımın en deneyimli isimlerinden biri olarak alanımızda yer tutar. Kendisi rollo May' in öğrencisidir. Aldığı yüzlerce saatlik terapi eğitimleri, görüşme, analizler sonrası biz alan çalışanlarına yönelik enfes bir kaynak bırakmış.
Lisans hayatımızda pek yeterli düzeyde süpervizör desteği verilmediğini kitabı okuyunca daha iyi fark ettim. Tabi böylesine ilerleyebilmek için gelişime her daim açık olmak ve mesleğinizi sevmeniz gerekiyor.
Psikoloji ve benzeri alanlar hakkında bilginiz yoksa kitap size anlamlı gelmeyebilir.
Kitapta kısa kısa bölümlere ayrılmış birçok önemli başlık dikkati çekiyor. Terapi esnasında nasıl davranacağımızdan, hasta ile ilişkilere kadar, rüyalara, yeni dönem terapi yönelimlerine kadar birçok konuya yer verilmiş.
Dikkate alınması gereken bir eser kesinlikle.

Yazarın biyografisi

Adı:
Zeliha Babayiğit
Tam adı:
Zeliha İyidoğan Babayiğit
Unvan:
Öğretim Üyesi, Çevirmen
Zeliha Babayiğit, 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdi. 1996 yılında İstanbul Üniversitesi, Psikososyal Onkoloji ve Eğitim Anabilim dalında yüksek lisansını, 2007 yılında İstanbul Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde doktora derecesini aldı. Çeşitli hastanelerde psikolog olarak çalıştı. İstanbul Kültür Üniversitesinde Deneysel Psikoloji dersi verdi. Aile terapisi ve çift terapisiyle ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Yetişkin ve çift terapisti olarak danışan görmektedir. Ayrıca 1994 yılından bu yana çeşitli yayın evlerinde özellikle psikoloji alanı ile ilgili önemli eserlerin Türkçe'ye kazandırılması amacıyla çevirmenlik yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 12,5bin okur okudu.
  • 499 okur okuyor.
  • 7,9bin okur okuyacak.
  • 264 okur yarım bıraktı.